Ateşkes,
Barış ve Politik Çözüm Sorunları ve Parti Tavrı*
—
BELGE
—
OKUR
İÇİN ÖN
AÇIKLAMA:
Blogumuzda
yer verdiğimiz “Ateşkes, Barış ve Politik Çözüm Sorunları
ve Parti Tavrı” başlıklı belge, önce MLKP’nin merkezi
yayın organı Partinin Sesi’nde; daha sonra bir belge olarak,
sosyalist teorik ve politik yayın organı olan Proleter Doğrultu
Sayı 19’da (1998, Kasım-Aralık) yayınlanmıştı. Bilindiği
gibi, Bahçeli, 1 Ekim’de (2024) TBMM’nin yeni yasama yılının
açılışında DEM sıralarına gelerek tokalaştı... Bu ilk adım,
tesadüfen atılmamıştı. Bahçeli’nin çıkışı, daha sonra
kamuoyuna yansıdığı üzere, devlet ve Saray ve İmralı arasında
yapılan görüşmeler ve hazırlık temeline dayanmaktaydı.
Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde DEM İmralı Heyeti tarafından
kamuoyuna duyurulan açıklaması ve ardından PKK’nin ateşkes
ilan etmesiyle ateşkes, barış, çözüm, devrim sorunu ve bağlamı
bir kez güncelleşti. Başlamış olan yeni süreci dikkate alarak
tarihi öneme sahip olduğunu düşündüğümüz bu belgeyi tamda bu
koşullarda yayınlamanın yararlı olacağını düşündük.
I
PKK
Genel Başkanı Abdullah Öcalan, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nden
itibaren geçerli olmak üzere tek taraflı ve süresiz ateşkes ilan
ettiğini açıkladı. Bilindiği gibi, PKK, Mart 1993’te ve Aralık
1995’te de tek taraflı ateşkesler ilan etmiş, ancak sömürgeci
faşist diktatörlük her seferinde ateşkes ilanlarına demir yumruk
ve barut politikasıyla yanıt vermişti.
A.
Öcalan’ın ateşkes ilan ederken yaptığı açıklamaları şöyle
özetleyebiliriz. Avrupa Parlamentosu’nun ateşkes çağrısına
olumlu yanıt verdik. Bize bazı Türk devlet kurumlarından, Türk
yetkililerden dolaylı kanallardan mesajlar geldi. Demokratik
kamuoyunun barışa şans tanımak için bizden beklenti ve istekleri
vardı. Bu istek ve beklentilere yanıt verdik. Ordu komutanlık
kademesi yenilendi. Yeni Genelkurmay Başkanı hakkında bazı olumlu
şeyler söyleniyor. Bu adımla yeni kuvvet komutanlarına da bir
şans tanımak istedik. Seçim süreci yaşanıyor. Dikkate aldık.
Biz cumhuriyete karşı değiliz. 75. yıldönümünde demokratik bir
cumhuriyet için, demokratik bir cumhuriyette birlikte yaşamak
istediğimizi göstermek istedik. Kürtlerin kimliği tanındığında,
kimlik ve hakları anayasal bir güvenceye kavuşturulduğunda sorun
çözülecektir. Kürt sorunu çözüldüğünde Türkiye, ekonomik
ve siyasi krizden çıkacak, bölgenin güçlü, zengin ve istikrarlı
bir ülkesi haline gelecek. Devleti yıkmak; ülkeyi bölmek
politikamız “milli sınırları” “parçalamak gibi bir
niyetimiz yoktur.” Sorun askeri değil politik yoldan, barışçıl
çözülmeli. Taktik yapmıyoruz, böyle düşünenler yanılıyor,
açıklamalarımız samimidir.
Gerilla,
anlaştığımızda güvenlik gücüne dönüştürülebilir. Barışa
yeni bir şans tanımak için bu adımı atıyoruz. Bir kez daha ilan
ettiğimiz ateşkes “siyasi çözüm” için samimiyetimizi ve
kararlılığımızı göstermektedir.
Öcalan’ın
içerik olarak yukarıda özetlediğimiz düşünce ve açıklamaları
yeni değildir. Özü itibarı ile söz konusu düşüncelerin ana
unsurları, 1993’ten beri her fırsatta ısrarla ve defalarca iç
ve uluslararası kamuoyu önünde açıklanagelmişti. Yakın dönemde
Türk ordusunun Genelkurmay Başkanlığı’na gönderilen ve bir
süre sonra Özgür Gündem Gazetesi’nde yayınlanan Öcalan’ın
mektubunu da geçerken hatırlatmak isteriz.
Bilindiği
gibi “Bağımsız, Birleşik Kürdistan” hedefi, PKK programında
yer almasına rağmen 1993’teki 1. ateşkes ilanından bu yana
unutulmuş, “barış”, “politik çözüm” değerlendirme ve
hedefi ısrarla vurgulanan bir olguya dönüşmüş,
dönüştürülmüştür.
Kuşkusuz
ki, söz konusu değişim rastlantısal değildir. Aksine PKK’nin
bir tercihi, somut politik yönelimidir.
PKK,
yönelimini “politik çözüm” doğrultusunda kurgulamış
bulunuyor. PKK liderinin “bu düşüncelerimizde samimiyiz,
yaptığımız taktik değildir” açıklamaları, değerlendirmeleri
gerçekten de samimidir. Ama kuşkusuz ki bu, Bağımsız Kürdistan
çizgisinden bir geriye düşüş, reformizme doğru bir dönüştür.
Söz konusu yönelimin hangi oranda yaşam bulup bulamayacağı,
hangi oranda kemikleşip kemikleşmeyeceği tarihi ve güncel
koşullara bağlıdır ki, PKK’nin ateşkes ilanlarını “barış”
ve “siyasi çözüm” politikası ve yönelimi ekseninde ele
alındığında gerçek bir değerlendirmeye tabi tutulabilir.
PKK’nin ateşkes(ler) ilanını “barış” politikasından,
“siyasi çözüm” politikasından yalıtarak yapılacak her
değerlendirme nesnel, bilimsel ve devrimci olmayacak, doğal ve
kaçınılmaz olarak subjektif değerlendirmelere, çeşitli
milliyetlerden Türkiye proletaryasının, Kürt halkının ve
coğrafyamız halklarının nesnel olarak yanıltılmasına neden
olacağı gibi, devrimci dostluk politikasının ve Marksizm-Leninizm
ile oportünizm arasındaki; proletarya enternasyonalizmi ile ezilen
ulus milliyetçiliği arasındaki kalınca kurulması gereken sınır
çizgilerinin bulunmasına yol açacak ve böylece burjuvazinin ve
reformizmin değirmenine su taşıyacaktır.
Bu
bağlamda sorunun birçok bakımdan ele alınması, proleter devrimci
yaklaşımın vurgulanması, yanlış olanın devrimci eleştirinin
konusu yapılması gerekmektedir.
II
PKK’nin
tek taraflı ateşkes ilanı, Türk egemen sınıfları ve sömürgeci
faşist diktatörlük tarafından daha başından ateş ve barutla,
demir yumruk politikasıyla yanıtlandı ve yanıtlanmaya devam
etmektedir.
Ateşkes
ilanının sömürgeci faşist diktatörlük tarafından sopa
politikasıyla yanıtlanacağı açıktı. Çünkü coğrafyamızda,
bölgemizde, uluslararası arenadaki gelişmeler, politik güçler
dengesi diktatörlüğün PKK’nin ateşkes çağrısına olumlu
yanıt vermesini henüz dayatmıyordu ve dayatmıyor. Batı’da
devrimci bir yükseliş ve atılım evresine henüz girilmemiştir.
Türk burjuvazisi, Türk egemen sınıfları arasında Kürt
sorununun çözümünde farklı politik yönelimi ifade eden
eğilimlere karşın egemen ve belirleyici politika kirli, haksız,
sömürgeci savaşı sürdürme, yoğunlaştırma politikası olmaya
devam etmektedir; ki kısa erimde diktatörlüğün bu politikasının
değişmesinin olanaklı olmadığının da altının çizilmesi
gerekir. Yurtsever devrimci hareket, Amerikancı Türk ordusu
karşısında askeri zafer veya üstünlük kazanabilmiş değil.
Dahası PKK, ‘93’ten bu yana serhıldanlar dalgasının (yeni bir
çıkışın verileri giderek artmasına karşın) geri çekilişi,
kırların insansızlaştırılması ve askeri gücünü korumakla
birlikte verdiği önemli kayıpların etkisi koşullarında ve
uluslararası diplomatik ilişkilere giderek daha fazla yöneldiği
ortamda ateşkes ilan etmiş bulunuyor. Bölgede ve uluslararası
arenada gerek karşıdevrimci güç odaklarının ilişki ve
çelişkisi bakımından gerekse de devrimle karşıdevrim arasındaki
güç ilişkileri bakımından koşullar, Türk egemenler sınıflarını
ve faşist diktatörlüğü önemli tavizler vermeye zorlayacak
düzeyde değil.
Tüm
bu olgular, sömürgeci faşist diktatörlüğün neden PKK’nin
ateşkes çağrısına olumlu yanıt vermediğinin ve
veremeyeceğinin, yaratılan beklentinin aksine,
şoven-asimilasyoncu-militarist faşist sömürgeci savaşı
tırmandıracağının verilerini de oluşturmaktadır.
Açık
ki, faşist karşıdevrim “ez ve çöz” politikasını uygulamaya
devam ediyor ve edecektir. MASK, MGSB, 28 Şubat kararları ve bu
kararlara dayalı bütün hızıyla süren 3. topyekün saldırı
dalgası “ez ve çöz” politikasının, geleneksel demir yumruk
politikasının somut ve çarpıcı kanıtlarıdır. MGSB’sinde
ifade edilen “kamusal olana ilişkin olmamak koşuluyla kültürel”
kırıntıların verilmesi değerlendirilmesi “ez ve çöz”
politikasının ifadesi olduğu gibi, MGK solculuğunu geliştirme
(diğer unsurlardan bazıları “Türk milliyetçiliğinin ırkçı”
yorumlarına ve “ülkücü mafyaya” karşı “mücadele”,
“irticaya” karşı mücadele vb.) ordu hakkında “sol”cu
hayaller yaratma, başında sopayı Demokles’in kılıcı gibi
sallayarak Kürt ve Türk reformizmini geliştirme, daha fazla
denetim altına alarak teşvik etmek gibi hedefleri de içermektedir.
Bu
bağlamda PKK’nin ateşkes ilanı taktiği tutmayacak, halklar
nezdinde hayali beklentiler; reformist duygu ve düşünceler
yaygınlaştıracak, MGK’nın alan açtığı liberal, reformist
akıma taze kan taşıyacaktır.
Türkiye
jeopolitik konumu itibarıyla emperyalist hegemonya ve rekabet
mücadelesinin en stratejik alanlarından biri. Amerikan emperyalizmi
ile başını Almanya’nın çektiği Avrupalı emperyalistler
arasında, Türk burjuva devletiyle Avrupa Birliği (AB) arasında
önemli çelişkiler ve mücadeleler söz konusu.
PKK,
bu çelişkilerden yararlanmaya çalışıyor; yalnızca Avrupa ve
uluslararası demokratik kamuoyunun değil, aynı zamanda Avrupalı
emperyalistlerin desteğini artırma ve sömürgeci faşist
diktatörlük üzerindeki baskıları büyütmek istiyor. Kuşkusuz
ki, Avrupalı emperyalistler Kürt halkına aşık oldukları, PKK’yi
sevdikleri için değil, emperyalist ekonomik, siyasi, askeri
çıkarları için Kürt kozunu oynamak, giderek PKK’yi dişleri,
tırnakları çekilmiş uysal bir arslana çevirmek için belli
ölçülerde Kürt halkına yakın duruyorlarmış görüntüsü
vermeye çalışıyorlar. Bu bağlamda bazı siyasi kararlar alıp
Türk burjuva devletini sıkıştırmaya çalışıyorlar.
Yani
PKK’nin bu manevrası ve benzer politik manevraları, eğer sağlam
bir ilkesel temele ve somut siyasal koşulların nesnel bir
değerlendirilmesine dayanmazsa (ki, ateşkesin gerekçeleri ve
“barış”, “siyasi çözüm” politikaları, bu bakımdan
PKK’nın iç zaafiyetini yansıtıyor) son tahlilde götüreceği
yer, reformizmin galebe çalması olacaktır. Bu tehlike mevcuttur.
Bunu görmezden gelemeyiz. AP’nin (Avrupa Parlamentosu) taraflara
ateşkes çağrılarına AP kararı gerekçe gösterilerek adımın
atılması, bu tehlikenin somut verilerinden biridir. Emperyalistler
arası çelişkilere ve Avrupalı pekçok emperyalist devlet ile Türk
burjuva devleti arasındaki çelişkilere oynama, onlar hakkında
hayaller yaymadan, bağımsız politik kişiliği zedelemeden ve
ulusal savaşımı geliştirmeye hizmet ettiği oranda (stratejide
dolaylı yedeklerden yararlanma) anlamlı ve doğru olur, olacaktır.
Bugün
için PKK’nin Avrupalı emperyalist devletlerle olan ilişkisinde
esasen bağımsız politik kişiliğini yitirdiğini kuşkusuz ki,
ileri sürmüyoruz ve süremeyiz de. Ama onlar hakkında hayaller
yayan propaganda ve ajitasyon yapmadığını da söyleyemeyiz.
Emperyalizme darbeler indiren bir hareket olmasına karşın Kürt
sorununun “barışçıl” ve “politik çözüm” için sık sık
emperyalist siyasi ve askeri kurumlara, devletlere yapılan çağrılar
ve beklentiler ne yazık ki ulusal kurtuluşçu Kürt devriminin
önderliğini yapan PKK’ye ait bir gerçektir.
PKK’nin
ateşkes ilanının bir diğer gerekçesini oluşturan el altı
haberlere gelince. Diyelim ki, bu doğrudur. Fakat bu neyi
değiştirir? Söz konusu haberlerin amacı ne? PKK’yi nereye
yönlendirmeyi hedefliyor?
Açık
ki, amaç PKK’yi reformist-liberal batağa çekmektir. Hayali
beklentiler yaratmaktır. Bilinçleri bulandırmak, PKK’nin
yurtsever devrimci kimliğini törpülemek, reformist damarı
geliştirmektir.
Kuşkusuz
PKK, ateşkes taktiği ile burjuvazi, egemen sınıflar ve devlet
içerisinde çatlaklar yaratmak, büyütmek, siyasal çözüm yanlısı
burjuva kliklerin gelişmesini de hedefliyor.
Düşman
kampında çatlaklar yaratmak, büyütmek, iç istikrarsızlığını
geliştirmek, asıl olarak ulusal savaşımın derinliğine,
gelişmişliğine, şiddetine, gücüne, vuruş yeteneğine, Kürt
devrim yangınının Batı’ya taşınmasına, Kürdistan’daki
ulusal mücadelenin Batı’da devrimci bir dalga ve atılımla
birleşmesine bağlıdır. Çatlak yaratmak, düşman kampını
istikrarsızlaştırmak ve çelişkilerden yararlanmak bu ilkesel
temel görüş açısına ve taktiğine bağlı kullandığı oranda,
bu temel tarafından yönlendirildiği oranda anlamlı bir taktik
olabilir.
Ama
PKK’nin ateşkes politikası, bugün bu gereksinime yanıt veren
bir taktik olmadığı gibi, “siyasi çözüm” yanlısı burjuva
klikleri güçlendirmek gibi reformist-liberal bir beklenti ve teşvik
unsurunu içerdiği için de ayrıca yanlıştır ve reformizmi
körüklemektedir.
Ne
olduğu, muhatabın somut olarak kimler olduğu belli olmayan ve
üstelik devlet politikasının Kürt devrimini ezme ve
marjinalleştirme çizgisinde bir iç kararlılığın olduğu, yeni
bir topyekün saldırı dalgasının bütün şiddetiyle sürdüğü,
TÜSİAD ve askeri kliğin ve Amerikan emperyalizminin yeniden
yapılandırma faşist programının ekonomik, politik, toplumsal,
ideolojik ve askeri planda yaşama geçirme ekseninde kararlılıkla
yürüdüğü bir dönemde el altı haberleriyle bir ateşkesin ilanı
ya da ilanının bir gerekçesi yapılması elbette ki, doğru,
devrimci bir politika değildir ve olamaz da.
Öcalan’ın
yenilenen ordu kuvvet kademesine bir şans tanıma gerekçesi
üzerinde de durulması gerekiyor. Belli ki, PKK lideri, ateşkesle
orduya Kürt sorununun “siyasal çözüm”ü için hazır olduğu
mesajını vermek istediği gibi, ordunun yeni şeflerinden bazı
beklentileri de var.
Türk
burjuva ordusunun politik yaşamdaki yerine, haksız, kirli,
sömürgeci savaştaki rolüne, “ez ve çöz” politikasındaki
kararlılığına vb. girmeye gerek yok.
Yanı
sıra, PKK’nin yürüttüğü savaşımda Türk ordusunun
gerçeklerini ne kadar canlı ve yakından tanıdığını belirtmeye
de gerek yok.
Bunlar
bilinen gerçeklerdir.
Ama
tüm bu gerçeklere karşın PKK’nin Amerikancı faşist Türk
ordusunun yeni askeri şeflerine “şans tanıma” ve beklenti
içerisinde olmasına ne demeli? Ordu hakkındaki pek çok gerçekçi
değerlendirmelerine karşın sık sık ordu hakkında hayaller ve
beklentiler yayan açıklama, düşünce ve tavırlarının izahı ne
olabilir?
Bu
izahın temelinde PKK’nin “siyasal çözüm”, “barış”
politikası ve yönelimi durmaktadır. Bu politik yönelim, doğası
gereği reformist karakterdedir. Bu olgu, PKK’nin orduya ateşkes
gibi taktik manevralarla mesaj vermesine ve yeni şeflerden (ki,
ordunun, devletin temel politikası net olduğu ve geleneksel
politika ve iradede güçlü çözülme ve dağılma olmadığı
halde) ütopik, liberal beklentiler içerisine girmesine yol
açmaktadır.
Ama
PKK’nin 1. ve 2. ateşkesler döneminde olduğu gibi, Özal’dan
vb.’lerinden beklentiler döneminde olduğu gibi, 3. ateşkes
çağrısı da bir kez daha gerçeklerin yakıcılığıyla yüz yüze
gelecektir.
Kuşkusuz
ki, söz konusu düşünceler, beklentiler coğrafyamızda MGK’nın
bilinçli olarak alan açtığı, kışkırttığı reformizmi
beslemekte ve güçlendirmektedir. Başta Kürt ulusal mücadelesi
içerisinde belirleyici olmasa da önemli bir yeri olan Kürt orta
burjuvazisinin güçlenmesi için açıkça bir olanak sunmaktadır.
Bu olanağın hangi oranda Kürt ulusal reformizminin elinde yıkıcı
bir somut olanağa dönüşüp dönüşmeyeceğini savaşımın seyri
ve bu seyir sürecindeki nesnel, öznel koşulların toplamı
belirleyecektir.
Ateşkes
ilanının zamanlamasında TBMM’in almış olduğu genel seçim (ve
yerel seçimlerin zamanında yapılması) kararı önemli bir yer
tuttuğu görülüyor.
Seçim
sürecinin burjuva karşıdevrim cephesi bakımından dizginsiz bir
şovenist ve saldırgan kampanya dönemi olarak geçeceği; komünist,
devrimci-demokrat, yurtsever güçlere karşı terör ve tehdit
ortamında gerçekleşeceği; dahası yurtsever güçlerin, HADEP’in
seçim çalışmalarını binbir biçimde engelleme ekseninde
geçeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Yani, seçim süreci
burjuvazi ve değişiklikleri bakımından “siyasi çözüm”,
“barış” propagandasını yaptıkları bir dönem olmayacak,
esas olarak dizginsiz ve gözü dönük bir şovenizm kampanyasının
örgütlendiği bir dönem olacaktır. Cumhuriyetin yaşadığı
kriz, derinleşen siyasi bunalım, burjuva cephedeki parçalanmışlık,
burjuva partilerin güçsüz ve zayıflayan konumları, ölmüş atı
kamçılayarak zoraki canlandırılmaya çalışan Kemalizm, ordunun
gitgide artan politik iktidar tekeli ve inisiyatifi, çeteleşme
olgusu etrafında dönen dolaplar, Amerika, siyonizm, faşizm
ittifakının giderek derinleşmesi, İran ve Suriye karşıtı
yoğunlaştırılan düşmanca propaganda vb. vb konumuz bakımından
hatırlatılabilecek bazı somut verilerdir.
Her
şeye rağmen PKK’nin tek taraflı ilan ettiği ateşkes süreci,
eğer seçimler sürecinde bozulmadan devam edebilirse bir ölçüde
ulusal savaşımın politik etkisini büyütecek, şovenizmin
etkisini göreli olarak kıracak, diktatörlüğün iç ve
uluslararası teşhir sürecini derinleştirip genişletecektir.
Yine
ateşkes süreci, PKK’nin güç toplama, öngördüğü politik ve
askeri savaşım hattında daha etkin hazırlık için bir fırsat
olma rolünü de oynayacağına dikkat çekmek isteriz.
Sonuç
olarak PKK’nin ateşkes taktiği, Kürt ve Türk halklarının
yararından çok zararınadır: Bu taktiğin sunduğu ve
değerlendirilecek ilerici olanaklar sınırlı ama reformist akıma
açtığı geniş alanla, yığınları gerçekçi olmayan hayali
beklentilerle oyalamayla, bilincini bulandırmayla, sömürgeci
faşist diktatörlüğü cesaretlendirip saldırganlaştırma
olgularıyla devrimci değil reformcu bir taktiktir.
III
PKK’nin
seslendirdiği “barış” ve “siyasi çözüm” politikası
reformist içeriktedir.
Bu
politikanın sonucudur ki, emperyalizme ve Türk egemen sınıflarına
ısrarla, amacımız devletini yıkmak değil,
demokratikleştirmektir. Cumhuriyeti yıkmak değil demokratik bir
cumhuriyet olarak yenilemektir. Ülkeyi bölmek değil Kürt
kimliğinin ve haklarının tanınmasıdır. Ayrı devlet kurmak
değil anayasal güvenceye kavuşturulmuş aynı devlet çatısı
altında federal bir çözümdür vurgusu yapılmaktadır.
Yine
bu politika ve yönelimin sonucudur ki, Türk egemen sınıflarına
bu krizden sizi ancak biz kurtarırız, böylece Türk devleti
bölgenin en güçlü devleti haline gelecektir açıklama ve
propagandası yapılmaktadır.
Evet
PKK, ulusal devrimci bir partidir ve Kürt ulusal devriminin
önderliğini yapmaktadır. O, bu savaşımında haklıdır ve
desteklenmelidir ve tarafımızdan da yalnızca sözde değil pratik
savaşım yoluyla da desteklenmektedir. Kürt halkının ve ulusal
savaşımın ilkeli, tutarlı dostu olan partimiz kuşkusuz ki,
emperyalizme, faşist diktatörlüğe ve bölge gericiliğine
darbeler indiren ulusal devrimini politik-pratik olarak enerjik bir
şekilde desteklemeye devam edecektir.
Ama
Türk, Kürt, ulusal azınlıklardan Türkiye proletaryasının öncü
politik kurmayı olarak, Türkiye halklarının ve işçi sınıfının
özgürlük, devrim ve sosyalizm özlemlerinin ve kavgasının
temsilcisi olan partimiz, tüm işçi ve emekçi kitleler önünde
devrimci dostluğun ve tarihi ve güncel sorumluluklarının bir
parçası olarak gerçekleri olduğu gibi açıklamakla, yurtsever
hareketin sınıfsal ve ulusal davanın ve kavganın zararına olan
zaaflarını eleştirip mücadele etmekle yükümlüdür
PKK’nin
“barış”, “siyasi çözüm” söylemi ve yönelimi, O’nun
ulusal devrimci kimliği içinde ulusal reformist bir yönelim ve
damarı ifade etmektedir. Önü alınmadığı zaman kaçınılmaz
sonu FKÖ’lüleşmedir, ANC’leşmedir. Kürt halkının, Türkiye
halklarının, işçi sınıfının düşmanları PKK’yi
devrimcilikten arınmış bir PKK olmayı dayatıyor. Kürt devrimini
reformist-liberal çizgide boğarak söndürmeyi; bazı kırıntılarla
bitirmeyi amaçlıyorlar. Emperyalizm ve yerli gericilik bu çabasında
yalnız değildir. Reformist akım da bu amacında onların
hizmetinde.
Bu
gerçekleri görmezden gelmek, en başta Kürt halkına ve haklı
ulusal savaşımı ve ödediği ağır bedellerle bağdaşmaz.
Kürt
ulusal devriminin (ve Türkiye devriminin) işbirlikçi egemen
sınıfları krizden çıkarmak gibi, krizini bir nebzecik olsun bile
hafifletmek gibi, devleti ve kontrgerilla cumhuriyetini yeniden
yapılandırmak gibi bir görevi olamaz. İşçi sınıfının, Kürt
halkının, halkların görevi, krizi derinleştirmektir; krizi
devrim ve iktidar kavgasının zaferi için kullanmaktır. Egemen
sınıflara zeytin dalı uzatarak, onları kendi tarihlerinin en
derin krizinden çıkarmak misyonu üstlenmek veya buna istekli
olmak, eğilimi göstermek halkların ve Kürt halkının görevi
değildir. Sistemin egemen sınıflarına, 75 yıllık kurum ve
kuruluşların zorluklarına, çıkmazlarına, çözümsüzlük ve
bunalımlarına seslenerek onları ikna etmeye çalışmak Kürt
yurtseverlerinin, ulusal kurtuluşçu Kürt devriminin görevi olamaz
ve olmamalıdır
Bu
yaklaşım, reformist ve liberal bir yaklaşımdır. Görev, sistemin
krizini derinleştirmek, krizin elverişli zeminini ve olanaklarını
devrim yangınını büyütmenin, faşist iktidarı yıkmanın aracı
haline getirmektir.
Kürt
ulusal sorununun çözümü, burjuva demokratik reformlar sorunu,
anayasal bir sorun değil, bir devrim ve iktidar sorunudur.
Kürt
ulusal sorunu yarı-sömürge, geri kapitalist Türkiye düzeninin
reforme edilmesiyle, işbirlikçi Türk burjuva faşist
diktatörlüğünün “demokratikleştirilmesi”yle (burjuva
demokrasisine dayanan bir diktatörlük) asla çözülemez. Adına
ister “federatif çözüm” isterse “özerklik” ya da
“otonomi” vb. densin, işbirlikçi kapitalist düzen, Türk
egemen sınıflarının egemenliği ve faşist diktatörlük,
antiemperyalist demokratik halk devrimiyle yıkılmadan ve bir emekçi
cumhuriyeti kurulmadan Kürt sorunu çözülmez. Ateşkes ilanı
çerçevesinde A. Öcalan’ın ileri sürdüğü gibi “T.C’nin
hükümranlığına karşı olmayıp cumhuriyeti yeniden birlikte
örgütleyelim” görüşleriyle Kürt ulusu çektiği acılardan
kurtulamaz, eşit, onurlu, özgür, demokratik bir barış elde
edilemez, sömürgeci boyunduruk ortadan kaldırılamaz. Türk
burjuva cumhuriyetini Türk egemen sınıflarıyla birlikte yeniden
örgütlemek görevi işçi sınıfının, Kürt halkının, emekçi
yığınların görevi değildir. Susurluk’ta tüm pislikleriyle
ortaya çıkan kontrgerilla cumhuriyetini yıkmak; işçi-emekçi
sovyetler cumhuriyetini kurmaktır.
Kürt
ulusu, sömürge statüsünden, sömürgeci baskıdan ancak devrimle
kurtulabilir. Kürt ulusu, başta ayrı devlet kurma hakkı olmak
üzere tüm ulusal demokratik haklarına, ulusal özgürlüğüne ve
barışa ancak devrimle; emperyalizme bağımlılık ilişkilerinin,
Türk egemen sınıflarının egemenliğinin ve onların sömürgeci
faşist devletinin devrimle yıkılmasıyla, tasfiye edilmesiyle
ulaşabilir. Dahası bu özgürlüğünü işçi sınıfının ve
partisinin önderliğinde sosyalizme, proletarya diktatörlüğüyle,
komünizme doğru yürüyerek tam ve nihai güvenceye alabilir.
Burjuva
liberal düşlerle, reformist politikalarla, düzen içi çözümlerle
Kürt sorunu çözülemez. Kürt ulusal özgürlüğünün
kazanılması (başta da ayrı devlet kurma hakkı, ulusların ve
dillerin eşitliği) Türkiye devriminin temel sorunlarından biridir
ve genel politik özgürlükler sorununun temel, asli bir unsurudur.
Politik özgürlüklerin kazanılması (bu özgürlüklerin bir
bileşeni olan Kürt ulusunun ulusal özgürlüğünü kazanması)
sorunu ise bir devrim sorunudur
Her
devrimin temel sorunu, iktidar sorunudur. Egemen sınıfların
iktidarı yıkılmadan, egemen sınıfların iktidarının sürdüğü
koşullarda Kürt devrimi “federatif” bir çözümle,
“özerklikle”, “anayasal” bir kimliğin kazanılmasıyla
burjuva demokratik reformcu bir çözümle sonlanırsa, bu tarihsel
ve siyasal bakımdan çok önemli bir ilerlemeyi ifade etse de Kürt
sorunu sürecektir. Olsa olsa sömürgeci boyunduruk, sömürgeci
politika ve ulusal baskı geçici olarak hafifleyecek, daha ince ve
dolaylı biçimde sürecektir.
Bu
çözüm, ne proletaryanın ne Kürt halkının, ne de Türkiye
halklarının çözümü olamaz ve olmayacaktır. Ki, Türk egemen
sınıfları iyice köşeye sıkıştıklarında, devrimin Batı’ya
sıçrayarak düzeni ve diktatörlüğü yıkma somut tehlikesiyle
karşı karşıya getirdiği koşullarda, bütünü kurtarmak için
parçayı feda etme taktiğinin bir gereği olarak söz konusu çözümü
benimseyebilir. Söz konusu burjuva reformist çözümler
gündemleşebilir de. Ki, nitekim burjuvazinin akıllı ideologları,
politik sözcüleri, satılık kalemşörleri, diplomalı uşakları,
daha bugünden söz konusu “siyasi çözüm” politikasını
geliştiriyor ve egemen sınıfları bekleyen tehlike karşısında
uyarıyorlar .
Bu
gerçeğin bir an olsun unutulmaması gerekiyor. Yurtsever dostların
bu gerçeği de görmesi gerekir.
Her
ulusun barış içinde yaşama hakkı vardır. Tıpkı her ulusun
ayrı devlet kurma hakkı olduğu gibi. Ulusların ve halkların
barış içerisinde, özgürce yaşama hakkı vardır. Ama odağında
emperyalizmin durduğu dünya gericiliği, halkların ve ulusların
bu hakkını da gasp etmiş, gasp etmeye sistemli bir biçimde devam
etmektedir ve edecektir. Coğrafyamızda da barışın düşmanları
emperyalistler, Türk egemen sınıfları ve burjuvazisidir.
Proletarya ve temsilcisi partimiz, emperyalizmin, Türk egemen
sınıflarının, burjuvazisinin sömürgeci faşist diktatörlüğün
barış düşmanlığına, barış hakkının gaspına, kirli
sömürgeci savaşına kendi çıkarları uğruna halkları, ulusları
birbirini kırdırmasına, haksız savaşa karşı devrim ve
sosyalizm kavgasını örgütleyip yürütmektedir ve daha etkin bir
savaş hattında bu kavgayı büyütecektir.
Coğrafyamızda
emperyalizmin, sermaye ve faşizmin gasp ettiği, çiğnediği, demir
yumruk politikasıyla yanıtladığı barış istemine ve kavgasına
sahip çıkmak gitgide daha yakıcı pratik-politik bir sorun haline
gelmektedir.
Barış
talebi ne küçük burjuva reformistlerine, ne de ezilen ulus
milliyetçiliğine terkedilebilir.
Sınıf
bilinçli proletarya, barış talebinin de en enerjik ve en devrimci
temsilcisidir. O, pasifist, ütopik, reformist, dar ulusalcı akım
ve eğilimlerle kendi arasında kalın bir sınır çizerek, devrimci
temelde bu talebe sahip çıkmaktadır, çıkacaktır.
Coğrafyamızda
barış, Kürt ulusu ve halkının barış talebi ancak devrimle elde
edilebilir ve burjuva demokratik bir hak olan barış istemi, tıpkı
Kürt ulusunun ulusal özgürlüğünün ve genel politik
özgürlüklerin kazanılması sorunu gibi bir devrim sorunudur,
antiemperyalist demokratik devrimin zaferi, kalıcı bir barış için
sosyalizmin zaferi sorunudur.
Yarı-sömürge,
geri kapitalist Türkiye düzeni sürdükçe, Kürt ulusunun adil,
eşit, özgür, onurlu bir barışı elde etmesi asla olanaklı
değildir. Barışı kazanmak mı istiyoruz, o halde barış
devrimle, barış düzenin ve egemen sınıfların egemenliğinin ve
diktatörlüğünün yıkılmasıyla kazanılacak ve bir gerçeğe
dönüşecektir .
Kim
tarafından önerilirse önerilsin, kim tarafından mücadelesi
verilirse verilsin düzen içi “politik çözüm”le sağlanan
“barış” barış değildir, olamaz. Kim ne derse desin düzen
sınırları içerisinde Kürt devriminin en ileri kazanımlarla
(örneğin Kürt kimliğinin tanınması, dilini ve kültürünü
kullanma hakkının tanınması, bölge valiliğinin, koruculuğun,
özel ordunun, özel timin dağıtılması, kirli savaş suçlularının
bir kısmının feda edilmesi, tazminat ödenmesi vb.)
söndürülmesiyle ne ulusal özgürlük gelecek ne adil, eşit,
demokratik, onurlu bir barış kazanılacak, ne de Kürt sorunu
çözülecektir. Olsa olsa Kürt sorununun ateşi geçici olarak
düşürülmüş olacak; sorun bir kez daha ve yeni bir biçimde daha
sert biçimlerde kendini dayatacaktır.
Marksist
Leninist Komünistler Kürt ulusunun başta ayrı devlet kurma hakkı
olmak üzere tüm demokratik ulusal haklarını ve demokratik barış
talebini kayıtsız şartsız desteklemekte ve kavgasını
vermektedir.
Ama
bu hakları şartsız destekleme ve pratik savaşımını verme ile
PKK’nin ideolojik siyasi çizgisini, PKK’nin “barış” ve
“siyasi çözüm” politikasını desteklemek farklı şeylerdir.
Partimiz, birincilerin mücadelesini vermekte. PKK’nin yurtsever
mücadelesini desteklemekte, ama onun ideolojik-siyasi kimliğini;
“barış” ve “siyasi çözüm” öneri ve yönelimini
desteklememektedir
Partimiz,
PKK’nin emperyalizme, gericiliğe darbe vuran mücadelesi sürdüğü
sürece onunla ortak düşmana karşı ortak kavgasını yürütmede
bir an bile tereddüt etmeyecektir. Öte yandan, partimiz, yine bu
süreçte (ve her zaman) PKK ile sınıfsal farklılığını ortaya
koymaktan da geri durmayacaktır. Bu bizim devrimci-komünist
kimliğimizin ve devrimci dostluk anlayışımızın vazgeçilmez bir
gereğidir.
PKK’nin
“barış” ve “siyasi çözüm” mücadelesi reformcu içeriğine
karşın bugün için ilerici bir rol oynamaktadır. PKK’nin bir
reformcu yönelişine, reformizmde derinleşme eğilimine karşın o,
emperyalistler ve Türk burjuvazisinin içerisinde gelişen “politik
çözüm” çizgisine dayanarak değil, ulusal kurtuluşçu Kürt
devriminin dinamiğine dayanarak savaşı başlatmış, büyütmüştür.
Bu, onun güçlü yanıdır.
Komünistler
proletaryanın, halkların, devrim ve sosyalizmin yararına olan,
hizmet eden bir barıştan yanadırlar. Ne olursa olsun barış
stratejisi kadar, düzen içi kazanımlarla bitecek bir ufuk
darlığıyla yürütülecek barış stratejisine ve böyle bir
stratejiye yönelim gösterilmesine de karşıdırlar.
Komünistler,
devrim, sosyalizm, iktidar kavgasının zaferine bağlanmış bir
barış stratejisi ve amacıyla barışın kavgasını vermekte ve
verecektirler de.
Devrimci
hareketimizin geleneksel tarzının (dar pratikçi, ilkel, amatör
tarzının ifadesi olan) şekillenmesinin ürünü sekter, barış
kelimesinden ürken, onda reformizm ve oportünizm gören, Kürt
halkının ve ezilenlerin barış isteminden sekterce uzak duran kafa
yapısının aksine, barış istemine devrimci bir tarzda
sahiplenmeye devam edecektir. Ezilen, sömürülen, horlanan
kitlelerin söz konusu talebini ve mücadelesini dışardan seyreden,
küçümseyerek bakan bir tavrı değil, bilakis talebi devrimci
kitle mücadelesinin geliştirilmesinin aracı yapan bir
politik-pratik hattın savaşçılığını yapmaktadır.
Vurgulanması
gerekir ki, PKK’nin öngördüğü “barış”, “siyasi çözüm”
politikasının zaferi bile büyük bedeller ödemeyi, sömürgeci
faşist diktatörlük ile sert bir savaşım gerektiriyor. Bu
olmaksızın Türk egemen sınıflarının (gerek geleneksel politik
şekillenmeleri gerekse, Türkiye’nin jeopolitik öneminden
kaynaklanan konumu ve emperyalist hegemonya ve rekabet mücadelesinin
sertleşecek oluşu, gerekse de sözkonusu burjuva reformist çözümün
yol açacağı yeni devrimci imkanların olası sonuçlarından
duydukları korku vb.) bu çözüme kolaylıkla “evet” diyeceğini
beklemek politik saflık olacaktır.
PKK’nin
“barış”, “politik çözüm” yöneliminin reformist de olsa
ilerici bir rol oynadığından bahsettik. Bu rol (ve partimizin
barış talebi karşısındaki devrimci politikası) kaçınılmaz
olarak, barış talebini duyduğu her yerde kırmızı renk görmüş
boğa gibi saldıran faşizm ve sermayenin teşhir olmasına,
şovenizmin etkisinin kırılmasına, geniş yığınların
özdeneyleriyle (faşizmle geniş yığınlar karşı karşıya
gelmekte ve gelecektir bu olgu, gerek Kürt halkı gerekse de Türk
işçi ve emekçileri arasında) barışın devrimle geleceğini
görmesine hizmet edecektir. Yığınların sadece propaganda ve
ajitasyonla devrime çekilmeyeceği, bunun için bir de yığınların
özdeneylerinin gerekli olduğu gerçeği (Leninizmin temel taktik
kurallarından biridir bu kural) barış talebi ve mücadelesi için
de tümüyle geçerlidir.
Barış
talebine devrimci bir strateji ve taktikle sahiplenmek bir şeydir,
reformcu bir strateji ve taktikle sahiplenmek veya yönelimle
sahiplenmek bambaşka şeylerdir.
Birincisi
zaferin, yığınları devrime kazanmanın, istikrarlı ve tutarlı
bir savaşım hattının güvencesi, barışın elde edilmesinin de
en güvenceli, en az acılı yoludur. İkincisi ise, halkların
kavgasını süreç içerisinde bazı kazanımlarla, reformlarla,
sistem içi çözümlerle söndürme yoludur. Birinci hat
devrimcidir. İkinci hat reformcudur. Devrimin yan ürünü olacak
politik reform ve kazanımların nihai hedefinin, asıl amaç haline
getirilmesidir.
PKK’nin
etkinliği, çapı, etkisi, siyaseti etkileme gücü düşünüldüğünde,
herhangi bir devrimci parti, grup ve çevreden farklı olarak onun
yanlış ve zaaflarının, reformist yöneliminin (tersi de doğrudur)
Kürt halkı, coğrafyamız halkları nezdinde yaratacağı bilinç
bulanıklığı, hayali beklentiler, yol açacağı tahribatlar çok
daha derin ve kapsamlı olacaktır.
Bu
gerçeğin altı kalınca çizilmeli ve özellikle vurgulanmalıdır.
Barış
sorununun reformcu konuluşu ve mücadelesi, reformist barış
stratejisi ve bu strateji tarafından yönlendirilen taktik hat (ÖDP,
EMEP vb.) veya bu stratejiye doğru yönelim, gerek Kürt halkı
nezdinde gerekse de Türk halkı nezdinde, en bilinçli, en
mücadeleci, yanı sıra, az çok aydınlanmış, mücadele eden ya
da etmeye istekli ve Kürdistan’daki sömürgeci savaşa, Batı’da
geliştirilmeye çalışılan faşist iç savaş politikasına karşı
mücadelede uyanan ve uyanacak olan kitleler nezdinde derin bir
tahribat yaratmakta ve yaratacak, bilinçlerini bulandırmakta,
hayali beklentileri yaymakta, onların devrimci enerjisini her rengi
ve tarzıyla reformist, liberal (ki, yarın iyice köşeye
sıkıştıklarında barışçı(!), politik çözümcü(!) kesilecek
Türk egemen sınıflarının) akımların ve cephenin peşine,
yedeğine takarak boğacaktır.
PKK’nin
söz konusu barış yöneliminin oynadığı, oynayacağı rolün
demokratik karakterini vurgulamak yetmez, bu gerçeğin de (PKK’nin
yöneliminin olumsuz etkisi, götüreceği yer) ısrarla Kürt halkı
ve halklar nezdinde vurgulanması gerekir.
Küçük
burjuva devrimci-demokrasisinin sekterliğine karşı mücadele etmek
yetmez, yasalcı reformist akımların sosyal şoven hattının da
geniş yığınlar nezdinde deşifre edilmesi gerekir. Ama bu da
yetmez, yurtsever hareketin söz konusu reformizmde derinleşmesine
karşı da dostça mücadele edilmesi gerekir.
Biliniyor,
sadece öncü ile tayin edici savaşlara hazırlanmak ve kazanmak
olanaklı değil. Açık ki, geniş yığınların ve işçi
sınıfının kazanılması, ikna edilmesi gerekir. Kuşkusuz ki,
sadece teorinin, ilkelerin, program ve stratejinin gerçeklerinin
açıklanmasıyla yığınlar (bu barış talebi ve mücadelesi için
de geçerli) kazanılamaz; burada başarılı, devrimci bir taktik
hat politik esneklik hattı, yığınların (ve Kürt halkının)
yakıcı taleplerinin militan bir hatta sahiplenilmesi gerekir ve
işçi sınıfının, Kürt halkının, ezilen milyonların
özdeneyleriyle bu gerçeği görmesi gerekir
Sadece
barış propaganda ve ajitasyonuyla yetinen pasifist ve sosyal şoven
bir politika değil, barış özlemine, istemine günlük mücadeleler
içerisinde enerjik bir şekilde sahiplenen bir hat. Sadece barış
doğrultusunda iyi niyetli açıklama, dilek ve temennilerle yetinen
reformist bir politik hat değil devrim, iktidar, sosyalizm
amaçlarına bağlanmış burjuvaziden, oportünizmden, reformizmden
bağımsız devrimci kitle hareketini sistemli geliştirme hattı.
Barış davası ile devrim ve iktidar davasını birleştiren,
birinciyi ikinciye bağlı ele alan bir savaşım hattı. Her türlü
savaşa karşıyız gerici liberal, reformist, ütopik ajitasyonu
değil, Kürt halkının haklı savaşını pratik olarak
destekleyen, faşizm ve sermayenin haksız, kirli, sömürgeci
savaşımına karşıdevrimci savaşımcı hatta şovenizme, sosyal
şovenizme karşı en enerjik savaşım hattı. Soyut ve pasifist bir
barış söylemiyle işçi sınıfını, halkları aldatan bir hat
değil, kitleleri devrimci eyleme çağıran, aydınlatan, savaş
mevzilerine süren devrimsiz barış politikasına karşı devrimci
savaşım hattı. Egemen sınıfların iktidarını, sömürgeci
boyunduruğu devrimle yıkmadan sağlanan “barış”ın gerçek
bir barış, demokratik ve onurlu bir barış değil, Kürt ulusunun
köleliğinin yeni biçimlerde bir burjuva barışla sürdürülmesini
güvenceleyen, barış olduğunu, faşizm ve sermayenin boyunduruğunu
askeri biçimler yerine barışçıl biçimlerde (savaş
politikasının zor yoluyla sürdürülmesiyse, barış da
politikanın “barışçıl” biçimlerde sürdürülmesidir)
devamı olduğunu gösteren bir barış olduğunu ideolojik, politik
olarak gün ışığına çıkaran bir savaşım hattı. Her siyasi
temel talep gibi barış talebini de işbirlikçi kapitalist sistemin
yıkılması, devrim ve sosyalizmin gerçekleşmesi mücadelesine
tabi kılan bir hat. Kürt ulusal sorununun çözümü ve Kürt
ulusunun ayrı devlet kurma hakkı gibi, demokratik barış talebini
emperyalizme, işbirlikçi kapitalizme, faşist diktatörlüğe karşı
devrimci program ve taktikle birleştirerek ele alan bir hat.
Devrimin yan ürünü olarak kazanılacak reformcu kazanımların
(örneğin Bölge Valiliğinin, koruculuğun dağıtılması,
yerinden yurdundan edilen Kürt halkının yerlerine dönüşü,
tazminat ödenmesi, zindanların boşaltılması, anadilde eğitim
vb.) iktidar kavgasının kaldıraçları ve zaferi için
kullanılması; reformlar için mücadeleyi devrim için zafere
kilitlenmiş bir eksende ele alınışını öngören bir savaşım
hattı.
İşte
MLKP’nin savaşım hattı budur.
Partimiz,
Kürt ulusunun ulusal özgürlüğünün ve ayrı devlet kurma
hakkının şartsız ve tavizsiz savunucusudur.
Partimiz,
çeşitli milliyetlerden Türkiye proletaryasının tek parti çatısı
altında birleşik devrimin savaşçısıdır. Partimizin Kürt
ulusuna önerdiği çözüm devrimin zaferinin ürünü olacak,
ulusların ve dillerin eşitliğine dayanan, istediği an ayrılma
hakkının garantiye alındığı işçi-emekçi sovyetler
cumhuriyetidir.
Partimiz,
Kürt ulusunun ulusal özgürlüğü gibi doğal hakkı olan
demokratik, onurlu barışa ulaşmasının ve kazanılmasının tek
güvenli yolunun antiemperyalist demokratik halk devrimi olacağını
vurgular. Partimiz emperyalizme, şovenizme, sömürgeciliğe ve
faşizme karşı mücadelesinde Kürt halkının tek tutarlı ve en
devrimci dostudur.
Kürt
ulusunun sömürgeci statü ve sömürgeci ulusal baskıdan
kurtuluşu, ayrı devlet kurma hakkı başta olmak üzere ulusal
özgürlüğünü kazanabilmesi için; bu statü ve baskıya karşı
ulusal tepkiden ulusal direnişe, ulusal direnişten ulusal
ayaklanmaya gelişen ulusal kurtuluşçu devrimin Batı’ya
taşınması, merkezinde devrimci bir işçi hareketi duran, devrimci
bir dalga ve patlamaya dönüşen devrimci bir kitle hareketinin
geliştirilmesi, Batı’da nüve halinde bulunan ve
olgunlaştırılması derinleştirilip geliştirilmesi gereken ikinci
cephenin (bu müdahalenin somut politik biçimlerinden biri de
Haziran ‘98’de kurulan BDGP’dir) inşasıdır. Sömürgeci
faşist diktatörlüğün en büyük korkusu da budur, Kuzey
Kürdistan’da patlak vermiş ve direnen devrimin ve devrim
yangınının Batı’ya taşınması, yangının iki cephede
birleşik tutuşarak düzeni ve devleti yakması ve kül etmesidir.
Acil
politik görev, Türk egemen sınıflarıyla, onların sömürgeci
devletiyle masaya oturup eldeki başarı ve kazanımlara, politik ve
askeri kozlara dayanarak “barış”ı, “politik çözüm”ü
talep etmek değil, Doğu’da ve Batı’da ulusal ve sınıfsal
savaşımı; antifaşist, antişoven, antiemperyalist kavgayı
birleşik ve militan bir tarzda devrim ve iktidar kavgasının zaferi
için derinlemesine ve genişlemesine yaymaktır. Kürt ulusunun
haklı demokratik barış istemini de savaşımı yaymada, büyütüp
zaferi kazanmada güçlü bir somut politik talep olarak kullanmadır
Emperyalist
“Yeni Dünya Düzeni”nin Ortadoğu’da (örneğin Filistin
ulusal davası hatırlansın), Afrika’da (örneğin Mandela ve ANC
hareketi hatırlansın), Latin Amerika’da (örneğin, El
Salvador’da 5 partinin oluşturduğu devrimci cephenin deneyi
hatırlansın.), İberik Yarımadası ve Avrupa’da (örneğin Bask
ve Katalonya, son olarak da İrlanda hatırlansın) dayattığı
“barış”, “politik çözüm” emperyalist ve gerici
politikaların bir örneğinin de coğrafyamızda daha bugünden şu
veya bu şekilde ve düzeyde dayatılması, PKK’nin hizaya
sokulmaya çalışılmasına karşı mücadele, başta işçi
sınıfımız ve partimiz ve Kürt halkı olmak üzere tüm devrimci,
yurtsever güçlerin görevidir.
Elbette
ki, Kürt ulusal devrimi, Kürt halkı bu tuzağa kolay kolay
düşmeyecektir ve düşmemesini dileriz. Ama PKK ve Kürt ulusal
hareketi içindeki güçlü reformist yönelimi ve derinleşmesi
karşısında yurtsever hareketi ve Kürt halkını uyarmak, savaşımı
daha güçlü büyüterek bu tehlikeye karşı durmak, çeşitli
milliyetlerden Türkiye proletaryasının acil ve vazgeçilmez
görevidir.
Kürt
ulusal sorunu, onun güncel ve yakıcı istemleri, o arada barış
talebi söz konusu olduğu zaman şu temel yaklaşımlara bağlı
kalarak hareket edilmelidir: Taktiği, taktikleri strateji
yönlendirmelidir. Güncel, kısmi, geçici istemler genel, sürekli
ve temel hedeflere bağlı ele alınmalıdır. Günlük mücadele her
durumda program ve stratejinin yönetiminde, program ve stratejinin
çıkarlarına bağlı ve ona tabi bir şekilde ele alınmalıdır.
Bu
perspektiften her sapış ve kayış Marksizmin Leninizmin, işçi
sınıfı devrimciliğinin politik önderlik ve politik mücadele
ruhuna aykırı düşecek ve bizleri farklı sınıf ve tabakaların
mevzisine sürükleyecek ve giderek o mevzilerde konumlandıracaktır.
Strateji,
taktik, günlük mücadele ve talepleri ile program ve temel talepler
ilişkisinde örneğin siyasal özgürlük (demokrasi) sorununu ele
alış tarzımız, Kürt ulusal sorunu ve barış talebi ve
mücadelesini ele alışımızda bizlere rehber olmalıdır.
*Proleter
Doğrultu İki aylık Devrimci Sosyalist Teorik ve Politik Dergi,
Kasım - Aralık 1998, Sayı: 19