ROJAVA VE GENELLEŞEN KÜRT ULUSAL DİRENİŞİ
Paris toplantısında yapılan anlaşmanın hemen ertesi günü başlayan HTŞ ve MİT çetelerinin Rojava sınırlarına gelip dayanan askeri saldırıları, gerek enternasyonal alanda gerekse özellikle de Rojava önderliğinde dört parça Kürdistan’ı sarıp sarmalayan büyük Kürt direnişi ve Serhildanı karşısında durmak zorunda kaldı. Bu direniş, SGD’yi tasfiye etme saldırısına karar veren emperyalist ve gerici devletlerin kadir-i mutlak bir güç ya da güçler olmadığını da açıkça gösterdi. Eğer Rojava ve genelde Kürt halkının büyük direnişi olmasaydı Rojava’yı ezme harekatının her cephede süreceği açıktı. Söz konusu emperyalist ve gerici saldırıyı boşa çıkaran, ABD, Fransa, İngiltere, Almanya gibi devletlerin geri adım atmasının belirleyici faktörü Kürt halkının direnişi oldu. İlan edilen ateşkes ve ardı sıra gelen “anlaşma”, söz konusu direnişin belirleyici etkisi altında gerçekleşti. Rojava direnişi ve Rojava önderliğindeki Kürt sehildanı emperyalizm ve gericilik karşısında halkların mücadelesini küçümseyen burjuva ve küçük burjuva liberallere de atılan güçlü bir tokat oldu.
Bir diğer gerçeğin altı çizilmelidir; son 100, 150 yıllık Kürdistan tarihinde ilk defa bu denli geniş, güçlü, kitlesel, birleşik bir yurtsever direniş ortaya çıktı. Bu direniş ve şahlanış yurtsever harekete, Rojava’ya, SDG’ye karşı mesafeli duran, dahası ENKS (Suriye Kürt Ulusal Konseyi) gibi bir araçla yurtsever hareket önderliğindeki SGD’ye karşı hiç de dostça davranmayan Barzani’nin bile yönünü Rojava çevirmesine yol açtı. Güney Kürdistan (Kürdistan Bölgesel Yönetimi-Başur Kürdistan) daha önce görülmemiş ölçüde çok büyük kitlelerin protestolarıyla, maddi ve manevi destek ve seferberliğiyle ayağa kalktı. Keza Kürt Bölgesel Yönetimi diplomasi alanında da Rojava direnişine önemli katkılar yaptı.
Rojava eksenine dayanan bölgeselleşen, küresel etkiler yaratan Kürt direnişi, Kürt ulusunun yurtseverlik bilincinde sıçramanın en önemli tarihsel dönemeci haline geldi. Bu direniş ve ayağa kalkış Kürt halkının Orta Doğu çapında bir Kürdistan özlemini, ulusal birleşik mücadele talebini de ilk kez pratik-politik olarak açığa çıkardı. Bu özlem ve talep tarihsel bir eğilim olarak her zaman vardı ama parçalanmış, bölüşülmüş Kürdistan gerçeğinde; geç uluslaşmış, ulusal gelişmesi engellenmiş Kürdistan gerçeğinde Kürt halkı ilk defa bu denli birleşik, zamandaş, kitlesel eylem gücüyle tarih sahnesinde yer almış oldu.
Ortaklaşarak genelleşen direniş ve Kürdistan sloganında billurlaşan ulusal bilinç, Kürt halkının öncü kuvvetlerini de aştı ve bu kuvvetlere de ayar verdi. Dört bir yanda Kürt ulusal bayrağı ortak bir bayrak olarak öne çıktı. İstisnasız her yerde yurtsever hareketin olmazsa olmazı olan kitlesel Öcalan posterleri ve Öcalan sloganları geri plana düştü. Bu gelişme Kürt halkının ulusal özlemi olan birleşik Kürdistan talebiyle, bayrağıyla, sloganlarıyla, statü talebiyle iç içe yükseldi. Kürt halkı Kürt ulusal mücadelesi içerisinde şöyle ya da böyle etkin olan güçleri birleşmeye, ulusal özgürlük istemlerini birleşik yükseltmeye zorladı... Bugün dünden farklı olarak daha yüksek bir aşamaya ulaşan Kürt ulusal direnişi, Kürt ulusunun ortak iradesine dayanarak savaşımı geliştirmek bakımından bir dizi yeni olanak ortaya çıkarmış bulunmaktadır... Bu olanakların hangi ölçekte birleşik mücadele yöntemleriyle, örgüt ve mücadele biçimleriyle, ortak politikalarla değerlendirilip değerlendirilemeyeceğini, ulusal direnişin verdiği yeni ayarın hangi ölçekte ya da ölçüde sürdürülüp sürdürülemeyeceğini zamanla göreceğiz. Kuşkusuz ki bu eğilimin yanıtlanması Kürdistan gerçeğinde parçalanmış ve birbiriyle rekabet içerisinde olan, birleşik mücadele bakımından (sınırlı dönemler hariç) geçmişi hiç de olumlu sınavlarla şekillenmemiş olan belli başlı Kürt öncü kuvvetlerin takınacağı tutuma bağlıdır...
Ezilen bağımlı, sömürge ulusların ulusal öfkesinin ulusal direnişe, ulusal direnişin ulusal ayaklanmalara doğru gelişmesi, kaçınılmaz bir tarihsel eğilimdir. Bu eğilim, Kürt tarihinde sayısız ulusal ayaklanmalarda ve Kürdistan özleminde defalarca ortaya çıkmıştır... Rojava eksenli alabildiğine genelleşen son direniş olgusu da bu gerçeğin açık ve çarpıcı bir ifadesi ve yeni bir evresi oldu.
Kürtler bağımsız devlet istemiyor, federasyon istemiyor, özerklik istemiyor propagandası ya da Kürt ulusunun bu taleplerle mücadeleden vazgeçmesi; sömürgeci devletleri yıkmadan “demokratikleştirerek” kendi sorunlarına çözüm araması gerektiği; Kürtlerin sorunlarının başlıca olarak “Demokratik müzakere”yle çözüleceği teorileştirilmesi/paradigması ve propagandası son büyük Kürt direnişi ile ağır bir darbe yedi. Açık ki, Kürtler, Kürt ulusal kimliğinin açık ve kesin olarak tanınmasını, dahası bir Kürdistan istiyor. Kürtler statü istiyor. Kürtler statüsüz yaşamak istemiyor. Kürt ulusunun ulusal talepleri haklı, meşru taleplerdir. Bu meşruiyete en ufak gölge düşmesi ya da düşürülmesi kabul edilemezdir.
Tarihin hangi yollardan geçerek Kürt sorununun çözümüne varacağını bugünden bilemeyiz ama Kürtler ulusal demokratik haklarını, ulusal özgürlüğünü istiyor ve mücadele ediyor. İdeolojik mücadele hakkını kullanırken, her cephede Kürt halkıyla omuz omuza savaşmak her devrimci partinin görevidir. Doğal olarak her devrimci parti kendi programı temelinde bu savaşıma katılmaktadır ya da katılacaktır. Orta Doğu çapında bir sorun olan ve jeopolitik kapışmalarda önemli bir yerde duran “Kürt sorunu”nun reformist, devrimci-demokratik ve sosyalist çözümünü öneren partilerin siyasal çizgilerinin sınavdan geçmeye devam edeceği de açıktır.
DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder