ROJAVA’DA DEVRİM OLMADI MI?
I
Rojava’da bir devrimin gerçekleşmediği, YPG, YPJ, SDG’nin emperyalizmin uzantısı olduğu propaganda ediliyor. “Marksist”, “sosyalist”, “enternasyonalist” olmakla kendilerini tanımlayan bazı siyasi çevrelerin bu propagandası sosyal şovenist propagandadan ibarettir. Egemen ulusun egemenliğinden ve ayrıcalıklarından yana olan sosyal şoven çevrelerin objektif olma gibi bir sorunu yoktur. Egemen ve sömürgeci Türk ulusunun egemen sınıflarının ve devletinin ayrıcalıklarının sürmesinden yana olan söz konusu siyasi çevrelerin “Marksizm”le, “sosyalizm”le, “komünizm”le, “enternasyonalizm”le ilişkisi yoktur. Bunların devrim gibi bir sorunu da yoktur. Bu çevreler yalnızca sosyal şoven değil aynı zamanda sosyal reformisttirler. Bunlar, egemen ulusun burjuva ve küçük burjuva sınıfının şovenist, milliyetçi sözcüleridirler. Bu cephe, devrimci ve komünist çizgide yer almak bir yana, devrimin önünde reformist, sosyal reformist, milliyetçi bir ideolojik barikatın sözcülüğünü yaparak bilerek ya da bilmeyerek Türk egemen sınıflarına hizmet etmektedir. Bu cephenin ana kuvvetleri öteden beri Kemalizm’e yedeklenegelmiş çevrelerden oluşmaktadır. Dillerinden düşürmedikleri anti-emperyalizm söylemi ise sosyal şovenizmlerini meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılmaktadır. Bunların anti-emperyalizmi egemen ulusun egemenliğini, ayrıcalıklarını savunma politikasının kılıfını oluşturmaktadır.
Doğrudan Kemalist çevreler ise, Kürt ulusunun ulusal varlığını, başta ayrı devlet kurmak hakkı olmak üzere ulusal demokratik haklarını ret ve inkar etmekte, sorunu “Bölücü terörizm”le tanımlayarak tipik şovenistler olduğunu ortaya koymaktadırlar. Bunlara göre PKK, SDG “terörist” oluşumlardır, “dış güçler”in uzantısıdır, “emperyalizmin maşası”dır vb.
II
Rojava’da bir devrim gerçekleşmiştir. Bu devrim, ulusal kurtuluşçu bir devrimdir. Sosyalist değil ama demokratik halkçı bir devrimdir. Rojava Devrimi, Esad iktidarının gerileyip çökmesi ile, IŞİD’in ezilmesi, IŞİD’in kurduğu, başkenti Rakka olan “İslam Devleti”nin ezilmesiyle zafere erişen bir devrimdir. Rojava’da egemen ulus olan Arap ulusunun egemen sınıfının, sömürgeci tahakküm kurmuş bir sınıfın ezilen bir ulus olarak Kürtlerin mücadelesiyle, ayaklanmasıyla, iktidarı ele geçirmesiyle, devrimci-demokratik karakterde yeni bir iktidar kurmasıyla zafere erişen bir devrim gerçekleşmiştir. Küçük bir devrim ama cürmü büyük olan bir devrim. Kendi sınırlarının ötesine geçerek yarattığı devrimci etkiden de bu gerçek görülebilir.
Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur. Her devrimin temel ve esas belirtisi gerici iktidarın yıkılması, ezilen bir sınıfın ya da sınıfların iktidarının kurulmasıdır. Rojava’da bu gerçekleşmiştir. Bu temel tarihsel ve politik gerçeği yok sayarak, üstünden atlayarak bir devrimin varlığı ve yokluğu bilince çıkarılamaz.
Rojava’da gerçekleşen devrim sosyalist değil, bir politik devrimdir. Rojava devriminin perspektifi ulusal devrimci demokratik bir devrimin sınırlı perspektifidir. Rojava devrimine önderlik eden öncü, sosyalist/komünist değil, Kürt ulusal mücadelesini devrimci-demokrasi çerçevesinde temsil eden bir önderlik ve öncüydü. Dolayısıyla harekete damgasını basan böyle bir önderlik ve programla zaten sosyalist bir devrim zaten yapılamaz ya da ulusal kurtuluşçu bir demokratik devrim olan Rojava Devrimi sosyalist devrime de dönüştürülemezdi.
Dünya devrimi ve tek tek ülkelerin devrimi tek tip devrimlerden oluşmadığı gibi, her ülke devrimi kendi somut tarihsel gerçekliğine dayanan özgünlüğü ile tarih sahnesine çıkar. Hiçbir devrim diğer bir devrimin tıpkı basımı olmamıştır ve olamaz da. Her devrim, dünya devrimine kendi özgün katkısını yaparak tarihte yer alır ve almıştır... Rojava Devrimi gerçeğine de bu açıdan bakmak ve anlamak gerekir.
Rojava Devrimi’ni kendi kafalarındaki mekanik, dogmatik, kaba, mükemmeliyetçi formüllere sığdıramadıkları için devrimden saymayanlar, kuşkusuz ki ağır bir yanılgı içerisindedirler. Esad iktidarının yenilgisi, IŞİD’in yenilgisi, TC, IŞİD, ÖSO, MSO gibi karşı devrimci, soykırımcı, halklara düşman kuvvetlerin Rojava’dan püskürtülmesi ve yenilgiye uğratılması, kadın özgürlükçü çizgisiyle de öne çıkan seküler Rojava Devrimi’nin yok sayılması yalnızca geri değil, gerici bir perspektifi, analizi, propagandayı da ifade etmektedir.
III
Rojava Kürtleri Suriye’de patlak veren krizi, emperyalist ve gerici müdahaleyi, Esad iktidarının zayıflamasını, dış müdahale ve gerici iç savaşı kendi lehlerine değerlendirmeyi başardılar. Eğer krizin yarattığı ortamı ulusal kazanımlar ve devrim için değerlendirecek bir öncü olmasaydı ya da ortaya böyle bir öncü çıkmasaydı bir Rojava Devrimi’nden de, onun başarısından da bahsedilemezdi. Kürt ulusal hareketi ne Esad’a ne de ABD, İsrail, TC, Körfez ülkelerine yedeklendi. İç çelişkilerden yararlandı ve Rojava’da yerel düzeyde de olsa ulusal demokratik devrimci bir iktidar kurdu. Ayrıca hatırlatmak isteriz; Esad iktidarı yıkılışa giderken bile Kürt ulusunun varlığını, ulusal demokratik haklarını tanımaya yanaşmadı. Egemen ve ayrıcalıklı ulus olan Arap ulusunun egemen sınıfının ırkçı, şovenist ulusçuluğunun bu tutumu, tesadüfi değildi. Bu katı, uzlaşmaz, imha ve inkar üzerinde yükselen politika Fars ve Türk egemen sınıflarının da ortak özelliğidir...
Rojava Devrimi uluslararası arenada da devrimci bir rol oynadı. 1930’larda İspanya’da Franko faşizmine karşı kurulan uluslararası enternasyonal tugaylar deneyiminden de esinlenen enternasyonal tugayların ortaya çıkması, Rojava Devrimi’nin devrimci etkisini yansıtan çarpıcı olgulardan birisidir. Rojava Devrimi’nin Suriye ve Orta Doğu’da cihadist İslamist kara fırtınaya, Orta Doğu’nun şeriatçı gerici sömürgeci devletlerine, dinci faşist Erdoğan iktidarına indirdiği darbelerin devrimci darbeler olduğu açık ve nettir. Halklar ve inançlar nezdinde demokratik birleştirici karakteriyle Rojava Devrimi, Kürdistan’ın bu en küçük parçasında zafere ulaşan bu devrim, tüm zaaflarına, eksikliklerine, yalpalamalarına vb. karşın, Orta Doğu halkları için de devrimci çözüm yolunu gösteren bir devrim oldu. Bu etki zamanla daha fazla açığa çıkacaktır. Tüm bunları yok sayan, yok saymıyorsa küçümseyen, hor bakan kafaların ya son derece dar kafalı devrimciler ya da düpedüz Kemalist, sosyal şoven çevreler olduğunun altı çizilmelidir. Şeriatçı gericiliğe, dinci faşist Saray iktidarına karşı özgürlük, laiklik sloganları atanların iş Kürtlerin mücadelesine, kazanımlarına gelince üstelik laik, seküler, kadın özgürlükçü, halkları kardeşleşmeye çağıran Kürt hareketine saldırmaları, dinsel faşist diktanın terör ve katliamlarına destek sunmaları, fütursuzca savunmaları berbat bir iki yüzlülüktür. “Solcu” geçinen bu kesimlerin, Kürt, Kürdistan, Kürt ulusal demokratik mücadelesi ve kazanımları söz konusu olunca egemen sınıfın şoven, gerici milliyetçi, militarist sömürgeci politikalar etrafında saf tutmaları çarpıcı olgulardan birisidir.
Deniyor ki; “Ne devrimi kardeşim, Esad rejimi geri çekilerek oraları Kürtlere bıraktı, böyle devrim mi olur!”
Bu çok safça, çok cahilce bir değerlendirmedir. YPG’nin bir bataklığa çevrilmiş kaotik Suriye’de Esad rejimi ile başlı başlına silahlı bir mücadeleye tutuşmamış olması, doğru bir tavırdı. Tarihte karşı-devrim cephesindeki parçalanmaları, çelişki ve çatışmaları kullanmadan zafere erişen herhangi bir devrim örneği bulamazsınız. Rojava Devrimi’nin öncüsü karşıdevrim içerisindeki bölünmeleri kullanarak zafere yürüyebilmiştir. Örneğin, Rojava Devrimi’ni beğenmek ya da devrimden saymak için Kürt halkı ve öncülerinin Esad ile çatışmasını, Esad iktidarını silahlı ayaklanmayla ezmesini ön koşul saymak saçmalamaktan ibarettir. Suriye’nin özgün koşulları, ortaya çıkan kaos, Esad rejiminin alabildiğine zayıflamış olması, Kürt direnişi gerçeği Esad güçlerinin o bölgeden çekilmesinin nedenidir. Eğer rejim Kürt halkıyla başlı başına savaşma gücüne sahip olsaydı geçmişte olduğu gibi kitlesel katliamlar da dahil, her türlü zorbalığa başvuracaktı. Ama mecali yoktu. Bu durum, geçmişten bu yana Suriye’de de direnen Kürt halkının tarihsel ve güncel birikimlerinin akıllıca kullanılmasına hizmet etti. Böylece eski gerici iktidar yıkılmış, yeni devrimci iktidar kurulmuştur. Boşluğu yıkım ve katliamlar yaratarak doldurmaya, İslamcı cihadist katiller ordusunun iktidarını kurmaya yönelen anti-Kürt, anti-demokratik ve emperyalizm ve bölgesel gericilik güdümlü güçler ise, yenilgiye uğratılmıştır...
Suriye’de rekabet eden, kaos yaratan, halkların kanını döken yerel, bölgesel, uluslararası gerici ve emperyalist kuvvetler gerçeği; kaosa sürüklenen Suriye gerçeği, devrimci müdahale ile Rojava olgusunu yaratacak bir öncü gücün varlığı nasıl Suriye gerçeklerinin bileşenleri ise; Esad’ın “gönüllü” olarak Rojava ve çevresinden “çekilmesi”, kendi zayıflığından ve yıkılışa doğru gitmesinden dolayı mecburen uyguladığı bir manevraysa, bu da o ülkede ortaya çıkan Rojavalı ulusal devrimcilerin başarıyla kullandıkları bir diğer özgünlüktü. Bu durum, Rojava Devrimi’nin zaferine giden yolda özgün fırsatlardan birisini oluşturmuştur. Burada anormal olan hiçbir şey olmadığı gibi, bu vb. olanakları kullanma mahareti gösteren Kürtler de gayrimeşru bir iş yapmış değillerdi. Aksine bu fırsat doğru, devrimci bir şekilde kullanılmıştır. Tarih Kürtleri bir ulus olarak sahneye davet etmiştir. Rojava Devrimi Kürdistan’ın en küçük parçasında Kürtlerin sahneye çıkışı ve mevzilenmesiyle tarihin çağrısına verilen bir yanıt olmuştur. Rojava Devrimi Kürt uluslaşmasının ve Kürt sorununun küreselleşmesinin gelişiminde tarihsel dönüm noktalarından birisi rolünü oynamıştır.
IV
Rojava’nın geleceği hakkında şimdiden net bir şey söylemek olanaklı değil. Çok uçlu, ağır bir yenilgiye dönüşerek tasfiye olma seçeneği de dahil değişik alternatiflere açıktır. Suriye “üniter devlet” yapısıyla “entegrasyon”un demokratik bir entegrasyon olması olanaklı değildir. Yeni bir iç savaşa sürüklenme koşulları mevcut. Kriz ve belirsizlik ortamı sürmektedir. Net olan emperyalist “uluslararası meşruiyet”e dayanan HTŞ’nin iktidarın merkezinde oturuyor oluşudur. Tarafların “entegrasyon”dan anladıkları şey, birbirinden farklıdır. Eğer “entegrasyon”, “iç barış”, “istikrar” , “iç cepheyi sağlamlaştırma” Kürtlerin kolektif kimliğinin kamusal alanda tanınmasına, Özerk Bölge’nin adı ne olursa olsun fiilen tanınmasına, bu durumun anayasa katında da meşrulaştırılmasına dayanmazsa ortada ne Rojava Devrimi ne de Kürt mevzisi kalır...
Önümüzdeki makalede SDG’nin emperyalizmin, ABD’nin, NATO’nun kullandığı işbirlikçi bir yapı olduğu iddiasını inceleyeceğiz.
DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder