TRUMP’UN
KOMÜNİZM DÜŞMANLIĞI TESADÜF MÜ!
''Dünyasal
sosyalizm-komünizm ideali çökmüş
olsa da, ortaya attığı sorunlar hâlâ çözülmeyi bekliyor:
toplumsal avantajın arsızca kullanılması ve çoğu kez olayların
gidişatını yönlendiren paranın aşırı gücü. Ve
eğer yirminci yüzyılın küresel dersi iyileştirici bir aşılama
olarak hizmet etmezse, o zaman büyük kızıl girdap kendisini
bütünüyle tekrarlayabilir.''
- (Alexander
Soljenitsin, New York Times, 28 Kasım 1993, Aktaran, Eric Hobsbawm,
Kısa 20. Yüzyıl 1914-1991 Aşırılıklar Çağı, Birinci Baskı
: Ekim 1996, s. 637)
“Birleşik Devletler’de egemen gruplar, yüzyıldan fazla bir süredir bıkıp usanmadan halka antikomünizm propagandası yaptı, ta ki bunu siyasi bir analizden çok dini bir tutuculuğa dönüştürene kadar.” (Michael Parenti, Siyah Gömlekliler ve Kızıllar, Sol Anti-Komünizm: En Beteri, Marxism-Leninism Today, GELENEK, Sayı 130)
“KOMÜNİZM, MARKSİZM ÖLDÜ” DENMİŞTİ
SSCB liderliğindeki “Doğu bloku”nun 89/91 sürecinde çöküşüyle anti-komünist propaganda yer yüzünü istila etti. Burjuva liberal propaganda aygıtı zafer haykırışları eşliğinde tarihin sonunu ilan etti. İnanacak olursak artık yeni bir çağa, demokrasi, barış, refah çağına; sınıfların, sınıf mücadelesinin ideolojilerin, devrimlerin son bulduğu; kapitalizmin nihai zafer kazandığı, sosyalizmin, sosyalist sistemlerin tarihin gelişiminden bir sapma ve sapkınlık olduğunun tescillendiği bir çağa girilmişti vs.
Burjuvazinin ve emperyalist dünya sisteminin ideologları, politik sözcüleri, ideolojik uşakları elbirliğiyle “komünizmin ölümü”nü ilan ettikleri halde kendilerini hiçbir zaman güvende hissetmediler. Sayısız görünümler altında insanlığın biriktirdiği günümüze de taşıdığı ilerici tarihsel değerlere, devrimci ve komünist ideolojiye, devrim ve sosyalizm kavgasına ve tarihsel kazanımlarına karşı saldırılarını dizginsizce geliştirmeye devam ettiler. Proletarya ve halkları belleksizleştirme operasyonları umudu öldürme ekseninde geliştirildi. Neo-liberal, post-modern, post-Marksist bağlaşmaya dayanan ideolojik saldırganlıkla, içerisine girilen “Modern Ortaçağ”ın karanlık dünyasında dünya proletaryası ve halklar terbiye edilmeye çalışıldı.
89/91 tarihsel dönemeci ile içerisine girilen yeni tarihsel evre dünya devrimi bakımından ağır bir yenilgi dönemini açtı. Kapitalizm ve burjuvazi inisiyatifi ele geçirmiş olmanın coşkusu ve intikamcılığıyla yenilenler (proletarya ve halklar) üzerinde tepinmeye, halklar ve proletarya lehine olan tüm ekonomik, politik, kültürel, sosyal hakları acımasızca tasfiyeye yöneldi. Bu süreç, uluslararası tekellerin damgasını taşıyan neo-liberal sermaye birikimi ve yeni tip uluslararası iş bölümünün atılım yaparak dünyayı belirlediği bir döneme de denk geldi. Emperyalist dünya sistemi alt ve üst yapısıyla yeni bir teknik-teknolojik temelde yeniden yapılandı. Bütün sınıf ve tabakalar bu dönüşümden etkilendiler... Bu yeniden yapılanma her bakımdan proletarya ve halkların aleyhine şekillendi...
SAHTE PROPAGANDANIN MASKESİ DÜŞTÜ
Geride kalan birkaç on yıl, kapitalizmin vahşi karakterini ve emperyalist propagandanın sahte yüzünü açığa çıkardı. Barışla, refahla, demokrasiyle, adaletle, eşitlikle belirlenen yeni çağ çığırtkanlığının yüzündeki maske hızla düştü. Dünya çapında proletarya ve halkların mücadelesi yeniden canlandı. Geçici bir dönem ağır yıkımlara yol açsa da neo-liberal, post-modern, post-Marksist propagandanın yüzündeki renkli kamuflaj etkisini yitirmeye başladı. Sınır tanımayan kapitalist sömürü, sınıflar arası uçurumun keskin ve hızlı bir tarzda açılması, adaletsizlik; insanlık tarihinin ilk defa tanık olduğu küreselleşmiş, kronikleşmiş, kitleselleşmiş işsizlik ve yoksulluk; emperyalist militarizmin, ırkçılık ve faşizmin yükselmesi; Amerika ve NATO işgalleri; ahlaki ve kültürel çöküş çarpıcı bir dünya gerçekliği olarak gündemleşti. Sözde “Yeni çağ”da dünya daha iyi bir yere gelmemişti. Sömürülen, ezilen insanlık ailesi, proletarya bu gerçeği yaşayarak görmeye ve direnmeye başladı...
Bu ön hatırlatmaların ardından Trump’un komünizm düşmanlığına geçebiliriz.
ANTİ-KOMÜNİZM VE SİYASETİN DİZAYNI
Anti-komünizm ABD emperyalizminin kutsal ideolojisidir. “Soğuk Savaş” geride kaldığı halde Trump’la keskin bir tarzda açığa çıktığı gibi, komünizm düşmanlığı Amerikan emperyalist devletinin ideolojisi, ideolojisinin sac ayaklarından birisi olmaya devam etmektedir.
89/91 dönemeci, dünyanın geçici olarak tek kutuplu hale gelmesi, “Amerikan yüzyılını”nın şatafatlı ilanı, devrim ve sosyalizmin yakın tehlike ve tehdit olmaktan çıkması, “Medeniyetler savaşı”, “Terörizme karşı savaş” strateji ve ideolojisinin öne çıkarılışı; ardından “Demokratik dünya ile otoriter dünya” eksenine oturtulmaya çalışılan strateji ve saldırganlık... Ardından “komünizme karşı savaş” konseptinin “Trumpizm” üzerinden güncellenmesi.
Amerikanın dünya egemenliği gerileyiş sürecinde. Çin yükselişte. Çok kutuplu dünya gerçeği biçimlenme, olgunlaşma sürecinde. ABD için en büyük tehlike Çin. Sosyalist olmadığı halde Çin, “sosyalist”, “komünist” bir ülke lanse edilmekte. Belli ki bu propaganda önümüzdeki yıllarda büyütülecek. ABD’ye göre Çin’e yakın duran Rusya “otoriter” bir ülke. Dünya çapında “terörizm”i de teşvik eden Çin, Rusya ve politik İslamdır. “Uygarlıklar çatışması” emperyalist stratejisi ilkin siyasal İslam üzerinden İslami uygarlığı öne çıkardı ama bu strateji daha baştan “Sarı ırk ve uygarlık”ın (Çin) gelecekte en büyük tehlike olacağının ayırdındaydı...
Sınıfsal eşitsizliğin, gelir dağılımı bozukluğunun en keskin olduğu ülkelerin başında geliyor ABD. Neo-liberal politikalara karşı düz bir çizgide olmamakla birlikte yükselen ve kendiliğinden anti-kapitalist karakter taşıyan bir toplumsal muhalefet var ABD’de. ABD’de sessiz kalmak bir yana, proletarya ve halkların, yoksulların, göçmenlerin, kadınların mücadelesi gelişmektedir... Gençliğin büyümekte olan öfkesi ve mücadelesi hem dipte olgunlaşan mücadelenin hem de toplumun en duyarlı kesimi olan gençliğin politikleşmesinin ifadesidir.
2025 yılında yapılan kapsamlı bir araştırmaya göre “18-29 yaş aralığındaki Amerikalıların %62’si sosyalizme olumlu bakıyor.” Her ne kadar bu gençliğin anladığı sosyalizm Bilimsel Sosyalizm, Marksist-Leninist bir sosyalizm olmasa da, sosyalizmi kapitalizm karşıtlığı, kapitalizme karşı bir alternatif; eşitlikle, adaletle, adil bir gelir dağılımıyla, ekolojik yıkıma karşı radikal ve sürekliliğe dayanan kamusal tedbirlerin alınmasıyla; gençliğin geleceğinin çalınmasına ve siyaseten dıştalanmasına karşı bir mücadele perspektifi ve pratiği olarak anlamlandırılmaktadır. Yani Trump’ın komünizm düşmanlığı hiç de boş değildir. Bugün sosyalizmi böyle kavrasa bile yarın bu potansiyel devrimci ve komünist bir partinin kaldıracı haline gelebilir...
“Kızıl girdap” 21. asra damgasını basacaktır. Özellikle de dünya burjuvazisinin en bilinçli kesimleri bunun farkında...
2011 yılında eylül ayında patlak veren ve ülke çapında genelleşen “Wall Streeti İşgal Et”, “Biz % 99’uz” sloganlarıyla gelişen büyük kitlesel hareketi hatırlayalım... Hareketin öne çıkan gücü gençlikti.
ABD New York’ta başlayan toplumsal hareketin dünya çapında 82 ülkeye, 951 şehre yayılıp milyonları harekete geçirerek büyüdüğünü hatırlayalım...
Gerek küresel gerekse de ABD’de, haklı olarak, proletarya ve emekçilerin mücadele dalgalarının daha açık ve güçlü patlak vereceği ön görülüyor ve bekleniyor. Bir dizi burjuva kurumun 21. asrın 20. asırdan daha büyük devrimler ve Ekimler tehlikesine gebe olduğuna dikkat çekmesi rastlantısal değildir...
Samuel J. Abrams tarafından 2025 yılında yazılan “Kapitalizm Düşman Değil—Genç Seçmenlerin Gerçek İstediği Şey” başlıklı yazıdan (https://www.aei.org/op-eds/capitalism-isnt-the-enemy-what-young-voters-really-want/) bazı alıntıları aşağıya aktarıyoruz.
“Amerika'nın gençleri arasında bir şeyler oluyor - New York'taki belediye başkanlığı ön seçimlerinin sonucuyla açıkça ortaya konan bu durum - ve dikkat etmemiz gerekiyor, çünkü ülke genelindeki aktivistler şimdiden New York'un sonucunu size yakın bir şehirde tekrarlamak için planlar yapıyorlar. Bir zamanlar Amerikan Rüyasını miras alması beklenen bir nesil, şimdi bu rüyayı destekleyen sistemi açıkça sorguluyor.” (bba.)
“On yılı aşkın bir süredir Pew, Gallup ve diğerlerinin yaptığı anketler, genç yetişkinler arasında kapitalizme karşı artan bir şüpheciliği ortaya koyuyor.”
“2021 Gallup anketine göre, 18-34 yaş arası genç Amerikalıların sadece %47'si kapitalizme olumlu bakıyor; bu oran on yıl öncesine göre yaklaşık 20 puan düşüş gösterdi. Öte yandan, Cato Enstitüsü ve YouGov tarafından 2025 yılında yapılan bir anket, 18-29 yaş arası Amerikalıların %62'sinin ‘sosyalizm’e ‘olumlu baktığını’ ortaya koydu. Bu, dikkat çekici bir nesilsel değişim. Yaşlı Amerikalılar bu etiketi ezici bir çoğunlukla reddetmeye devam ederken, genç seçmenler için ‘sosyalizm’ artık tabu değil. Siyasi ana akımın bir parçası haline geldi.”
“Bu değişimin ardındaki sebep ne? Kısmen ekonomik hafıza. Birçok Y kuşağı ve Z kuşağı üyesi, Büyük Durgunluk sırasında veya hemen sonrasında yetişkinliğe adım attı. Ebeveynlerinin işlerini, evlerini ve emeklilik birikimlerini kaybettiklerini gördüler. Ardından ezici bir öğrenci borcu krizi, hızla yükselen konut maliyetleri ve serbest çalışma ekonomisi geldi. Geleneksel formül – eğitim, sıkı çalışma ve yukarı doğru hareketlilik – artık bir vaat gibi gelmiyor. Birçoğu için bu, bir aldatmaca gibi geliyor. Ve sosyal medya balonlarını ve öğretim üyelerinin Amerikan Rüyası'na açıkça saldırdığı ve kapitalizme ve girişimciliğin değerine karşı ekonomik ve siyasi tarihi düzenli olarak çarpıttığı üniversite kampüslerini de unutmayalım.”
Özel bir yoruma girmeden devam ediyoruz.
Trump’un komünizm ve Marksizm düşmanlığı yeni değildir. Komünizm, Marksizm, “Stalinizm” düşmanlığı hem daha geniş anti-komünist cephenin, özelde de Amerikan neo-faşizminin, Trumpçuluğun öteden beri kullanageldiği argümanlardır. Trump Kamala Harris’e karşı yürüttüğü mücadelede sürecinde de komünizm karşıtlığını enerjik bir tarzda kullanmış, ABD’nin Marksistler tarafından ele geçirildiği, ülkenin yaşadığı sorunların kaynağının komünistler, marksistler vb. olduğunu ileri sürmüştü...
ABD’nin kuruluşunun 250. kuruluş yıl dönümünde ünlü Rushmore Dağı ziyaretinde konuşan Trump şunları söylüyor:
“Amerika asla komünist bir ülke olmayacak. Ya Karl Marx’a sadık olursunuz ya da Amerika’ya. Komünist ya da vatansever olabilirsiniz, ikisi birden olamazsınız”
"Komünizm, Amerikan özgürlüğü için ölümcül bir tehdittir," "Ülkemizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdittir." Rakiplerine saldırırken, “Bunlar sosyal demokrat değil, tamamen komünist bir çizgideler. Tanrı'ya inanmıyorlar. Bu hareket, ülkemizin var oluşundan bu yana karşı karşıya kaldığı en ciddi tehditlerden biridir. Amerika'nın temellerini hedef alan büyük bir tehlikeden bahsediyoruz."
Trump,
2025 yılında 2-8 Kasım arasını “Komünizmle Mücadele
Haftası” (“Anti-Komünizm Haftası”)
ilan
etmişti. Trump, ABD’nin baş düşmanının komünizm
olduğunu, komünist tehlikenin ülke çapında yükseldiğini, eğer
komünizm zafer kazanırsa ABD’nin bir 3. Dünya ülkesi haline
geleceğini vurgulamıştı. Komünist rejimler altında yüz
milyonların hayatını kaybettiği kara propagandasına
yaslanan Trump, ABD’nin kuruluş sürecinde milyonlarca yerlinin
soykırımlarla yok edildiğini, ABD’nin dünya patronluğu
döneminde on milyonların bilakis ABD tarafından yok edildiği
gerçeğini küstahça gözden kaçırmaya çalıştı.
“Komünizm yıkımdan başka bir şey getirmedi”, “Komünizm, … kölelikten başka bir şey değildir”, “Yeni sesler şimdi eski yalanları tekrarlıyor ve bunları … ‘sosyal adalet’ ve ‘demokratik sosyalizm’ ile örtbas ediyor.” diye yırtınan Trump yalnızca faşist demagoji yapmıyor aynı zamanda sermayenin korkularını dillendiriyor.
Ankara'da gerçekleştirilen 36. NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi’nin ardından “Cumhurbaşkanlığı Külliyesi”nde düzenlenen basın toplantısında sorulan bir soruyu Trump şöyle yanıtlıyor:
"Komünizmi insanlara satmak çok kolaydır. Belki de dünyanın en iyi komünisti olurdum. Lenin'den daha iyi olurdum. Düşünün, hayatınız boyunca kira ödemiyorsunuz, evinizi bedava alıyorsunuz ama etrafta cinayetler işleniyor"
Evet, komünizm ve proletarya devrimleri emperyalist kapitalizm için şimdilik “yakın tehdit” değil. Fakat bu vb. sözler emperyalist dünya sistemi ve yönetici sınıfı kapitalist dünya sisteminin yapısal ve tarihsel çok katmanlı krizlerinin derin, güçlü, yaygın patlak verip geliştiğinde kapitalizmin temel alternatifinin devrim, sosyalizm, komünizm olduğunun ve olacağının, proletarya ve halkların yeni Ekim devrimleri yolundan yürüyeceğinin bilincindedir...
Sınıflar arası uçurumun alabildiğine açıldığı, neo-liberal saldırı dalgasıyla Amerikan tekelci sermayesinin alabildiğine semirdiği, işçi ve emekçilerin işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, konutsuzlukla, iş güvenliği, eğitim, sağlık vbg. sosyal güvencelerden yoksunlukla, fiziksel varlığının dahi ağır ve yıkıcı bir tehdit ve tükenişle karşı karşıya kaldığı ABD de Trump durup dururken “servet düşmanı”, “serbest piyasa ekonomisi düşmanı” olarak nitelediği komünizme çatmıyor.
Vurgulamak gerekir: Uluslararası proleter devrim çözümü gündeme girmiş pratik-politik bir sorundur. Geçici ağır yenilgiler bu temel tarihsel gerçeği ortadan kaldırmıyor. Dünya burjuvazisi, Amerikan emperyalist sermayesi ve ideologları bu nesnel gerçeğin derin bilincine sahiptirler...
Küresel çapta gelişen toplumsal, siyasal hareketlerin sol bir dalga biçiminde gelişmesi rastlantısal değildir; bu hareketlerin şimdilik gerçek devrimci ve komünist parti ve örgütlerin önderliğinde olmaması geçici bir durumdur...
Büyüyerek gelen ve gelecek tehlikenin farkındadır ABD yönetici sınıfı ve dünya emperyalist burjuvazisi. Onlar 1917’de Lenin ve Bolşevik Parti liderliğinde zafere ulaşan sosyalist devrimi, Stalin liderliğinde görkemli inşa edilen sosyalizmi; 2. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın ardından Stalin ve SSCB önderliğinde doğan, böylece dünyanın üçte birinin sosyalist hale gelmesine yol açan sosyalist kamp gerçeğini unutmak bir yana kesintisiz sınıf kiniyle, sınıf bilinciyle saldırmaya devam etmektedirler...
Kapitalist-emperyalist Batı uygarlığı dışındaki uygarlıkları ve ülkeleri (“terörist”, “haydut”, “otoriter”, “komünist”) tehlike ve tehdit ilan eden Amerikan emperyalizminin yönetici çevreleri söz konusu propaganda ve psikolojik savaşla bir yandan proletarya ve halkları diğer yandan rakip devletleri hedef almaktadır.
Yani meseleye tek boyutlu bakılamaz. MAGA’cı (“Amerikayı Yeniden Büyük Yap”), Trumpçu neo-faşist propagandayı salt demagoji olarak göremeyiz; amaçlı, hedefli bir politikayla karşı karşıyayız...
Geçiyoruz.
TRUMP VE “TOPAL ÖRDEK” TEHLİKESİ
Amerika’da 3 Kasım’da ara seçimler yapılacak. Trump sınırsız tutarsızlıklarıyla, ırkçılığıyla, yoğunlaştırdığı sömürü ve adaletsizlikle, İran’a dönük İsrail siyonistleri ile birlikte geliştirdiği emperyalist askeri hareketin başarısızlığıyla vb. güç kaybediyor. Kasım seçimlerinde Trump’un ağır darbe alarak “Topal ördek” durumuna düşebileceği analizleri dikkat çekiyor.
Trump Kasım ayında ara seçimlerine giderken, “komünizme karşı mücadele”yi seçim propagandasının merkezine yerleştirmiş durumda. O, tekelci burjuvazinin bir diğer gerici ana partisi olan Demokrat Parti’yi bile “komünistlik”le, “öz komünist”likle; kendini “demokratik sosyalist” olarak tanımlayan ve 2025 yılında New York Belediye Başkanı seçilen Zohran Mamdani’yi (vb. adayları) ısrarla komünistlikle suçluyor.
İndependent’te yayınlanmış haberi birlikte okuyalım:“Pazartesi, 29 Haziran 2026
Donald Trump, komünizmin ABD için Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, 11 Eylül ve Pearl Harbor'dan daha büyük bir tehdit olduğunu iddia etti .
ABD Başkanı, Pazartesi günü (29 Haziran) Oval Ofis'te gazetecilere yaptığı açıklamada, New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani'nin sosyalist adaylarla ilgili yorumları hakkında sorulara yanıt verdi.
Trump şunları söyledi: "Bence bu aslında ulusumuz için büyük bir tehdit. Çünkü bu sosyalizm değil, gerçek komünizm."
"Sosyal demokrat kelimesini çok hoş geldiği için kullanıyorlar, ama aslında komünizmden bahsediyorlar. Bence bu, belki de kuruluşumuzdan beri ulusumuz için en büyük tehdit. Buna Birinci Dünya Savaşı, İkinci Dünya Savaşı, 11 Eylül ve Pearl Harbor saldırısı da dahil." (Holly Patrick)
Mamdani gibi kısmi sosyal reformları ve talepleri savunanların bile hedef tahtasına konulması, Trump tarafından temsil edilen neo-faşist saldırganlığın karakterini göstermektedir. Trump, göreve geldiğinden beri anti-komünist Soğuk Savaş stratejisi ve taktikleriyle kendisine karşı olan herkesi ve çevreyi komünistlikle suçladı. Değişik türden ilerici toplumsal hareketleri (yerli hakları hareketi, azınlık hakları hareketi, göçmen hakları hareketi, LGBT hakları hareketi, ekolojik hareket vbg.) neo-liberalleşmiş sosyal demokrasiyi, sosyal demokrasinin bir görünümü olan “demokratik sosyalizm”i komünist olarak lanse etmesi de Soğuk Savaş politikasının yansımasıdır. Bu politika Trump’un kişisel politikası değil, Amerikan tekelci burjuvazisinin en gerici, en şoven, en saldırgan kesimlerinin politik yönelimidir. İçeride faşistleşme, dışarıda saldırgan bir emperyalist rekabet ve yayılma söz konusu kesimlerin ve kliklerin programının özünü oluşturmaktadır.
Bu politika ve yönelim ABD’nin yükselen bir güç değil, gerilemekte olmasının ürünüdür. Yeni teknoloji tekelleri, askeri-sınai komplex, enerji tekelleri, finansal sermaye bu gelişmenin arkasındadır. Bu gerçeğin gözden kaçırılmaması gerekir.
Trump gerek birinci ve gerekse de ikinci döneminde Amerikan devletinin “Marksistler, komünistler” tarafından ele geçirilmiş olduğunu, ABD’nin çıkarlarının bu Marksistleri köklü, kesin tasfiye etmekten geçtiğini ısrarla propaganda etti ve etmektedir. Bu propaganda, anti-komünist, siyasal özgürlüğe ve sosyalizme düşmanlıkta sınır tanımayan Soğuk Savaş döneminin McCarthy’çılığının yeni versiyonudur. Söz konusu propaganda Trump’un ikinci döneminde daha çarpıcı hale geldi. On yıllardan beri Marksizm ve komünizmin öldüğünü ısrarla ilan eden kapitalist Batı, ABD uluslararası tekelleri, ideologları, politik sözcüleri “her ne hikmetse” Marksizm ve komünizmi baş tehlike olarak ilan etmekten de vaz geçememektedirler.
Durumu anlayabilmek bakımından 15.07.2026 tarihli son derece çarpıcı bir haberi birlikte okuyalım:
“ABD'li Temsilci, Pentagon'a 350 milyar dolarlık ek bütçeyi, 'komünizmle mücadele' söylemiyle savundu.
ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, Pentagon'un talep ettiği 350 milyar dolarlık ek savunma bütçesinin bir bölümünün ülkede 'komünizmle mücadele' için gerekli olduğunu söyledi. ABD basını, Johnson'ın açıklamalarını, Donald Trump'ın 'iç düşman' söylemi ve ABD ordusunun ülke içinde kullanılmasına yönelik çıkışlarıyla ilişkilendirerek değerlendirdi.”
“ 1,1 trilyon dolarlık savunma bütçesine ek olarak Pentagon'un talep ettiği 350 milyar dolarlık yeni kaynağın onaylanması” operasyonu örgütleyen Trump ve Trumpçu kliğin elemanı “Johnson, söz konusu paketin Savaş Bakanlığı'nı daha 'verimli ve etkili' hâle getireceğini savunurken, ABD'nin hem 'kendi topraklarında komünizmle' hem de yurt dışında 'teröristler ve tiranlarla' mücadele ettiğini söyledi.”
“Reuters'ın analizine atıfta bulunan haberde, Trump'ın yalnızca 2 haftalık süreçte 'komünizm' ifadesini en az 81 kez kullandığı belirtildi.”
“Trump'ın, Demokrat Parti içindeki ilerici ve demokratik sosyalist siyasetçileri sık sık 'komünist' olarak nitelendirdiği, 'demokratik sosyalizmin suç sayılması gerektiğini' savunan paylaşımları yeniden yayımladığı ve ideolojik rakiplerini 'iç düşman' olarak tanımladığı hatırlatıldı.”
“Haberde ayrıca Johnson'ın sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, savunma bütçesinin artırılmasını 'ülke içindeki komünist düşmanlara karşı varoluşsal mücadele' olarak tanımladığına dikkat çekildi.”
Anti-komünizmin hala etkin bir tarzda prim yapmaya devam ettiği ABD’de ırkçı Trump göreve geldiğinden beri göçmen düşmanlığı politikasını fütursuzca yürürlüğe koydu. “Suç”a ve “yasa dışı göçmenler”e karşı mücadele adına özellikle de Demokratların yönettiği kentlerde Ulusal Muhafız birliklerini, İç Güvenlik Bakanlığı’na bağlı federal bir polis teşkilatı olan ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) sürülerini sokağa saldı. Bu birlikler bir dizi ABD yurttaşını ve göçmeni katletti. Kendi anayasasına aykırı olduğu halde ordu birlikleri de kimi zaman “suça karşı mücadele” adına piyasaya çıkarılabilmişti. Söz konusu militarist birlikler ortaya çıktıkları her yerde terör estirdi. Soğuk Savaş yıllarının korku toplumu büyük bir hızla inşa ediliyor. Demokrat Parti’nin yönettiği belediyelerin fonlarının da Trump tarafından ciddi bir şekilde kesilebildiğini, açık siyasi baskı ve tehdidin yanı sıra ağır bir ekonomik ablukaya yöneldiğini görüyoruz.
Trump neo-faşist bir siyasal programın temsilcisidir. Bu program, içeride proletarya halkların tüm demokratik hak ve özgürlüklerini yok etmeyi, “Sessiz toplum” yaratmayı hedeflemektedir. Göçmen ve kadın düşmanlığı, siyahi düşmanlığı, azınlıklara düşmanlık, yerli halklara ve yoksullara düşmanlık, yağlı kaymağın elit temsilcisi (ve temsilcileri) olduğu halde söz de elit düşmanlığı, burjuva demokrasisine tekabül eden yapıyı tasfiye etmeyi, yürütme erkini tek erk haline getirmeyi, tek kişi diktatörlüğünü kurmayı; dış politikada neo-faşist emperyalist saldırgan stratejiyi ABD politikasının temeli haline getirmeyi hedefleyen bir programdır. “Uluslararası hukuk” denen şeyi, Amerikan emperyalizminin ayakbağı olmaktan çıkarma yönelimi de söz konusu program ve politikanın bir görünümüdür. Askeri-sınai kompleksi en ileri teknolojik temelde entegre geliştirerek “savunma bütçesi”ni sürekli büyütme yönelimi söz konusu programın bir diğer sac ayağıdır.
Tipik bir haydut devlet de olan ABD’nin ve Epsteinci elebaşının “narkoterörizme karşı mücadele” sahtekarlığıyla Venezuella devlet başkanını ve eşini korsanca kaçırarak ABD’ye götürmesi aynı saldırgan emperyalist programın yansıma biçimlerinden birisidir.
İçeride faşistleştirme, dışarıda çıplak emperyalist saldırganlık, dünya çapında ırkçı ve faşist hareketi azgınca kışkırtma Trumpçu faşizmin yönelimidir.
İçeride ve dışarıda anti-faşist hareketlerin, ekolojik hareketin, ırkçılık karşıtı hareketlerin, LGBT hareketinin, yerli hakları hareketinin, sosyal reform talepleri etrafında gelişen hareketlerin “komünist”, “otoriter”, “özgürlük düşmanı” ilan edilerek bastırılmaya çalışması söz konusu politikanın ürünüdür. ABD hegemonyasının gerilediği ve neo-liberal rıza üretiminin son bulduğu bir tarihsel evrede MAGA harekatı ve Trumpçu faşizm açık zorbalığa yönelmek zorunda kalmıştır. “Önce Amerika” diye bağıran neo-faşizm bir elinde İncil, boynunda haç, diğer elinde bayrakla Beyaz ırkın seçme kodamanlarının faşist eğilim ve yönelimin siyasal sözcülüğünü yapmaktadır. Trump açık devlet terörüne yönelir, “Anayasa benim!” diye haykırırken devlet denetiminde neo-faşist klikler tarafından örgütlenen açık ve gizli sivil faşist çeteleri de vurucu güç olarak geliştirmeye devam etmektedir. 2020’de seçimleri kaybettiği halde haksızlığa uğradığı sahte gerekçesine dayanarak sefer ettiği silahlı sivil faşist terörist çetelerle Beyaz Saray’ı işgal edip terör estiren Trump ikinci döneminde ilk elden yaptığı şeylerden biri de, sayısı 1500’ü geçen terörist milisi af yasasıyla serbest bırak olmuştu...
Rıza üretemeyen neo-liberalizmin, Amerikan sermayesinin ve devletinin hızla anti-komünizme, iç düşman, dış düşmanlar propagandasına sığınması onun kudretinin değil, zayıflığının ve gerilemesinin, böylece saldırganlaşmasının ürünüdür. Anti-komünizm propagandası, öncelikle de ülke içi siyasete balans ayarları çekerek iç cepheyi güçlendirme, sağlamlaşmış iç cepheye dayanarak dış politikada neo-faşist emperyalist hegemonya ve rekabeti güçlendirme; gerilemekte olan ABD’nin uluslararası hegemonya krizine güçlü yanıt verme politikasını ifade etmektedir.
Neo-faşizm ABD tekelci sermayesinin yönelimidir ve faşizm Amerikan devleti içerinde Trump’tan çok önce önemli mevziler kazanarak gelişmekteydi. Bu eğilim Trump’la birlikte daha çarpıcı biçimler alarak güçlendi. Neo-faşist dalganın kabarmasının salt ABD’ye özgü olmadığını küresel bir olgu ve yönelim olduğunu da biliyoruz...
Uluslararası proletaryanın yeni ve güçlü bir mücadele dalgası ile, uluslararası proleter devrimin yakın bir tehdide dönüştüğü, emperyalist rekabetin alabildiğine keskinleştiği, burjuvazinin ağır ekonomik ve siyasal krizle sarsıldığı koşullarda faşist diktatörlüklerin “Batı demokrasileri”nde de yaygınlaşacağına tanık olacağız. Unutulmamalıdır; faşizm emperyalist Batı medeniyetinin çocuğudur. Dünyanın ilk dolar trilyoneri neo-faşist Elon Musk gibiler ABD’nin geleceğini temsil etmektedirler...



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder