ROJAVA DEVRİMİ “İMRALI ÇİZGİSİ”Nİ DOĞRULADI MI?
Rojava Devrimi’nin, çağımızın ve Orta Doğu’nun bütün temel tarihsel ve politik sorunlarının çözüm paradigması olduğu öne sürülen Öcalan paradigmasını (“İmralı paradigması”) kanıtladığı ileri sürülüyor. Özet olarak, bu iddiayı da ele alacağız.
Peki, gerçekte Rojava Devrimi’nde ifadesini bulan “paradigma” İmralı Paradigması mı? İmralı Paradigması Rojava Devrimi’nde sınavdan geçti mi?
Kanımızca Rojava Devrimi İmralı Paradigması’nın sınavdan geçemediği önemli bir tarihsel ve politik deneyimdir. Kuşkusuz ki, Öcalan ve Öcalan paradigmasını kutsal, dokunulamaz, sorgulanamaz, mutlak doğruyu temsil ettiğine inanlar bu satırları okuduğunda ya da bir yerden duyduklarında şaşıracak, öfkelenecek, “Bu ne saçmalık” vb. diyecektir. Öyle ya, Öcalan Suriye’de yaşamıştı. Emek vermişti. Örneğin Mazlum Abdi Öcalan’ın eğittiği kadrolardan birisidir vb. PKK ve Kandil Rojava’da da arenadaydı. Bu tip görüngülerle yetinilirse, gerçek durum bilince çıkarılamaz. Dolayısıyla yapılması gereken şey, görüntüden gerçeğe, gerçek duruma inmektir.
Buradaki temel karakteristik ayrım noktası, Öcalan paradigmasının iki ayrı tarihsel evredeki niteliksel farklılığında yatmaktadır. Öcalan 1993’lerden başlayarak kendi öz çizgisinden (ulusal devrimci-demokratik çizgisinden) uzaklaşma sürecine girmişti. Uluslararası bir komployla tutsak düşmesinden sonra kendi öz çizgisine, ulusal devrimci-demokratik çizgisine (teori, program, strateji) reddiye yazarak (tasfiyecilik) yeni bir paradigma geliştirdi; “İmralı Paradigması” kavramlaştırması söz konusu tasfiyeci değişim ve kopuşun, yeni çizginin adı ve ifadesidir.
Bu konuya şimdilik başlı başına girmeyeceğiz, fakat bu hatırlatmayı yapmadan da yukarıda sorduğumuz sorunun yanıtını veremeyiz.
Rojava’da devrim reformist, post-modernist, post-Marksist, anarşizan, sivil toplumcu reformist İmralı Paradigması’na/çizgisine değil, Öcalan’ın reddiye yazdığı “Reel sosyalizm”in etkisi ve hegemonyası ile şekillendiğini iddia ettiği, özeleştirisini yaptığı eski/terkedilen ulusal demokratik devrimci çizgisine dayanarak zafer kazanmış bir devrimdir.
Hatırlayalım; İmralı Paradigması, “Çağımızın bütün temel sorunlarının”, “Orta Doğu’nun bütün temel sorunlarının”, “Orta Doğu’da Kürt sorunu”nun, “Kürdistanı sömürgeleştiren devletlerin yarattığı bütün temel sorunların” çözümünün “tek yolunun demokratik müzakere yöntemi ve çizgisi” olduğu iddiasına ve teorileştirmesine dayanmaktadır. Bu romantik, ütopik, sosyal reformist paradigma Rojava Devrimi’nde sınanarak boşa düştü.
Rojava Devrimi, “demokratik müzakere” yöntemine dayanmadı. “Demokratik barışçıl gelişme ve devleti demokratikleştirme” yoluyla zaferle taçlanmadı. Aksine, devrimci çizgide devrimci zora dayalı olarak zafere erişti. Bugüne dek, iyi kötü ayakta kalması da nesnel politik güç dengeleri içerisinde devrimci zora, silahlı devrime, silahlı devrimci savunma savaşına ve devrimci direnişe dayanarak ayakta kalabildi. Devrimci eleştirel akla sahip herkes, bunu geçtik, nesnel ve denetlenebilir bilimsel analiz yeteneğine sahip herkes devrimci olmadan da bu gerçeği, yani Rojava Devrimi’nin doğuşu, gelişimi, zaferi ve ayakta kalabilmesi deneyimine dayanarak bu pırıl pırıl gerçeği görebilir...
Öcalan, “devrimler çağı bitmiştir” diyor. Rojava’da devrim zafer kazanıyor.
Öcalan “silahlı mücadele çağı bitmiştir” diyor. Rojava’da silahlı devrimle iktidar kuruluyor ve silahlı mücadeleyle, silahla korunuyor.
Öcalan, “Ulusların Kendi Kaderini Kendileri Tayin Hakkı çağı bitmiştir” diyor. Rojava’da Kürt halkı silahlı devrimle kendi kaderini kendi tayin ederek Özerk iktidar kuruyor.
Öcalan, özü itibariyle, “devrimler çağı bitti”; “sömürgeci devletleri de devrimlerle yıkmaktan vazgeçtik”; “sömürgeci devletleri demokratikleştireceğiz” diyor. “Kadın özgürlükçü ekolojik demokratik komünal sistem”i de devrimsiz, devletsiz, “kendi öz gücümüze” güvenerek kuracağız diyor. Rojava’da ise, devrimsiz, devletsiz, sömürgeci iktidarı yıkmadan pratikleşmiş demokratik komünal bir yaşamdan iz bile yok. Olduğu kadarıyla ise (“Kadın özgürlükçü ekolojik demokratik komünal sistem”), devrimci iktidar sayesinde, düpedüz devrime, yerel devlete, silahlı devrimci zorla korunan iktidar alanına, kendi ulusal kaderini tayin etmeye dayanıyor.
Öcalan’ın önder sayılması, Kandil’in yerinde müdahale ve öncülüğü, Rojava Devrimi’ne Kürtlerin damgasını basması, hepsi birer olgu. Fakat bu olguların yanı sıra, devrimi, silahlı mücadeleyi, kendi kaderini tayin hakkını reddeden, sömürgeci devletleri yıkmaya karşı çıkan, bu devletleri legal demokratik sosyal reformcu çizgiye dayanarak demokratikleştireceğini, “Demokratik müzakere”nin bütün temel sorunların başlıca çözüm yolu olduğunu söyleyen de Öcalan ve İmralı Paradigması’dır. Açık ki, Rojava’da yaşam bulan Öcalan’ın terkettiği, dahası mahkum ettiği siyasal çizgidir ama ikincisi değil.
Sorunu değerlendirirken, niyetlere, duygusal analizlere, Öcalan’ın tarihsel prestijine, algı inşasına değil, nesnel gerçeğe dayanmak gerekmektedir. Nesnel ve denetlenebilir veriler ve olgular üzerinde yükselen bir bilimsel analizin sonuçları yukarıda ifade ettiğimiz gerçeklerin altını çizmektedir. Gerçeklerden kopmamanın, subjektivizme mahkum olmamanın tek güvencesi metafiziğe değil, diyalektiğe, idealizme değil, materyalizme dayanmaktan geçmektedir.
“ROJAVA’DAKİ GELİŞMELER” ana başlığı altında yayınladığımız toplam 9 bölümlük yazı dizimize burada nokta koyuyoruz.
Rojava Devrimi büyük bir kuşatma ve tasfiye sürecinde. HTŞ devleti ile “entegrasyon” süreci eğer başarılı olursa Kürt kazanımları nihai olarak kaybedilecektir. Öncelikle de TC (sömürgeci dinsel faşist diktatörlük) HTŞ ve diğer terörist tasmalı çeteleri ile Rojava’daki kazanımları son sınırına dek tasfiye etme strateji ve taktiğini izlemeye devam edecektir. Kürt hareketi oldukça zor durumda. HTŞ iktidarıyla “entegrasyon”a dayanarak devrimci kazanımlar korunamaz. Kuşkusuz ki Kürt halkı yitirdiği mevzilere, verdiği tavizlere, geri çekilişe dayanan uzlaşmalara karşın kazanımlarının tümden tasfiyesi ve kaybedilmesine karşı direnecektir ve direnmektedir. Durum karmaşıktır. Suriye’de kriz devam etmektedir. Pek çok olasılıkla yüklü açık bir süreçle karşı karşıyayız...
SON

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder