KOMÜNİST MOTİVASYON BAŞKA ŞEYDİR
“Sağlam bir sosyalist inancın zorunluluklarından ve her türden halk hareketinin ağır tecrübelerinden çok uzak olan bu adamların kullandığı dili biz iyi biliriz! Onlar, kısa sürede elde edilebilecek ve gürültü koparabilecek sonuçlar ile pratikliği birbirine karıştırırlar. Onların gözünde, sınıf tavrına sıkı sıkıya bağlı kalmayı ve hareketin kitle niteliğini korumayı istemek, ‘bulanık teori yürütmektir’ ". (Lenin, Devrimci Maceracılık)
Devrimci motivasyon; büyük bir tutku ve cesaret, yüksek bir moral gücü ve devrimci kahramanlık olmadan ne mücadele geliştirilebilir ne de devrimin zaferi olanaklı olabilir. Ancak gereksinim duyulan motivasyon proleter bilimsel aklın, kendini sürekli yenileyen komünist aklın, Marksist-Leninist teori ve pratiğin biçimlendirdiği ve sürekli geliştirdiği motivasyondur. Motivasyon esasen tek yanlılıkla şekillenmiş, çarpıtılmış yüzeysel bilince dayanır hale geldiğinde/getirildiğinde, ahlakçı ve duygusal idealizmde boğulmak; ilkeleri, Leninist ideolojik motivasyon ve gelişme hattını terk etmek kaçınılmazdır.
Her an hatırlanması gerekir: “Duygu yalnızca en açık kanıtların hizmetinde olmalıdır.” Ahlaki, duygusal, vicdani değerler “devrimci romantizm”le değil, daima ilkelerle, Marksizm-Leninizm’in soylu güneşi ile aydınlanmalı ve kesiksiz geliştirilmelidir. Bu yol, gerçek komünist partilerin gelişme yoludur. Sınıf bilinçli proletaryanın “devrimci romantizm”e değil, Marksist-Leninist devrimciliğin belirleyip biçimlendirdiği ve her adımda, her ileri atılışta pratik-politik bir silaha dönüşen değerler sistemine gereksinimi var. “Moral arayışı”nda olanlar, “morali yüksek tutmak” için gerçek durumdan uzak romantik, aşırı abartılı ajitasyon peşinde koşanlar, eğer teori ve pratiğinde Leninist çizgiye; stratejik başarıya götürecek, stratejik gelişme hattına bağlanmış karşılığı olan taktiksel gelişme hattına dayanmıyorlarsa; ideolojik ve örgütsel olarak idare-i maslahatçılıkla nefes alıp veriyorlarsa; bütünsel, yapısal krizleri çözmek yerine öğütmeye, kan kaybına yol açan girdabın sözcülüğünü yapıyorlarsa; birkaç yıllık olumlu çıkışların ardından uzun yıllar dibe vurarak gettolaşıyorlarsa; mistik ve ahlakçı propaganda eşliğinde “Hareket/eylem her şey, nihai amaç hiçbir şeydir” özüne tekabül eden kafayla davranıyorlarsa, bu durumda, duygulara ve ahlaki değerlere hitap ederek “moral yaratmak”, “morali yüksek tutmak” da olanaklı değildir. Komünist moral gücü Marksizm-Leninizm’e dayanır, Marksist-Leninist ideolojik ve örgütsel değerler üzerinde yükselir. Tasfiyeci çizgide moral yıkımın sorumluluğunu taşıyanlar, moral değerleri çifte standarda kurban edenler, “mutsuz devrimcilik”in de rafine temsilcileridirler. Bu yöntem ve zihniyetle, pek romantik görünen “mutlu devrimcilik” sloganı ve kavramlaştırmasıyla manipülasyon yapılıyorsa; tarihsel, yapısal, güncel zaafların ve biçimlenmenin, öncü değil ardçı teori ve pratiğin eleştirisini yapan ve yapacak olanlar “mutsuz devrimcilik”le damgalanıyorlarsa, burada söz konusu olan şey, oportünizm ve tipik bir Marksizm-Leninizm karşıtlığıdır. Bu yöntemle, bakış açısıyla, “analiz”le, ajitasyonla derin ve kapsamlı ideolojik ve örgütsel yıkımın sorumluluğundan, moral değerlerin yıkımından kurtulmak olanaklı değildir. Bu gerilik ve gerilemenin “kendi halinde memnun olma”yla ya da durumun bu tarzda sunulmasıyla birleşmesi gettolaşmanın, mültecileşmenin sonuçlarıdır. Gettolaşma ve mültecileşme sınıf mücadelesinin nesnel gereklerine ve gereksinmelerine yanıt olamamayla bağlıdır...
Moral değerler ve morali yüksek tutmak üzerine romantik “sol” oportünist Sosyalist Devrimciler’i eleştiren Lenin şunları söyler;
“Ama hepimizdeki mücadele ruhunu ve cesareti gerçekten yükselten biricik şeyin, kitle hareketinin yeni biçimleri ya da kitlelerin yeni yeni kesimlerinin bağımsız mücadeleye atılışı olduğunu hem geçmişten biliyor, hem de bugün gözlerimizle görüyoruz.” (Lenin, age., s. )
Eğer başta kitlelerin ileri katmanları olmak üzere kitlelere dönük çalışmalar yapamıyorsanız; eğer proleter ve emekçi hareketinden esaslı tarzda kopuksanız; eğer getto mantığının ürünü olan seyircilik ve dışarıdan yardıma koşmak girdabını aşamıyorsanız; mücadeleye atılan kitlelerin bir adım önünde kitlelerle birlikte politika yaparak yürüyemiyorsanız, öncü değil artçı olmanız, ideolojik ve örgütsel değer yargılarının, moral değerlerin aşınması kaçınılmazdır. Romantizmle, romantik “siyasi çalışma”yla bu köklü, bütünsel ve yıkıcı hastalığı da aşamazsınız.
Devrimci
ve sosyalist öncülük iddiası ve misyonunun yaşam bulması için;
“...
öyleki
Partinin attığı her adım, yaptığı her eylem doğal olarak
kitlelerin devrimcileştirmesine, işçi sınıfının geniş
kitlelerini devrim ruhuyla hazırlamasına ve eğitmesine hizmet
etmelidir.”
(Stalin,
Bolşevikleşme
Sorunu,
Herzogla
Röportaj,
Şubat
3, 1925)
Sınıftan, kitlelerden kopuksanız, çalışmanızın içeriği bu perspektif ve pratiğe göre yönetilmiyorsa, bu durumda söylenen büyük büyük sözlerin, analiz yazılarının, sloganların vb. bir değeri ya da karşılığı da olmayacaktır.
Devam edelim.
Oportünizm ve inkarcılığa dayanan, lafzı dışında Marksizm-Leninizm’i terk etmiş olanların kavrayacağı bir durum değildir komünist teori ve pratik ve bu çizgiye dayanan komünist devrimci motivasyon. Oportünizmin, romantizmin, tasfiyeciliğin, elitisizmin üzerindeki kamuflaj sökülüp bir tarafa atıldığında günü birlik, kısa vadeli düşünüp davranan tutarsız ve pragmatizmle biçimlenmiş bir çizgi çıkar karşımıza. Bu bağlama dayanan “devrimci hayaller”, “devrimci romantik hayaller” kurmak, nesnelerin doğası gereği, oportünizm üretir yalnızca. Devrimci bir partide, devrimci kitle çizgisi temeline dayanan, tarihsel ve siyasal gelişmelerin önünü açan, iktidara doğru başarıyla giden/götüren “hayal”ler yerini romantik heveskarlığa ve hayallere bırakırsa, öncülüğün ardçılığa dönüşmesi; uzun vadeli sabırlı çalışmanın yerini kısa erimli sabırsız çalışmaya bırakması ve başarısızlık, bunalımların esiri haline gelmek kaçınılmaz bir döngüye dönüşür. Bu bağlamdaki sorun, bir hatadan, bir zaaftan ibaret değildir. Burada söz konusu olan şey, sistematikleşmiş, kemikleşmiş bir biçimlenmedir. Böyle bir yapısallıkla, öncülük anlayışıyla, çalışma tarzıyla gelecek kuramazsınız. Öncülük iddiası iddia olarak kalır. Kendini “tekrar” kaçınılmaz bir durum olarak karşımıza çıkar.
Özellikle de devrimci bir partide bu hastalıklı duruş ve zihniyet kemikleşmişse, kemikleşmenin temsilcilerinin/elitlerinin tabloyu büyük bir davanın, kavganın çıkarı olarak sunması ve manipülasyon yapması kaçınılmazdır. Bir diğer ifadeyle, bu durumda, durumun teorisini yaparak bu tabloyu sistematik tarzda meşrulaştırma çizgisinde yürümek eşyanın doğası gereğidir. Burada artık söz konusu olan “dava” Marksizm-Leninizm’den, Bolşevizm’in teori ve pratiğinden kopmuş küçük burjuva oportünist kategorinin davası ve çıkarlarıdır. Oportünizmi meşrulaştırmaya dayanan romantizm ve romantik, pragmatik ve narsist aşırı abartı gerçekte proletaryanın değil, küçük burjuva tabaka ve kliklerin, bürokratik kastların çıkarları ve hayallerinden ibarettir. Her zaman ve her yerde (kendi meşrebince) bir cemaate, bir mezhebe, bir tarikata dönüşen dar kafalı yapıların ve bireylerin hayalleri, devrimi yapacak devrimciliğin karşısında konumlanmış bir devrimcilik türüdür. Bu kafa ve pratik nesnel doğası itibari ile devrimci öncülük iddiasında olan politik kuvvetlerin devrim ve sosyalizm gibi büyük stratejik hedeflere doğru yürümesini, zaferi kazanmasını her zaman ve her yerde önlemiştir.
Biliyoruz ki tarihin nesnel akışına, nesnel koşullara dayalı devrimci hayaller iyidir. Fakat gerçeklere ve bilimsel devrimci eleştirel akla, diyalektik materyalist analize dayanan önderlik/öncülük çizgisi yerini abartılara, duygulara, duygusal analize, pragmatizmle biçimlenmiş sloganlara bırakırsa; bu durumda stratejik gelişme çizgisini yadsımak ve anlık başarılara odaklanan “ideolojik eğitim ve mücadele”yle, romantik manipülatif propaganda ve ajitasyonla Marksizm-Leninizm’e karşı konumlanmak kaçınılmazdır. Tüm bu zaafların “devrimci”, “Marksist”, “Leninist”, “en Marksist-Leninist” kamuflaja bürünmesi de durumu kurtarmaz. Açık ki, yani eleştirdiğimiz eğilim bir “önderlik sanatı”na, bir yönetim tarzına dönüşmüşse ya da dönüştüğü yerde ortada ne Marksizm-Leninizm ne de komünist parti kalır. Bu oportünizmdir ve oportünizm hiçbir devrimci partiyi devrimci stratejik zafere götürmez. Özellikle de vurgulamak isteriz, bu hastalıklar, zaten ağır bir ideolojik, siyasi, örgütsel yapısal krizin pençesinde kıvranan ve üstelik zaten göğüslenemeyen ağır siyasal koşulların bir olgu, irade kırılmasının başat olduğu koşullarda son derece kötü bir tasfiyeci oportünist çürümeye götürür. Tarihsel deneyimler bunu kanıtlamaktadır.
Meseleye, meselelere duygusal, yüzeysel, tepkisel bakmamalı, “olayların objektif mantığı sayesinde meselelerin nereye sürüklendiğini doğru bir şekilde ifade” (Stalin) ederek bilince çıkarmaktır...
“Olayların kendi mantığı vardır: Bir şey söyleriz, ancak olaylar diğer yönde gider.” (Stalin)
Açık ki, meselelere sınıf mücadelesinin nesnel mantığı ve bu temele dayanan bilimsel analizle bakmalıyız. Keza eleştirilere de...
Lenin’in sözlerini bir kez daha hatırlayalım:
“Ütopya, hayalcilik (...) bağımlılığın, zayıflığın ürünleridirler. Hayalcilik, zayıfların kaderidir.” (Düşünceler ve Aforizmalar, s. 237, iLa.)
DEVAM EDECEK
