THERMİDOR
GERİCİLİĞİ, TROÇKİ ve STALİN (Bölüm
XI)
(Bastil zindan baskını-1789)
“Devrim
hükümeti, iyi yurttaşları korumak, halk düşmanlarını da yok
etmekle görevlidir.” (Devrim
Yazıları, Robespierre,
s. 70, Belge Yayınları)
“Tanrıların
tapınakları, onları kirleten insanlara sığınak olsun diye
yapılmadığı gibi; Anayasa da, onu ortadan kaldırmaya çalışan
zorbaların komplolarını korumak için yapılmamıştır.” (Agk,
s. 71)
“Halkın
mutluluğu şimdi büyük uğraşlar ve yıldırıcı (terör-bn.)
önlemler gerektiriyor.” ((
Devrim Yazıları, Danton, s.
231, Belge Yayınları)
“Konvansiyon
devrimci bir yapılanmadır. ... İç düşmanlara savaş açtığımız
günlerdeyiz.” ( Agk., s. 233-234, 27 Mart 1793)
“Konvansiyon’un
tüm dünyaya, ...
aşırı
devrimci bir yasa
ile
de olsa tüm canavarları ezeceğini açıklamasını talep
ediyorum.” (Agk., s. 236, iDa.)
“Fakat
hem tutuklamış olduğunuz hem de hala yakalamanız gereken iç
düşmanları cezalandırmalısınız. Devrim mahkemesi yeterli
sayıda bölümlere ayrılmalı... böylece her gün bir soylu, bir
katil işlediği cinayetleri kellesiyle ödeyebilsin. (Alkışlar).”
(Agk., s. 248, 5 Eylül 1793)
(Kışlık Sarayı baskını 1917)
“Burjuva
tarihçileri Jakobenizmi bir düşüklük (‘alçalma’) olarak
görüyorlar. Proletaryan tarihçileri, Jakobenizmi ezilen sınıfın
kurtuluş mücadelesinin en yüksek zirvelerinden
birisi olarak görürler.” (Lenin,
” ‘Jakobenizm’
İşçi Sınıfını Ürkütür mü?’’,
Temmuz 1917, aktaran Yalçın
Küçük,
Sovyetler
Birliğinde Sosyalizmin Kuruluşu,
1925/1940)
KISA
BİR DİKKAT ÇEKİŞ
“İhanete
Uğrayan Devrim’in Türkçe Baskısı Üzerine” yapılan
açıklamada şu sözleri okuyoruz:
“1936
Ekiminde Paris'te yapılan ilk baskısının yayımcıları, bu yeni
kitaba La Revolution trahie {İhanete Uğrayan Devrim) adını
verdiler. Kitabın, aynı yıl yayımlanan Alman
ve
Çekoslovak baskılarını ertesi
yıl Amerikan,
Arjantin, Şili, Ingiliz ve
Japon
baskıları
izledi.”
İlk
baskısı 1936’da Paris’te yapılan kitabın baskısının aynı
yıl içinde Almanya’da,
bir yıl sonra (1937) Japonya’da
yapılmış olması dikkat çekicidir. Bunun önemi şurada: İki
ülkede de faşist diktatörlük var. Bu ülkeler faşist kampın en
güçlü iki ülkesidir. Anti-Komintern Pakt’ı imzalamış (İtalya
bu pakta bir yıl sonra katılır) iki ülkedir. Dünya çapında
faşist fırtına esiyor ve emperyalist savaş tehdidi hızla
yükseliyor. Tamda bu koşullarda Troçki’nin “İhanete Uğrayan
Devrim” kitabı bu iki ülkede kolayca basılıp dağıtılabiliyor.
Örneğin, Komintern’in, Almanya Komünist Partisi’nin herhangi
bir kitap ya da dergisinin basılmasının, dağıtılmasının
ölümle cezalandırıldığı bu ülkelerde nasıl oluyor da
Troçki’nin kitabı kolayca basılıp dağıtılabiliyor? Aslında
bu sorunun yanıtı açıktır: Kitap SSCB’yi, SBKP (B)’yi,
Bolşevizm’i, Komintern’i, Stalin’i, Bolşeviklerin ve Sovyet
halkının dev atılımlarını (“Stalinizm”i) baş düşman ilan
eden, Ekim Devrimi’ni ve kazanımlarını yıkmayı merkeze
koyan anti-komünist
bir kitap olduğu için basım ve dağıtımına izin verilmiştir.
Faşist kampın yeryüzünden Bolşevizm’i, yok etmeyi merkezine
koyduğunu biliyoruz...
Yazı
dizimizin bir başka alt bölümünde Troçki’nin kitaplarının
faşist kamp ülkelerinde (Almanya, İtalya, Japonya) serbest olması
gerçeği üzerinde durmuştuk...
(Hitlercilerin kitap yakma ayini.)
10
Mayıs 1933 tarihinde Naziler tarafından toplu kitap yakma ayinleri
başlatıldı. Berlin başta olmak üzere 21 kentte on binlerce kitap
yakıldı. Bütün ilerici, devrimci, komünist, dahası “Aryan
ırkı”nın saflığıyla bağdaşmadığı ilan edilen gerici
yazarların kitapları da
yasaklanıp yakıldı. İçeride ve dışarıdaki yazarları kapsayan
kara listeler hazırlandı...
Yıl
1936 ve 1937 ama faşist ülkelerde Troçki’nin kitabı ve
kitapları serbest...
Vurguluyoruz,
bu serbestliği tesadüf sayamayacağımız açıktır. SSCB, Sovyet
halkı, Stalin ve Bolşevik Parti önderliğinde dev ekonomik ve
toplumsal atılımlarla istim üzerinde ilerliyor. SSCB’de Beşinci
Kol açığa çıkarılmaya başlanmış... SSCB etrafındaki faşist
ve emperyalist kuşatma ve saldırganlık yoğunlaşıyor... Alman,
İtalyan, Japonya komünist partileri amansızca yok ediliyor... Bu
koşullarda Troçki’nin kitapları serbestçe basılıp
dağıtılıyor...
Sorunun
temelinde Hitler’den Troçki’ye kadar uzanan “Anti-Komintern
Pakt”
gerçeği yatıyor. Madalyonun bir yüzünde 1936 yılında Hitler
önderliğinde kurulan Anti-Komintern Pakt diğer yüzünde “Hitleri
yok etmek için önce Komintern’i yok etmek gerekir.” diyen
Troçki ve IV. Enternasyonal duruyor. Birincisi
çıplak anti-komünizm, ikincisi
ise “komünizm”, “Bolşevik/Leninist” maskeli
anti-komünizmdir. Omuzları üzerinde baş taşıyan herkesin bu
olguyu anlaması zor olmasa gerek.
TOÇKİ
VE THERMİDOR
Çağ
açan devrimler, kendi tarihsel gerçeği içerisinde bir yandan
geçmiş tarihe bakar, diğer
yandan
da kendi nesnel toplumsal gerçeği içerisinde yürüyüşünü
sürdürür. Bir yandan kendi özgün tarihsel gerçeğine dayanarak,
kendi tarihsel pratiğinden esinlenerek yeni döneme yanıt veren
kavramlar, simgeler
üretir, öte yandan geçmişe bakıp esin kaynağı olan tarihsel
deneyimlere başvurarak geçmişe ait kavramları özelleştirerek
kullanır. Kendi tarihsel pratiği oturunca giderek geçmişe ait
kavramlardan kopuşarak kendi teori ve pratiğinin eseri olan
kavramlarla, yepyeni bir dille konuşur.
Burjuva
demokratik devrimler çağında, feodalizme, feodal aristokrasiye,
krallık rejimlerine karşı mücadele yürüten devrimci
burjuvazinin entelektüellerinin, politik önderlerinin tanık
olduğumuz Roma İmparatorluğu’nun belli tarihsel deneyimlerinden
esinlenmeleri, o deneyimlerin açığa çıkardığı bazı
kavramlara, simgelere başvurmaları gerçeğinde bu olguyu
görmekteyiz.
Bu
Ekim Devrimi’nin, sosyalist inşanın gerçeği bakımından da
böyledir. Jiroden, Jakoben, Jakoben diktatörlük, Thermidor,
Bonapartizim gibi kavramların komünistler, özellikle Rusya
komünistleri ve devrimcileri içerisindeki ideolojik ve politik
ayrışma ve çatışmalarda dile gelmesi, ideolojik mücadelenin
kavramsal silahlarına dönüşmesi olgusunda da bu tarihsel gerçeği
görmekteyiz.
Bu
bağlamda tarihçi
Hobsbawm’ın
konuya dikkat çeken değerlendirmesini birlikte okumak yararlı
olacaktır.
“Fransız
Devrimi’yle kurulan paralelliklerin çeşitli insanlarca Rusya’daki
gelişmeleri değerlendirmek ve giderek eleştirmek amacıyla nasıl
kullanıldığına bakmak herhalde daha ilginç olur. Bu noktada
kendimize bir kez daha, tarihsel prototipin Fransız Devrimi’nden
türetilmiş olduğunu
hatırlatalım.
Fransız Devrimi
altı
aşamada meydana gelmişti: ... Bu süreç zirve noktasına 1793’te
iktidarı sola kazandıran ve dördüncü aşamayı başlatan
darbeyle çıkacaktı: Devrim’in en radikal aşaması olan ve
(popüler adlandırmasından bildiğimiz üzere) terörle
ilişkilendirilen, bir dizi iç tasfiyelerin gerçekleştiği, halkın
olağanüstü ölçüde ve başarıyla seferber edilerek topyekûn
savaş düzenine geçildiği Jakoben Cumhuriyeti. Fransa bu süreç
sonucunda ayakta kaldığında, radikal rejime son veren 9 Thermidor
oldu.” (Eric
J. Hobsbawm, Fransız Devrimine Bir Bakış,
s. 90, Agora Kitaplığı, Birinci Basım, 2009)
Politik
mücadelelerin gelişim seyrinde, dönüp tarihe başvurmak, içeriği
çarpıtılmadığı ve salt tarihsel benzerliklerden hareket
edilmediği sürece, anlaşılırdır.
Kavramlar,
nesnel gerçeğin doğru ya da yanlış, bilinç biçimlerine
dönüşerek dile gelmesini ifade eder. Nesnel gerçek, hareketli
gerçektir ve hareket, maddenin (doğanın), toplumsal maddi gerçeğin
var oluş biçimidir; nesnel gerçek dinamik bir oluş ve yok oluş
sürecinde sürekli bir hareket, değişme ve gelişme içerisindedir.
Maddenin ve toplumsal maddi gerçeğin helezonik gelişim sürecinde,
her yeni dönemeç ve atılım, her kopuş ve yeniden oluş, hem
diyalektik hem de materyalist karakterdedir... Bu olgu, kavramların,
kategorilerin de önsüz ve sonsuz olmadığını; her bir yeni
dönemde, bir dizi geçmişe ait, kopuşulacak ya da kopuşulan eski
kavram ve kategorilerin aşılmasını, yeni tarihsel süreçlerin
yeni kavramlar ve kategorilerle zenginleşerek gelişmesini
biçimlendirir. “İhtiyaç,
keşfin anasıdır.”...
Devrimlerin
tarihsel olarak ortak karakteristikleri vardır. Bu ortak
karakteristikler bağlamında birkaç temel olguya dikkat
çekebiliriz. Her bir çağın devrimleri, içerisinde geçtikleri
çağın damgasını taşır. Her devrim tarihsel bir üründür;
bir tarihsel arka planı, tarihsel evrimi, somut tarihsel koşullar
içerisinde olgunlaştığı bir süreç vardır. Hiçbir devrim bir
öncekinin tıpkı basımı olamaz. Her devrim kendi özgün tarihsel
deneyimini tarihe yazar ve teoriyi zenginleştirir. Devrim, sınıflar
mücadelesidir; sınıf mücadelesinin en keskin, en yüksek
biçimidir. Sınıflar arası temel ilişkiler alanı anlaşılmaksızın
hiçbir devrim anlaşılamaz. Her devrimin ekonomik ve toplumsal
niteliği (nesnel içeriği) o devrime karakterini verir. Her
devrimde hegemonik bir güç, önder bir sınıf vardır. Devrimlerin
hareket ettirici gücü, sınıf mücadelesidir. Devrimler, tarihin
lokomotifidir. Devrimler, gelişen üretici güçler ile eskiyen
üretim ilişkileri arasındaki nesnel çelişkinin keskinleşerek
patlak vermesidir. Toplumsal tarihin temel yasası, zorunlu
uygunluk yasasıdır.
Bu yasa kavranmaksızın tarih, toplum, devrimler anlaşılamaz.
Devrim, gelişen üretici güçler ile eskiyen ve aşılmasının
nesnel tarihsel ve güncel olguya dönüştüğü koşullarda, eski
üretim ilişkilerinin koruyucusu (ve merkezinde devletin olduğu)
eski üst yapının yıkılarak yeni bir sınıfın egemen sınıf
olarak örgütlenmesidir. Şiddete dayanan devrim, her devrimin genel
ve temel yasasıdır. Her devrimin temel sorunu iktidar sorunudur...
Devrimin
olabilmesi için devrimci durum olmalıdır. Gelişen
devrim, daha keskin ve birleşik bir karşı devrim yaratarak
ilerler...
Görülebileceği
gibi, “devrim” üst başlığı altında toplanan bu kavram ve
kategoriler, farklı nitelikteki devrimlerin evrensel karaktere sahip
ortak karakteristikleridir ama sözgelimi, siz Fransız burjuva
devrimi ile Büyük Ekim Devrimi’ni aynı çuvala koyamazsınız...
Bunlar iki ayrı çağ, iki ayrı dünya demektir...
Dolayısıyla,
tarihsel paralellikler üzerinde teori kuramazsınız, eski çağın
kavramlarıyla yeni çağı ve çağ açan devrimleri anlayamazsınız,
dahası tarihsel gerçeği çarpıtır ve adınızı “Tarih
çarpıtıcısı” olarak tarihe kaydedersiniz.
Troçki
şunları yazıyor:
“Sovyetler
Birliği tarihini araştıran bir tarihçi, yönetici bürokrasinin
büyük sorunlar karşısındaki politikasının bir dizi çelişkili
zikzaktan oluştuğu sonucuna varmazlık edemez* Bu zikzakların
‘koşulların değişimi’ ile açıklamasının veya haklı
gösterilmesinin kesinlikle iler tutar bir yanı yoktur. Yönetmek,
hiç olmazsa bir yönüyle öngörmeyi gerektirir* Stalin hizbi,
kendisini birçok kez bunaltmış olan gelişmelerin kaçınılmaz
sonuçlarını hiçbir zaman görememiş, bir önceki gün ne vaaz
etmiş olduğuna aldırmaksızın çark edişlerinin teorisini iş
işten geçtikten sonra üreterek, salt idari reflekslerle
davranmıştır.
İtiraz
götürmez olgular ve belgeler, tarih araştırmacısının, ülkede
halen seyretmekte olan gelişmelerin çok daha doğru bir tahlilini
ve bunların sonraki seyirlerini, ‘Sol Muhalefet’in çok daha iyi
öngörmüş olduğu sonucuna varmasını zorunlu kılacaktır.”
(Lev
Davidoviç Trotskiy,
İhanete
Uğrayan Devrim,
s. 123, Alef Yayınevi, 1. Baskı Eylül 2006)
Tarihsel
tecrübenin açığa çıkardığı gibi Troçki’nin bilimsel (!)
analizleri ve ön görüleri, gerçeklerin aşırı çarpıtılmasından,
Bolşevizm’e, proletarya diktatörlüğüne, sosyalist kuruluşa ve
kazanımlarına karşı Troçkist ideolojik
saldırı,
politik
ve psikolojik
savaştan
ibarettir. Stalin ve parti çizgisi nettir; bir büyük kafa
açıklığıyla programatik, stratejik, taktiksel çizgide güçlü
bir sanayi, güçlü bir tarım, güçlü bir kültürel devrim
geliştirilmiş; güçlü bir Kızıl Ordu yaratılmış, faşist
kamp
ezilmiş ve dünyanın üçte biri sosyalist yapılmıştır. Eğer
Troçki’nin iddia ettiği gibi, “Stalinist hizip” ön görüsüz,
ne yaptığını bilmeyen, durmaksızın yalpalayan, yönsüz, salt
idari tedbirlere dayanan bir çizgide ülkeyi yönetseydi, daha o
koşullarda ortada SSCB falan kalmazdı. Açık ki, kindar, kendine
dindar
megaloman Troçki, işkembe-i kübradan sallıyor.
Marksizm-Leninizm’e, SSCB’ye (“Stalinizm”) böylesine
küstahça saldıran birinin, Stalin’e ve Bolşevik Parti’ye
saldırırken
kullandığı “bürokratik gericilik çağı”, “Thermidor”,
“Bonapartizim” gibi demagojik ve çarpıtılmış “analiz”lerle
bilimsel komünist çözümlemeler yapamayacağı ve yapmadığı
açıktır.
“Bu
iddia, öngörüde en
yeteneksiz parti hizbinin kendisinden
daha basiretli grubu yenilgiden yenilgiye uğratarak ona karşı
sürekli zaferler kazanması gibi basit bir olguyla ilk bakışta
çelişirmiş gibi bir izlenim uyandırabilir.*”
(Agk.,
s. 123, iba.)
Eee
insanlığın ve kainatın evrensel aklı (!) bay Troçki’nin
yukarıda sorduğu soruya “açıklık” getirmesi beklenecektir. O
da bunu “yapmak”ta. Her zaman yaptığı gibi çirkin bir
aşağılamanın ve demagojinin (cahiller, kültürsüzler,
çapsızlar, katiller vs.) eşliğinde. Troçki’ye göre, Avrupa
devriminin, Alman devriminin yenilgisi, böylece Avrupa
proletaryasının Ekim Devrimi’ne yardıma gelememesi, SSCB’de
proletaryanın savaşlarda parçalanması, Sovyet halkının yorgun
düşmesi, dünya devriminin gerilemesi, “Sol muhalefet”in
tasfiyesi Stalin önderliğinde Thermidorcu
bürokratik karşı devrimin gerçekleşmesinin
nedenleridir.
Thermidor,
Robespierre’nin
iktidardan
düşürüldüğü,
Jakoben
diktatörlüğün
Jirodenci
karşı devrimci darbeyle yıkıldığı,
Jakoben
önderlerin bir gün sonra giyotine gönderildiği
günü
tanımlar. Thermidorcu darbe, Temmuz 1894’te, devrimin koyduğu
yeni takvime göre, 9 Temmuz’da gerçekleştiği için, bu kavram,
gerici-karşı devrimci başkaldırıları ve darbeyi, devrimi ezmeyi
ifade eden bir içerikle kullanılmaktadır.
Server
Tanilli’nin dediği gibi;
“9
Thermidor, demokratik devrimin sonunun geldiğini bildiriyordu.... ‘9
Thermidor devrimi’nden, ‘Robespierre’in zulmü’nün
yıkılışından söz ediliyorlardı. Oysa 9 Thermidor, ‘devrimin
bir zaferi değil, burjuva karşı devrimin bir zaferi idi;
Robespierre’nin ‘zulmü’nün sonu değil, Jakoben devrimci
demokratik diktatörlüğünün sonu idi; Robespierre’in ve
yoldaşlarının ölümü, Devrimin de ölümü idi.” (Dünyayı
Değiştiren On Yıl, Fransız Devrimi Üstüne, 1789-1799,
3. Baskı, Say Yayınları)
Troçki
yazıyor:
“Bugüne
kadar gerçekleşmiş bulunan tüm devrimlerin, ardından
gericiliklere ve hatta karşıdevrimlere yol açtığı yeterince iyi
bilinir. Ve
her ne kadar bu gericilikler ve karşıdevrimler, ulusu başlangıç
noktasına geri götürememişse de, elde ettiği kazanımların
aslan payını da yutmuştur.” (İhanete
Uğrayan Devrim,
s. 125)
Bu
sözler bilinen genel bir doğruyu dile getiriyor getirmesine ama söz
konusu olan SSCB ve Troçki olunca, tabloya yakından bakmak gerekir.
Peki
SSCB’nin gerçekleri nasıldı? Stalin SSCB’de Thermidor
darbesini, Thermidor karşı devrimini mi temsil ediyordu? Troçki’nin
yanıtını biliyoruz... Stalin’in Lenin’i öldürdüğü (!)
iddiası da ilk kez Troçki’den çıkmıştır ve
dünya burjuvazisi ve tüm anti-Stalinist güçler tarafından bu
sahte iddia sistematik bir tarzda kullanılmıştır.
Ekim
Devrimi’nin zaferinden başlayarak baş gösteren her türlü karşı
devrim Bolşevizm tarafından ezilmiştir; SSCB’de maskeli ya da
maskesiz karşı devrim politik iktidarı ele geçirerek Ekim
Devrimi’ni ve onun kesintisiz
bir devrim olarak yürüyüşünü engelleyememiştir. Bu olgu,
proletarya diktatörlüğünü ve Bolşevik Parti’yi yıkmak için
savaşan ve karşı devrimin bir biçimi olan komünizm maskeli
Troçkizm ve Troçki önderliğinde kurulan “birleşik
muhalefet”/blogu somutunda da çarpıcı bir olgudur. İç ve dış
gericilikle birleşen, kent ve kırda sayısız saldırılar
gerçekleştiren, NEPMAN’ları, kulak isyanlarını destekleyen,
askeri darbeyle Bolşevikleri ve Bolşevizm’in önderi Stalin’i
imha etmeyi hedefleyen anti-Sovyet karşı devrim ezilmiştir.
1930’lı yıllar iç savaş yıllarıdır. Ya zafer kazanılacak ya
da her rengiyle karşı devrim ezilecekti. Süren kavga bir ölüm
kalım savaşıydı. SSCB’de bu yıllar sosyalist devrimin yeni
bir Ekim Devrimi ile, Rusya’nın en büyük kapitalist sınıfı ve
kırların “kral”ı ve “kralcı gericiliği” olan kulak
sınıfının mülksüzleştirildiği bir tarih kesitiydi. Devrilmiş
gericiliğin içeride ve dışarıdaki kalıntıları Beşinci Kol ve
kulaklar etrafında birleşmişti. Devlet ve parti aygıtı içerisine
kapsamlı sızmış ve örgütlenmiş, başını Troçki’nin
çektiği anti-komünizm, bütün siyasal gericiliğin ve karşı
devrimin merkezi
haline gelmişti.
Fakat bir kez daha zaferi kazanan Ekim Devrimi ve Bolşevizm oldu.
Kısacası, Stalin döneminde iktidarı ele geçiren bir
“Thermidor”cu bir
dönem
yaşanmadı. “Thermidor”u gerçekleştirmek isteyenler hep
hüsrana uğradı. Troçki, iç ve dış gericilik işte buna
yanmakta ve nefretini kusmaktadır. Ekim Devrimi’nin lideri Lenin
ve Bolşevik Parti, Lenin ve Stalin önderliğinde (tek ülkede)
eşsiz tarihsel kazanımlarla sosyalizmi kurarak, dünya devriminin
parlak bir biçimde yayılmasının ifadesi olan dünyanın üçte
birini sosyalizme çekebilmiştir. Tarihsel gerçek, deneyimle sabit
olduğu gibi, budur. Ekim Devrimi’nde önemli
ama ikincil
derecede
rol oynayan Troçki, birinci adam olma politik hesaplarıyla
davranmıştır ama o, tüm aşırı ihtiraslarına karşın bunu
hiçbir zaman başaramamıştır. Giderek “Thermidor karşı
devrimi” için hayatını ortaya koymuştur ama kendi ihanetinin
altında kalmıştır.
Troçki’nin
Bolşevizm’e, proletarya diktatörlüğüne karşı mücadelesinde
kullandığı bazı temel kavramlar Fransız burjuva devrimine
dayanmaktadır. Oysa 1789 Fransız Devrimi’nin tarihsel gerçekliği
Ekim Devrimi, sosyalist inşa tarihsel gerçeğinden farklıdır.
Troçki bunu bilmez değildir ama o, bu kavramlarla, burjuva ve küçük
burjuva aydınların dar kafasına, burjuva demokratik ön
yargılarına hitap ederek Bolşevizm’i, Stalin’i, Ekim
Devrimi’ni, sosyalist kurucu çalışmayı gözden düşürmeye,
ideolojik kargaşalığı geliştirmeye, güvensizliği kışkırtmaya,
adam devşirmeye çalışmıştır. Troçkist propaganda bir yandan
maskesiz anti-komünizme, öte yandan “komünizm”, “Bolşevizm”,
”sosyalizm” maskesi takmış anti-komünizme hizmet etmiştir.
Denebilir ki, “Lenin’in halefi” Troçki, komünizme inanmıştı;
ama sorun Troçki’nin neye inandığı sorunu değil, teori ve
pratiğinin nesnel
olarak hangi sınıfa ya da sınıflara hizmet ettiğidir. Her şeyden
önce temel alınması gereken şey, bu diyalektik ve materyalist
bakış açısı ve analizdir. Yoksa ömür boyu bataklıkta yaşamak
kaçınılmazdır. Ayrıca söz konusu iddia, Troçkizmin tarihsel
evrimi bağlamında incelendiğinde, özellikle 30’larla birlikte
geçersizleşmiş, Troçki bilinçli bir anti-komünist haline
gelmiştir. Yani bu dala tutunanlar, çürük bir dala
sarılmaktadır...
İncelediğimiz
bağlamda Fransız Devrimi’nin gerçeklerine biraz yakından
bakalım.
“Birinci
Fransız devriminde, anayasacıların egemenliği, yerini
jirondenlerin egemenliğine, onlarınki de jakobenlerin egemenliğine
bıraktı. Bu partilerin herbiri en ileri partiden destek alır.
Bunlardan herbiri, devrimi, artık kendisinin ardından gidemeyeceği,
hele önüne geçemeyeceği kadar ileri götürdüğünde, kendisini
izleyen en gözüpek müttefik tarafından uzaklaştırıldı ve
giyotine gönderildi. Devrim, böylece yükselen bir çizgi izleyerek
gelişti.” (K.
Marx, Louıs Bonaparte’ın 18. Brumarıre’i,
s. 23, PDF)
Fransız
burjuva demokratik devriminin zaferi ve sonraki gelişme evreleri,
Thermidor darbesi de dahil, kapitalist üretim ilişkilerini
geliştirmeye hizmet etmiştir. Orada, bu nesnel olgunun dışında
başka şey de olamazdı. Ekim Devrimi ise sürekli bir devrim olarak
sosyalist üretim ilişkilerini geliştirerek burjuvaziyi ve
kapitalizmi yok etmiştir. SSCB’de örgütlenen “Thermidor”
karşı devrim atakları ise Fransa’dan farklı olarak
başarısızlıkla karşılamıştır. Kendi yenilgilerini, düş
kırıklığını, uzun yorgunluk dönemini ve çöküntüsünü
Bolşeviklere ve kesintisiz gelişen Ekim Devrimi’ne
ve ihtilalci
proletaryaya
mal eden Troçki,
Thermidorcu karşı devrimin lideri haline gelmiştir. Bu süreç,
sosyalist devrimin ve sosyalist kuruluşun gelişme yasalarına
ve nesnel gereksinmelerine
yanıt veren politikaların tam karşısında konumlanan
Troçki’yi, burjuva karşı devrimci çizgiye götürmüştür.
Sosyalist devrimin başarılı gelişimi sosyalizm koşullarında
yetişen yeni bir kuşağı iktidara taşımış, yeni döneme yanıt
veremeyen eski kuşak giderek geri plana düşmüştür. Bu olgu,
Bolşevizm’in, proletaryanın, sosyalist kuruluşun ve inşanın
görkemli zaferlerinden birisi olmuştur. Troçki bu gelişmeyi,
yüzsüzce
“Stalinci Thermidor”un ve “Thermidorcu bürokrasinin” kanıtı
olarak sunmuştur.
Fransız
burjuva devriminde, önce krallık rejimi, feodal aristokrasinin
iktidarı yıkılır, burjuvazi egemen sınıf konumuna gelir. Ancak
henüz söz konusu olan meşruti monarşidir. Sonra, 1791’de
cumhuriyet ilan edilir. Fakat Krallık kurumu iktidarı kaybetmesine
karşın hala varlığını korumakta ve
tanınmaktadır.
Devleti 1791-1793 arası dönemde yönetenler Jirodenlerdir. Bu
süreçte karşı devrimci tehdit sürekli
büyümektedir. Devrim ezilme tehdidi ile karşı karşıyadır;
Jirodenlerin bu tehditle baş edecek durumda olmadıkları ortaya
çıkar. “1793 yılında 31 Mayıs’la 2 Haziran arasında, Paris
Komünün yönlendirdiği bir halk ayaklanışı, Jirodenlerin
iktidarına son verir.” (S.
Tanilli),
iktidar Jakobenlerin eline geçer. “Böylelikle, daha 1793’ün
ilkbaharında, ve Gironde’nin karşı gelmesine rağmen, İnkılapçı
Hükümet taslağı belirdi ve ‘Hürriyetin
istibdadı’
kendini gösterdi.” ( Albert
Soboul, 1789 Fransız İnkilabı Tarihi,
s. 325, iba., Cem Yayınevi, 1969) 4 yılda yapılamayan bütün
işler radikal devrimci duruşla altı ay içinde gerçekleştirilir,
iç ve dış birleşik karşı devrim ezilir. Burjuva demokratik
devrim en ileri sınırına ulaşmıştır. Daha ileri gitmesi
olanaklı
değildir. Böylece Jakoben diktatörlük ömrünü tamamlar.
Sınıfsal ve toplumsal gelişmenin çelişkileri aynı zamanda
Jakobenlerin çelişkileridir. Mücadele keskinleştikçe
Jakobenlerin iç çelişki ve çatışmaları da büyür. Jakoben
diktatörlük bir yandan büyük burjuvazinin ağır karşı devrimci
baskısı, öte yandan da yoksul, ezilen, işçi kitlelerin devrimci
baskısı altındadır. Devrimci-demokratik diktatörlük, bir yandan
taleplerine yanıt veremediği ve hatta halkın direnişini baskıyla
karşılar noktaya geldiği için, geniş emekçi kitlelerden tecrit
olur, diğer yandan Jakoben diktatörlükten rahatsız olan, korkan
ve onu sürekli baltalayan ve devrimi hemen sonlandırmaktan yana
olan büyük burjuvaziyi karşısında bulur. Bu koşullarda
Jirodenler önderliğinde karşı devrimci bir darbeyle Jakoben
diktatörlük yıkılır ve burjuvazinin intikam hareketi başlar...
Artık Jiroden/Thermidor gericiliği ve azgın beyaz terörü iş
başındadır. Halk hareketi yenilir. Önderlerini ve örgütlerini
kaybeden kitleler, artık dağılan bir ordudur; dağılan
ordu “artçı
savaşını” sürdürse de, mevzilerini kaybeder. Derken, iş,
büyük burjuvazinin, Jirodenlerin Bonaparte diktatörlüğüne
teslim oluşuna dek ilerler...
Tarihin
dersidir: Küçük burjuva devrimci diktatörlükler, kapitalist
ekonomik ve toplumsal sistemin sınırları içerisinde kalmaya
mahkumdur. Küçük burjuva diktatörlükler, kapitalizmin gelişme
yasalarına bağlı olarak, yerini büyük burjuvaziye, burjuva
diktatörlüklere bırakırlar. Çağımızda, bu çemberi kırmaya
yetenekli tek devrimci sınıf, proletaryadır; demokratik devrim
proletarya önderliğinde kesintisiz sosyalist devrime
dönüştürülmeden bu çember kırılıp aşılamaz. Rus
devriminin, Büyük Ekim Devrimi’nin ve sosyalist inşanın dev
tarihsel tecrübesi, bir bütün olarak çağımızın tarihsel
deneyimi bu gerçeği en ileri düzeyde ortaya koymuştur...
Çağımızın tarihsel deneyimi, teorinin aydınlattığı bu
gerçeğin altını çizerek teoriyi zenginleştirmiştir. Leninizm,
teoriyi yenilemenin, eskiyip aşılmış teorik önermeleri aşmanın
silahı olmuştur... Leninizm’in, emperyalizm ve proleter devrimler
çağının Marksizmi olmasının nedeni budur.
Ekim
Devrimi’nin zaferinden başlayarak gelişen süreç, bambaşkadır.
Fransız devriminin gelişim tablosunun, gelişim evrelerinin
herhangi bir biçimde Bolşeviklerin ve Bolşevik Parti’nin
kesintisiz bir devrim olarak gelişen Ekim Devrimi ve sosyalist inşa
gerçeğiyle bir bağı yoktur. İkisi de devrimdir. İkisi de devrim
ve karşı devrimin sert ve amansız mücadelesine dayanmıştır.
İkisinde de gelişen devrim daha sert ve üst saldırı biçimleri
kullanan karşı devrim doğurarak kendi yolunda ilerlemiştir. Her
ikisi de kendi çağlarının en ileri, en radikal devrimleri
olmuştur. Ama bu kadar, daha ötesine geçerek, iki devrimi
kıyaslamak, benzerliklerden hareket ederek Ekim Devrimi ve
proletarya diktatörlüğü gerçeğini tahrif etmek demagoji ve
manipülasyona götürür.
Burjuvazinin
ve oportünistlerin değişik fraksiyonlarından bir kısmı
Stalin’i, “Stalinizm”i, Thermidorcu ilan ederken, diğer kısmı
“Jakoben diktatör”, “Jakobenci diktatörlük” vs. ilan
etmiştir.
Yukarıdaki
nitelemeler açısından bakacak olursak, Stalin “proleter
Jakobenizm”i, “Stalinist diktatörlük” (proletarya
diktatörlüğü) “proleter Jakoben” diktatörlüğü temsil
eder. Fakat bu kavramları Marksist Leninist literatürün yerine
ikame etmek bir zorunluluk olmadığı gibi gerekli de değildir.
Troçkizmin iftiralarına, tarih çarpıtıcılığa karşı mücadele
ederken, söz konusu kavramlara başvurmaktayız sadece.
Makyavelistçe her şeyi çarpıtmak, her kavramla oynamak, revize
etmek, keyfice kullanmak Troçkizmin burjuva sınıf niteliği,
ideolojik ve ahlaki karakteridir. Böyle olunca, bu gerçekleri
sergilemek kaçınılmaz bir görev haline gelmektedir...
Stalin’i
ve proletarya diktatörlüğünü “Jakobenizm”le suçlayanlar,
Jakobenizmi zincirlerinden boşanmış bir terör, kanlı kitlesel
katliamlar, akıl dışılık, demokrasinin yok edilmesi vs. olarak
lanse ettikleri için, bu benzetmeyi tümüyle bilinçli ve
çarpıtılmış olarak kullanmaktadırlar. Hedef belli: Bolşevizmi,
Stalin’i, sosyalist devleti, sosyalist inşayı, Sovyet
proletaryası ve halkını gözden düşürmek...
Bu
burjuva taktik kurnazlık ve ideolojik saldırı, Troçki’de,
tersyüz edilmiş olarak ortaya çıkmakta (Thermidorculuk) ve aynı
içerikte
birleşmekte ve anti-komünist saldırının iki biçimi olarak
işlevsel bir rol oynamaktadır. Çarpıtılmış ve keyfi kullanılan
iki kavramla vurulan Leninizm ve proletarya diktatörlüğüdür.
Ancak
ne olursa olsun, Jakoben diktatörlük ve onun görkrmli
devrimci
mirası ve bu mirasın önemli bir bileşeni olan devrimci terörü
(yıldırı/tehdiş), dünya proletaryası ve halklarının kolektif
tarihsel belleğinde yaşamaya devam edecektir.
Lenin’in
şu vurgusu (ve perspektif genişliği) bu gerçeği dile
getirmektedir:
“Yirminci
yüz yılda Avrupa’da veya Avrupa ile Asya arasında sınır
çizgisi üzerinde bir yerde devrimci sınıfın, köy yoksullarıyla
desteklenen ve sosyalizme doğru ilerlemek için mevcut maddi
temelden yararlanan proletaryanın
kuralı ‘Jakobenizm’ olacaktır
ve ‘Jakobenizm’, on sekizinci yüz yıl Jakobenlerinin yaptığı
büyük, silinmez ve unutulmaz işleri yapmakla kalmayacak çalışan
halklara kalıcı ve dünya ölçüsünde bir zafer getirecektir.”
“Burjuvazinin Jakobenizmden nefret etmesi doğaldır. Küçük
burjuvazinin, Jakobenizm karşısında korkudan titremesi doğaldır.”
(Aktaran
Yalçın Küçük,
age. s. 4-5, iba.)
Troçki’nin
sınıflar üstü “Stalinist bürokrasi”, “Thermidor
bürokrasisi” saçma teorisini geçerek, devam etmeden önce
hatırlatmak isteriz, olağanüstü koşullar altında dev bir
kapitalist kuşatma ve emperyalist saldırı altında, geri bir köylü
ülkede, sosyalizmi kurarken iç savaşlardan, emperyalist ve faşist
işgallerden geçen SSCB’de bürokratik zaafların gelişerek ağır
tahribatlar yaratması, önemli dersler çıkarılması gereken bir
gerçeğe işaret etmektedir sadece. Bürokrasi, sınıflı toplumun
ürünüdür ve en yetkin düzeyine de kapitalizmle ulaşmıştır.
Modern bürokrasi, burjuvazinin damgasını taşır. Kapitalizmden
komünizme geçiş süreci (ki iç ve uluslararası arenayı kapsayan
bir süreçtir) aynı zamanda bürokrasiye (devlet olgusu) karşı
mücadele; devletten devletsizliğe (devletin sönmesi) geçiş
sürecidir. Bürokrasiye karşı mücadele süreci kesintisiz
devrimin, (ekonomik devrimin, siyasal devrimin, kültürel devrimin)
bir bütünsellik halinde dünya devriminin zaferine, dünya
komünizmine geçiş sürecine bağlanmış bir tarzda yürütülecek
bir mücadele içeriğine ve perspektif genişliğine sahiptir. Kafa
ve kol emeği arasındaki farklılığın aşılması temelinde,
sosyalist demokrasinin derinleştirilerek geliştirilmesi,
demokrasinin de aşılarak özgürlükler dünyasına geçişle bağlı
bir süreçtir. Bu bağlamda Stalin önderliğindeki SSCB gerçeğinde
teorik ve pratik olarak çıkarılması gereken çok temel dersler
bulunmaktadır... Teoriyi geliştirme, zenginleştirme görevi bu
büyük deneyimin eleştirel
dersleriyle
silahlanmayı gerektirmektedir. Bazıları bundan,
Marksizm-Leninizm’i, sosyalist inşa deneyimini topyekün ret
ve inkarı anlıyor; kuşkusuz ki bu, burjuvazinin
saflarına
geçişle damgalı bir teori ve pratiğin somutlaşmasıdır.
Devam
edelim.
“Ama,
burjuva toplumu her ne kadar kahramanlara özgü bir toplum olmasa
da, onu
dünyaya getirmek için, kahramanlık, özveri, terör, iç savaş ve
dış savaşlar gene de zorunlu olmuştu.”
(K.
Marx,
age., s. 15, iba.)
Proleter
devrimler çağı, kapitalist emperyalizmin ölüm çağıdır. Bu
olgunun pratik açılımı ve olgusu olan Büyük Ekim Devrimi söz
konusu olduğunda “ kahramanlık,
özveri, terör, iç savaş ve dış savaşlar” çok
daha geçerli ve daha keskin tarihsel olgulardır ve tarihsel deneyim
su götürmez bir şekilde bu gerçeği kanıtlamıştır. Çünkü
çağımız kapitalist emperyalizmin yıkılışı, proletarya
devrimler çağıdır; Ekim Devrimi bu nesnel tarihsel gerçeğin
görkemli kanıtlanışıydı ve uluslararası sermaye ve dünya
gericiliği bu gerçeği görmekte hiç de gecikmedi ve
yıldırımlarını Ekim Devrimi, SSCB, sosyalist inşa, proletarya
enternasyonalizmi ve dünya proleter devrimine karşı yağdırmaya
başladı, hem de durdurak bilmeksizin...
Tarihsel
deneyimin doğruladığı gibi, proleter devrimin zaferi,
proletaryanın egemen sınıf (proletarya diktatörlüğü) olarak
örgütlenmesi bir son değil, yeni bir başlangıç, daha zorlu bir
başlangıçtır. Sosyalist inşa proleter devrimin zaferinden bin
kez daha zorlu bir sınıf mücadelesidir. Burjuva ve küçük
burjuva ön yargılarla bu gerçek zaten anlaşılamaz. Dünya
proleter devrimler çağını açan, bir çağa damgasını basan,
dünya devriminin öncü gücü SSCB’de sosyalizmin
kurulamayacağını, yıkılışa mahkum olduğu ideolojik saldırısı,
her renkten burjuvazinin değişik fraksiyonlarının (Menşevikler,
Sosyalist Devrimciler, anarşistler, devrilmiş gericilik,
emperyalist dünya, II. Enternasyonalciler, Troçkistler,
Zinovyevciler, Buharinciler vb.) ortak ideolojisi olmuştur. Bu
bağlamda Troçki’nin seçtiği saf, bellidir...
Troçkizmin
komünizm maskeli anti-komünizmi, en çarpıcı biçimde, bitmez
tükenmez “Stalinizm” düşmanlığında ortaya çıkmaktadır.
Bugün nasıl Jakoben düşmanlığı sürüyorsa, “Stalinizm”
düşmanlığı da bütün keskinliğiyle sürmektedir.
Bakın
Sungur Savran’ın şu sözleri de bu olgunun örneklerinden
birisidir.
“Bugün,
1917 Ekim Devrimi’ne yol açan çözülmemiş bütün siyasi ve
toplumsal sorunlar dünya ölçeğinde yeniden ortaya çıkıyor.
Stalinizmi,
Ekim’in devamı değil, ama Ekim’e karşı karşı-devrimci bir
tepki olarak kavramak, önümüzdeki devrimci mücadelelere
hazırlanmak için can alıcıdır.”
(Armağan
Tulun, Sungur Savran,
Sovyetler
Birliği’nin çöküşünde devrimci Marksizmin rolü: Bir daha
asla!
Devrimci Marksist, Küba
dergisi La
Comuna için
yazılmıştır. İba.)
Stalin,
“Stalinizm” (Leninizm, proletarya diktatörlüğü, sosyalist
inşa, proletarya enternasyonalizmi, Hitler faşizminin ezilmesi,
proleter devrimin dünyanın üçte birine yayılması) düşmanlığı,
Troçkizmin varlık koşuludur; Thermidorcu karşı devrim
propagandası da bu düşmanlığın
anti-komünist silahıdır. Hepsi bu! (Ki S. Savran ve A. Tulun
tarafından yazılmış olan yazıyı başka
bir yazıda ele alacağız.)
1789
Fransız Devrimi’nin zaferi ile mutlak monarşi yıkılır. 1791’de
cumhuriyet ilan edilir. 1789 devriminin önderi devrimci
burjuvazidir. Devrimi yapan halktır ve burjuvazi de halk içerisinde
yer alan devrimin öncü sınıfıdır. Fransız burjuva devrimi
burjuva devrimler çağının tanık olduğu en ileri, en radikal
burjuva devrimdir. Fransız devrimin zaferi bir son değil, yeni bir
başlangıcı, yeni bir çağı, yeni
mücadeleleri
temsil eder. Devrimin zaferi ile sınıflar arası güç dengeleri
yeniden şekillenir. Devrimci mücadele yeni ve keskin biçimlere
bürünerek gelişir. Devrimin zaferi ile büyük burjuvazi devrimi
bir an önce sonlandırmak için devrilmiş gericilikle (feodal
aristokrasi, Kilise ve Kralcılarla) gizli ve açık biçimlerle
ilişkiler kurarak uzlaşma yolları arar. İktidara gelen burjuvazi
için artık devrim bitmiştir, gerekli olan “düzen ve yasa”dır.
Fakat devrilmiş kralcı güçler yeniden iktidarı ele geçirmek
için azgın ve dinmek bilmez bir mücadele yürütmektedir.
Mutlakiyetçi Avrupa, Fransa burjuva devrimine karşı kutsal bir
bağlaşma kurmuştur. Amaç, Fransız burjuva demokratik devrimini
ezmek, mutlak monarşiyi geri getirmektir. Fransız burjuva devrimi
tüm Avrupa’yı temellerinden
sarsmış ve oldukça yaygın devrimci bir etki yaratmıştır.
Feodal saraylar, saltanatlar tarihte eşi görülmemiş bir devrimci
tehdit altındadır... Rönensas,
reformasyon, aydınlanma burjuvazinin
iktidarı ele geçirme hazırlığının ve yöneliminin ifadesidir
ve ortaya çıktığından beri de feodal gericiliğin sınıf
bilinçli karşı devrimci saldırılarına hedef olmuştu. Şimdi de
burjuva devrimi aynı ama daha sert, birleşik feodal karşı devrim
tarafından ezilmek istenmektedir...
Bir
yanda iktidarı ele geçirmiş burjuvazi, diğer yanda yitirilmiş
iktidarı/cenneti ele geçirme mücadelesi veren, arkasına Avrupa
feodal despotizmini almış kralcı karşı devrim, burjuva iktidarı
ve geniş halk kitlelerini tehdit etmektedir. Devrimci Fransa’ya
dış müdahale tehdidi sürekli büyümektedir. Ortalık durulmak
bir
yana,
keskinleşen çelişki ve çatışmalar, yeni ayrışmalar ortamında
hala bir tür kaos durumu sürmektedir. Devrimin zaferinin getirdiği
nimetleri “Eşitlik, Özgürlük, Adalet” bayrağı altına
gizlenmiş büyük burjuvazi yemekte ve kent ve kır emekçileri
dışlanmaktadır. Devrime önderlik eden burjuvazi devrimi boğmaya
çalışmakta, devrim korkusu her geçen gün yüreğinde
büyümektedir.
Burjuva
devrimin zaferinin ardından geniş halk kitleleri içerisinde derin
ve yaygın hayal kırıklığı gelişir. Sıradan kitleler
umduklarını bulamamıştır. 1791’de ilan edilen yeni anayasa ile
meşruti monarşiye geçilir. Yeni bir devrimci öfke sokakları
tutuşturur. Burjuvazinin üst katmanlarının en büyük korkusu
baldırı çıplakların devrimci inisiyatifidir. Mülkleri
ve iktidarları tehlike altındadır. Burjuvazi
için önemli olan kutsal özel mülkleri ve sınıf egemenliğidir.
Sokaklar krallığa tümden son verilmesi, monarşinin ekonomik
temellerine kadar yıkılmasını ve devrimci cumhuriyetin tavizsiz
ilanını talep etmektedir. Feodal Avrupa krallıkları birleşik
bir güçle 1792 sonbaharında Prusya ve Avusturya’nın
önderliğinde Paris kapılarına dayanır. Ortaçağ gericiliğinin
Fransa’ya müdahalesi Fransa’yı ateşli bir ulusalcı devrimci
duygular etrafında birleştirir... Fransız halkının
devrimci-demokratik kavgasına ve dış müdahaleye karşı
mücadeleye önderlik eden parti, Jakoben partidir.
Jakobenler,
büyük burjuvazinin feodal aristokrasi ile uzlaşma ve anlaşma,
meşruti monarşiyi koruma, kitlelerin bağımsız devrimci eylemini
ezme, alt tabakaları yıkıma uğratan, eşitsizliği ve
adaletsizliği dayatan politikalara karşı kent ve kır
emekçilerinin devrimci eğiliminin sözcüsü ve öncü
gücüdür. Ve Paris,
her zamanki gibi, devrimin kalesi ve öncüsüdür.
Jakoben
diktatörlük dönemi, burjuva demokratik devrimin yeni ve daha üst
bir evresi, en radikal evresidir. Jakoben diktatörlük,
devrimci-demokratik bir diktatörlüktür. 1793-94 kesitini kapsar.
Bu evreyi, Jakoben diktatörlüğün Jirodenler önderliğinde
yıkıldığı, devrimin gerileme evresi takip eder. Jakobenler
devrimci burjuvaziyi ve Sankülotları, emekçileri, Jirodenler ise
ılımlı burjuvaziyi (ticaret ve sanayi burjuvazisini ve taşradaki
toprak burjuvazisini) temsil eder. Jakoben hareket, sınıf
savaşımının keskinleşmesi, devrim ile karşı devrimin
ayrışmasının gelişim seyrinde giderek radikal ve ılımlı
kanatlar olarak da ayrışır. Keskinleşen mücadele içerisinde
Jirodenler hızla büyük burjuvazi ve devrilmiş gericilikle (Kralcı
güçler) kaynaşır. Ve Jakoben devrimci demokratik diktatörlüğün
yıkılmasının önderi durumuna gelirler.
Devrimi
sonlandırmak isteyen bütün kuvvetler, Jakoben diktatörlük
karşısında birleşmiştir. Jakobenler, devrime ve Jakoben
diktatörlüğe son vermek isteyen kralcıların ve Jirodenlerin
karşı-devrimci terörünü amansızca ezmeyecek olsaydılar bir
saniye
bile ayakta kalamazdılar.
Robespierre,
“Yıldırı (terör-bn.) tetikte duran, sert, yumuşuma bilmez bir
adaletten başka bir şey değildir. Demek ki, yıldırının kaynağı
erdemdir. Yıldırı, yurdun en geciktirmeye gelmez ihtiyaçlarına
uygulanan özel bir ilkeden çok, genel demokrasi ilkesinin bir
sonucudur.” “Diyorlar ki, yıldırı zorbalık yönetiminin
dayanağıdır. Sizinki benzemiyor mu? Evet, özgürlük
kahramanlarının ellerinde parıldayan kılıç, zorbalık
uydularının kılıcına ne kadar benzerse, o kadar benziyor. ...
Sizler de, özgürlük düşmanlarını yıldırarak yola getirin.
Cumhuriyetin kurucuları olarak buna hakkınız var. Devrim yönetimi,
zorbalığa karşı özgürlüğün zorbalığıdır. Güç yalnızca
suçu korumak için mi vardır? Yıldırım, kendini beğenmişlerin
kafasına çarpmak için yaratılmamıştır mıdır?”; “Tek bir
irade gerekir ve bu irade ya cumhuriyetçi ya da kralcı olmalıdır...
İç tehlikeler burjuvalardan geliyor; onları yenmek için de halkla
birleşilmelidir” derken; Marat,
“Yurdu tehdit eden en korkunç tehlikeler, birçok ilde patlak
vermiş iç savaştan geliyor bize”, “Yurtsever partinin bu
düşman komployu ezmesi gerekir ya da onun tarafından ezilmeli!”
(Devrim
Yazıları)
derken keskin
gerçekleri
haykırıyordu. Devrilmiş gericilik (krallık, feodal aristokrasi,
kilise) ve devrimi bitirmek isteyen büyük burjuvazinin ve
sözcülerinin kıtasal feodal gericilikle, feodal devletlerle (bütün
iç çelişki ve çatışmalarına karşın) birleşerek devrime
karşı savaşması kaçınılmazdı. Nitekim gerçekleşen de bu
oldu. Tarihsel deneyim bu gerçeğin altını çizmiştir.
Kapitalizmden komünizme doğru kesintisiz gelişen proleter devrime,
sosyalist inşaya karşı çıkanların, SSCB’de sosyalizmin
inşasına karşı dövüşenlerin iç ve dış gericilikle
birleşerek Ekim Devrimi’ne ve Bolşevizm’e karşı savaşması
deneyimi de benzer tarihsel bir gerçektir. Jakoben
diktatörlük
ve Robespierre
burjuvazinin ve gericiliğin, Stalin
ve proletarya
diktatörlüğü
ise, çağımız burjuvazisinin ve Troçkistlerin günah
keçisidir.
Devrim
bir veya birkaç olayı değil, bir süreci ifade eder. Devrimin
nesnel bir mantığı, nesnel gelişme yasaları vardır. Ve devrimin
gelişme seyrinde durmaksızın yeni sorunlar, yeni görevler, yeni
dönemeçler karşınıza çıkar. Ya yanıt verirsiniz ya da altta
kalır ve can çekişirsiniz. Avrupa feodal gericiliği Fransız
burjuva devrimi karşısında kutsal bir ittifak kurmuştur.
Devrilmiş feodal aristokrasi ve kralcı güçlerin arkasında başını
Almanya, Avusturya, Rusya’nın
çektiği ortaçağ
gericiliği durmakta ve savaşmaktadır. İngiltere, rakibi Fransa’ya
karşı kutsal ortaçağ gericiliğinin önde gelen destekçisidir.
Devrimin zaferi ile burjuvazi yalpalamaktadır, ayrışmaktadır.
Burjuvazi için gün artık devrimi durdurma, sonlandırma, yeni
devrimci gelişmelere karşı çıkma günüdür. Burjuvazi
iktidardadır, iktidarı bir ölçüde, meşruti monarşi kılıklı
devrilmiş gericiliğin güçleriyle paylaşmak zorunda kalsa da
artık asıl tehlike sömürülen, ezilen kitlelerin devrimci
gelişmesidir.
1789-1793 arası kesit
bir geçiş süreci; bir yanda devrimi sonlandırma, öte yanda
devrimi son noktasına kadar devam ettirmek isteyen kuvvetlerin
keskinleşen ayrışma ve mücadele sürecidir. Bu mücadelede
proletarya ve halk kitlelerine, öncelikle de devrimin kaderinde
belirleyici rol oynayan devrimci Paris’e dayanan Jakobenler yeni
bir devrimci gelişmenin inisiyatif merkezi olarak belirleyici konuma
yükselirler; bu gelişmenin temeli, ana dinamiği Kurucu Meclis,
parlamento değil, sokaklardır. Burjuvazi, tarihte her zaman, feodal
aristokrasi ve kilise hakimiyetiyle tutuştuğu savaşta, burjuva
demokratik devrimler çağının en radikal, en ileri gideni olan
Fransız devrimi de dahil, daima yalpalayan bir sınıf olmuştur.
Onu anti-feodal mücadelede en ileri noktaya dek gitmeye zorlayan
işçiler, köylüler, kent ve kır emekçileri olmuştur. Devrimi
yapan burjuvazi devrimin ertesi günü devrimden nefret eden, devrimi
boğmaya çalışan bir sınıf haline gelmiştir. 1848 devrimlerinde
bu olgu daha çarpıcı ortaya çıkmıştır...
DEVAM
EDECEK