12 Şubat 2017 Pazar

Sovyet Toplumunda Artı-değerin Ortaya Çıkışı ve Gasp Edilmesi Mekanizması Üzerine

ÇEVİRİ


Sovyet Toplumunda Artı-değerin Ortaya Çıkışı ve Gasp Edilmesi Mekanizması Üzerine*

Fatos NANO tarafından yazıldı

Kruşçev revizyonistlerinin Sovyetler Birliği'nde iktidarı ele geçirip, geniş bir cepheden Lenin ve Stalin önderliğinde erişilen sosyalizmin zaferine saldırmasının üzerinden yaklaşık otuz yıl geçti. Sovyet devletinin ideolojik ve siyasi temelindeki karşı devrimci yıkımın Sovyet toplumunun ekonomik temelini de harap olmaya götürmesi kaçınılmazdı. Bu durum sosyalist üretim ilişkilerinin yok edilmesine ve kapitalizmin her alanda restoresine yol açan büyük çapta gelişmeleri hazırladı.

AEP 8. Kongresi'nin vurguladığı gibi, Kruşçev revizyonizminin stratejik amacı: "Esas ödevi proletarya diktatörlüğünü ortadan kaldırmak, sosyalist toplumun temellerini yerle bir etmek, Sovyet Birliği'ni kapitalizm yoluna getirip bir emperyalist süper güce çevirmekti. Artık hepimiz Sovyetler Birliği'ndeki büyük karşı devrimci değişiklikleri görebiliyoruz."

Kruşçev ve Brejnev'in Reformları ve Sovyet Toplumunda Kapitalizmin Restorasyonu
Sovyet emekçilerinin kapitalist sömürü ve yağmalanmasını düzenleyip uygulamaya koyan ve özel bir artı değerin ortaya çıkışı ve gasp edilmesi mekanizması sayesinde yeni revizyonist burjuvazi Sovyet ekonomisinin kapitalist temelde yeniden organizesi için yoğun çaba harcadı. İnsanın insan tarafından sömürülmesi mekanizması, Stalin'in ölümünden sonra büyük bir güçle başlatılan alt ve üst yapıdaki reformların uygulamaya konmasıyla biçim ve içerik kazandı.

Sovyet toplumundaki geniş kapitalist değişikliklerin en önemlisi üretim ilişkilerinde radikal değişiklikti. Bu değişiklikte ne pahasına olursa olsun yalnızca en fazla kâr elde etmeyi amaçlayan bir organizenin ve yönetimi sisteminin yürürlüğe konulmasına, devletin kolektif kapitalist organın ayrıcalıklarıyla donatılmasına ve tekelci devlet kapitalizminin emperyalizm tarihinde görülmemiş ölçüde her alanda inşa edilmesine yol açıldı.
1970'e girildiğinde tüm sanayi üretiminin % 92'sinin üzerinde birleştikleri % 90 oranındaki sanayi işletmesinde kapitalist reformlar uygulandı. Ulaşım alanında bu reformlar 1968'de yapılmıştı, inşaat sanayisinde büyük ölçüde 1969-70'te yürürlüğe girdi. Buna karşılık tarımsal devlet sektöründe reformlar yavaş yapıldı. 1970'te devlet çiftliklerinin yalnızca üçte biri bu sürece sokulmuştu. (Pravda 27 Haziran 1970 ve 4 Şubat 1971).

Bu reformlarla Kruşçevçiler ilk darbeyi meta üretimi ve bununla sosyalizm koşullarında değer yasasına etkileri Marksist-Leninist teorisinin temel tezlerine vurdular sosyalizm koşullarında meta üretimi kapitalist meta üretimiyle teori ve pratikte eşit kılındı ve ekonomik mekanizmada bu temelde reformlar yapıldı. Devlet aracılığıyla üretim araçları yeni burjuvazinin elinde toplandı. Devlet ve parti bürokrasisini, engelle karşılaşmadan istediğini söyleyip uygulamada serbest bırakan yeni yasa ve uygulamalar sosyalist içerikli eski yasa ve uygulamaların yerini aldı. Üretimi ve dağıtımı yönetip kullanma, işçi alıp çıkarma, kârları paylaştırma vb. konularda çeşitli işletme ve kurumların yöneticilerine büyük haklar tanındı ve yetkiler verildi. Bu hak ve yetkiler yönetimdeki tabakanın, çalışanların sırtından gelir artışı ve ayrıcalıklarını garanti etmek ve fazlalaştırmak için kullanıldı.

Kâr, bütün ekonomik faaliyetlerin esasını oluşturan üretim ve dağıtımın düzenleyiciliğine yükseltildi. "İşletme faaliyetini en yüksek derecede karakterize eden en üstteki ve genelde ölçü " (Pravda 21 Kasım 1965) oldu. Merkezi ekonomi, pazar ekonomisinin yanında var oldu ve kapitalist arz-talep mekanizması üretim ve tüketim arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinde önemli ölçü yapıldı. Devlet giderek sosyalist ekonominin temel iki kaldıracı olan emek ve üretim alanındaki denetimini yitirdi. Sovyet ekonomisi kendini bürokratik merkeziyetçilikle tabanda gittikçe yayılan ekonomik liberalizmin çelişkilerinin kıskacında buldu. "İşletmelerin planlı bağımsızlığı" ve "arada yığılı idari ilişkilerin yok edilmesi" şiarlarıyla üretim birimleri arasında pazar mekanizması temelinde ilişkiler oluşturuldu. Buradan üretim araçlarının da diğer metalar gibi alınıp satılmasına geçildi ve üretim araçları ana sermayeye çevrildi. Kendi kendine kâr sağlama sistemi, her ekonomik ilişkide sıkıca kapitalist verimlilik üzerinde yükselen kendi ihtiyaçlarını kendi giderme sistemi, yeni kapitalist mekanizmanın temeli yapıldı. Sermaye yatırımlarının ve dolaşım araçlarının devlet tarafından merkezi finansesi sınırlandırıldı ve giderek yerini merkezi olmayan kaynaklar ve banka kredileri aldı. Ekonominin planlı yönetimi, yerini kapitalist meta üretimine ait ekonomik kategori ve yasaların özgür oyununa bıraktı.
 
Kruşçev'in ekonomik reformları üretim araçlarının metalar olarak alınıp satılmasıyla başladı. Reformların en yüksek noktasında revizyonist basın: "Bizde işletmelerin güçlendirilmesi üretim araçlarının alış ve veriş şekliyle oldu." diye yazmaktaydı. (Ekonomicheskiya Gazeta Nr. 43, 1965) 1971'de üretim araçlarının alınıp satılması bütün meta gelirinin 2/3'üne vardı. 1974'de üretim araçlarının % 70'i üretici ve tüketici işletmeler arasındaki doğrudan sözleşmelerle alınıp satıldı. (Ekonomicheskiya Nauki, Nr. 11, 1971 ve Voprosi Ekonomikii Nr. 4, 1974). Sovyet toplumunda devlet ya da kooperatif mülkiyetlerinin hukuksal organlar olarak oluşturulan kapitalist menajerleri ile devlet arasındaki ilişki, şimdiki tekelci kapitalizmde sermayenin özel ya da ortak sahipleri ile kapitalist işletmeleri sahipleri olmadıkları halde yöneten menajerler arasındaki ilişkiyle aynı tiptendir. Şimdiki Sovyetler Birliği'nde sosyal emperyalist devlet şehir ve köy burjuvazisinin çeşitli kesimlerine bırakılan esas üretim araçları, toprak, maden ocakları, su kaynakları, inşaat alanları vb. yerlerin faiz, kâr oranı ve üretim vergisi şeklinde tekelci haklarına sahiptir. Tekel hakları, her devlet işletmesinin üretim fonunun % 15'ini devlet bütçesine taşımasıyla ana sermaye üzerinde faiz şeklinde belirlenir. Ekonominin kooperatif biçiminin (tarımsal kooperatifler, inşaat kooperatifleri yerel hizmetler vb.), tarımdaki kapitalist işletmelerdeki özel gelirlerin (kooperatif üyelerinin özel parselleri), ticaretin (karaborsa) ve hizmet işleri ve tamirciliğin (bireysel kâr için yapılan meslekler) vergilendirmesi ve faizi de aynı şekildedir.
Devlet, kuruluşlar ve burjuvalar arasındaki bu yeni ilişkileri ifade edebilmek için 1 Ekim 1966 ile 1 Temmuz 1967 arasında sanayideki toptan fiyatların % 80 artmasına yol açan bir toptan fiyatlar genel reformu yapıldı. Bunu 1969, 1974 ve 1979'da yapılan genel fiyat artışları izledi. (Planovoje Hozyaistvo Nr. 78, 1967, Voprosi Ekonomikii Nr. 6, 1970, Ekonomicheskiya Gazeta Nr. 1, 1969, Nr 32 1979)

"Yeniden üretimin sosyal sürecinin düzenlenmesinde çok etkili bir araç olan" arz ve talep arasındaki bir dengeye erişmek amacıyla hareketli fiyatlar yeni sistemin temeli yapıldı. (Ekonomicheskiya Nauki Nr. 1, 1969) Böylece Sovyetler Birliği'nde ulusal gelirin yeniden dağılımı süreci kapitalist temeller üzerine oturtuldu. Fiyatların tepede tespit edilmesi gerçeği yanı sıra tekelci kapitalist birliklere fiyatların değiştirilmesinde geniş olanaklar tanındı. Onlar "Fiyat artışlarının daha kaliteli yeni üretim ve piyasadaki hareketliliği yeniden getireceği" düşünceleriyle yönlendirildiler. (Ekonomicheskiya Gazeta Nr. 32, 1976). Çok az değişiklikle eskinin aynısı olan "yeni" ve bol çeşitte pahalı eşyalar Sovyet pazarına akın etti. Nihai hedef en yüksek kârı garantilemekti. Bunu Sovyet basını da itiraf ediyordu: "Çeşitli ekonomik birimlerin üretim ve ticaretteki fiyatları yükselterek gelirlerini (kârlarını) en kolay yoldan arttırma denemeleri fiyatları sürekli arttırdığı için tehlikelidir." (Ekonomicheskiya Nauki Nr. 4, 1959) "Deneylerimiz isteğe bağlı fiyat artışları tehlikeli modasının varlığını göstermektedir." diyerek resmi yayınlarda da itiraf edilen hareketli fiyatlar yerlerini giderek tekel fiyatlarına bıraktılar. (Voprosi Ekonomikii Nr. 6, 1970) "Fiyatı üretici belirliyor ve tüketici üzerindeki baskının arttırılması için pazarda sık sık mal darlığı yaratıyor." (Ekonomicheskiya Nauki Nr. 11) Böylece Mart 1978'de kahve fiyatı beş kat, yakıt yağı iki kat, tamirat ücretleri % 30 arttı. 1981 Eylül'ünde şarap ve tütün fiyatları % 27, halı, kürk, deri eşyalar ve giysiler % 30 oranında fiyat artışı gösterdiler. Gaz fiyatı litrede 40 Koph'e yükseldi vb. (Tass Moskova, 13-15 Eylül 1981).

Sovyet ekonomisindeki kapitalist reformların esas hedeflerinden biri sosyal emperyalist devlet sermayesinin tekel yapısının Sovyetler Birliği içinde ve dışında oluşturulmasıydı. Buna ekonominin her alanındaki işletmelerin birleştirilip kaynaştırılmasıyla ve tek tek cumhuriyetlerde, birleşik cumhuriyetlerde ve tüm Sovyetler Birliği'nde sanayi ve tarım sanayisi birimlerinin oluşturulmasıyla "işletmelerin büyütülmesi" paravanası altında ulaşıldı. Bu tekel birlikleri, yatay ve dikey birleştirmeler, tröst ve kartel tipindeki gruplar halinde bir branşta ya da çeşitli branşlar üzerinde yükseldiler. (Organizacija upravleniya Promischlenih Objedinjenjij S. 16 Kiew 1980). Kruşçev revizyonistlerinin 24. Kongresi (1971), üretim birimlerinin tekelci tipte düzenlenmesini hızlandırarak bu sürece taze güç verdi. 1970-1979 arasında bu birimlerin Sovyetler Birliğindeki sayısı 6,5 kat arttı ve 17.500 yan işletmeye sahip 3950 tekel birliğine erişti. Bunların sanayi üretimindeki payları % 6,7'den % 47,1'e çıktı ve sanayi işçilerinin sayısı % 6,2'den % 48,4'e yükseldi. (Naronoje Hozyaistvo SSSR 1979 Goolu s. 133) Örneğin Ukrayna'da sanayi birliklerine 112 yan işletme, bağlıydı. Ana sermaye ortalama olarak 49 milyon rubleye çıktı. Temel üretim araçlarının emperyalist devletin elinde yüksek derecede tekelleşmesine sıkı sıkıya bağlı olarak Sovyetler Birliği'nde özel kapitalist mülkiyet ilişkileri bu yolla kristalleşti.
Enver Hoca Yoldaş'ın AEP 8. Kongresi'nde söylediği gibi "Sovyetler Birliği'ndeki üretim araçları bugün devlet ya da kolektif biçimiyle kapitalist mülkiyettir, çünkü iktidardaki yeni burjuvazinin çıkarları için kullanılmaktadır, çünkü tam da bu sınıf işçi ve köylülerin emeğinin ürünlerine el koymaktadır." (E.Hoca, AEP 8. Kongre Belgeleri, Tiran 1981, S. 239, 240 İngilizce baskı). Sovyetler Birliği'nde kişisel mülkiyet yoktur. Kapitalist mülkiyete hâkim olan devlet ya da kolektif tekel mülkiyetidir. Sovyetler Birliği'ndeki egemen çevrelerin -yeni kapitalist, teknokrat ve bürokratların- kişisel mülkiyetlerini ve sermayelerini çoğaltma haklan yoktur. Bu hak yalnızca emperyalist devlete aittir. O bu hakkını burjuvazinin bütün kesiminin çıkarına küçük özel sermayenin sabit büyümesine rağmen Sovyetler Birliği'nde şimdilik toprağın, işletmelerin, makinaların, fabrikaların, maden ocaklarının, bankaların, demiryollarının vb. özel mülkiyeti yoktur. Bu durum, Sovyetler Birliği'nde kapitalizme geri dönüşün gerçekleştiği tarihi koşulların ve emperyalizmin çağının mantığından açıklanmak zorundadır. Mülkiyetin âdemi merkezileştirilmesi, küçük parçalara ayrılması ve kişisel kapitalist işletmelerin ellerine dağıtılması ve bu temelde tekel öncesi serbest rekabet üzerinde kapitalizmin gelişimi, kapitalizmin klâsik döneminin özellikleridir ve geride kalmıştır. Şimdi kapitalizmin son evresi emperyalizm yaşanıyor. Bu şartlar altında tam anlamında bir ademi merkezileştirmeyle serbest kapitalist işletmelerin gelişimi Sovyetler sosyal emperyalist burjuvazinin stratejik çıkarlarını tehlikeye sokardı. Diğer emperyalist güçlerle güç ilişkisini değiştirmeyi hesaplamak ve onlarla bir güçlünün pozisyonunda dünyanın ekonomik ve hegemonyacı yönden yeniden paylaşımı için rekabet etmek Sovyet sosyal emperyalistlerinin stratejik çıkarlarıydı. Bu amaçları için Kruşçev, Brejnev büyük burjuvazisi, kapitalist ekonomik girişimleri ve verimli, sermaye getiren kaynakları devlet ve devlet tekelinin altında toplamak zorundaydı. Bu kolektif kapitalist devlet, yönetimdeki burjuva-revizyonist sınıfın çıkarına yeniden üretimi yönetmek, ekonominin askerileştirilmesi, bir süper gücün ekonomik atom potansiyelinin yaratılması, Sovyetler Birliği emekçilerinin ve "Sosyalist Toplum'un" diğer ülkelerinin sırtından yeni burjuvazi sınıfı asalak tüketiminin istikrar koşullarının sağlanması gibi görevleri üzerine aldı. Bunlar, ekonomik yaşamın sınırsız âdemi merkezileştirilmesi ve ekonomideki devlet müdahalesinin kısıtlanmasıyla başlayan Kruşçev reformlarının, neden Brejnev grubunun yönetime gelmesiyle ekonomik temelde giderek liberalleşmeyle tekel tipinin bürokratik merkeziliğinin satın alınması şeklinde belirginleştiğinin esas nedenleridir. Sovyet ekonomisini yöneten kapitalist mekanizma, sosyal emperyalist burjuvazinin stratejik çıkarlarını yaralamadan bu aşırılıklar ve çelişkiler arasında gidip geldi.

Üretim ve sermayenin yüksek ölçüde yoğunlaştıkları devlet işletmeleri (tekel birlikleri) Sovyetler Birliği'ne çağımızın en yüksek tekelci devlet kapitalizminin biçimini verdiler. Devlet sektörü batı ülkelerinde % 20-30 kadarken bu, Sovyetler Birliği'nde esas sektördür. Burada, yöneten sınıf olarak yeni kapitalist sınıf en yüksek derecede gelişmiş totaliter ve hiyerarşik sisteme dayanmaktadır. Sosyal emperyalist devlet, Sovyet toplumunun bütün büyük sermayesinin faaliyetlerinin tekelleştiği, dev bir tekelci organın görünüm ve işleyişine sahiptir. Bu organın kapitalist acenteleri tıpkı merkezileştirilmiş tekel mülkiyetinin müdür ve menajerleri gibi davranırlar ve ekonomik kararlar verme hakkına sahiptirler. Bu ayrıcalıklı ve yetkili kişiler kendileriyle ilgili alanlara miras hakları olmaksızın ve şartlı olarak yerleştirilen devlet, parti, ordu, ekonomi ve kültür hiyerarşisinin memurlarıdır. Onların bu görevi alabilmeleri, yönetimdeki burjuvazinin çıkarlarının tek başına temsilcisi olan sosyal emperyalist devlete ve onun politikasına sadakatlerine bağlıdır. Yönetimdeki burjuvazinin arasına katılabilmek için aslında en önemli nitelik Sovyet toplumundaki kapitalist organın çıkarlarına hizmet etmeye hazır olmaktadır. Bu ölçü görevlerin paylaştırılması ve bürokratik sistemin hiyerarşisindeki bireylerin teşvik edilmesinde de geçerlidir. Geliştirilmiş özel haklar ve ayrıcalıklar sistemiyle Sovyet devletinin sadık destekleyicilerine halkın zararına olarak: garantilediği artı değerin gasp edilmesi ve paylaşımına katılmalarının biricik koşulu da budur.

Sovyet toplumundaki kapitalist reformlar, kaçınılmaz olarak toplumsal mülkiyetin dağılımı, gasp edilmesine, kullanımı alanlarında aşırı değişik ilkelere yol açtı. "Gerçi devlet mülkiyeti kaldı işyerleri özel kişilere verilmedi, kolhozlar ortak kolektif işletmeler olarak kaldılar, bankalar hisse senedi sahiplerine verilmedi ama dağılımda değişen şey toplumsal üretimin kullanımıydı." (E.Hoca 8. Parti Kongresi Raporu, İngilizce baskı S. 240).
Kruşçev ve Brejnev'in kapitalist reformları sona erdiğinde "Sovyet toplumu en küçük hücrelerine kadar burjuva toplumuna dönüştü ve kapitalizm her alanda restore edildi." (E. Hoca 7. Kongre Raporu Tiran 1976, S. 215 İngilizce baskı) Sovyet toplumunda iki yol arasındaki mücadele kapitalizme dönüşle sonuçlandı. Kapitalist meta üretiminin temelindeki çelişkiler yeniden oluşturuldu. Bunlar, bir yanda koyu faşist diktatörlüğün aletleriyle yeni burjuvazi, diğer yanda kapitalist baskı ve sömürüye karşı mücadelede zengin devrimci geleneğiyle emekçiler -Sovyet proletaryası- bu iki düşman sınıf arasında kaçınılmaz mücadele ve çelişkilere yol açtı.

Artı Değerin Ortaya Çıkışı
Proletarya diktatörlüğünün tasfiyesi ve yeni burjuvazinin ellerindeki faşist, totaliter devlet makinasının inşası, yalnızca Sovyet işçi sınıfının ve diğer emekçi kesimlerin politik gücünü değil, üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini de yağmaladı. Kişinin artık kendisi ve toplum için değil de kolektif kapitalist devlet için çalışma zorunluluğu biçimiyle sömürü tekrar ortaya çıktı. Sonuç olarak Sovyet toplumunda tekrar artı değer oluştu. Toplumsal üretim artı değer üretimine, toplum için emek, artı emeğe, işgücü de metaya dönüştü. AEP'nin 8. Kongresi'ndeki açıklandığı gibi: "Sovyet yönetimi artık Sovyetlerin yani işçi ve köylülerin yönetimi değildi. Onlardan soyutlanmış, işçi köylülere yabancı, kendisi için bir yönetim haline gelmişti." (E. Hoca 8. Kongre Raporu, Tiran 1981 S.243-244 İngilizce baskı).
Sermaye ortamında emeğin oluşumu şartlarının, üretim araçlarının ve geçim şartlarının değişimi iş gücünün metaya dönüşmesine yol açtı. Revizyonistlere göre: "Çalışan insan, iş yapabilme gücüyle ilgili karar verme hakkına tekrar sahip olmuştu. Bu hakkı işletme ile imzaladığı çalışma sözleşmesi ile elde ediyordu." (Ekonomicheskiya Nauki Nr 4. 1972)
Bu "hak" pratikte meta işgücünün alınıp satılmasıyla gerçekleşir. Kapitalizmin bu kategorisinin restorasyonu Sovyet toplumunda bağırıp duran bir olgudur. İş pazarı "özgür" işçilerle doludur. Rekabet ve arz-talep yasaları iş-güçlerini satmak için daha iyi sözleşmeler arayan ücretli işçilerin, bu nedenle göç edenlerin büyük çapta hareketlerine neden olurlar. Sovyetler basınının zorunlu olarak itiraf ettiği gibi, işgüçlerinin bu büyük çalkanması, esas olarak daha iyi şartları, ücret ve geçinebilmek için verilen rekabet kavgasına bağlı olarak oluşturmaktadır. 1967 yılında 5,5 milyon emekçi yaşayabilmeleri için zorunlu olan bu çıkarlar nedeniyle başka bir şehre göç etmiştir. 1,5 milyon emekçi şehirden köye taşınmıştır. Unutulmaması gereken milyonlarcası da eski köylerini terk edip yenisine yerleşmişlerdir.
Kapitalist reformların yapılmasıyla tek amaçları en yüksek kârı elde etmek olan işletmeler, meta işgücünün "özgür" pazarında kaliteli ve verimli iş-güçlerini garantileyebilmek için yaptıkları direkt sözleşmelerle şiddetli bir rekabet kavgası içine düştüler. Yani sanayi işçilerinin % 90'ı işletmelerle yaptıkları direkt sözleşmeleri sonucu işe alındılar.
İnsanın insan tarafından sömürüsü kapitalist ilişkisinin restore edilmesi, beraberinde getirdiği bütün kategori ve yasalarla yeni artı değer üretimi mekanizmasını yarattı, Sovyet resmi belgeleri ve gerçek olgular temelinde bu mekanizmanın bir analizi, bize Sovyet sanayisindeki proletaryanın sömürü derecesi ve sanayideki artı değer oranı hakkında bilgi vermektedir.
Şimdi bırakalım gerçekler konuşsun: 1971'de ücretlerin (değişken sermaye) sanayi ürünleri giderindeki (kapitalist üretim gideri) oranının ortalama % 15,5 olduğunu Sovyet kaynaklan itiraf etmektedir (Sovietkoye Planirovannoye Hozyaistro, Moskova 1974, S.33) Bu dönemde Sovyet sanayi sermayesinin ortalama organik bileşimi:
C/V =        84,5/15,5 = 5,5/1'dir.
(sermaye)     (değişken sermaye)

Kruşçev kapitalist ekonomik reformları 1961-65 yılları arasında % 16,7 olan ortalama kâr oranın) 1966-70 yılları arasında % 21,3'e çıkardı. Bu oran 1970 yılında sanayide % 27,2'ye yükseldi. (Sovetskaya Ekonomicheskiya Reforma Produvizhiezyei problemi S. 208 Moskova 1972).
Bu verilere bağlı olarak Sovyet sanayisindeki meta değerinin tipik yapısı aşağıdaki şekildedir:
W            =C+V+M    = 84,5c+15,5v + 27,2
(meta değeri)        (sermaye)    (değişken sermaye) (kâr oranı)

Diğer yandan artı değer oranı ve Sovyet sanayi proletaryasının sömürü oranı şu şekilde ortaya çıkar:
M1 = M/V        = 27,2/15.5x100    = % 175
(artı-değer oranı)    (kâr oranı)        (değişken sermaye)

Bunun sonucu olarak 70'li yılların başında kapitalist Sovyet sanayisinde bir ücretli işçi sekiz saatlik işgününde 2 saat 54 dakika kendisi, 5 saat 6 dakika da yönetimdeki kapitalist sınıfın yeniden üretimi için çalışmaktaydı. Bir sanayi işçisinin sırtından yılda ortalama gelen kâr 2800 Rubleye ulaşmıştı. (Narodnoyi Hozyaisto SSSR v 1979, Godu Moskova 1980 S.167).

Bu veriler büyük sanayideki ve büyük devlet tekellerindeki proletaryanın sömürü ölçüsünü tam olarak yansıtmamaktadır; çünkü buralarda değişmez sermaye için yapılan harcamalara çok küçük bir eklemeyle bile yaşayan emek, artı değerin kaynağı olarak yığınlar halinde harekete geçirilebilmektedir. 70'li yıllarda sermayenin yoğunlaştırılma sürecinin ve merkezileştirilmesinin şiddetlendirilmesiyle Sovyet sanayi sermayesinin organik bileşimi kendini daha da geliştirmiştir. Satış fiyatlarının ortalama durumunu esas alırsak resmi verilere göre Sovyet sanayisinin (sanayi ve ticaret sermayesi birlikte alındı.) kâr oranı 1979'da % 30,1'di. (Narodneye Hozyaistvo SSR v 1979 Godu S. 147).
Yetersiz bilgiler nedeniyle sermayenin organik bileşimini değişmez kabul etsek bile, 1971-1979 yılları arasında artı değer oranı:
M1 = M/V = 30,1/15,5 = % 194'e çıktı.

Böylece 70'li yılların sonunda Sovyet sanayisinde çalışan ücretli bir işçi çalışma süresinin 2/3'ten fazlasını "efendilerine", revizyonist büyük burjuvaziye ve onların sosyal emperyalist devletine sundu. 1979'da Sovyet sanayisindeki 29 milyondan fazla ücretli işçi bu vahşi sömürüye tabi kılındı. Sovyet ekonomisinin tekelci devlet sektörünün yıllık gelirinin, 114 milyar Rublesi (% 53'ü) kârlar, 88 milyar Rublesi de gelir vergisi şeklinde olmak üzere 215 milyon Rubleye eriştiğini resmi istatistikler itiraf etmektedirler. (Narodneye Hozyaist vo SSSR v 1979 Godu S.535) Bu sayı Sovyet toplumundaki üç çeşit kapitalist mülkiyette çalışan emekçilerin sömürülmesinden ortaya çıkan toplam artı değer miktarını vermemektedir. Bu miktarın içinde Sovyet ekonomisindeki kooperatif-kapitalist ve özel sektörlerden gelen artı değer yoktur.
Artı-değerin gasp edilmesi ve paylaşımı kapitalist ilişkilerinin bir analizi, Sovyet toplumunda hâkim olan ve onun sınıfsal fizyonomisini oluşturan kapitalist süreci daha fazla aydınlatmamıza yardım edecektir.

Artı Değerin Paylaşımı ve Gasp Edilmesi
Sovyetler Birliği'nde yeniden oluşturulan kapitalist ilişkiler, toplumsal yaşamın toplumsal üretimin paylaşımı ve kullanımı gibi önemli alanlarında daha fazla göze batmaktadır. Bu kapitalist ilişkiler, üretim araçlarının, emeğin kaynağının ve bu ülkenin zenginliklerinin egemen ve sömürücü sınıf tarafından sosyal emperyalist devlet ve onun ulusal ve uluslararası stratejik çıkarları için kullanıldığını açığa çıkarmaktadır. Bu sınıf, Sovyet işçi ve köylülerinin emek ürünlerini yağmalamaktadır.

Karl Marx'ın ortaya koyduğu gibi: "Sermaye yalnızca emeğe kumanda etmek değildir... Özü itibarıyla ödenmemiş emeğe kumanda etmektir..." (Kari Marks. Kapital, Cilt 1, 2. Kitap S. 30 Arnavutça baskısından) Kapitalist gasp etme mekanizmasının bu yasası Sovyet toplumunda da güçlü olarak etkisini gösteriyor. Farklı tarafı revizyonist burjuvazinin Sovyet işçi ve köylülerinin ödenmemiş emeğinin ezici çoğunluğuna değilse de büyük bir kısmına devlet tekelinin aletleri ve sömürü mekanizmalarıyla kumanda etmesidir.
Toplumsal üretimin kullanımı ve artı değerinin paylaşımı, yönetici sınıf olan büyük burjuvazinin çıkarlarının mutlak hâkimiyetini ve Sovyet toplumundaki tekelci devlet mülkiyetinin özel ve kooperatifler şeklindeki diğer kapitalist mülkiyetlere oranla hâkim rolünü daha fazla açığa çıkarmaktadır. Sonuç olarak Sovyet devleti bütün artı değerin sahibi veya Marks'ın sanayi kapitalistleri üzerine söylediği gibi: "... artı-değerden pay alan herkesin temsilcisidir..." (Kapital, Cilt 1, 3. Kitap, Arnavutça baskı S.8) Sovyetler Birliğinin, ekonomik yaşamında sanayici, tüccar, bankacı, toprak sahibi vb. şeklinde gibi çeşitli kapitalistler arasında klasik işbölümü yoktur. Artı değerin paylaşımı, kullanımı ve gasp edilmesi gibi üretimin işlevleri ezici çoğunlukla devlet sermayesine tabidir ve yaşamın her alanında burjuva tekeli birlik ve bölünmezlik içinde uygulanmaktadır Sovyet toplumunda artı değer, onu yönetimdeki burjuvazinin çıkarları ve isteği doğrultusunda paylaştıran ve kullanan sosyal emperyalist devlet tarafından yağmalanır. Bu kullanım, bir süper-güç olarak ekonomik askeri gücünün genişletilmiş yeniden üretimi için olduğu gibi; devlet kapitalizminin çeşitli memurlarının verimsiz ve asalak tüketimleri içinde olabilir. Sonuncular yani yeni burjuvazinin çeşitli grupları, artı değerin paylaşılması ve yağmalanmasına, devlet hiyerarşisinin her grubunda yani parti, ordu, ekonomi, bilim ve kültür alanındaki rollerinin ölçüsünde katılabilirler.
Şimdi gerçeklere gelelim:
Sovyet toplumunda artı değerin paylaşımını ve gasp edilmesini düzenleyen sömürücü vergi sistemi, devlet bütçesinin en önemli unsurudur. Bu bütçe, sosyal emperyalist devlet tarafından ulusal gelirin tekelci devlet büyük sermayesi lehine dağıtımının temel kaldıracıdır. Devlet artı-değeri dağıtımın temel kaldıracıdır. Devlet artı-değeri bütçede merkezileştirerek dağıtımı bilinen yollardan gerçekleştirir. Anlamları yani devlet bütçesine katkılarına göre esas yollar: Muamele vergisi, 1979'dan 1982'ye kadar 88-100 milyar rubleye yükseldi (bütçe gelirlerinin % 31-37,6'sı), devlet işletmelerinin kârlılığından gelen gelir 84-95 milyar ruble (% 29-30), halkın vergilendirilmesinden 23-38 milyar ruble (% 8-10) vb. (Narodnoye Hozyaistvo SSR v Godu S.353 ve Pravda 1 Ocak 1984 S.4) Devlet işletmeleri kârlarını şu biçimlerde vermektedirler: Sabit kapitalden gelen faiz (gelirin % 33'ü) değişik ekonomik bölgelerde oluşları nedeniyle kademeli tarifeye göre maden ocakları ve akarsulardan arazi vergisi, banka kredilerinin faizleri (gelirin % 18'den fazlası) ve ekstra kârlar (yıllık kâr gelirin °7o 49'u), (Alıntı yukarda adı geçen yerden yapılmıştır). Buradan çıkarak her yıl devlet bütçesine işletme sigortalarından 14 milyar ruble (bütçe gelirinin % 5'i) tarımsal kooperatiflerin vergilendirilmesinden 1-2 milyar rubleye yabancı kaynaklardan (dış ticaret, sermaye ihracından gelen gelir, silah satışı, yabancı krediler vb.) 70 milyar ruble (% 25), aktarılır. (Pravda 29 Temmuz 1979 ve Ekonomicheskiva Gazeta N. 32 1979).
Açıktır ki tarımsal kooperatiflerin vergilendirilmesinden bütçeye akan artı değer parçası çok azdır. Bu paranın çoğu ya tekrar paylaşılır ya da toplanan fiyatlar sistemiyle malların şehir ve köy arasındaki dolaşımında eritilir.

Bu gerçekler göstermektedir ki, Sovyet sosyal emperyalist devleti ve Sovyet ekonomisi ülke yaşamının yoğun askerileştirilmesinin sonuçlarından ağır etkilenmektedir. Bilindiği gibi Sovyetler Birliği ulusal gelirin üçte birini bu amaç için kullanmaktadır. (150 milyar ruble) Ağır sanayinin önemli dallarının üçte biri, enerji kaynaklarının yedide biri, aktif işgücünün onda biri ya doğrudan devlet bütçesinden ya da diğer yollardan ülke hayatının askerileştirilmesi için harcanmaktadır. Sovyet sosyal emperyalistlerinin dünyanın ekonomik olarak ve toprak bakımından yeniden paylaşımı süper-güç olma planlarına bağlı olan stratejik çıkarlarının sürdürülmesi için artı değerin kullanımı sürecinde Sovyet büyük burjuvazisi devlet aracılığıyla, devlet sermayesinin genişletilmiş yeniden üretimine, ekonominin askerileştirilmesine, sermaye ihracına vb. tartışmasız öncelik verir. Büyük burjuvazi bu amaç için artı değerin birikimi ve kullanımını yönetimdeki burjuvazinin sürekli artan asalak tüketimine hiç dokunmadan sağlar; ancak bunun karşılığında emekçilerin sırtına bindirilen yük devamlı artar. "Bu çizginin sonuçları Sovyet halkının günlük yaşantısında da görülüyor. En gerekli mallar sıkıntısı çekiyor; enflasyon, işsizlik, işgücünde oynama var; çeşitli mallar hem açıklanmış hem de açıklanmamış zam görüyor. Ekonomide özel sektör yaygınlaştı, tekelci yabancı sermayeye kapılar açıldı; karaborsa, vurgunculuk, yolsuzluk, rüşvet ve kaçakçılık serpiliyor." (E.Hoca AEP 8. Kongre Raporu, Tiran 1981 S.243 İngilizce baskı).

1979'da devlet işletmelerine ayrılan kârların % 40'ı üretimin genişletilmesi fonuna, yeni sermaye yatırımlarının merkezi olmayan finansesi ve dolaşım sermayesinin büyümesi için, % 43'ü çalışanların maddi teşviki fonuna. % 17'si de sosyal kültürel önlemler ve yatırım fonuna aktı. (Narodnoye Hozyaistvo SSR v 1979 Godu, S.536). Askersel Sovyet devleti, askeri sanayi komplekslerinin önemli faaliyetlerini ve önemli sektörlerini, tüm Sovyet ekonomisinin çalışıp ödediği bürokratik merkeziyetçilik sayesinde kontrol altında tutar. Sovyetler Birliği'nde büyük devlet sermayesinin genişletilmiş yeniden üretimi için artı değerin birikimi ve kullanımı bu koşullar altında gerçekleşiyor. Aynı zamanda, Sovyet devletinin yetişemediği üretimin bir kısmına, yani gıda maddelerinin ticaretine, birçok tüketim maddesinin üretimine ve sosyal hizmetler alanına özel sermaye çağırılıyor. Bu amaçlar için özel sermayeye daha geniş olanaklar tanıyor. (Sovyet revizyonistlerinin 26. Parti Kongresi tutanakları-Pravda). Bugün Sovyet ekonomisi parçalanmış durumdadır ve birbirine paralel iki çizgi halinde kapitalist iflasa sürüklenmektedir. Özel sermayenin faaliyetleri arttı ve resmi basının "gölge ekonomisi" (Tyenovaya ekonomika) dediği bir ikinci paralel ekonomiye dönüştü. (Review Eko, Mart 1980). Bu ekonomi, bütün ekonomideki yıllık işgününün onda birinden fazlasını kendi bünyesinde topluyor. (Bunun üçte biri tarıma ait) 8,5 milyon hektar arazi, 23 milyon büyük baş hayvan, 29 milyon koyun ve keçi, tarımdaki toplam üretimin dörtte biri, konut yapımlarının °?o 340'u, şehirde yaşayan ailelerin ortalama gelirinin % 25'i ve kırsal kesimdeki ailelerin ortalama gelirinin °/o 27'si bu ekonominin kapsamı içindedir. (Comecon Yıllığı, Moskova 1979, S.215-216-261-263).

Kişisel tüketim mallarının dağıtımı alanının en temel özelliği, emekçilerin sırtından yeni burjuvazinin ayrıcalıklarının ve maddi çıkarlarının teşviki ve garantilenmesinin tam anlamıyla öncelik almasıdır. Bu kapitalist ülkede geçerli olan ücret sistemi ve tüketimin çekiciliği, sömürü hiyerarşisi yukarıdan aşağıya doğru kendini oluşturur. Aşama düzenine göre, bir avuç seçkin azınlığın hakları, emekçi halkın zararına en uç noktadan yani devlet aygıtından başlayarak partide, ekonomide korunur. En üstte başlayan sömürü düzeni sanayi işletmelerindeki çalışma grupları düzeyinde sona erer. Sovyet işçi sınıfını tanınmış işçi aristokrasisi katmanlarının yozlaştırılması yöntemleriyle karıştırmak için sömürüden çalışma gruplarındaki işçiler de pay alırlar. Mülk sahiplerinin ve işverenlerin emekçilere karşı burjuva haklarının sınırsız etkilerinin kurumlaştırılması ve nominal ücretlerin teşviki, kârdan pay verilmesi, çeşitli prim ve ayrıcalıklar sisteminin yerleştirilmesiyle Sovyetler Birliği'ndeki çeşitli toplumsal gruplar yaşam standartlarına ve reel gelirlerine göre sayısız kademelere bölünmüştür.
"Emeğe göre ücret ilkesi uygulanır deniyorsa da; gerçekte yeni burjuvazinin çeşitli grupları işçiler ve köylülerin yarattıkları artı değeri kendilerine mal ediyorlar. Bu geniş çaplı soygun, sözüm ona üretim çalışmasını, bilim çalışmalarını, sanat yaratıcılığını vb. özendirmek için uygulanan bir tür maddi teşviktir, deniyor. Gerçekte ise tam da kapitalist bir sömürüdür." (E.Hoca, 8. Kongre Raporu, Tiran 1981, S.240 İngilizce baskı).

Sovyet kaynakları, sanayi işletmelerindeki nominal ücret sistemini şöyle açıklamaktadırlar:
Vasıfsız işçi 1
Vasıfsız işçi 1,5 kat
Usta başı 2,4 kat
Bölüm şefi 3,2’den daha fazla
Baş mühendisi 7,2 kata kadar.
Müdür 10,8 misline kadar. (Sovjetskaya Planirovannoye Hozyaistvo, Moskova 1973 S.242-253).
Bu duruma rağmen ücret tabelası Sovyetler Birliği'nde revizyonist burjuvazi ile işçilerin yaşam düzeyleri ve biçimleri arasındaki ayrılığın yalnızca küçük bir parçasını sergilemektedir. Ücretlerin ve ayrıcalıkların derecelendirildiği ve yeni burjuva unsurların tam anlamıyla en fazla kâr ettikleri yolların sonucu olarak sosyal eşitsizlik büyüyor. Sorunu bu bağlamda AEP 8. Kongresi şöyle ortaya koymuştur: "Asalak tüketim görülmedik boyutlar kazandı. İşçilerin ücretleriyle üretim alanındaki bürokrat ve teknokrat yöneticilerin ücretleri arasındaki oran, görünen (nominal) ücret temel alınırsa onda birden fazladır; kâr payı, çeşitli ödemeler, diğer sayısız ayrıcalıklardan sağlanan gelirler göz önünde tutulursa, bu oran daha da artar. Yaşayışta ve ücretlerde bu farkı, batı ülkelerindeki burjuva yöneticilerle işçiler arasındaki farktan ayırmak zordur." (Enver Hoca 8. Parti Kongresi Raporu, Tiran 1981 S.242 İng. baskı).
Bu gerçekler de kanıtlıyor ki: Kruşçevçi kapitalist reformlar paylaşım alanında "maddi teşvik sistemi"ni harekete geçirdi, bu toplumsal güçleri kutuplaştırdı ve tam anlamıyla ekonominin her organına kapitalist kâr ölçülerini yerleştiriyor. "Asıl olan; ücretlendirmenin her biçiminin kâra dayanmasıdır." (Liberman, Voprosi Ekonomiki. Nr. 8. 1962)
1966-1969 yılları arasında Sovyet işletmelerindeki maddi teşvik fonu ortalama dört kat artmıştır. (Sovjetskaya Ekonomicheskiya Reforma Provi i Problemi S.207).

Sovyet sanayisinde çalışanlar sosyal yapılarına göre % 4 yönetici personel, % 96 işçiler olarak ayrılırlar. Sovyet ekonomisinin bu temel dalındaki maddi özendirme fonunun paylaşımıyla bağlantılı olarak; resmi istatistiklerin de açıkça ortaya koyduğu gibi, primlerin % 49,4'ü üretimin kapitalist yöneticilerine giderken, % 50,7'si işçiler arasında dağıtılmaktadır, (agy, S. 194). Devlet gücüyle donatılmış ve üretimin yönetimini hakimiyeti altında tutan Sovyet revizyonist burjuvazisinin temsilcileri, bu gerçeklerin de gösterdiği gibi kârların dağıtımında aslan payını alırlar. Devlet gücünün görevlerini üzerine almış % 1 oranında isletme çalışanı yeni kapitalist yöneticiler, primlerin % 12,3'ünü alırlar. Sovyet işçi sınıfı gibi devlet gücünde payı olmayanlar ise primlerin % 0,5'îni veya 25 kat daha az alırlar. Bu küçük "emek kırıntılarıyla Sovyet büyük burjuvazisi tıpkı batı burjuvazisinin yaptığı gibi işçi sınıfı hareketinin koynunda oportünizmi beslemektedir.
Sovyet kaynaklarına göre, yöneticilere primleri aydan aya ödenirken, işçi primlerinin büyük kısmı (% 59,1 M) sene sonunda ödenmektedir. (S. Kamenicer, Opit Promishtenovo Upravlemiya v SSCB, Moskova 1973 S. 124). Yani revizyonistlerin işçiler için "14. ay" dedikleri üretim kapitalist yöneticileri için yılın "24. ayı"dır. Yıl boyunca dağıtılan kârın geri kalan kısmıyla uçurum daha da derinleştirilmektedir. Aylık primlerin % 82,2'sini işletme yöneticileri alırken, yalnızca <% 17,8'ini işçiler almaktadır. Bu da Sovyet sanayi çalışanlarının sosyal yapısına göre 102 kat daha az pirim aldıklarını göstermektedir (Sovjetskaya Ekonomiskeskiya Reforma: Prodvizhenie i Problemi, S. 194).

Tüm bunlara rağmen, "maddi özendirme fonları" maddi teşvikin tek yöntemi değildir. Sovyet basını, birçok işletmelerde özendirme fonlarının çalışanların ücretlendirilmesinde esas kaynak olmadığını kabul etmektedir. Çünkü aynı zamanda otuzdan daha fazla ücretlendirme sistemi yürürlüktedir. "Özel pirimler" diye adlandırılan primler, maddi özendirme fonlarından dağıtılan "genel primlere" göre çok daha yüksektir. (Voprosi Ekonomiki, Nr. 12,1973) Yeni Sovyet burjuvazisini sevindiren sayısız hak ve ayrıcalıklar, çalışanların sırtından bitmez tükenmez kâr kaynakları sunmaktadır. Devlet ve parti ileri gelenlerine mavi zarflarla pirimler verilmekte, devlet bankalarında hesaplar açılmakta, yönetici sınıflara ait bir avuç insanın asalak tüketimlerini garantilemek, kişisel emekliliklerini ve diğer ayrıcalıklarını gerçekleştirmek için bu kaynaklar kullanılmaktadır. Bugünkü bunalım, tekelci devlet kapitalizminin başarısızlığının sonucudur. Bu açıkça göstermektedir ki; kapitalizmin çürümesi yalnızca klasik kapitalizm değil, Sovyetler Birliği ve diğer ülkelerdeki kapitalizmi de içermektedir. Emekçiler üzerindeki bu kapitalist egemenlik ve sömürü biçiminin de, ekonomik sarsıntıları, üretici güçlerde düzensizliği, üretim düşüşünü emekçi kitlelerin geçiminin zorlaşmasını, burjuva toplumun yarattığı hastalıkların yayılmasını engelleyemediğini AEP 8. Parti Kongresi vurgulamıştır. "Sınıfsal farklılaşma süreci bütün revizyonist ülkelerde kaynıyor.
Sınıfsal çatışmalar hızla büyüyor. Sovyetler Birliği de dış itibarıyla görünse de, bu olguların dışında değildir. Kapitalizmin yeniden açtığı yaralar, ancak, revizyonizmin yıkılıp sosyalizmin yeniden kurulmasıyla iyileşebilir." (E. Hoca 8. Parti Kongre Raporu, Tiran 1981, S.248 İng. baskı)

Ocak-Şubat 1989
Kaynak: AEP MK'sına bağlı Marksist-Leninist Araştırmalar Enstitüsü’nce Socio Political Studies,
Sayı 1, 1984, Sayfa 160-176'da yayımlandı. İlk kez 1983’te "Studieme Politiko-Shogerore" 3. sayısında yayınladı. Dilimize Almanca çevirisinden aktarıldı.

*Bu yazı için bkz. https://ozgurlukdunyasi.org
NOT: Yazı dizimiz devam ederken arada bu vb. belgeler, yazılar yayınlamaya devam edeceğiz. Bu yöntemin sorunları inceleyecek okura katkı yapacağını düşünüyoruz. Bu yöntemi kullanırken ölçütümüz yayınladığımız yazılarla fikir birliği içinde olma ölçütü değildir ve olmayacaktır. (H. OZAN)

11 Şubat 2017 Cumartesi

Çeviri/Belge



Stalin Ve 2. Dünya Savaşı Sonrası SB’nde ‘Pazar Sosyalizmi’ Sorunu*

Vijay Singh
‘Günümüzde Stalin’ konulu uluslararası seminer, Sovyetler Birliği’nin nihai dağılmasından sonra ve onun yıkıntılarından yükselen işçi sınıfının, sermayenin yenilenmiş iktidarına karşı ilk adımlarını atmaya başladığı koşullarda, Ekim Devrimi’nin 77. yıldönümünde Moskova’da yapılıyor. Bu gelişmelere ilişkin olarak Stalin’in bize söyleyeceği bir şey var mı? Bu makalede, Stalin’in son büyük çalışması olan ‘SSCB’de Sosyalizmin Ekonomik Sorunları’nın, SB’nde 1953’ten sonra gündeme getirilen ‘Pazar reformları’nı incelemede ve bunların ekonomik ve politik karakterleri hakkında bir sonuca varmada kalkış noktası teşkil ettiği iddia ediliyor.
Ekonomik tartışmaların içeriği neydi?
SBKP(B), sosyalist toplumun temellerinin 1935’te kurulduğunu düşünüyordu. Parti’nin 18. Kongresi, komünist topluma geçişin, ülkeyi daha da geliştirmek için izlenecek yol olduğu düşüncesindeydi. Yeni parti programını hazırlamak için bir komite kuruldu ve 1941’de Devlet Planlama Komitesi’nden, komünist toplumun temellerini oluşturacak 15 yıllık bir ekonomik kalkınma programı formüle etmesi istendi. Bu perspektif Nazi işgaliyle sekteye uğradı; fakat savaş sonrası dönemde derhal yeniden başladı. 1947’de 9. Parti Konferansı’nda Malenkov partinin ‘SBKP(B)’nin yeni programı üzerinde çalışıldığını, mevcut programın kadükleştiğini ve yerine yenisinin konması gerektiğini’ belirtti. (Malenkov, SBKP(B) MK’nin faaliyetleri’, Sürekli Barış İçin, Halk Demokrasisi İçin, Bombay, 1948, s.79). Bu görev 1952’deki 19. Parti Kongresi’nde de tekrarlandı. 1946’da 4. Beş Yıllık Plan Raporu’nu Yüksek Sovyetler’e sunarken Voznesenski kendisine 1941’de verilen görevi hatırlattı:
"Plan, sınıfsız bir sosyalist toplum inşasının tamamlanmasını ve sosyalizmden komünizme tedrici bir geçişi öngörüyor. SSCB’nin temel ekonomik görevinin, yani kişi başına sınai üretim hacmi açısından ekonomik olarak belli başlı kapitalist ülkelerin seviyesinin yakalanması ve aşılmasını öngörüyor." (Voznesensky, SSCB Ulusal Ekonomisinin Kalkınması İçin Beş Yıllık Plan, 1946-1950, Soviet News, Londra, 1946, s.10) ‘Tek ülkede komünizmi’ inşa etmenin mümkün olup olmadığını soran bir İngiliz gazeteciye verdiği yanıtta da açıkça görüldüğü gibi Stalin de bu programatik perspektifle mutabıktı. Stalin şöyle yanıtladı:
"Elbette mümkün, özellikle SB gibi bir ülkede." (Stalin, ‘Savaş Sonrası Uluslararası İlişkiler’, Soviet News, Londra, 1947, s.13)
Stalin’in ‘Ekonomik Sorunlar’da Gosplan ekonomisti Yaroşenko’ya ilişkin eleştirileri, Bugdanov’un fikirlerinin savaş sonrası dönemde de önemli ölçüde canlılığını koruduğuna işaret eder. Yaroşenko, münferit bir bakış açısını temsil etmiyordu. Yudin, bilim işçileri ‘Yaroşenkovçini’ler içinde ‘Troçkizm-Buharinizm-Bogdanovizm’e doğru sabıkalı bir geri dönüşe işaret eden gerçek bir eğilimin olduğunu belirtiyor. Hatırlanacağı gibi Bogdanov, devrim öncesi etkili ekonomi-politik makalelerinin yazarıydı. Felsefede, Lenin’i ‘Materyalizm ve Empirio Kritisizm’ kitabıyla cevap yazmaya iten Avenarius’un ve Mach’ın fikirlerini benimsedi. 1917’de Rusya’da sosyalist bir devrimin maddi koşullarının olmadığını öne süren yarı-Menşeviklerin tutumunu desteklemişti. Kültür alanında ise, devrim öncesi mirası reddeden ‘saf bir proleter kültür’ü savunuyordu. Yaşamının son dönemlerinde yapısal ilişkilerin matematikteki büyüklük ilişkileri gibi biçimsel şemalar şeklinde genelleştirilebileceğini öne süren ve ‘teknoloji’ olarak adlandırdığı bir ‘örgütsel bilim’ geliştirdi. (‘Filosofskaya Entsiklopediya’, Cilt I, Moskova, 1960, s.177) Bu görüşler açıkça diyalektik materyalizmin, tarihsel materyalizmin ve Marksist ekonomi politiğin önermelerinden uzaktı. Bogdanov, Lunaçarski, Buharin ve Gorki de dâhil olmak üzere Rus salonunda olağanüstü bir etki yaratmıştı. Buharin ekonomi-politik, tarihsel materyalizm ve bilim ve teknik konularındaki yazılarında Bogdanov’un fikirlerinden esinlendi.
Stalin Yaroşenko’nun toplumun gelişmesinde üretim ilişkilerinin önemini küçümserken üretici güçlerin rolünü büyümsediğini ve böylece üretim ilişkilerini üretici güçlerin tamamlayıcı bir parçasına indirgediğine işaret eder. Yaroşenko, çeşitli mülkiyet biçimlerinin varlığını sürdürmesi, meta dolaşımı ve genelde değer kategorileri gibi temel sorunları gözardı ederek sosyalizmin ekonomi-politiğini aslında terketmiş oldu. Ekonomi-politik bilimi, Bogdanov’u andıran, üretici güçlerin sınıfsız rasyonel bir örgütlenmesine dönüştürülmek isteniyor. Bu ekonomizmin tersine Stalin, SSCB’de üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çelişkilerin devam ettiğini tekrar vurguladı. Yönetici organların yanlış politikalar uygulaması durumunda çatışma ortaya çıkmak zorunda kalır ve bu koşullarda üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmesini geciktirir. Yaroşenko’nun görüşleri Buharin’in kırdaki sınıf çatışmaları patlamasını görmezlikten gelmesini ve tarımdaki mevcut kapitalist üretim ilişkilerini dondurup dikkatini ‘teknik devrim’e çevirme isteğini çağrıştırır. Buharin 1930’larda açıkça ‘ülkedeki proleter devrimin yeni bir aşamaya, teknik devrim aşamasına geldiğini’ belirtti. (Buharin, ‘Metodologiya i Planirovanie Nauki i Tekhniki’, İzbranniye Trudi, Moskova, 1989, s.135) 1953 sonrası çorak yıllarda bu tür görüşler yaygınlaştı. Sosyalizm artık Lenin ve Stalin dönemlerindeki gibi sınıfların ortadan kaldırılması ve komünizme ilerleme olarak değil, kollektif çiftlik mülkiyet biçiminin korunması, sınıfsız ‘bilimsel-teknik gelişme’ ideolojisinin geliştirilmesi ve meta-para ilişkilerinin genelleştirilmiş sunumu olarak anlaşılıyordu. Yaroşenko’nun görüşleri, 1953 sonrasında pazar ilişkilerinin kurulmasıyla tamamıyla uyum içindedir. Sovyet liderliği sosyalist üretim ilişkilerinin varlığını sürdürmesi ve genişletilmesi konusunda kayıtsız davrandı ve Stalin döneminin karakteristiği olan üretici güçlerin sürekli gelişiminin sağlanması konusunda yeteneksiz olduğunu kanıtladı. 1953 sonrasında izlenen ekonomi politikalarının deneyimi, uygulanan yanlış politikaların, üretim ilişkilerinin üretici güçleri frenleyici bir duruma yol açacağını öngören anlayışın doğruluğunu göstermiştir. Yaroşenko, görüşlerinin ima ettiği şeylerin farkında değilmiş gibi görünür. 1992’de yazarken, SB’nin dağılmasıyla Marksist ekonomi-politik açısından ortaya çıkan sorunları ele alma ilgisini göstermedi. Bütün sosyal sorunlardan önce üretici güçlerin gelişme yasalarını kavramanın öncelliğine vurgu yapmaya devam edip 1951’deki görüşlerini tekrarlayarak, o yıl çıkmış olan Ekonomi Politik Ders Kitabı üzerine tartışmanın ana görevinin sosyalist ekonominin rasyonel, örgütsel işleyişi sorununa cevap vermeye yönelik olması gerektiğini belirtti. İlginç olan şuydu ki Yaroşenko sosyalizmdeki üretim ilişkileri sorununu ele alarak, ekonominin bilimsel örgütlenmesinin, çağdaş bir deyimle ‘sosyal örgütlenme ilişkileri’ ve ‘ekonomik mekanizma’ olarak adlandırdığı sosyalist üretim ilişkilerinin mükemmelliğini öngördüğünü iddia etti. Bu mantıkla Yaroşenko açıkça perestroyka döneminin ekonomi politiğini onaylıyordu.
Üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki toplumsal çelişkinin sürekli varlığı sorununun daha geniş etkileri ve sonuçları vardı. Marx ‘Alman İdeolojisi’nde üretici güçlerle üretim ilişkileri arasındaki çelişkinin sınıf çatışmalarında yattığını belirtti. Stalin’in Yaroşenko’ya eleştirisi, onun son teorik çalışmasında sosyalist toplumda çelişkilerin ve sınıf mücadelesinin varlığını sürdürdüğünü kabul etmeye devam ettiğini ortaya koyuyor. Görüldüğü gibi Yaroşenko’nun eleştirisi, yanlış politikaların uygulanması durumunda Üretici güçlerin (gelişmesini) geciktirecek çalışmaların ortaya çıkacağını açıkça belirtir. Stalin aynı zamanda sosyalizm koşullarında bu sorunların genellikle çatışma noktasına gelmediğini, çünkü toplumun, geri kalan üretim ilişkilerini üretici güçlerin karakteri ile uyumlu hale getirmek için zamanında adım atmasının mümkün olduğunu düşünüyordu. Bu mümkündü; çünkü sosyalist toplum, direniş örgütleyecek eski sınıfları içermiyordu. Ama üretim ilişkilerini değiştirme gereğini anlamayan geri ve hareketsiz güçler vardı. Stalin, sorunları çatışma noktasına getirmeden bu tür görüşlerin üstesinden gelinebileceğini düşünüyordu. Bu anlayış, sosyalizmde çelişkilerin devam ettiğini, ama antagonizmanın artık varolmadığını belirten Lenin’in anlayışıyla paraleldi.
Sovyet toplumunda toplumsal çelişkilerin devam etmesi konusundaki tartışma Sovyet felsefesi açısından açık ipuçları veriyor. Yudin, kendisi de dâhil birçok filozofun, Sovyet toplumunda üretim ilişkileri ile üretici güçler arasında tam bir uygunluk olduğunu iddia etmekle ikisi arasındaki çelişkinin varlığını inkâr ettiklerine işaret etti. ‘Sosyalist Toplumda Üretim İlişkileri ile Üretici Güçlerin Tam Uyumu’ adlı broşüründe filozof Glezerman 1951’de bu sonuca vardı ve ekonomik ilişkiler, Sovyet toplumunda üretici güçler ve üretim ilişkilerini tahlil etmekle bile ilgilenmedi.
Yudin, çelişkilerin varlığını inkârın Sovyet felsefesini cansız ve metafizik şemalar oluşturmaya yönelttiğini sonucuna vardı.
1921 Mayısında Lenin sosyalist fabrikaların ürünlerinin ‘ekonomi-politik anlamda meta olmadığını’ halihazırda ‘meta olmaktan çıkan bir meta’ olduğunu vurgulamıştı. ‘Ekonomik Sorunlar’da Sovyet ekonomist Notkin’in, sosyal sektör tarafından üretilen üretim araçlarının aslında meta olduğunu belirttiği ifade ediliyor. Stalin bu anlayışı reddederek, üretim araçlarının işletmelere tahsis edildiğini, satılmadığını, üretim araçlarının mülkiyetinin devlet elinde olduğunu ve bunların, devletin temsilcileri olarak, devlet planlarıyla uygunluk içinde işletme yönetimleri tarafından değerlendirildiğini belirtti.
Ocak 1949’da Gosplan Başkanı Voznesensky ağır sanayi ve ulaşımda devlet sübvansiyonu sistemine son vermek amacıyla toptan eşya fiyatlarında reform girişiminde bulundu. Voznesensky, ağır sanayi ve demiryolu taşımacılığı da dâhil olmak üzere üretim birimlerinde üretim maliyetinin yüzde 3-5’i oranında bir asgari kar ilkesi getirmek istedi ve böylece üretim araçlarını metaya dönüştürmenin koşullarını yaratacaktı. Temel üretim araçlarının işleyişine değer yasasını sokma girişimine hemen son verildi. 5 Mart 1949’da Stalin’in inisiyatifiyle Voznesensky görevinden alındı.
‘Ekonomik Sorunlar’da Stalin SB’nde meta üretimi alanının sınırlı olduğunu belirtti: Burjuvazi mevcut değildi ve devletteki ilgili tek sosyalist üretici kooperatifler ve kolektif çiftliklerdi. Meta üretimi, kişisel tüketim maddeleriyle sınırlıydı. Bu nedenle Stalin, SB’nde meta üretiminin ‘meta olarak emek gücü, artı-değer, sermaye, kapitalist kar, ortalama kar oranı’ gibi kapitalist meta üretiminin ekonomik kategorilerine yol açacağı görüşünü reddetti. Sosyal bilimlerde anti-Marksist hatalara ilişkin Yudin’in eleştirilerinde açıkça görüldüğü gibi, Sovyet ekonomistlerin belli bir kesiminde bu tür nosyonlar oldukça yaygındı. Merzenev ve Mikolenko, SB’nde de emek gücünün tıpkı kapitalist toplumdaki gibi meta olduğu fikrini savunuyordu. Yakovlev ise ‘sermaye’ kategorisinin Sovyet koşullarına uygulanabileceğini öne sürüyordu. Ünlü ekonomist Atlas da, ortalama kar oranının Sovyet ekonomisinde işlerliği olduğunu belirtiyordu. (Yudin, age, s. 23)
Stalin’in ölümü ile SBKP’nin 20. Kongresi arasındaki dönemde ekonomi politikasında köklü dönüşümler yaşandı. Komünist toplumun temellerini oluşturma doğrultusundaki planlama perspektifi terkedilerek, yerine tüketimci bir refah programı getirildi. Meta dolaşımı yerine, şehir ve kır arasında tedrici bir ürün değişimi uygulamasını öngören Stalin’in önerisi –ki bu öneri 19. Kongre’de kabul edilmişti- Mayıs 1953’ten itibaren son buldu ve ‘Sovyet ticaretini yaygınlaştırma’ sloganı altında meta dolaşımının genişletilmesi programı kabul görmeye başladı. Nisan 1953’te Tüm Sovyetler Bakanlarının ekonomik haklarının genişletilmesi ve 1955’te de Cumhuriyetlerin Bakanlıklarının ve İşletme Yöneticilerinin yetkilerinin arttırılması ile Sovyet ekonomisinde Gosplan’ın alanı büyük ölçüde sınırlandırılmış oldu. Stalin döneminden kalan merkezi direktif planlama sistemine 1955’te son verilerek yerine Gosplan, Tüm-Sovyetler ve Cumhuriyetler Bakanlıklarının yapacağı ‘koordinatif planlama’ sistemi getirildi.
20. Kongre sonrası iki yıl, Sovyet ekonomisinin işletilmesinde başka radikal değişikliklere de tanık oldu. 22 Mayıs 1957 tarihli ve 555 sayılı SSCB Bakanlar Kurulu kararı ile devlet sektörü ürünlerinin tahsisi sistemine son verilerek Sovyet sanayinin ürettiği sınai ürünleri satmak için çok sayıda merkezi satış örgütleri yaratıldı. Molotov, Kaganoviç ve Saburov’un SBKP’nin lider pozisyonlarından indirilmesi, ekonomi politikaları üzerindeki etkisini hemen gösterdi. İşletmelerin karlılık temelinde işletilmesini öngören 22 Eylül 1957 tarihli ve 1150 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, üretim araçlarının metaya dönüştürülmesi işi başarılmış oldu.
‘Ekonomi Politik Ders Kitabı’nın 1958’de çıkan üçüncü baskısı, devlet sektörü içinde üretim araçlarının meta olarak dolaştığını belirterek yeni ekonomik sistemi doğru bir şekilde yansıtmış oldu. (Ostrovityanov, ‘Politicheskaya Ekonomiya Uchebnik’, 3. baskı, Moskova, 1958, s.505)
Sanina ve Venzher’in mektuplarına yazdığı cevaplarda Stalin, tarım alanında temel üretim araçlarına sahip olan Makina-Traktör İstasyonlarının kolektif çiftliklere satılması fikrine karşı olduğunu belirtti; çünkü böylesi bir girişim, önemli oranda üretim araçlarını meta üretiminin yörüngesine sokmuş olacaktı. Sanina ve Venzher kendi görüşlerini açıkladıklarında izole olmuş ekonomistler değillerdi. Bir yıl kadar önce de ‘Sosyalizmden Geçiş Yolunda’ (Kiev, 1950) adlı broşüründe Paltsev, MTİ’nda zirai tekniklerin gelişmesi ve küçük kollektif çiftliklerin birleşmesi ile, belli bir kollektif çiftliğin çalışmasına yakından bağlı ve o çiftlik içinde MTİ’nin kurulabileceğini iddia etmişti. (Yudin, age, s. 31-32)
Böyle bir uygulama ile Paltsev aslında tüm halkın, devletin mülkiyetinin, kollektif çiftliklerin grup mülkiyetine tabi kılınmasını öneriyordu. MTİ’lerin dağıtılmasının (tasfiyesinin) temel koşulu, tarımdaki temel üretim araçlarının tahsisi sistemine son vererek tarım sektöründe ihtiyaç duyulan makinaların satışı fonksiyonunu görecek bir örgütlenmeyi, Glavavtotraktorsbita’yı, kendi yetkisi altında, yarattı. 1958’de resmi olarak kendisini Venzher’in geliştirdiği öneriden mesafeli tutan Kruşçev MTİ’ni tasfiye etme ve tarımdaki üretim araçlarını kollektif çiftliklere satma politikasını uyguladı. Bunun sonucu olarak sanayideki üretim araçları gibi tarım alanındakiler de meta olarak dolaşıma sürülmüş oldu. Venzher’e ve Kruşçev’e yakın olan Sovyet yayıncı Vinniçenko, Stalin’in tarımdaki temel üretim araçlarının kollektif çiftliklerin mülkiyetinde olmasına karşı çıkmasının altında yatan nedenin onun köylülüğe olan ‘güvensizliği’nden kaynaklandığını ileri sürdü. Ancak bu doğru değildi. Aslında Stalin Engels’in Marksist tutumunu sergiliyordu. Ocak 1886’da Bebel’e yazdığı mektupta Engels, tarımdaki üretim araçlarının bir bütün olarak toplum mülkiyetinde olması gerektiğini, böylece kooperatif çiftçilerinin özel çıkarlarının toplumun genel çıkarlarının önüne geçmeyeceğini belirtmişti. (Engels to A. Bebel in Berlin, 20-23 Ocak 1889, Marx and Engels, ‘Sobraine Sochneniya’, cilt 36, Moskova, 1964, s.361) Ayrıca hem Engels hem de Stalin, zengin köylülerin kollektif çiftliklerin üyesi olmayacağı görüşündeydi. Kulakların (ve hatta toprak sahiplerinin belli kesimlerinin) zirai üretici kooperatiflerine üye olduğu ve tarımdaki temel üretim araçlarının bu kooperatiflerin mülkiyetinde olduğu halk demokrasilerinde, Stalin’in Sanina ve Venzher’e ilişkin eleştirilerinin soğuk karşılanması anlaşılır birşeydir.
Yudin’in yazılarını daha da değerli kılan şey, 25 Aralık 1952’de Izvestiya’da yayınlanan ve Voznesenski’nin 1947’de yayınlanan ‘Yurtsever Savaş Sırasında SSCB’nin Savaş Ekonomisi’ aslı broşüründeki görüşlerinin ne anlam taşıdığına değinen Suslov’un makalesi oldu. Voznesenski’ye karşı suçlamanın esasını teşkil eden şey onun değer yasasını fetişleştirerek Sovyet ekonomisinin değişik dallarında emeğin dağılımı sanki değer yasası tarafından belirleniyormuş gibi göstermesidir.
Bu durum şu cümlelerde açıkça ifade edilmiştir: ‘Değer yasası sadece ürünlerin dağıtımında değil, SB ekonomisinin değişik dallarında emeğin kendisinin dağılımında da işlerliktedir. Bu alanda devlet planı, ekonominin farklı dallarında sosyalizmin yararına toplumsal emeğin düzgün bir şekilde dağılımını dağlamak için değer yasasını kullanıyor.’ (Voznesenski, ‘Yurtsever Savaş Sırasında SSCB’nin Savaş Ekonomisi’, Moskova, 1948, s.118)
Marx ve Engels, değer yasasının sadece meta üretimi olan yerlerde işleyişte olacağını düşünüyordu. Değer, meta üretiminin ortaya çıkmasıyla işlerlik kazandı ve meta sisteminin son bulmasıyla da etkinliğini yitirdi. (Marx ve Engels’ten alıntı: Engels, Zürih’ten Karl Kautsy’ye Mektup, Marx, ‘Değer Üzerine’, Belfast, 1971, s.5). Ekonomide emeğin tahsisinin değer tarafından düzenlendiği öne süren argümandan çıkacak tek mantıklı sonuç, SB’nde genel meta üretimi sisteminin, yani kapitalizmin hâkim olduğudur. Böylelikle Voznesenski, sosyalist toplumun doğasına ilişkin önemli sorular ortaya çıkarmıştır.
Marx ve Engels açısından değer yasası ancak meta üretiminin olduğu toplumlarda sözkonusudur: ‘Değer kavramı, meta üretiminin ekonomik koşullarının en genel ve bu yüzden de en kapsamlı ifadesidir’ (Engels, ‘Anti-Dühring’, Moskova, 1978, s.376) Meta üretimi olan toplumlar, ‘özel üreticiler’den oluşmuştur ve metalar ‘bu özel üreticilerin özel hesapları için üretilir ve birbiriyle değişime girer.’ (age. s.240) Mantıksal olarak, ‘üretim araçlarına toplum tarafından el konulması sonucu’ meta üretimine son verilmiş bir toplumda ‘meta üretiminin son bulmasıyla ürünün üretici üzerindeki hakimiyeti de son bulur. Toplumsal üretimdeki anarşi yerini sistematik, kesin örgütlenmeye bırakır.’ (age. s. 343) Böylelikle değer yasası da işlevsizleşir.
Marx ve Engels’ten konu ile ilgili başka alıntılar: (Marx, Dr. Kugelmann’a Mektuplar, Londra, s.73-74; Engels, age. s. 375; Marx, ‘Değer’, s.28)
Marx ve Engels, değer yasasının sosyalist bir toplumda işleyişini açıkça dıştalamışlardır. Ancak, geçiş halindeki sosyalist bir toplumda, küçük köylülüğün sınıf olarak hala varolduğu bir yerde, değerin işlemeye devam edeceğini kabul etmişlerdi. Engels, ‘Fransa ve Almanya’da Köylü Sorunu’ adlı makalesinde 1884’te böyle bir durumdan sözetmektedir.
...
SSCB’de kollektifleştirme ve grup mülkiyetinin kurulmasından sonra bile özel üretim sınırlı bir biçimde de olsa varolmaya devam etti. Gosplan, belli bir plan çerçevesinde sosyal emeğin dağılımını düzenleyerek devlet sanayi, devlet çiftlikleri ve MTİ alanlarında değer yasasının işleyişini ortadan kaldırabildi; fakat ekili alan, mahsul, traktör çalışmasının genişliği, toplumsal mülkiyet altındaki çiftlik hayvanı sayısı, toplam zirai üretim, zorunlu ödeme hacmi ve MTİ’na yapılacak ödemeler direktif planlama kapsamına girse bile, devletin artı (fazla) meta üretiminin kullanımını ya da belli dönemler ve görevler için emek gücünün kullanımı planlayamadığı kollektif çiftliklerde bunu yapmak mümkün değildi. (Smolin, Voprosi Ekonomiki, No.1, 1953, s.33-45)
Voznesenski, Sovyet ekonomisinde gerek sanayi gerekse tarım sektöründe emeğin dağılımının düzenlenmesinde değer yasasının işlediğini öne sürdüğü için Marksist bir tutuma sahip değildi. Bu düşünceyi propaganda eden Voznesenski, Sovyet ekonomistlerinin genel konsensüsünden ayrıldı. ‘Ekonomi Politik Öğretmenin Bazı Sorunları’ adlı yayının önsözünde, 1943’te, fonların ve emek gücünün üretimin tek tek dalları açısından tayininin, sosyalist inşanın temel görevlerine uygun olarak planlı bir biçimde yapıldığı öne sürülüyordu. (Pod Znamemem Marksizma, no. 7-8, 1943) Aynı şekilde 1944’te, Sovyet ekonomi politiğinin en yaşlı ve kıdemli üyesi Ostrovityanov, sosyalist bir ekonomide ‘emeğin ve üretim araçlarının milli ekonominin değişik dalları arasında dağılımının fiyatların tesadüfi hareketi ya da kar temelinde değil, değer yasasından yararlanan planlı bir önderlik temelinde gerçekleştiğini’ belirtiyordu. (Ostrovityanov, Bolshevik, No.23-24, 1944, s.50-59) O halde değer, toplumsal emeğin dağılımını belirlemiyor, fakat Sovyet ekonomisinin değişik dalları arasında emeğin ve üretim araçlarının planlı dağılımında yardımcı bir araç rolü oynuyordu.
Üretim araçları üretiminin gelişimini değer belirlemiyordu; çünkü o sınırlandırılmaksızın bu sektör için gerekli olan fonların tahsisi bulunamazdı. Oysa Voznesenski, genişleyen ölçüde yeniden üretim amacıyla üretim araçları üretimi ile tüketim maddeleri üretimi arasında uygun bir orantı kurma konusundaki tartışmasında, ulusal ekonominin sürekli genişlemesini sağlama için gerekli olan, tüketim araçlarının üretimine kıyasla üretim araçlarının üretiminin öncelliğini belirtmekten vazgeçecek bir tarzda, konuyu savaş sonrası ekonomiye ilişkin çalışmanın bir kategorisine indirgeyerek ele almıştır:
"SSCB’deki sosyalist üretimi, üretim araçlarının üretimi (I. Departman) ve tüketim maddelerinin üretimi (II. Departman) olarak ayırırsak, Sovyet devletinin II. Departmandaki işletmeler için lağvettiği üretim araçları değerinin, planın belirlediği ölçüler çerçevesinde, I. Departmanın işletmeleri için lağvedilen tüketim maddelerinin değerine denk olması gerekir (her iki kesimin birbirinden alarak kullandığı maddelerin eşdeğerde olması). Eğer I. Departmanın işletmeleri tüketim maddelerinden, II. Departmanın işletmeleri de üretim araçlarından mahrum kalırsa, geniş çaplı sosyalist yeniden üretim imkansız olacağı gibi, üretim araçları üreten işletmelerin işçileri tüketim maddesinden, tüketim maddeleri üreten işletmeler de, petrol, hammadde, ekipman, vb. üretim araçlarından yoksun kalacaktır.” (Voznesensky, age.)
Ostrovitaynov ise tersine, değerin, üretim araçlarının dağıtımının planlanmasında sadece yardımcı bir düzeyde işlediğini kabul ediyordu. 1943’teki başyazının yazarı da Makayevka’daki Kirov işletmesinin ve Magnitogorsk ve Kuznetsk kombinelerinin örneklerini vererek, uzun yıllar kar yapmaksızın devlet bütçesinin fonlarıyla işlemiş olan Sovyet metalurji sanayinde değerin hüküm sürmediğini öne sürüyordu. (‘Pod Znamenem Marksizma’).
Suslov’un Voznesenski’nin broşürüne eleştirileri tam yerindeydi. Fakat Voznesenski SB Bakanlar Kurulu’na bağlı Gosplan’ın başkanı olarak sadece bir teorisyen değildi; 1948-49’da SB’nde meta-para ilişkilerinin işleyiş alanını genişleten bir politikayı uygulayacak bir konumdaydı. Gorbaçov döneminde Leningrad olayının incelenmesi, SSCB Devlet Erzak Komitesi başkan yardımcısı Pomazev’in, Voznesenski’nin yönetimi döneminde Gosplan’ın 1949 yılının birinci çeyreği için ulusal sanayi plan hedefini düşürmesinden şikayet ettiği ortaya çıktı. Daha sonra Şkiryatov –Parti Denetleme Komisyonu’ndan- aynı suçlamayı tekrarladı ve SSCB Bakanlar Kurulu, Voznesensi’nin, hükümetin plan direktiflerini savunmada başarısızlık gösterdiğini belirtti. (Izvestiya Ts.K. KPSS No.2, 1989) Sanayi planı hedeflerinin azaltılması, Ocak 1949’da ağır sanayi maddelerinin toptan fiyatlarının yükseltilmesi ve üretim araçlarının üretimine kar unsurunun sokulması ve bunların meta-para ilişkileri alanına çekilmesi girişimiyle uygunluk arzetmektedir. 5 Mart 1949’da Voznesenski’nin Gosplan’dan alınması, toptan eşya fiyatlarını 1949 seviyesinin yüzde 30 altına çekmek için aşamalar halinde Viznesenski’nin ekonomi politikalarının geçersiz hale getirilmesinin başlangıcı oldu. Voznesenski, Pazar ekonomisi çerçevesinde Sovyet ekonomisini yeniden düzenlemek isteyenlerin kahramanı haline geldi. Stalin’in ölümünden hemen sonra Voznesenski yeniden sahneye çıkarıldı.
Suslov’un 1952 tarihli makalesi değere ilişkin başka bir sorunu ele aldı. Suslov, sosyalizmde değerin sosyalizme hizmet edecek tarzda ‘dönüştürülüp’ ‘değiştirildiği’ şeklinde Sovyet ekonomistleri arasında yaygın olan anlayışı eleştirdi. Stalin ‘Ekonomik Sorunlar’da sosyalist ekonomi koşullarında değerin ‘dönüştürülmesi’ durumunda ekonomi yasalarının kaldırılması ve yerine yeni yasaların konması görüşünü reddetti. Bir ekonomi yasasının etkinlik alanı sınırlanabilir fakat ‘dönüştürülüp’ ortadan kaldırılamaz. (Stalin, age. s.97) Sosyalizmde değer kategorilerinin ‘dönüşümü’ konusundaki sübjektivist nosyon Sovyet ekonomi politiğine nüfuz etmişti. Voznesenski bu eğilimle ilgili şöyle bir tablo çiziyordu:
"Sosyalist toplumda, metanın değeri ile onun kullanım değeri arasında çatışma yoktur. Bu çatışma meta-kapitalist toplumun bir karakteristiğidir ve üretim araçlarının özel mülkiyetinden kaynaklanır.” (Voznesensky, ‘Savas Ekonomisi’, s.97) Sosyalizmde metayı kullanım değeri ile değişim değeri arasındaki çatışmadan kurtarmak mümkün müydü? SSCB’de, mülkiyetin iki farklı biçiminin varlığı nedeniyle değer devam ediyordu. Özellikle kollektif çiftlikler biçiminde cisimleşen grup mülkiyeti, devlet mülkiyeti seviyesine çıkarılırsa o zaman değerin kalıntılarının işlemeye devam etmesinin temeli ortadan kalkacaktır. Fakat bu, Marx’ın kapitalizmin temel ‘hücresi’ ya da ‘embriyosu’ olarak adlandırdığı kendiliğinden / haddi zatında metaydı. Değiştirilip dönüştürülemezler, ancak alanı sınırlandırılabilir.
Stalin’in bu soruna ilişkin anlayışı Engels’in Marksist tutumuna uyuyordu. Kautsky Alman Katheder sosyalist ekonomisti Rodbertus’un ekonomi teorilerine ilişkin bir makale kaleme alırken Engles, Eylül 1884’te ona şu mektubu yazmıştı: (Engels’in mektubundan alıntı: Engels, Karl Kautsky’ye Mektup, Marx, ‘Değer’, s.5-6)
‘Değiştirilmiş’ değer Engels için, sosyalist bir toplumda kabul edilmez olan değer yasasını uygulamaya sokma eğilimini temsil ediyordu. Kautsky’nin yazılarında bu münferit bir hatayı sergiliyordu; fakat Stalin SSCB’de ekonomistlerin neredeyse tamamının bu hatayı onayladığı bir durumla karşı karşıyaydı.
‘Dönüştürülmüş’ değer nosyonu, kollektif çiftliklerin varlığının meta-para ilişkilerinin devamlılığını gerektirdiği bir dönemde, SB’nde değere iradi/keyfi olarak son verilebileceğini öne süren düşünceyi eleştirme ve sosyalist planlı ekonomi koşullarında değerin işleyişinin yardımcı, tabi (ikincil) ve sınırlı bir role sahip olduğu gerçeğini açıklama ihtiyacının bir ifadesi olarak ortaya çıkmış görünüyor. Ancak, ‘değiştirilmiş’ değer konseptinin Marksist anlamda belli bir ideolojik özü vardı. Stalin bu yüzden, bu formülün, SB’de uzun bir süredir aktüel olmasına rağmen doğruluk açısından terkedilmesi gerektiğini düşünüyordu. ‘Dönüştürülmüş’ değer nosyonu ise, hala değerin istendiğinde yaratılıp istendiğinde ortadan kaldırılabileceği fikrini taşıdığı için ve Vozneseski örneğinde görüldüğü gibi, meta-para ilişkilerinin işleyiş alanını daraltmak yerine genişletmenin meşrulaştırılmasında kolayca teorik bir manivela haline gelebileceği için iki yönlü bir sorun taşıyordu.
1953 sonrasında Sovyet ekonomisinde meta-para ilişkilerinin hızla yaygınlaşması ile ‘dönüştürülmüş’ metanın geri gelmesi belki de kaçınılmazdı. 1954 tarihli ‘Ekonomi-Politik Ders Kitabı’ sosyalist ekonominin özel ve toplumsal emek arasındaki çelişkiyi bilmediği öne sürülüyordu. (Ostrovityanov, et al, ‘Politicheskaya Ekonomiya, Uchebnik’, birinci baskı, Moskova, 1954, s.442) Böyle bir muhakeme pekçok sorun ortaya çıkarıyordu. Sınırlı bir tarzda da olsa hala meta üretimini kullanma gereği duyan bir toplumda, işçi sınıfının tüketim maddelerini satın almasını sağlayan ücret biçiminde ödeme almaya devam etmesine rağmen toplumsal emeğin tüm biçimleriyle varolduğunun söylenebileceği ifade ediliyordu. Üstelik, Marx’a göre ancak komünist toplumda sona erecek olan somut emek ile soyut emek arasındaki çelişkinin halihazırda çözülmüş olduğu ima ediliyordu. Ayrıca, belli dönemler ve görevler üzerinden bütünüyle sosyalist planlama alanında olmayan ve iş ile ürün arasındaki ilişki bütünüyle değer biçiminde ifade edildiği için özel emeğin bazı özelliklerini koruduğu kollektif çiftlik köylülüğünün emek gücünün o tarihsel aşamasındaki işçi sınıfının toplumsal emeği seviyesine – tüm halkın yetini kontrolü altında bulunduran – getirilerek özel emeğe son verilmesi gerekmediği, ortaya konuyor. Bu kitap Sovyet ekonomi-politiğinin Voznesensky’nin ‘çelişkisiz meta’sına geri götürüp, Stalin’in, Sovyet toplumunda üretim araçları ile üretici güçler arasındaki sosyal çelişkinin devam ettiğini belirten ‘Ekonomik Sorunlar’daki tutumunu reddediyordu.
1953 sonrası yıllarda SBKP kendisini Leninist anlamda işçi sınıfının öncü partisi olarak değil, tüm halkın partisi olarak gördü. Marx’ın, komünizm kuruluncaya kadar devamlı gördüğü proletarya diktatörlüğü devleti, yerini tüm halkın devletine bıraktı. 1953-58 ekonomik reformları öncesi, Stalin’in belirttiği gibi SB’nde meta üretiminin özel karakterinden sözetmek mümkündü... (Stalin’den alıntı: age. s.20-21)
Fakat 1953-58 piyasa reformlarıyla üretim araçlarının meta olarak dolaşıma girmeye başlamasıyla, durum nitel olarak değişti. Stalin’in belirttiği gibi sosyalizmde ürünün meta biçiminin özel bir karakteri vardır. Reformlardan sonra, meta üretimine konan sınırlamalar kaldırıldı ve meta biçimleri, faklı türden ekonomik ilişkileri cisimleştirmeye başladı. Marx Kapital’de, kapitalizmin temel hücresi olarak metanın kendi içinde hem ücretli emeği hem de sermayeyi içerdiğini ortaya koymuştu. Hızla genişleyen meta üretimi mantığı, emek gücü, artı-değer, kapitalist kar ve ortalama kar oranı gibi ekonomik kategorilerin yeniden ortaya çıkması anlamına geliyor. Kruşçev’in 1961’de öne sürdüğü komünist toplumu kurma programı bu bağlamda değerlendirilmelidir. SBKP, meta üretimi ve meta dolaşımının işleyiş alanının daraltılması yerine, bunların daha da geliştirilmesini planladı. Program, sosyalizmde sınıfların ortadan kaldırılması görevini terkederek Sovyet toplumunun üretim ilişkilerini yeniden kurmaktan kaçındı. Stalin’in ortaya koyduğu, kollektif çiftliklerin grup mülkiyetini tüm halkın mülkiyeti seviyesine çıkarma perspektifine son verildi. Bunun yerine, Kruşçev döneminde, kollektif çiftlik mülkiyeti ile devlet mülkiyetinin gelecekte birleştirilmesi nosyonu benimsendi.

* Yazı dizimiz devam ederken arada bu vb. belgeler, yazılar yayınlamaya devam edeceğiz. Bu yöntemin sorunları inceleyecek okura katkı yapacağını düşünüyoruz. Bu yöntemi kullanırken ölçütümüz yayınladığımız yazılarla fikir birliği içinde olma ölçütü değildir ve olmayacaktır.
**Bu makale, 5-6 Kasım 1994 tarihinde Moskova Devlet Üniversitesi’nde yapılan ‘Günümüzde Stalin’ konulu uluslararası seminere sunulmuştur.
www.revolutionarydemocracy.org/Turkish/marksocturk.htm


9 Şubat 2017 Perşembe

II. BÖLÜM...



Kar İçin Üretim Yasası Ve Sosyalist Ekonominin Tasfiyesi
Dış görünüş ile şeylerin özü eğer doğrudan doğruya çakışsaydı, her türlü bilim gereksiz olurdu.” (Marks)
SB’de kapitalizmin restorasyonu özellikle Brejnev-Kosigin yönetimiyle birlikte, hem daha derinleştirilerek geliştirildi hem de uygulamanın ritmi oldukça yükseltildi. “1965 reformları” olarak nitelenen “reform programı” hakkında, Gazeteci J.M. Chauvıer şu bilgileri verir:
“Ellili yılların sonundan beri, birçok düşünce ekolü bu konu (reform yapma-bn.) üstünde çalıştılar… Optimalist adı verilen ekolün ilk başkanı Nemçinov, düşünce hocaları Novojilov, Kantoroviç birçok ana çizgisine seksenli yıllardaki reformlarda rastlanan radikal bir reforum tasarısının temellerini 60’lı yılların başlarında attılar. Ama o dönemde, özelikle Trapeznikov ve Liberman gibi pragmatikler Başbakan Kosigin’in 1965’de desteklediği işletme reformu kavramına damgalarını vurdular. Liberman reforumundan -Batı’da bu ad verilmiştir- özelikle şu heyecan uyandıran haber dikkate alınır: Karın itibarına kavuşturulması, bazıları da kapitalizme dönüş derler.” (age., s.182, iya.)
Konuyla ilgili A. Carlo’nun (ki yayınlanmış olan kitabımızın “V. Bölüm”ünde görüşlerinin eleştirisi yapılmıştır) verdiği bazı bilgileri ve yaptığı bazı değerlendirmeleri aşağıya aktarıyoruz.
“Revizyonist ekonomicilerin şu sıra çok sayıda bilimsel tasarıları var. Birbirlerinden çoğu zaman ancak ifadelerindeki ince farklar nedeniyle ayrıldıkları için, bütün bu konumları burada tek tek ele almak gereksiz olur. Bunun yerine, Batı’da da yayınlanmış ilgili yazıların en tutarlısı olan Polonya’lı Prof. Wlodzimiarz Brus’un çalışması burada örnek olarak anlatılacak ve eleştirilecektir.
“Brus, daha 1950’lerin ortalarında yeni ekonomi teorilerinin hazırlanmasında önder bir rol oynamış olan Oskar Lange’nin kurduğu Polonya okuluna dâhil. Daha sonra ünlenen ekonomi profesörleri E. Liberman (SSCB) ve Ota Şik (Çekoslovakya) dikkatle incelendiğinde, yalnızca Polonya okulunun geliştirdiği tutumları kaptıkları ve popülarize ettikleri görülür (Yugoslavya’dan kaynaklanan bazı unsurları da kısmen katarak). Tezleri öz olarak Brus’inkilerden pek farklı olmadığı gibi, Brus’un en önemli kitabındaki kadar tutarlı açıklanmamış ve temellendirilmemiştir de. Öyleyse en iyisi Polonyalı teorisyenler üzerinde duralım.” (Sovyetler Birliği’nin Sosyo-Ekonomik Karakteri, s.135-136)
“…Onun için temel problem, üretimin hedefi ve fiyatın oluşması sorunudur. Bu sorunsalı Stalinist modele göre katı biçimde merkezileştirilmiş bir planla çözmek istemek, ona bütün tecrübelerden sonra anlamsız gözükmektedir…
“…Kolomb’un yumurtasının dik oturtulması yolu, yani bürokratik planlı ekonominin temel problemlerinin çözümü, Brus’a göre tüketicilerin egemenliğinde ve tek tek işletmelerin özerkliğinde aranmalıdır. Tüketicilerin gerçek egemenliğinin ancak bütün emekçilerin sosyalist demokrasi temelinde mümkün olduğu görülmüyor… Oysa bu önemli şart olmayınca, talep edilen egemenlik, ancak gelişmiş kapitalizmde normal olan şu sahte egemenlik şeklinde (slogan: ‘müşteri velinimetimdir’) ortaya çıkabilir ve o tür egemenliğin geniş ölçüde büyük tekellerin ön kararlarıyla belirlendiği bilinir. Aynı şey, bir proleter demokrasisi temeli olmaksızın, ancak üretim birimlerinin kapitalist özerkliği ve anarşik rekabet biçiminde gerçekleştirilebilen, talep edilen işletme özerkliği için de geçerlidir. Daha da ayrıntıya inilecek olursa, Brus, işletmelerin ürettikleri malların tip ve miktarına özgürce karar vermelerini ve malı kimden alacaklarını kendilerinin belirlemelerini, kendi mali kaynaklarına sahip olmalarını ve üretim temposu ile çalışmanın iç örgütlenmesine kendilerinin karar vermesini talep eder. İşletmenin yönetim ilkesi olarak, demokratik şekilde oluşturulan ve tüm toplumsal kolektif kararlaştırılan hedeflerin gerçekleştirilmesinin sözünü etmez. Tersine şöyle yazar: ‘Girişimlerin karar özgürlüğünün ölçütleri, faaliyetlerin karlılık ilkesine dayanmasından çıkar. Bu, üretim hedefleri ve yöntemlerinin seçiminde özerk olarak hareket edebilen girişimleri yönlendirebilecek, mümkün olan biricik ilkedir.’(Altını çizen W. Brus) Brus bu şekilde belirlenen ekonomik işleyişi, dikkat edilirse bir bütün halinde (kar, rekabet, riziko, mümkündür ki, bunların sonucunda işletmelerin kapanması ve işsizlik) sosyalizm olarak anlıyor; çünkü tüm bu plan, bütünleştirici bir güç ve ekonomik aklın bir tür koruyucusu olarak varlığını kesinlikle sürdürecektir.”
76. dipnotta şunlar yazılı yukarıdaki alıntıyla bağlı olarak: “Gerçi Brus, kendisinin, sosyalist piyasa ekonomisi modeli çerçevesi içindeki azami kazanç kavramının, kapitalizmdeki kar kavramı ile özdeşleştirilmesine şiddetle itiraz ediyor. …fakat bu basit özdeşleştirme bize haklı olarak görünüyor. Brus’un açıklamaları yalnız biçimsel farkla ilgilidir…” (age., s.136)
“Her ne kadar tüm model taslağın üstünde ‘fiyat girişiminden bağımsızdır’ formülünün bulunması gerektiği konusunda güvence veriliyorsa da, fiyatların tam anlamıyla plan tarafından saptanması gerekmez. ‘Toplumsal öncelikleri yansıtan’ fiyatların saptanmasının plan yetkisine girmesi gerekirken, tüm bireysel tüketim mallarında fiyat oluşumu, Brus’a göre ‘piyasa mekanizmasının serbest işleyişine’ bırakılmalıdır Böylece fiyatların ‘girişim için parametre işlevi gördüğü’ belirlenir.  Gerçekten piyasa mekanizmalarının bu ölçüde kuvvetle damgasını vurduğu bir sistemde plan iktidar araçları ancak son derece zayıf olabileceği için, Brus da, yalnızca az sayıda birkaç ürünün özel toplumsal öncelikleri ifade ettiğine işaret eder; dolayısıyla yatırım mallarının fiyatları da büyük ölçüde piyasada oluşabilirdi. Böylece planın yönetici ve bağlayıcı müdahalesi büyük ölçüde istisna niteliğini kazanır.
“Böyle bir ekonomi modelinin ancak adının sosyalist olabileceği, en azından bu noktada berraklaşır. Üretim hedefleri, demokrasiyle merkeziyetçilik arasındaki diyalektik bağ içinde hazırlanmayıp, piyasadaki rekabet durumu ölçüsüne göre ve azami kar amacı altında bağımsız üretim birimleri altında oluşurlar…
“ ‘Sosyalist piyasa ekonomisi’ modelinin (Brus, ‘piyasa mekanizmasının uygulandığı planlı ekonomi modeli’ adını veriyor) çeşitli savunucuları yukarıdaki eleştiriyi çoğu zaman, kapitalizmin böyle bir sistemde hiçbir zaman dirilemeyeceğini, çünkü mülkiyetin ve kazancın ‘toplumsallaştırılmış’ olduğunu ileri sürerek kınarlar. Marksistler arasında -Brus ve yandaşları kendilerini öyle sayıyorlar- üretim araçları üzerinde mülkiyet kavramının toplumsal ilişkilerin mahiyetini niteleyen bir kategori olduğu, yani ‘mülkiyetin’ mutlaka biçimsel hukuki tanıma uygun olarak görünmek zorunda bulunmadığı konusunun kuşkusuz berrak olması gerekirdi. Ancak önümüzdeki modelde olduğu gibi, piyasa ve rekabet yasaları üretim ilişkilerine hâkim olursa, o zaman ‘sosyalist’ diye tanımlanan bir girişimin de, ne pahasına olursa olsun, özellikle ücret düşürmeler pahasına da, sırf kar uğruna üretim pahasına da olsa, üretimi ve kazancı yükseltmeye nesnel olarak zorlanacaktır. Yatırımların ve kazancın azamileştirilmesi, ücretlere göre öncelik kazanacak ve ücretleri üretimin geliştirilmesi için göreli olarak adım adım geriletecektir. İnsan ihtiyaçlarının giderilmesi ve geliştirilmesi için kullanım değerlerinin üretiminden (yani sosyalist üretimin her zaman ki hedefinden) kar için üretime sapılacaktır. O zaman nihayet insan işgücünün sömürüsüne dayanan çok sayıda bağımsız üretim biriminin anarşik rekabeti içindeki piyasada gerçekleşen artı-değer için üretimden - yani yukarıda tanımlandığı gibi (Bölüm I, Kısım 2) tamı tamına kapitalizmin merkezi özelliklerinden- başta bir şeye sahip olmayacaktık… Piyasa ilişkisi, ister sosyalist diye tanımlansın, sonuç olarak gerçekten de gelişmiş kapitalizmdeki sömürü biçimlerini ve yabancılaşmayı yaratır.” (age., s.137-138-139)
56 sonrası SSCB’de yürürlüğe giren, özellikle “1965 reformları” ile derinliğine ve genişliğine hızlandırılarak uygulanan ekonomik program, Brus’un çizgisidir. Bu çizgi, teoride ve pratikte tümüyle kapitalist karaktere sahip bir çizgidir. Bu çizgiden çıkan ekonomik-toplumsal sistem, sosyalizmin tasfiyesi kapitalizmin kurulması ve inşası çizgisidir. “Liberman reforumları”, “Brejnev-Kosigin reforumları” olarak anılan “reformlar”, işte Brus’un, Ota Şik’in “sosyalist piyasa” çizgisidir.
Aynı kaynaktan, “Liberman reformları”yla ilgili bir kısım değerlendirmeleri kitabımıza almaya ve hep birlikte okumaya devam edelim:
“…1962’de Liberman, planlı ekonomi ile piyasa ekonomisi ilişkisinde sonuncu yararına açıkça köklü bir dönüşüm talep ettiği önemli makalesini yayınladı. İşletme özerkliği, kazacın azamileştirilmesi, kendi kendini finanse etmek, maddi teşvik, piyasa yönelişli fiyat esnekliği başka ekonomistlerin de Liberman’dan aldıkları merkezi temalardı. Önerilen reformların doğrultusu açıktı. Gösterilen çaba, W. Brus’ün önerdiği ‘piyasa ilkesinin uygulandığı planlı bir ekonomi modeli’ içindir. Bu modelin gerçekte 180 derecelik bir dönüşü ifade ettiğini, en açık bir şekilde kazanç kavramı gösterir. Sovyetlerin geleneksel planlı sisteminde kazanç, yalnızca bir muhasebe kategorisiydi, gelirlerle, giderler arasındaki farkı ifade ederdi. Kazanç, hiçbir zaman bir işletmenin başarısının ya da kötü işleyişinin ölçüsü olmadı (hatta kuşkulu bir durumda) muhasebe müdahalesiyle üretilebildi, … bölüşümde de hakim bir ölçüt değildi. Çünkü ürünler piyasada satış için üretilmemişti. Üretimi yöneten merci, her işletmenin gerçekleştirmek zorunda olduğu plandı. Yaratılan artı-ürün, işletme yedeği olarak ayrılan küçük bir bölüm dışında, tüm ekonomiye dâhil oluyordu. Öyleyse temel ilke şuydu: Plan için yararlı olan, tek tek işletmeler için de iyi olmak zorundadır.
“Buna karşılık Liberman işte bu temel ilkeyi tersine çevirdi. Ona göre, tek tek işletmeler için yararlı olan, plan için de yararlı olmak zorundadır. Ortak çıkar, bireysel çıkarların rekabeti yoluyla otomatik olarak gerçekleştirilir. Böylece 35 yıllık Stalinci plan ekonomisinden sonra en sonunda mutlu bir şekilde yeniden Adam Smith’in teorilerine erişildi.”
Yazar, bu paragrafla birlikte dipnot 10’da şunları yazar:
“Liberman’ın savunma girişimleri öğreticidir: Londra’da çıkan The Economist dergisine yolladığı bir mektupta, kendi modelinde, özel sermayenin oluşmasının, her işletmenin elde ettiği kazancı teslim etmesi zorunluluğu nedeniyle imkansız olduğunu yazıyordu….
“Kazanç sağlamak amacıyla piyasaya yönelik üretim yapan işletmeler, meta üretirler. Kazançlarının bir kesimini devlete teslim etmek zorunda kalsalar bile, özünde kar ve değişim değerine yönelik bir ekonominin mantığı o andan itibaren kendisini gösterir. Liberman isterse inkâr etsin, modelin uzun süredeki sonucu özü bakımından elbette böyledir…”
Kaldığımız yerden aktarmalarımıza devam edelim.
“Liberman’ın kazancın azamileştirilmesinin üretim sürecinin esas itici gücü olarak kabulünü talep etmesinin sonuçları bellidir: İnsan emeği sömürüsünün, çalışma temposunun sürekli yükseltilmesi yoluyla sürekli yoğunlaştırılması, tek tek işletmeler arasında büyüyen rekabet, piyasa anarşisi, fiyat yükselişleri, kısaca artı-değer için üretim, yani kapitalizm.
“Elbette bu kavram, Liberman için tabudur. Kendi modelini yönelen eleştirilerde kapitalizm kavramına rastlayınca, üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin yokluğuna işaret ederek, onu reddetmektedir.” (age., s.155-156-157)
Devam etmeden hatırlatalım: Liberman’ın “üretim araçları üzerinde özel mülkiyetin yokluğuna işaret ederek”, bunu bir kanıt olarak göstererek önerdiği ve uyguladığı programın kapitalist olmadığı, kapitalizme dönüşü örgütlemediği gerekçesi, Troçkistlerden modern revizyonistlere, orta yolcu oportünizmden komünist saflarda ortaya çıkmış olan tasfiyeci sapmanın ortak tezidir.
“Reform planlarının üç yıl açıkça tartışılmasından ve Liberman’ın modelinin 1964’te deneme olarak iki işletmede devreye sokulmasından sonra, en sonunda 1965 yılında Kosigin’in önerisi üzerine, Liberman’ın görüşlerine büyük bölümü ile uyan, geniş kapsamlı reform yasaları kararlaştırıldı. 1965’teki ademi merkezileşme, ancak üretimin yönetimiyle sınırlı olan 1957 reformlarının tersine gerçekten bizzat üretim ve bölüşüm süreciyle ilgiliydi ve bu nedenle siyasal açıdan çok daha köklü sonuçlar getirdi: Karar yetkisi basit bir şekilde merkezi devlet organından yerel organa aktarılmadı, fakat kısmen doğrudan üretim birimine-yani işletme yöneticisine devredildi.” (age., s. 158)
Bu “reformlar”la birlikte, devlet işletmeleri, tarımsal alanda da sovhozlar, devletin ödünç para ve üretim araçları vermesi karşılığında, belli bir faiz alma uygulamasına da girişti ve bu yöntem de geliştirildi.
Burada son derece önemli birkaç noktaya okuyucuların dikkatini çekmek istiyoruz.
Birincisi, Brus, Liberman, Oto Şik gibi revizyonist burjuvalar, savundukları fikirlerin kapitalist karakterine ve uygulanması durumunda kapitalizmin kurulacağı eleştirileri karşısında verdikleri yanıt dikkat çekicidir; her üçü de, “Hayır, çünkü bizde özel mülkiyet yok, mülkiyet devlet mülkiyeti olarak toplumsallaşmıştır” vb. diyerek eleştirileri savuşturmaya çalışmaktadırlar. (Tabii aynı yanıtı ve savunma refleksini yeni burjuvazinin de sürekli gösterdiğini çok iyi biliyoruz.)  Bu anlaşılır bir durumdur; çünkü sorunu ortaya koydukları ülkeler sosyalist ülkelerdir, çözüm önerileri, programları sosyalist ülkelerde uygulansın diye dile getirilmiştir; bu koşullarda kalkıp, “evet biz sosyalizmi tasfiye etmek ve kapitalizmi kurmak istiyoruz” diyemezlerdi. Yani akıllıca davranıyorlardı. Ama komünistler onlardan daha akıllı olmasını bilmeli ve onların sahte gerekçelerine, sinsice arkasına saklandıkları demagojilere kanmamalı ve onların gerekçelerini kendi gerekçeleri olarak üstlenmemeli ve Marksizm-Leninizm’e sadık kalarak bu yeni tarihsel olguyu tahlil etmelidirler. Orta yolcu, tasfiyeci ideolojik-politik cephede mevzilenerek, üstelik Liberman türü modern revizyonist ideologların büyük bir ustalıkla kullandığı kamuflaja tutunup, ardına düşüp, Marksizm-Leninizm’i “dogmatizm”le, “teorik tutuculukla”, “yaratıcı Marksizm’e”, “yenilenmeye” karşı çıkmakla eleştirip (!) sözde “açılım”lar yapmakla ilkeli, doğru, devrimci bir mevzide durulamayacağı çok açıktır.
İkincisi, Rusça’da “kar” kavramının kazanç anlamına da geldiği, dolayısıyla söz konusu reformların dile getirdiği “azami kar” için üretim kavramıyla, gerçekte kapitalist karın kastedilmediği ileri sürülebilir ve nitekim bu fikirlerin temsilcileri, yeni burjuvazi bu izah tarzının da arkasına sığınmıştır, sığına gelmiştir. Ama bu, adi bir burjuva demagojisidir. Eğer sorun böyle olsaydı, sosyalizm ve Stalin’inin çizgisi ve Marksist-Leninist politik-ekonomi teorisi ve uygulamasına karşı bu denli sınırsız nefret dolu saldırılara ve tasfiyeye de gerek kalmazdı. Eğer böyle olsaydı, gece gündüz, Stalin döneminde karın rolünün küçümsendiği, yok sayıldığı, bunun Lenin’in (!) ekonomi anlayışına ters olduğu, kar için üretimin temel itici güç ve ekonominin amacı ilan edilip binlerce sayfa, binlerce makale, kitap yazılmazdı vb. vb. Bu demagojik söylemin maskesi zaten düşmüştür, düşürülmüştür ama yine de bilmeyenler için açıklamakta yarar vardır.
Bilindiği gibi, kapitalist emperyalizmin temel ekonomik yasası, kar ve daha fazla kardır (tekel karı, azami kar). 56 öncesi dönemde, sosyalizm döneminde, temel ekonomik yasa, toplumun ekonomik ve kültürel gereksinimlerini azami derecede tatmin etme yasası idi. 56 sonrası ise, kapitalist restorasyon sürecine bağlı olarak, azami kar yasası yeni kapitalist ekonominin temel ekonomik yasası haline geldi. 56 sonrası süreçte, kapitalizmin inşa edilip edilmediğinin temel kriteri, azami kar yasasının ekonominin temel itici etkeni haline gelip gelmediğinin saptanmasıdır. Eğer bu yasa işlemeye başlamışsa, ekonominin temel itici gücü haline gelmişse, o zaman SB’yi sosyalizm maskeli kapitalist/emperyalist bir ülke olarak nitelemek gerekecektir. Vurguluyoruz:  Kar yasası SB’de, 56 sonrası ekonominin temel yasası haline geldiği kanıtlanırsa, o zaman herkesin, kepi masanın üstüne koyarak bu yeni olguyu, sosyalizmin tasfiyesi temelinde ortaya çıkmış bir kapitalist/revizyonist sistem olarak nitelemesinde anlaşması ve birleşmesi gerekir.
Çünkü bu durumda, “teorik tutuculuğa”, “muhafazakârlığa”, “dogmatizme” saplanmaktan kurtulacağımız için şu soruları sormaktan vazgeçmek zorunda kalacağız: Ama SB’deki tablo Marks’ın Kapital’indeki kapitalizme hiç benzemiyor ki? Hani nerde özel kapitalist mülkiyet? Hani nerde kapitalist sermayeler arasındaki rekabet? vb. vb.
Çünkü bu durumda, tarihte ortaya çıkan yeni bir olguyu, bütün boyutlarıyla, kendi özgün koşulları içerisinde çözümleyecek, teorinin kapitalizm ve emperyalizm çözümlemesinden ortaya çıkan kapitalist ekonominin nesnel hareket yasalarından yola çıkarak, hem yeni olguyu doğru kavramış ve hem de teoriyi yeni deneylerin ışığında geliştirmiş, eski bakış açısındaki yetersizlikleri de aşmış olacağız.
Stalin yoldaş,  temel ekonomik yasa kavramı üzerine dururken, temel yasasının hangi toplum biçimi olduğundan bağımsız olarak, “üretimin gelişiminin herhangi bir yönünü veya herhangi bir sürecini değil, tersine bu gelişimin tüm yönlerini ve tüm süreçlerini, dolayısıyla üretimin esasını, özünü belirleyen bir yasa” olduğunu belirtir. (Eserler, C. 16) İşte sorun bu kadar önemli ve açıklayıcıdır.
Kar için üretim, karı azamileştirme, merkezi planlamanın büyük ölçüde tasfiyesi, yerel işletme özerkliğinin ısrarla geliştirilmesi, işletmelerin oto finansman sistemine göre şekillendirilmesi, tüm üretim araçlarının meta olarak kabul edilmesi, değer yasasının sosyalist toplumda genel geçerliliği olan bir yasa olarak kabulü, maddi teşviklerin en önemli itici haline getirilmesi vb. yeni kapitalist ekonomi programının birbirini bütünleyen unsurlarıydı. Bu program, siyasal üst yapıyı gasp eden revizyonist burjuvazinin iktidar gücüne dayanarak yeni dönemde uyguladığı ekonomik programdı. Bu programın yürürlüğe koyulmasıyla, nesnel karaktere sahip kapitalizmin hareket yasaları da harekete geçti ve giderek tüm ekonomiye damgasını bastı. Yukarıdaki aktarmalarımız, sorunun bu boyutuna ışık tutmaktadır; ancak biz burada durmayacağız ve kanıtlarımızı daha etraflı olarak sergilemeye devam edeceğiz.
Sosyalizmin ekonomik sorunları üzerine yapılan tartışmalarda, Stalin, karı fetişleştiren revizyonist burjuva eğilimleri mahkum eder. Ne var ki, Stalin’in ölümünün üzerinden üç yıl gibi kısa bir süre sonra, Stalin’in önderliğinde Partinin mahkum ettiği bu revizyonist burjuva eğilim, “Lenin’e dönüş”, “Leninci NEP’ten öğrenme” “putlaştırma döneminin dogmatizmini” mahkum etme ve “yaratıcı Marksizm”  vb demagojileri altında kutsanır ve kar yasası, “karın azamileştirilmesi” sosyalizmin bir yasası, genel geçerli bir yasası olarak kabul edilir. Böylece sosyalizm döneminin Parti ve devlet politikası ret ve mahkum edilir.  Örneğin yeni dönem politikaları üzerinde duran İktisatçı L. Gotovsk, konuyla ilgili Stalin’i eleştirdikten sonra şunları söyler:
“Planlama ve karlılığın bu şekilde birbirinden ayrılması, sosyalist ekonominin temel göreviyle çelişir. Sosyalist birikimin temeli olarak münferit işletmelerin karlılıklarının garantilenmesi, sosyalist planlamanın en önemli görevlerinden birini oluşturur.”
“ ‘Kişilerin putlaştırıldığı korkunç zamanlar’ı hatırlarken bu burjuva boş kafalı zatın duyduğu dehşet, hissediliyor:
“ ‘O zamanlar, karın objektif gerekliliği sorununu koymanın anlamı neydi? Bu dönemde karın, normal olarak işleyen bir sosyalist işletmenin gerekli bir öğesi olarak görülmemesinde şaşılacak bir şey yoktur… Durum o kerteye varmıştı ki, genel olarak, zararla çalışmak normal bir ekonomik tezahür olarak ve hatta sosyalizmin bir avantajının belirtisi olarak görülüyordu. Karlılık ilkesinin genel olarak kapitalist ve sosyalizme yabancı bir ilke olduğu görüşü iyice yaygındı: (karlılık ilkesi-çn) planlı ekonominin üstünlüğünü kısıtlıyordu ve bu nedenle kaldırılmalıydı.” (SBKP’nin Teorik Yayın Organı Komünist’in 18/1962 sayısından aktaran Willi Dickhut, Sovyetler Birliği’nde Kapitalizmin Restorasyonu, II. Kitap, s. 19-20, Komün Yay.)
“Stalin nezdinde kişiye tapıcılık döneminde karakteristik olan, karın açıktan küçümsenmesi ve bazen öneminin görmezden gelinmesi ve sadece biçimsel bir kategori olarak görülmesidir. (Gatovski)” (Aktaran Wıllıam Bıll Bland, Sovyetler Birliğinde Kapitalizmin Restorasyonu, s. 36, Ceylan Yay.)
SBKP 22. Parti Kongresi (31 Ekim 1961) tarafından onaylanan yeni parti programında 20 yılda (1961-80) komünizme geçişin tamamlanacağı ilan edilir. Programın bitiş cümlesi de şudur: “Parti ciddiyetle ilan eder ki, Sovyet halkının bugünkü kuşağı komünizmi yaşayacaktır.” (SBKP 24. ve 25. Kongre Raporları İle Parti Programı, Belgeler 1, s. 397, Kızılırmak Yayınevi) Sözde komünizme geçme programı olarak lanse edilen bu programda, ekonomik işleyişte karın yeri ve rolü sorunuyla ilgili şunlar yazılıyor:
“Parti, daha randımanlı yatırımlara (açKongre), temel inşada en karlı ve ekonomik yönelimlerin seçimine, yatırılan her ruble için azami çıktı elde edilmesine, yatırım ile kara geçiş arasındaki zamanın azaltılmasına büyük önem vermektedir…” (age., s. 342-343)
“Kuruluşların karlı çalışmasını teşvik etmek; tasarruf ve tutumluluk için, zararların azaltılması, düşük üretim maliyetleri ve yüksek karlılık için çalışmak gereklidir…” (age., s. 346)
Açıkça görüldüğü gibi, Kruşçevciler, yeni burjuvazi azami kar yasasına dayanarak sözde komünizme geçeceklerini programatik olarak savunuyor ve formüle ediyorlar. Kraldan çok kralcı kesilip, “hayır böyle değildir, yanılıyorsunuz, orda mülkiyet devlet mülkiyetidir, dogmatizme düşüyor, muhafazakârlığa saplanıyor, teorik-ideolojik tutuculuk sergiliyorsunuz” vb. demek komünistlerin işi olamaz ve olmamalıdır. Örneğin Brejnev, açık ve kesin sözlerle, 30 Mart 1971’de gerçekleştirdikleri 24. Parti Kongresi’nde, “Kar ve zarar temeli üzerinde yapılacak çalışma ilkelerinin sürekli olarak uygulanması, endüstriyel girişimlerde, kolektif ve devlet çiftliklerinde ve yüksek ekonomik düzeylerde ivedilikle yerine getirilmesi gereken bir bir görevdir.” der. “Oy birliği” ile onaylanan Kongre Raporu ile hem bu ilkenin Kruşçev ve Libermann “reformları”ndan beri gelen sürekliliği vurgulanır, hem de bir kez daha kongrenin iradesi olarak, kar ilkesinin, kar-zarar ilkesinin tüm ekonomik yaşamı daha derinden yönetmesi gerektiği talimatı verilir. (SBKP 24. Ve 25. Kongre Raporları İle Parti Programı- Belgeler 1, s. 91)
“V.I. Lenin, her işletmenin kar yapma temelinde çalışması gerektiğine, yani bir işletmenin tamamıyla kendi gelirleriyle karşılaması ve kar yapması gerektiğine işaret etmiştir. (Kosigin).” (Aktaran Wıllıam Bıll Bland, Sovyetler Birliğinde Kapitalizmin Restorasyonu, s. 38-39)
Tekrarlıyoruz: Kraldan daha çok kralcı olmak komünistlerin ve tutarlı devrimcilerin işi değildir. Yenilik, yaratıcı Marksizm adına, dogmatizme, muhafazakârlığa, teorik tutuculuğa vb. karşı mücadele sosuna bulanmış sahte ve çöpe atılmış anti-Marksist-Leninist, dahası devrimci bile olmayan sözde tahlillere, teori ve tezlere zerre kadar değer verilmemelidir. Dahası, söz konusu tasfiyeci oportünist, ilkesiz, komünist hareketi ve devrimci hareketi ideolojik ve siyasi olarak silahsızlandıran, revizyonizme, oportünizme, reformizme gömülmüş teori ve pratikler, tam bir kararlılıkla mahkum edilmelidir.
Devam edelim;
“Sosyalizm”de kar yasasının işleyen bir yasa, ekonominin itici gücü olan bir yasa olarak yürürlükte olduğunu yeni burjuvazi ve sözcüleri şöyle dillendirmektedir:
“ ‘…İşletme faaliyetinin en yüksek derecesini karakterize eden ölçü… kardır.’ (Trapeznikov)”
“ ‘Kar işletmenin tüm faaliyeti için en genel ölçü işlevi görmektedir.’ (Leontiev)”
“ ‘Sosyalizmde kar… her bir sosyalist işletmenin ekonomik faaliyetinin verimliliğini ifade eder.’(A. Komin) ” (Aktaran W.B. Bland, age., s. 35)
“ ‘Sosyalizmde karın azamileştirilmesi, sosyalist üretimin amacına -insanların gereksinimlerini en iyi şekilde gidermek- ulaşmak için araçlardan birisidir.’ (Gatovski)”
“ ‘Sosyalizmde kar, sosyalist işletmeleri geliştirmek ve faaliyetlerini maddi olarak uyarmak için iktisadi araçlardan birisidir.
“Karın rolünü vurgulayan tedbirler, ekonomiyi geliştirmeyi ve komünizmi inşa etmeyi amaçlayan sosyalist tedbirlerdir.’ (Pravda Yazı Kurulu)” (Aktaran age., s. 43)
“ ‘Sosyalizmde kar, insanların çıkarına dağıtılır.’ (Gatovski)”
“ ‘Kapitalist kar… kapitalist sömürünün bir biçimidir…buna karşın sosyalizmde kar, çalışan nüfusun yararınadır.’ (Pravda Yazı Kurulu)”
“ ‘Kapitalizmin kötülüğü, kar peşinde koşması değil, aksine karın dağıtımındadır.’ (Beklin ve Berman)” (Aktaran age., s.100)
“ ‘…basınımızda bir tür otomatik öz –düzenleyici- ( ‘self-regulatör’) … Karlılığın, böyle bir öz-düzenleme rolünü oynayabileceği iddia ediliyor… karlılık üzerine tartışmalarında bazı ekonomistler, karlılığın toplumsal üretimin düzenleyicisi olmasına karşı yükselttikleri itirazlarını, karın kapitalist bir kategori olması iddiası temeline oturtuyorlar… Bu itiraz, tabii ki tutarsızdır.’ (Sukarevski)”
“ ‘Üretim, karlardaki değişimlere tabii kılınacaktır.’ (Sukarevski)” (Aktaran age., s. 40)
“ ‘Sosyalist üretimin amaçlarına ulaşmak için karın kullanımı, ekonominin planlı yönlendirilmesinde bunun benimsenmesi ve emeğe göre sosyalist dağıtıma hizmet etmesi kaçınılmaz olarak, özel bir mekanizmanın geliştirilmesini koşullamaktadır.’ (Sukarevski)” 
 “ ‘Ekonomik faaliyetler üzerinde etkili olabilmek için, işletme faaliyetini en yüksek derecede karakterize eden ve hem ulusal ekonominin ve hem de işletmelerin personelinin çıkarlarını karşılayan bir kriter seçilmesi esastır… Kar, böylesine bir ölçüyü oluşturur.’ (Trapeznikov)” ( Aktaran age., s. 40)
“ ‘Tacikistan SSCB Et ve Süt Ekonomisi Bakanlığı, 1970 ve 1971’de, işletmelerine yüksek kar olanağı sağlamak amacıyla ucuz ürünlerin üretimin -halk arasında bu ürünler için istikrarlı bir talep olmasına rağmen- azaltmış ve pahalı ürünlerin üretimini arttırmıştır. Bunun sonucu, bu bakanlığa bağlı işletmelerin planı aşarak milyonlarca ruble kar etmeleri olmuştur.’ (Starostin ve Emdin)” (Aktaran age., s. 44)
Görüldüğü gibi kar amacı yeni dönem politikasında iktisadi işleyişi belirleyen, üretimin temel itici gücüdür. Kar için üretim, işlevsel bir nesnel ekonomik kategori olarak yürürlüktedir. Üstelik kar için, azami kar için üretimin komünizmi inşa etmeyi amaçlayan sosyalist bir tedbir olduğu vurgulanıyor.
Benediktov’un şu açıklaması da, kar, plan ve uygulama, yönelim hakkında somut bir fikir vermektedir.
“Evet, ben ekonomik sistemimizin güncel onarımından yanayım ancak asla temelden değişmesinden yana değilim. Tekrarlıyorum, bu sistemin muazzam potansiyeli 30’lu, 40’lı ve 50’lili yıllarda kanıtlanmıştır.
“Kosigin reformlarına tek yanlı bakmıyorum. Kendisine derinden ve samimi bir saygı duyduğum Aleksey Nikolayeviç (Kosigin- çev) kuşkusuz savaş sonrası yılların en yetkin, en becerikli ve bilgili ekonomi yöneticisi idi ki, bu da, kendisinden daha yetenekli insanlara organik olarak tahammül edemeyen Hruşçov’un bariz düşmanca tavrına yol açtı. Kosıgin önerilerinde ekonominin mekanizmasına içerilmesi gereken değerli ve yararlı öğeler vardır. Ancak sadece plan ilkesine sıkı sıkıya bağlı öğeler olarak. Bütünde ise kara, mal-para ilişkilerinin etkinleşmesine, ekonomik büyümenin temellerini regüle eden etkenler olarak piyasa etkenlerinin dirilmesine yöneliş bizim koşullarımızda aşırı zararlı ve tehlikelidir. Ekonomi stratejisinin böyle bir değişimi kaçınılmaz olarak ekonominin planlı karakterinin azalmasına,  bütün halklarda devlet disiplininin düşmesine, ekonomik ve toplumsal süreçlerin denetlenemezliğinin güçlenmesine, fiyat artışına, enflasyona ve başka olumsuz gelişmelere yol açar ve açmıştır. Elbette ki belli ‘artılar’ da vardır. Ancak saydığım muazzam ‘eksilerin’ yanında bunlar fazla bir şey ifade etmez.” (agk., s. 20)
Benediktov’un kapitalist yolun yolcusu Brejnev-Kosıgin-Liberman reforumları hakkındaki değerlendirmesinde bizi ilgilendiren yan, Stalin dönemindeki sosyalist ekonomiden kopulmuş olduğunun, yeni dönemle birlikte geliştirilen yeni ekonomi perspektifine bağlı olarak plan ve kar ilişkisinde de ortaya çıkmış olan köklü dönüşümdür. Plan ilkesi yerini kar ilkesine bırakmıştır ve kar yasasına bağlı ekonominin yeniden yapılandırılmasıyla birlikte veya o süreçle birlikte kapitalizme has hastalıkların yeniden hortlamış olmasıdır. Benediktov’un tıpkı Molotov gibi, Stalin dönemi politikalarına sıkı sıkıya bağlı kalmakla birlikte, Kruşçev’le başlayan yeni dönemi, Marksist-Leninist açıdan bilince çıkaramadığı görülüyor. Eleştiri ve değerlendirmeleri, ülkenin Leninist çizgiden saptığı sınırlı analizine dayanmaktadır. Yanı sıra O’nun Molotov gibi, 56 ile başlayan tarihsel dönemecin Stalin dönemine uzanan köklerini, öncüllerini de bilince çıkaramadığını görüyoruz. Röportajın çerçevesiyle sınırlı olarak bizim gördüğümüz “şey” budur.
Brejnev’in sağ kolu ve başbakan olan Kossigin, 1971 yılında toplanan SBKP XXIV. Parti Kongresi’nde, karın sözde sosyalist ekonomideki yeri ve ağırlığıyla ilgili şu çarpıcı açıklamayı yapar:
“ ‘Kar ve karlılığa, üretim verimliliğinin önemli karakteristikleri olarak bakmaktayız. Aynı zamanda kar, yalnızca işletmelerin ve birliklerin işletme muhasebesine dayanan fonların ana kaynağı değil, ayrıca, devlet bütçesinin en önemli gelir kaynağıdır.’” (Aktaran W. Dickhut, SBKR II. Kitap, s. 59-60)
Kossigin’in bu açıklaması, en yetkili ağızdan, kar yasasının SB’nin ekonomik yaşantısına damgasını bastığını, üretimin temel itici gücünün ve amacının kar, azami kar olduğunu aslında hiçbir tartışmaya olanak tanımaksızın kanıtlıyor. Tek tek işletmelerin ve merkezi devlet bütçesinin ana gelir kaynağının karlardan oluştuğu açık-seçik ifade ediliyor. Yani 60’ların sonu, 70’lerin başına gelindiğinde, kapitalist restorasyon esasen tamamlanmış, kapitalist/revizyonist sistem olgusu, SB’nin ekonomik-toplumsal yapısını karakterize eden temel gerçeğe dönüşmüştür. Yani iddia edildiği gibi SSCB, 89-91 dağılışı ile birlikte kapitalist hale gelmemiştir veya sosyalizmden kapitalizme geçiş SB’nin dağılışıyla tamamlanmamıştır. SB, 1970’lere ulaştığında zaten kapitalist bir ülke, sosyal emperyalist bir ülke haline gelmişti. SB’nin ve önderliğindeki kapitalist/revizyonist kampın dağılışı, tekelci devlet kapitalizminin yerini klasik kapitalist biçimlere bırakışını ifade ediyordu.
 Ama biz devam edelim.
Yeni burjuvazinin iktisadi programı  “Yeni İktisadi Politika”, önce belli işletmelerde, sektörlerde, bölgelerde pilot uygulamalar olarak yürürlüğe konuldu ve adım adım geliştirilerek genelleştirildi. 1969’a gelindiğinde tablo şuydu:
“Sovyet verilerine göre 1969 sonuna değin 36.000 endüstri işletmesi, kapitalist Yeni Ekonomi Sistemi çerçevesinde çalışmaktaydı. 1969’da üretimin % 83.6’sı ve karın % 91’inden fazlası bu işletmelere aitti.” (age., s. 52)
Bland yoldaşın SB kaynaklarına dayanarak verdiği bilgilere göre ise, 1967 yılında sanayi üretiminin % 37’sini ve sanayi karının % 50’sini sağlayan 7200 işletme, “reforme edilmiş” sisteme göre çalışıyordu; 1968 yılında, sanayi üretiminin % 35’ini, sanayi karının % 30’unu sağlayan 19. 650 işletme; 1968’de, sanayi üretiminin % 12,5’ini, sanayi karının % 11’ini sağlayan 9150 işletme; 1970 yılında sanayi üretiminin % 8’zini ve sanayi karının % 5’ini sağlayan işletmeler de “reforme edilmiş” sisteme dâhil oluyordu.
Her bir okuyucunun görebileceği gibi, gerek Kosigin’in açıklaması, gerekse de bu veriler, 70’lere varıldığında, SB’nin artık (sosyalizm vs. maskeli) kapitalist bir ülke olduğunu kanıtlıyor. Ama biz burada durmayacağız.
Stalin döneminde (sosyalizm dönemi) üretim, kar için değil emekçi kitlelerin maddi ve manevi gereksinimleri için, bu gereksinimlerin en ileri düzeyde doyurulması için yapılırdı. Bu, sosyalizmin temel ekonomik yasasıydı. Kar için üretim yasası sosyalizme yabancıdır. Kapitalizmin kentte ve kırda tasfiyesiyle birlikte, kar için üretimin maddi-sınıfsal temelleri de son kalıntıları ile birlikte tasfiye edilmişti. Temel üretim araçlarının devletleştirilmesiyle birlikte kar için üretim tarihe karışmıştı. Kapitalizmin tasfiyesiyle birlikte, kapitalist iktisadi kategoriler de tasfiye edilmişti. Tek tek işletmelerde, iş kollarında, tüm ekonomi çapında üretim, sosyalist ekonominin temel ekonomik yasası üzerinde yükselen orantılı (planlı) gelişme yasasıyla sıkı bir bağ içerisinde şekillendirilen merkezi bir planlamayla yönetiliyordu. Plan ve plan hedef(ler)i, tüm SSCB çapında, hem merkezi ve hem de yerel düzeyde bağlayıcıydı. Belirleyici olan şey, hedeflere kilitlenerek plan hedeflerini tutturmaktı, dahası aşmaktı. Sosyalizm döneminde planlı ekonomi büyük bir başarıyla uygulandı. Bu dönemde, devletin gelirlerinin asıl kaynağı “işlem vergisi”ydi (muamele vergisi). Bu vergi, sözde bir vergiydi. “İşlem vergisi”, üretim vergisiydi. Bu vergi, tüketim malları üreten ekonomi dallarında üretiliyordu. Ağır sanayi kural olarak “işlem vergisi”nin dışında tutuluyordu. Üretim araçları üreten sanayinin daha etkin geliştirilmesi ve ağır sanayiye yüklenen iktisadi ve toplumsal yükümlülüklerini daha verimli yerine getirebilmesi için söz konusu vergi kesintisi bu sektörde yapılmıyordu. “İşlem vergisi”, “Sanayinin teslim fiyatı, fabrika ya da işletme fiyatıyla merkezileştirilmiş salt devlet gelirinin ‘işlem vergisi’ biçiminde ortaya çıkan kesimini” içermekteydi. Yani ürünün fabrika ya da işletme fiyatı ile tüketiciye ulaştığındaki fiyat arasındaki farkın bir bölümü, devletin gelirinin en önemli kısmını oluşturan işlem vergisini oluşturuyordu. Vergi emekçilerin ücretlerinden yapılan bir kesintiyi oluşturmuyor, ürünün tüketiciye satışı aracılığıyla, fiyat mekanizması üzerinden elde ediliyordu. “İşlem vergisi”, doğrudan devletin merkezi bütçesine akan/toplanan bir vergiydi.
Ancak bu uygulama, kapitalizmin restorasyonunun başlamasıyla değiştirildi; devletin merkezi gelirinin ana kaynağını giderek karlar oluşturdu. Aşağıdaki tablo, kapitalizmin inşası süreciyle birlikte “işlem vergisi”nin merkezi bütçedeki yerinin nasıl da giderek azaldığını ve yerini, karlarla beslenen bir bütçeye dönüştüğünü sergilemesi bakımından önemli ve açıklayıcı bir tablodur.

Devlet işletmelerinde kar ve muamele vergisinin mutlak büyüklükleri (milyar Ruble olarak)
Yıl                   Kar                 Muamele Vergisi
1940                  3.3                 10.6
1950                  5.2                 23.6
1960                25.2                 31.3
1969                72.7                 44.5
1970                87.0                 49.4
1971                90.1                 54.5
(age., s. 29)

“Sosyalizm dönemi sırasında SSCB’de karın rolü, muamele vergisi lehine giderek daha da kısıtlandı. Bütçeye kar nakli payı % 12.1’den (1940) % 9.5’e (1950) düştü. İktidarın revizyonistlerce ele geçirilmesinden bu yana, gelişme tam ters yönde olmaktadır. Bütçeye kar nakli payı % 9.5’ten (1950) % 24.2’ye (1960) ve % 34.3’e (1969) yükselmiştir. Muamele vergisi payı ise, % 55.8’den (1950) % 31.8’e (1969) düşmüştür. (Bakınız ‘Narodnoye hozaystvo SSSR w 1969 godu’, s. 770)” (age., s. 29)
Bu tablo, 70’lere gelindiğinde merkezi bütçenin ana gelir kaynağının işletme karlarından oluştuğunu gösteriyor. Yani Kossigin’in yukarıdaki açıklaması bir de bu bakımdan doğrulanmış oluyor. Bland yoldaşın sunduğu verilere göre, karın işletmelere bırakılan oranı da sürekli artmıştır. Buna göre: 1966’da bu oran, % 26, 1967’de % 29, 1968’de % 33, 1969’da % 40’tır. İşletme özerkliğinin geliştirilmesi,  işletme yöneticileri eliyle azami kar için üretim ve işletmelerin oto finansmanını sağlamalarını teşvik etme ve güvenceleme politikasının bir gereği olarak, işletme karlarının %40’ı işletmelere bırakılmıştır.
Bland yoldaş, karın oransal olarak artışını sadece sabit sermayenin değeriyle ilgili alındığında daha iyi görüleceğini söyler ve şu verileri bizlere sunar:

Yıl                   Kar (% olarak)
1965                30.1
1966                35.3
1967                39.0
1968                40.5
1969                43.8
(age., s. 175)

Tablodan da görülebileceği gibi, 1965’de % 30.1 olan “kar oranı” 1969’a gelindiğinde % 43.8’e ulaşmıştır.*
“1971-75 döneminde toplam kar, ‘…neredeyse 500.000 milyon ruble’ tutarındaydı.” “Bu, 1966-1970’e göre ‘…% 50 oranında’” bir artıştı. (s.176)
Bland yoldaş, işçi başına ortalama kar oranını ise aşağıdaki tablo ile bizlere sunar:

Yıl                   İşçi Başına Ortalama Kar(Ruble):
1965                1485
1966                1773
1967                2027
1968                2217
1969                2549
(s. 175-176)

Görüldüğü gibi, 70’lere gelindiğinde, işçi başına kar miktarı nerdeyse iki misline yakın artmıştır. Hemen eklemek gerekir ki, ücretlerdeki artış ise sınırlı kalmıştır.
Tüm bu veri ve açıklamalar, SB’nin 70’lere ulaştığında kapitalist bir ülke haline geldiğini yeterince ve çarpıcı bir şekilde kanıtlıyor. Dolayısıyla, söz konusu veriler, SB’nin sosyalizmden kapitalizme geçiş sürecinin SB’nin dağılışıyla gerçekleştiğini savunan akım ve bireylerin ne denli ağır bir zaaf sergilediklerini de kanıtlamaktadır.
24 Şubat 1976 yılında yapılan SBKP 25. Kongresi’nde, kongreye rapor sunan Brejnev, her kongre raporunda olduğu gibi, bir kez daha “1965 reforumları”na vurgu yaparak, bu reformların SSCB’nin ekonomik ve toplumsal yaşamına damgasını vurduğunu ve söz konusu politikaların geliştirilip yetkinleştirilmesinin parti politikası olduğunu, kazanılan büyük başarıların söz konusu politikaların uygulanmasının eseri olduğunu vurgular. Her zaman olduğu gibi rapor, “oy birliği” ile onaylanır.
SBKP’nin yeni programı, SBKP’nin 22. Kongresi’de (31 Ekim 1961) kabul edilir. Yeni program, 1956 Kruşçevci kızıl maskeli karşı-devrimin yarı-resmi ve fiili olarak benimsediği programın, özünde resmileşmesidir.
Programda benimsenen çizgi, Brejnev dönemi ile derinleştirilmiş ve genişletilerek uygulanmıştır.
“Bugün, Sovyetler Birliği Komünist Partisi (SBKP) Üçüncü Programını, komünist toplumun kuruluşunu (öngören) bir programı kabul etmektedir.” (s. 262, ipa.) diyen, “PARTİ CİDDİYETİYLE İLAN EDER Kİ, SOVYET HALKININ BUGÜNKÜ KUŞAĞI KOMÜNİZMİ YAŞAYACAKTIR.” (24. Ve 25. Kongre Raporları İle Parti Programı- Belgeler 1, s. 397, büyük harflerle yazım partiye aittir.) diye biten SBKP Programı, SSCB’nin ve önderliğindeki kampın utanç verici dağılışıyla sonlandı.
Bu programda, gerek SSCB’de gerekse de “Halk demokrasilerinde sosyalist üretim ilişkileri egemendir ve kapitalizme geri dönüşün sosyo-ekonomik ihtimali tasfiye edilmiştir.” (age., s. 276, iba.) iddiası da ileri sürülmektedir. Bu iddialı iddialar, modern revizyonist karşı-devrim, yeni tip burjuvazi ve hempaları tarafından da daima propaganda edilmişti. Oysa tarihsel deneyim bu palavralara inanmamak gerektiğini çoktan açığa çıkarmıştır; hem de çok çarpıcı ve yıkıcı bir tarzda!
Bu program, baştan sona revizyonist burjuva bir programdır. Programda, “Parti, daha randımanlı yatırımlara, temel inşada en karlı ve ekonomik yönelimlerin seçimine, yatırılan her ruble için azami çıktı elde edilmesine, yatırım ile kara geçiş arasındaki zamanın azaltılmasına büyük önem verilmektedir.” (age., s. 342-43, ipa.) denilmektedir. “Kuruluşların karlı çalışmasını teşvik etmek; tasarruf ve tutumluluk için, zararların azaltılması, düşük üretim maliyetleri ve yüksek karlılık için çalışmak gereklidir.” (age., s.346) deniyor ve gerçekte, dizginsiz bir “komünist”, “Marksist-Leninist” demagoji ve manipülasyon sisi içinde, kar için üretim, sosyalist ekonominin amacı ilan ediliyor.
Somut verilerin ışığında inceleyerek geldiğimiz tablodan da açıkça görülebileceği gibi, SSCB’de kapitalizm, 1956 dönemeci ile başlayan süreçle birlikte, sosyalizm, komünizm maskesi altında inşa edilmiştir. Başta SSCB olmak üzere eski sosyalist kamp revizyonist/kapitalist kampa dönüşmüştür. Bu dönüşüm, 70’li yıllarla bir olguya dönüşmüştür. SSCB, sosyal-emperyalist bir ülke haline gelmiştir.
Altını çizmek isteriz:
Sosyalist sistemde, kar kategorisi bulunmamaktadır. Çünkü kar, kapitalist sisteme özgü bir kategoridir. Sosyalizmde “kar”, bir muhasebe hesabı olarak, üretimin verimliliğini ölçmeye yarayan biçimsel bir işlemden ibarettir; üretim verimliliğinin göstergelerinden birisidir sadece. Üretim tekniğinin yenilenmesi ve kesintisiz yetkinleştirilmesi, üretim araçlarının dikkatli, özenli ve ekonomik kullanımı, üremin verimliliğini, emek üretkenliğini yükseltmenin maddi temelidir. Kuşkusuz ki, emek üretkenliğini sistemli geliştirmeden, maliyet masraflarını düşürmeden toplumun maddi ve manevi gereksinimlerini en üst düzeyde sürekli doyurulması olanaklı olmayacaktır. Ama bunun yolu kar için üretim, karı azamileştirme, planlı ekonominin tasfiyesi, maddi teşvikler yolu değildir. Böyle bir yol burjuva teori ve pratiğin, sosyalizmi tasfiye etme ve kapitalizmi kurma sınıf politikasının ürünüdür; SB’nin sosyal emperyalist bir ülke ve Sosyalist Kamp’ın kapitalist/revizyonist bir kamp haline gelmesi ve getirilmesi tarihsel deneyiminden de görüldüğü gibi, yeni burjuvazinin damgasını taşır ve uluslararası sermayenin de alkışladığı, desteklediği, teşvik ettiği bir yoldur.
Marx’ın dediği gibi: “Dış görünüş ile şeylerin özü eğer doğrudan doğruya çakışsaydı, her türlü bilim gereksiz olurdu.” Temel üretim araçlarının devlet mülki olması, klasik kapitalist görüngülerin olmaması Kruşçevlerin, Brejnevlerin, Gorbaçovların SSCB’sini sosyalist olarak görmek için yeterli değildir. Dahası bu, modern revizyonizmin, yeni tip burjuva karşı-devrimin, kapitalist restorasyonun kavranmamasının; o saflara taze kan taşınmasının ifadesidir. Yapılması gereken şey, görüntüden öze inmektir… Yeni tarihsel olguları diyalektik materyalist yöntemle incelemek ve aydınlatmaktır. Teorik zenginleşme yolundan ideolojik ve politik donanımı geliştirmektir.

*Geçerken hatırlatalım, kar oranı, sabit sermayeye göre değil, artı değerin toplam sermayeye -değişmeyen ve değişen sermayeye- oranını ifade eder ve ölçülür.
DEVAM EDECEK