Translate

5 Mayıs 2026 Salı

ROJAVA VE SDG ABD’NİN UZANTISI MI?

 

ROJAVA VE SDG ABD’NİN UZANTISI MI?

I

Uzun yıllardır, PYD’nin, YPG’nin, SDG’nin ABD’nin uzantısı olduğu propagandası değişik merkezler tarafından yapılageldi. TC devleti, siyasal İslamcılar, Kemalistler, sosyal şoven çevreler, ortaklaşan şeylerin yanı sıra değişik saiklerle de olsa bu propaganda etrafında birleşmektedir. Bazı dar kafalı, sekter devrimci yapılar da benzer içerikli iddialarda bulunmaktadır. Söz konusu propaganda ve ideolojik saldırılar “anti-emperyalizm”, “anti-Amerikancılık” argümanlarıyla da süslenmektedir. Yalnızca Türk gericiliğine değil, Fars ve Arap gericiliğine yedeklenenler de söz konusu propagandayı yapmaktadırlar. Öteden beri PKK de aynı şekilde suçlanarak sürekli teşhir edilmekteydi.

Ulusal devrimci hareket (PYD, YPG, YPJ, SDG) Suriye’de sahada ortaya çıkan nesnel çakışmadan (özelde IŞİD’e, “İslam Devleti”ne karşı mücadele) dolayı, ABD ve “Uluslararası Koalisyon”la geçici bir ittifak kurmuştur. Bu ittifak taktik, özellikle askeri alanda ortaya çıkan bir askeri ittifak biçimiydi. Kuşkusuz ki, söz konusu askeri ittifak YPG’nin, SDG’nin siyasal yönelimi tarafından şekillendirilmiştir. Böyle bir ittifak daha baştan büyük riskler taşımaktaydı. Dünya halklarının baş düşmanı Amerikan emperyalizmi ile taktiksel düzeyde olsa kurulabilecek olası bir ittifak düşüncesi dahi ürkütücüydü. Devrimci anti-emperyalizm tarihinden gelen ve bu politikaya sadakatle bağlı olan bazı devrimci (ve ilerici) akımlar için taktiksel düzeyde olsa bile, bu politika anlaşılır bir şey değildi; dolayısıyla söz konusu taktiksel ittifaka ya mesafeli duruldu ya da reddiye yazıldı.

Bu konuda devrimci hareketin bir bölümü Kürt gerçeği ve mücadelesinin ve Orta Doğu gerçeğinin sunduğu politika derslerini devrimci perspektiflerine bağlı kalarak anlamaya çalıştı. Yalpalamalarına, tereddütlerine karşın Rojava Devrimi’ni, SDG’yi destekledi. Bazıları sınırlı güçlerle de olsa Rojava Devrimi’nde yer aldı. Bazıları eleştirisiz bir iştahla, bazıları ise, eleştirel davranmaya çalışarak Rojava Devrimi’yle ilişkilendi. Bu bağlamda devrimi anlamayan devrimcilikle, devrimi yapacak devrimcilik sorununun ayrıca özenle incelenmesi gerekmektedir. Çünkü ikisi aynı şey değildir; Türkiye devrimci hareketinin Rojava Devrimi’ni destekleyen, desteğin ötesine geçerek devrime katılan bölüklerinin temel karakteristiklerinden bir tanesi de, tüm iddialı söylemlerine karşın devrimi yapacak devrimciliği temsil edememesidir. Herhangi bir ülkenin devrimini, keza Rojava Devrimi’ni anlamak, gidip devrime katılmak, devrimi yapacak devrimciliğin kavranmış olduğunu göstermez. Türkiye devrimci hareketinin gerçek durumu, yazılan çizilenlerin ötesinde gettoculuğa hapsolmuş fiili durumu, bu bakımdan yapılacak analizlerde yol göstericidir...

Ulusal kurtuluşçu Kürt devriminin Türk işçi ve emekçileri nezdinde sınıfsal ve enternasyonalist desteğinin, birlikteliğinin ve devrimci katılımının sağlanamamış olması herhalde tesadüflerle, devrimi yapacak devrimcilikle izah edilemez. Tarihsel deneyim ve güncel gerçekler devrimi yapacak devrimcilik olgusundan uzaklığın, donanımsızlığın, niteliksel geriliğin, yenilenememenin vb. çarpıcı tanığı olmaya devam etmektedir.

II

PKK hareketini ve Rojava Devrimini de etkileyen bir diğer önemli olguyu daha bilince çıkarmak gerekmektedir. “Doğu blogu”nun (70’lerden bu yana revizyonist/kapitalist kamp) 89-91 dönemecinde çöküş süreci ve sonrasında, ABD, Batılı emperyalist kuvvetler, NATO ve işbirlikçi müttefik devletler, bu fırsattan yararlanarak çöken kamp içerisinde yer alan ulusların ulusal hareketlerini (Yugoslavya deneyimini hatırlayalım) yedekleyerek, işbirlikçileştirerek kullanmaya önem verdi. “Ulusların Sovyet diktası ve zulmünden kurtuluşu”, “demokrasi”, “kendi kaderini tayin hakkı” vb. gibi argümanlar söz konusu emperyalist strateji ve taktiğin kılıfı olarak kullanıldı. 1917 Büyük Ekim Devrimi’nden başlayarak gelen, 1950’ler sonrası devsel boyutta atağa geçerek emperyalist klasik sömürge sistemini yıkan ulusal kurtuluşçu devrimler döneminden farklı olarak, 1990’lar sonrası anti-emperyalist ulusal kurtuluşçu hareketler de zayıflayarak güç kaybetti. Amerikan emperyalizmi başta olmak üzere emperyalist ve gerici devletler bu durumu hegemonya ve yayılmacı politikaları doğrultusunda kullanmaya devam etti...

Bu olgu, devrimci anti-emperyalizm çizgisi ve geleneği mevzisinde kalmaya devam eden, anti-emperyalist tarihsel deneyime ısrarla sahip çıkan devrimci çevre ve partilerin haklı devrimci öfkesini büyüttü. Bu sürecin devrimci hareket üzerinde değişik etkileri oldu.

Bu süreç, devrimci hareketin bir bölümünün anti-emperyalizm perspektifini darlaştırarak katılaştırdı. Bir diğer bölümünün devrimcilikte direnmesine karşın post-Marksizmin etkisi altında girdikleri oranda sulandırılmış bir anti-emperyalizme sarılmalarına yol açtı.

İçerisinden geçilen (proletarya ve halkların aleyhinde olan) tarihsel konjonktür düşünüldüğünde sözünü ettiğimiz darlaşma ve sektarizme kayış bir hatadır ama anlaşılabilirdir. Suriye Kürt yurtsever hareketinin taktiksel düzeyde kalsa bile, ABD ile geçici yakınlaşmasına karşı devrimci hareketin bir kesiminin Rojava Devrimi’ne karşı sekter tutum almasında, mesafeli duruşunda bu olgunun rolü de görülmelidir.

Devam edelim.

III

Söz konusu ittifak potansiyel olarak stratejik ittifaka dönüşerek SDG’yi ABD uzantısı haline getirebilirdi ama Rojava’da yurtsever hareket (Kandil, YPG, YPJ) ile ABD ittifakı stratejik bir ittifak değildi ve bu düzeye de sıçramadı. Gerek ABD’nin, gerek Kandil’in, gerekse de SDG’nin siyasi yöneticilerinin yaptıkları açıklamalar ve olgular bu ittifakın sahada kurulmuş kısmi ve geçici bir siyasi ve askeri ittifak olduğunu açığa çıkarmıştır. Emperyalistlerin ve ittifak güçlerinin HTŞ’yi iktidara taşımasıyla SDG ile kurulan ittifaka son verilmiştir. Şu veya bu biçimde bağlar sürmekle birlikte durum budur. Şu an bir ittifaktan değil, SDG ve Özerk Bölge’nin tasfiyesine, denetim altına alınmasına dayanan bir operasyon sürecinden bahsetmek gerekir...

6 Ocak’ta Paris’te yapılan anlaşmayla SDG’nin ve Özerk Bölge’nin tasfiyesine karar verilmiş olması, hemen ertesi gün TC güdümünde HTŞ, DAİŞ, “MSO” çeteleriyle topyekün askeri saldırıların başlatılmış olması YPG/SDG’nin ABD, İsrail vb. işbirlikçisi olmak bir yana, tasfiye edilmesi gereken devrimci bir odak olarak görüldüğünü çarpıcı bir tarzda ortaya çıkarmıştır. İddia edildiği gibi SDG ABD işbirlikçisi ve emireri olsaydı bu gelişmeler yaşanmaz, ABD ne istiyorsa SDG de hiç olmazsa büyük ölçüde isteneni yapacaktı...

Hatırlayalım, ABD ve Koalisyon, keza TC PYD ve YPG’nin Esad iktidarına karşı kendi güdümlerinde vurucu askeri bir güç olarak harekete geçmesini dayatmıştı. YPG ve Kürt hareketi bu dayatmayı reddetmiş ve savrulan tehditlere de karşı koymuştu.

O koşullarda yurtsever Kürt hareketi, doğru bir taktik, “tarafsızlık” taktiği izlemişti. Sınırlı kalan geçici çatışmalar hariç, Esad güçleri ile başlı başına bir savaşa da girmemişti. Yurtsever hareket, içeriden ve dışarıdan emperyalist müdahalelere, emperyalizm ve bölgesel devletlerin uzantısı cihadist terörist çetelerin savaşlarına karşın, krizi, gerici iç savaşı ulusalcı devrimci savaşa çevirmeyi, kriz ve kaostan bir devrim çıkarmayı başarmıştır.

Vurgulanması gerekir ki, Kürtlerin savaşı, diğer gerici ve emperyalist kuvvetlerden farklı olarak haklı savaşı temsil ediyordu. Bu ayrım çizgisinin gözden yitirilmemesi özellikle yaşamsaldır. İç ve dış gerici saldırgan kuvvetlerin Esad iktidarına karşı mücadelesi emperyalizm ve bölgesel gericiliği besler, geliştirir, güçlendirirken, var olan nesnel koşulları kendi lehine değerlendiren Kürt yurtsever hareketinin mücadelesi ise emperyalizm ve bölgesel gericiliği zayıflatan, gerileten bir rol oynuyordu. ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, Körfez ülkelerinin, TC devletinin uzantısı, aleti, işbirlikçisi olan İslamist terörist vurucu güçlerden ayrı olarak YPG, YPJ kendi ulusalcı perspektifi içerisinde esas olarak bağımsız politik duruşunu korumuştur. Bu alandaki eleştirilerimizi ise yayınladığımız makalelerde ifade etmiştik. Yeniden girmiyoruz.

Ayrıca hatırlatılması gereken bir diğer önemli nokta da şu: ABD YPG/SDG’nin Irak’ta Haşdi Şabi’ye karşı vurucu bir askeri güç olarak savaşa girmesini istemiş ve dayatmıştı. SDG bunu da reddetmişti. Bu tutum ve politik duruş YPG’nin, SDG’nin “ABD’nin uzantısı, vurucu gücü” olmadığını gösteren önemli olgulardan bir diğeridir.

IV

SDG’nin ABD ve İsrail’den abartılı beklentiler içerisine girmesine, sahadaki güç dengelerindeki değişmenin politik ve askeri sonuçlarını değerlendirmede zafiyet göstermesine karşın, ABD ve İsrail’i kurtarıcı bir güç, stratejik ittifak yapılacak güçler olarak görmediği bizce açıktır. Hareket içinde buna istekli eğilimler olmadığı söylenemez ama SDG’nin duruşunu bu eğilimler belirleyip biçimlendirmedi. Kürt kurtuluşunu ABD’ye, İsrail’e endeksleyen eğilimlerin çizgisi ise, her zaman ezilen ulusun gerici milliyetçi bir eğilimini temsil ettiği vurgulanmalıdır. Emperyalizm ve gericilik içerisindeki parçalanmalardan yararlanmak ile işbirlikçi ya da işbirlikçi olmaya iştahlı olmak farklı şeylerdir...

ABD ile IŞİD’e karşı kurulan ittifak, sahada IŞİD yenilgiye uğratılınca, ehlileştirilmiş IŞİD olan HTŞ iktidara taşınınca son bulmuştur. Bilakis bu olgu ABD tarafından, Trump tarafından, Trump’un temsilcisi Barak tarafından da açıklıkla vurgulanmıştır.

İttifak süresince yurtsever Kürt hareketine ve SDG’ye çekilen balans ayarlarına, ıslah etme politika ve baskısına karşın ABD SDG’yi kendi uzantısı haline getirememiştir. Bilakis, yerelle sınırlı kalsa da kurulan ulusal devrimci demokratik iktidar ve ön gördüğü demokratik, halklar nezdinde birleştirici model, başta ABD olmak üzere ABD etrafında ortaya çıkan gerici ittifak güçleri tarafından bir tehlike ve tehdit olarak görülmüş ve sırası gelince tasfiyesine karar verilmiştir...

Böl ve yönet politikası; ulusal, etnik, dinsel ayrılıkları, ataerkil değerleri kışkırtarak halkları birbirine boğazlatarak Orta Doğu’ya “Hayırsever monarşiler”, "güçlü otoriter liderlik rejimleri" modelini dayatan emperyalizm ve siyonizm kuşkusuz ki, halkların kardeşliğine dayanan Rojava devrimini sırası gelince zorla tasfiye etme politikası izleyecekti. Nitekim pratik ve deneyim bu gerçekleri açığa çıkarmıştır.

Tüm bu gerçekleri görmezden gelmek, yok saymak, gerçeklerin yerine kirli ve sahte propagandayı geçirmek devrimcilerin işi olamaz, olmamalıdır.

Önümüzdeki makalede “İmralı çizgisi” ile Rojava Devrimi ilişkisini, Rojava Devrimi’nin İmralı çizgisini “doğruladığı” iddiasını inceleyeceğiz.

DEVAM EDECEK

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder