EMPERYALİZMİN
NESNEL GELİŞME YASALARI YOK MU?
II. BÖLÜM
''
Artı-değer
teorisi, Marx'ın
ekonomik teorisinin temel
taşıdır.'' (Lenin)

II
Yazarın
ana düşüncesi ya da düşünceleri özetle aşağıdadır;
''Tekrar
etmek pahasına söyleyelim, bugünkü koşullar ikinci paylaşım
savaşından sonrakinden çok farklı.
O yıllarda kapitalist genişleme yaşanıyordu bugün
ise kapitalizm sınırlarına dayandı ve
varoluşsal
krize saplandı.''
(iba.)
''...Kapitalizm
esnetilemez ancak kırılabilir.'',
''Kapitalizmin varoluşsal krizi koşullarında sermayenin
genişletilmiş yeniden üretimi tarihsel sınırlarına gelip
dayandığı için nesnel
ekonomik yasalar onun gelişmesinde belirleyici olmaktan çıkar,
çünkü
kapitalizm şimdi gelişme değil çürüme aşamasındadır.
Buna karşın sınıf mücadelesi kapitalist üretim sürecinde
belirleyici konum kazanır çünkü
kapitalizm içinde kalarak sistemi emekçiler lehine esnetme imkânı
kalmamıştır.''
'c)
Tekelci
sermayenin egemenliği nedeniyle teknolojik
devrimler gerçekleşmiyor
ve yeni sermayeler sürgün veremiyordu. (Yazar bu ifadeleri C-19
pandemisi önceki durumu anlatırken kullanıyor ve devamında da
bugün tablonun daha da ağırlaştığını ifade ediyor.)
Bugünkü
kapitalizm ne serbest rekabetçi kapitalizmdir
ne
de emperyalist kapitalizmdir,
emperyalist küreselleşmedir. '' (iba.)
''Kısacası;
mutlak artıdeğer üretimi, spekülatif sermaye birikimi, kronik
işsizlik, orta sınıfın çökmesi ve sınıflar arası gelir
uçurumunun sürdürülemez düzeye ulaşması bugünkü sermaye
üretiminin geldiği varoluşsal kriz aşamasının zorunlu
sonucudur.'' (agy.)
Aşağıya
aktaracağımız alıntı ise, gerçekte bugünü tarif ediyor
(yukarıda aktardığımız alıntılar bunu kanıtlıyor) ama yazar
sanki daha ileriki süreçleri (''Ne
zamana kadar?'') anlatıyor
görünümü sunarak, oportünist bir manevra yapıyor.
''Üretiminin
tarihsel sürecinin belli bir aşamasında sermaye, gelişmesinin
sınırlarına dayanır. Bu da onun içsel bir yasasıdır. Öyle bir
an gelir ki birkaç
dünya tekeli dünya piyasasına hâkim hale gelir,
artık ne fethedilecek yeni pazarlar vardır ne de yeterince
mülksüzleştirilecek küçük kapitalist kalmıştır. Böyle bir
anda sermayenin genişletilmiş yeniden üretimi için ya da bir
başka deyişle artı kar elde etmek için teknolojik devrimlerle
göreli artıdeğeri artırmanın yerini giderek artan oranda mutlak
artıdeğer elde etmek yani işçiyi daha çok ve daha yoğun
çalıştırmak alır. Diğer yandan aşırı tekelleşme nedeniyle,
pazarlar daraldığı ve ortalama kar oranı düştüğü için elde
edilen sermayenin giderek büyüyen bölümü aşırı sermaye
fazlası haline gelerek spekülatif sermaye birikimine kaynaklık
eder. Kronik aşırı sermaye fazlalığı kaçınılmaz olarak
kronik aşırı işsizliği üretir. Bir yanda kronik aşırı
sermaye fazlası bir yanda kronik aşırı ücretli emek fazlası
birbirini üretme imkânı bulamaz hale gelir. Bütün bunlar
sermayenin
varoluşsal krizinin görünümleridir
ve aynı zamanda nesnel
ekonomik yasaların bir
sonucudur.'' (agy., iba.)
Bu
düşünceleri yazının değişik bölümlerinde tek tek ele
alacağız.
Yazara
göre, kapitalizm gelişmesinin nihai sınırlarına dayanmıştır.
Bu kapitalizmin varoluşsul krizidir. Bu sınır, kapitalizmin
çöküşünün kaçınılmaz olduğu sınırdır. Bu sınırda
olduğu için kapitalizm artı değer de üretememektedir. Bu sınırda
''sermayenin
genişletilmiş yeniden üretimi tarihsel sınırlarına gelip
dayandığı için nesnel ekonomik yasalar onun gelişmesinde
belirleyici olmaktan çıkar, çünkü kapitalizm şimdi gelişme
değil çürüme aşamasındadır.''
Demek
ki, ''nesnel
ekonomik yasalar onun (kapitalizmin-bn.) gelişmesinde belirleyici
olmaktan çık''mış;
ya da varoşsul kriz aşamasında bu nesnel yasalardan (ya da yazarın
ifadesiyle ''kapitalist
üretim ilişkilerine içkin olan ekonomik yasalar''dan)
bahsedilemez.
Demek
ki artık kapitalizm artı değer üretemiyor. (''
Artı-değer
teorisi, Marx'ın
ekonomik teorisinin temel
taşıdır.'' -Lenin)
Üretici
güçler gelişmiyor. ''Tekelci
sermayenin egemenliği nedeniyle teknolojik
devrimler gerçekleşmiyor.''
Yazarın bu sözde saptamalarına göre, yani ekonomik yasalar artık
olmadığına göre, kapitalist üretim ilişkilerinden de
bahsedilemez. Demek ki kapitalizm ha çöktü ha çökecek ya da
zaten çökmüştür. Yazar ya ne dediğinin farkında değil ya da
saplandığı oportünizm ve inkarcılık yazara bunları söyletiyor,
kuşkusuz
ki belirleyici olan ikincisidir.
Bir
kere hala kapitalizmden, emperyalist dünya sisteminden
bahsediyorsanız onun nesnel yasalarından da, kapitalist üretim
ilişkilerinden de bahsetmeniz gerekir. Burjuva liberallerini
''materyalist diyalektikten yoksun'' olmakla eleştiren yazar burada
saf idealizme, metafiziğe, dogmatizme boylu boyunca batmıştır.
Dahası, felsefi idealizmin de subjektif idealizmi temsil eden
biçimine batmış durumda.
Marks,
şöyle der;
''Ulaşmış
olduğum ve bir kez ulaşıldıktan sonra incelemelerime kılavuzluk
etmiş olan genel sonuç, kısaca şöyle formüle edilebilir:
Varlıklarının toplumsal üretiminde, insanlar, aralarında,
zorunlu, kendi iradelerine bağlı olmayan belirli ilişkiler
kurarlar; bu üretim ilişkileri, onların maddi üretici güçlerinin
belirli bir gelişme derecesine tekabül eder. Bu üretim
ilişkilerinin tümü, toplumun iktisadi yapısını, belirli
toplumsal bilinç şekillerine tekabül eden bir hukuki ve siyasal
üstyapının üzerinde yükseldiği somut temeli oluşturur. Maddi
hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve
entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını
belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların
bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır. Gelişmelerinin
belli bir aşamasında, toplumun maddi üretici güçleri, o zamana
kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkilerine ya da,
bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan, mülkiyet
ilişkilerine ters düşerler. Üretici güçlerin gelişmesinin
biçimleri olan bu ilişkiler, onların engelleri haline gelirler. O
zaman bir toplumsal devrim çağı başlar. İktisadi temeldeki
değişme, kocaman üstyapıyı, büyük ya da az bir hızla altüst
eder. Bu gibi altüst oluşların incelenmesinde, daima, iktisadi
üretim koşullarının maddi altüst oluşu ile —ki, bu, bilimsel
bakımdan kesin olarak saptanabilir—, hukuki, siyasal, dinsel,
artistik ya da felsefi biçimleri, kısaca, insanların bu çatışmanın
bilincine vardıkları ve onu sonuna kadar götürdükleri ideolojik
şekilleri ayırdetmek gerekir. Nasıl ki, bir kimse hakkında,
kendisi için taşıdığı fikre dayanılarak bir hüküm
verilmezse, böyle bir altüst oluş dönemi hakkında da, bu dönemin
kendi kendini değerlendirmesi gözönünde tutularak, bir hükme
varılamaz; tam tersine, bu değerlendirmeleri maddi hayatın
çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri
arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir. '' (Marx, Ekonomi
Politiğin Eleştirisine Katkı, Önsöz)
Oysa
yazar, ''emperyalist küreselleşme aşaması''nda, ''varoluşsal
kriz aşamasında'' kapitalizmin nesnel ekonomik yasalarının
olmadığı iddiasıyla Marks'tan, Marksist politik-ekonomiden
kopmuştur. Lenin'in tahlil ettiği emperyalizm teorisinden,
emperyalist kapitalizmin aşılmış, geride kalmış bir tarihsel
çağa ait olduğu saptamasıyla, ''emperyalist küreselleşme
aşaması'' perspektif ve analiziyle bu teorik perspektiften de
kopmuştur. Dolayısıyla emperyalizm ve proletarya devrimler çağının
nesnel gerçeklerinden koparak gerçeğin yerine subjektif idealizmi,
metafizik öğretiyi ve yöntemi koymuştur. Nesnel yasalarını
yitirmiş bir kapitalizmden, boşluk içinde yüzen bir emperyalist
kapitalizmden bahsetmesi bunun çarpıcı kanıtıdır.
Marks'ın
yukarıda vurguladığı zorunlu uygunluk yasası bütün üretim
tarzların doğuşu, yükselişi, çöküşünü açıklayan yasadır
ve toplumsal tarihin hem diyalektik hem de materyalist nesnel gelişme
yasasıdır. Bu yasa, bugün de tepkime vermekte ve emperyalist dünya
sisteminin yıkım sürecini belirlemektedir. Kapitalist üretim
tarzında ve onun emperyalizm aşamasında üretimin toplumsal
niteliği ile mülkiyetin kapitalist biçimi arasındaki çelişki
temel çelişkidir. Bu çelişki sınıfsal planda proletarya ile
burjuvazi karşıtlığı olarak şekillenmiştir. Emek sermaye
çelişkisinin çözümü ise proletarya devrimin zaferinde
yatmaktadır...
Yazar,
''emperyalist kapitalizm olmayan'' (''Bugünkü
kapitalizm ne serbest rekabetçi kapitalizmdir
ne
de emperyalist kapitalizmdir,
emperyalist küreselleşmedir.'' sözleri) bir
''emperyalist küreselleşme'' ve ''varoluşsal kriz'' çağında
kapitalizmin nesnel ekonomik yasalarının olmadığı saçmalığıyla,
gerçekte, Marks'ın vurguladığı, Marksizm-Leninizm'e yol gösteren
zorunlu uygunluk yasasının da olmadığı bir toplumdan, herhalde
''tarihin sonu''ndan bahsediyor olmalı. Oysa zorunlu uygunluk yasası
olmadan ne toplumsal tarih ne günümüz emperyalizmi tahlil
edilebilir ne de dünya proleter devriminin zorunluluğu ve somut
analizi yapılabilir. Yazara, ''komünal, köleci, feodal,
'emperyalist küreselleşme çağı öncesi' kapitalizmi tahlil et''
derseniz, yazar, muhtemelen hemen toplumsal tarihin evriminde zorunlu
uygunluk yasası üzerine Marks'a atfen kalem oynatacak ve sayfalar
dolusu yazacaktır. Fakat iş, ''varoluşsal kriz'' dönemine gelince
yazar, subjektif idealizme dayanarak, gerçeklerin yerine geçirdiği
subjektif fikirlerini yazmaya başlayacaktır. Okuyucunun bu uyarıyı
akılda tutmasını isteriz. Çünkü oportünizm ve tasfiyecilikte
sınır yoktur.
Tarihin
yapıcısı fikirler, ''mutlak idee'', ''mutlak irade'', ''evrensel
akıl'', ''Tanrı'', bireysel kahramanlar değildir. Bu idealist
öğreti diyalektik ve materyalist felsefeyi, tarihi materyalizmi,
sınıflar mücadelesi gerçeğini yadsır. Bizi yazarın
söylediklerinin objektif anlamı ilgilendirir. Yazarın
söylediklerinin objektif anlamı ve özü, kapitalizmin nesnel
yasalarının bittiği, kapitalist maddi üretim ilişkilerinin
sonlandığı, yani emperyalizmin maddi toplumsal temelini yitirdiği
anlamına geliyor. O halde geriye subjektivizm, ideeler dünyası,
saf akıl kalmıştır. Yani maddi toplumsal dünya yitirilmiş!
Sözkonusu teorik yaklaşımın başka bir anlamı da yoktur.
''sermayenin
genişletilmiş yeniden üretimi tarihsel sınırlarına gelip
dayandığı'' sözleriyle bir yandan hala, sınırına dayanmış
olsa da, sermayenin genişletilmiş yeniden üretiminden bahsediliyor
görünürken öte yandan kapitalizm bitmiştir derken yazar, ne
yazdığını bilmeyen, kafası bulanık, girdapta dönen biri gibi
yazıyor. Aslında yazarın açmazı yazısının da açmazı olarak
yansıyor.
Yazar
bir yandan ''Sınıf
mücadelesinin şiddeti ne derece yüksek olursa olsun sermayenin
egemenliğine nihai olarak son verilmedikçe sermaye egemenlik
kurduğu alanlarda genişletilmiş yeniden üretimini
gerçekleştirmeye devam eder.''
(iba.) derken öte yandan da artık ''sermayenin genişletilmiş
yeniden üretimi''nin gerçekleşmediğini iddia ederek tipik
eklektisizmini bir kez daha sergilerken, diğer yandan ana fikri olan
nesnel yasalar yoktur, artı-değer üretilemiyor derken tam bir
açmazın içerisinde olduğunu görüyoruz.
Altını
çizerek ifade etmek gerekir ki, gerçekte bu bakış açısı ve
analiz ''Elveda Leninizm!'', ''Elveda proletarya!'' haykırışıdır
ya da aynı çıkmaz sokaktır.
Denebilir
ki yazar, yazılarında proletarya, sosyalizm vb. deyip duruyor, bu
da nereden çıktı? Kapitalizm bitmişse, nesnel yasaları yoksa,
artı değer falan üretilmiyorsa, bu durumda, başka ne denilebilir
ki! Eğer sözkonusu teori ve analize rağmen ''sol'' keskinlik,
proletarya, ezilenler üzerine lafazanlık yapılıyorsa, bu yol ve
yöntem yazarın eklektisizmi kadar onun savunduğu oportünist ana
fikirlerini örterek propagandasını yapma gereksiniminden
kaynaklanmaktadır. Sorunun düğüm noktası, yazılan yazının,
savunulan teori ve analizin nesnel
içeriğidir;
bu içeriğin sınıfsal
karakteri, ideolojik
ve politik
anlamıdır. Eğer soruna bu gerçeğin ışığında bakmazsak
oportünizm, revizyonizm, Troçkizm vbg. akımların teorilerinin
gerçek karakterini bilince çıkaramaz, dahası oltadaki sazan
oluruz. Komünistler, söylenenlerin nesnel içeriğini, teorik arka
planını, sınıfsal temelini sorgulamalı ve buradan hareketle
gerçekleri anlamaya özel önem vermelidir. Sorun yazarın iyi
niyeti ya da kötü niyeti meselesi değildir. Düşüncelerinin
nesnel karakteri ve bu nesnel karakterin bilimsel olarak analiz ve
sentezi; sınıfsal karakterinin bilince çıkarılıp
tanımlanmasıdır.
Ekonomik
yasaları olmayan bir kapitalizm! Toplumsal üretici güçlerle
kapitalist üretim ilişkileri arasındaki uzlaşmaz çelişkide
ifadesini bulan nesnel yasa ve bu çelişkinin patlamasının bir
ifadesi olan ekonomik kriz. Bunlar yoksa, o halde ekonomik krizlerden
de azade bir kapitalizmle karşı karşıyayız. Yani krizlerden
arınmış bir postkapitalizm. Haksızlık mı yapıyoruz acaba
yazara? Peki ekonomik nesnel yasaları olmayan bir ''emperyalist
küreselleşme aşaması'', ''Varoluşsal kriz aşaması'' teorisi
ve analizinin bir başka anlamı var mı!!! Fakat yazar, aynı
yazısında, paşa keyfince, 2008 krizinin süreklileşerek devam
ettiğini de iddia etmektedir. Fakat nesnel ekonomik yasaları
olmayan kapitalizmin genel ekonomik krizi nasıl olabilir ki! Ve
nasıl oluyor da hala bu kriz sürüyor!? Ayrıca yazarın Leninist
emperyalizmin genel bunalımı teorisini de red ve inkar ettiği
açıktır. Onun yerine geçirdiği tasfiyeci ''varoluşsal kriz''
teorisi ise bambaşka bir anlam taşıyor.
Kapitalizm
var oldukça kapitalizmin genel ekonomik krizleri kaçınılmazdır.
Ekonomik kriz, kapitalizmin anarşik karakterinin ve kar için üretim
sistemi olmasının ürünüdür. Her kriz,
toplumsal
üretici güçlerle kapitalist üretim ilişkileri arasındaki
uzlaşmaz karşıtlığın sert bir tarzda patlak vermesinin
ifadesidir.
Gerek
daha önce gerekse de 2008'de ve 2019 sonlarında (ya da 2020'de)
patlak veren emperyalist kapitalizmin genel ekonomik krizleri, bir
kez daha, ama daha keskin bir biçimde gösteriyor ki, “kapitalist
üretimin gerçek engeli, sermayenin kendisidir.” (Marx, Kapital,
C. I, s. 221) “Bunalımlar, daima, mevcut çelişkilerin ancak
geçici ve zora dayanan çözümleridir. Bunlar, bir süre için
bozulmuş dengeyi tekrar kuran şiddetli patlamalardır.” (age., s.
221) ve her ekonomik krizde de “burjuva üretimin bütün
çelişkileri kolektif olarak patlak verir.” (Marx, Artı Değer
Teorileri, C. II, s. 512, Sol Yay.)
Kapitalizm
var oldukça kapitalizmin genel ekonomik krizleri de kaçınılmazdır.
Bu krizler iradeyle yaratılıp yok edilmez. Bir fantezi dünyasında
yaşamıyoruz. Maddi bir dünyada yaşıyoruz. Toplumsal maddi gerçek
dünyamızı belirlemeye devam ediyor. Kapitalist üretim ilişkileri
yoksa, artık kapitalizmin ekonomik krizlerinden de bahsedilemez. Hem
var hem yok, aslında yok ama yine de var vs. vs. Açmaz açmazı
üretiyor. Oportünizm ve tasfiyeciliğin, Troçkizm'in,
eklektisizmin bataklığı yazarı dibine kadar çektiği açık.
Kapitalist
emperyalizmin miadını doldurmuş olması, kapitalizmin üst ve son
aşaması, can çekişen ve çürüyen bir kapitalizm olmasına
karşın henüz üretici güçleri geliştirme yeteneğini yitirmiş
değil; toplumsal üretici güçlerin gelişimi ile çürümenin bir
arada kapitalizmin hızlı gelişmesiyle çeliştiğini düşünmek
Lenin'in emperyalizm teorisiyle de bağdaşmaz. Ulusal tekellerden
uluslararası tekelleşme aşamasına geçilmiş olmasından da bu
olguyu görmekteyiz. Kapitalist emperyalizm, üretici güçleri, kimi
zaman gerileterek, kimi zaman durağanlığa saplanarak, kimi zaman
geliştirerek ilerler. Yani kapitalist emperyalizmin tarihsel
gerçeği, otomatik yükseliş ve çöküşle şekillenen bir tarih
değildir. Böyle bir yaklaşım dogmatizmle, metafizikle şekillenen
bir yaklaşımdır. Kar oranları başta olmak üzere süreç
üzerinde etkili olan değişik faktörler vardır... Diyalektiğin
yasaları bu süreci de belirler.
Uluslararası
tekeller, üretici güçlerin küreselleşerek daha yüksek bir
evreye yükselmesinin eseridir. Uluslararası tekeller (ÇUŞ),
üretimin küreselleşmesinin, P-M-P' hareketinin küresel düzeyde
gelişiminin, üretimin dünyasal ölçekte toplumsallaşmasının
gelişkin düzeyininin yansımasıdır. 80'ler sonrası dünya,
kapitalizmin tarihinde görülmemiş tempoda, derinlik ve genişlikte
kapitalizmin gezegenimizi fethettiği bir tarihsel kesittir. Bu
atılımın özellikle 1980'ler sonrası gerçekleştiğini ise
hepimiz biliyoruz. Ki bu süreç, kapitalist emperyalizmin
çürümesinin
de
en ileri düzeye sıçradığı bir süreçti(r). Demek ki yazarın,
''sol'' keskinlikle kendi saçmalıklarını örtmesi mümkün
değildir.
ÇUŞ'ların
dünyayı yönetmesi olgusu, emperyalist kapitalizmin genişletilmiş
yeniden üretim temelinde küresel ölçekte kendisini üretmesinin;
sermaye birikiminin küresel ölçekte büyümesinin ifadesidir. Bunu
görmemek için ya cahil ya da oportünist olmak gerekir. Kapitalist
üretim ilişkilerinin üretici güçlerin özgürce
gelişiminin önündeki ana
engel
olması ile, azami kar yarışında şöyle ya da böyle üretici
güçleri geliştirebiliyor oluşu, bir ve aynı anlama gelmez. Eğer
böyle olsaydı, kapitalizm zaten kendiliğinden çökmüş olacak ya
da dünya devrimi ile yıkılmış olacaktı. Eğer böyle olmasaydı,
emperyalist tekelci kapitalizm ÇUŞ'lara dayanan bir emperyalist
tekelci kapitalizme yükselemezdi. Eğer böyle olsaydı, daha yüksek
bir teknik temeli ifade eden ''Endüstri 4.0'' teknolojisinin
kapitalist dünya ekonomisinin teknolojik temeli haline gelme
doğrultusundaki gelişimi olmazdı vs. vb.
Kapitalizmin
gelişimi dengesiz ve eşitsizdir. Emperyalist küreselleşmenin
atılımı III. Bilimsel Teknolojik devrim temelinde gelişti. Bu
atılım aynı zamanda uluslararası tekellerin atılımıydı. Bütün
ülkeler, bütün kıtalar, bütün kentler, bütün köyler
emperyalist küreselleşmenin girdabına çekildi. Bu atılım süreci
küresel çapta üretimin ve sermayenin daha hızlı yoğunlaşmasının,
merkezileşmesinin; üretici güçlerin küresel ölçekte gelişmesi
ve örgütlenmesinin; yeni tipte uluslararası iş bölümünün
ürünüydü. Böylece dünya ekonomisi, bütün iç çelişki ve
çatışmaları, eşitsiz gelişimiyle birlikte daha entegre hale
geldi. Dünya pazarı, dünya tekellerinin ''yerel pazarı'' haline
geldi. Bu sürecin otomatik bir süreç olarak gelişeceğini
düşünmek ise kapitalist emperyalizmden bir şey anlamamak anlamına
gelir. Toplumsal tarih gibi, kapitalizmin tarihi de karmaşık ve
helezonik bir gelişme karakterine sahiptir. Kapitalizmi tarihte
ortaya çıkan üretim tarzlarından farklı kılan bir temel
özelliği de esnekliğidir. Şu 120 yıllık emperyalist tarihe
baktığımızda da bu gerçeği görmekteyiz.
Emperyalist
dünya sistemi, proleter devrimle yıkılmadıkça kapitalizm, genel
ekonomik krizlerden çıkabilecek bir üretim tarzıdır. Devrimle
yıkmadan kapitalizm ve burjuva egemenliği kendiliğinden yıkılmaz
ve yıkılmadıkça da kapitalizm ekonomik ve siyasi krizlerini
aşabilir. 2008'de ve bugün patlak vermiş ve sürmekte olan
ekonomik krizler deneyiminden de bu gerçeği görebiliriz. Marks'ın
dediği gibi, kapitalizm esnek bir karaktere sahiptir. Tarihsel
olarak emperyalizmle birlikte kapitalizm miadını doldurmuş olmakla
birlikte o hala esnek karakterini yitirmiş değildir.
Bu
konuda Marks'ın aşağıdaki perspektifi bize yol göstermektedir.
Her
“bunalım, daima geniş yeni yatırımların çıkış noktasını
oluşturur” (Marx, Kapital, C.II, s.170)
Marx
ve Engels, sermayenin ekonomik krizden “Bir taraftan zorunlu olarak
üretici güçlerin kitlesel yok edilişiyle; diğer taraftan da yeni
pazarların fethedilmesiyle ve eski pazarların adamakıllı
sömürülmesiyle” (Komünist Manifesto) çıkacağını vurgular.
Fakat bu da kapitalizmin maddi-teknik temelinin yenilenmesini ve
kapitalist genişletilmiş yeniden üretim sürecinin kendini daha
üst düzeyde üretmesiyle yol aldığını gösterir. Bugün bu
temelin sarsılmış,
ağır
darbeler
almış olmasına karşın, bu gerçek hala geçerli olmaya devam
etmektedir. Emperyalizmin çürüyen kapitalizm olması bu gerçeği
ortadan kaldırmıyor.
Eşitsiz
ekonomik ve politik gelişme yasası kapitalizmin mutlak yasasıdır.
Bu yasa, emperyalizm çağında özellikle keskinleşmiştir. I. ve
II. emperyalist genel paylaşım savaşları bu olguyu doğrular. Bu
yasa, emperyalist dünya savaşlarının açıklanabilmesinin nesnel
temelidir. Etki alanlarını, hammadde kaynaklarını, dünya
pazarlarını, stratejik bölgeleri paylaşma mücadelesi kıran
kırana süren rekabeti keskinleştirir. Giderek, ekonomik ve siyasi
rekabetin yetersizleşmesiyle birlikte, hegemonya mücadelesi
''barışçıl'' biçimlerden askeri biçimlere sıçrayarak
emperyalist dünya savaşlarına varır. Bu bağlamda gelişen ve
yükselen ve dünya pazarının yeni efendisi haline gelmekte olan
ülkelerle, gerileyen ve pazarlarını koruyamayan emperyalist
ülkeler arasındaki mücadelede, üretici güçler genç, hırslı,
yükselen ülkelerde hızlı bir tempoda gelişirken, yaşlanmış,
geride kalmış ülkelerde durağanlaşır ya da gerileyebilir. Yani
üretici güçlerin, tekelci kapitalizm koşullarında gelişimi
orantılı değil, eşitsiz olmaya mahkumdur. Stalin'in de
vurguladığı gibi, emperyalizm var oldukça emperyalist dünya
savaşları kaçınılmazdır, emperyalist savaşlara son vermek için
emperyalizmi proleter devrimle yıkmak gerekir. Emperyalist savaşlar,
emperyalizmin ölümcül genel krizinin hem çarpıcı bir görünümü
hem de yıkımının temellerini daha da keskinleştiren bir olgudur.
Yazarın,
''emperyalist kapitalizm'' de değil, ''emperyalist küreselleşmedir''
dediği aşamada pekçok tarım ülkesi sanayi ve tarım ülkesine
ve sanayi ülkesine dönüşmüştür. Bir dönemin geri sanayi
ülkesi olarak değerlendirilen çok sayıda ülke, kapitalizmin orta
derecede
geliştiği, bir kısmının da daha ileri kapitalist gelişme
sağladığı ülke haline geldi. Herhalde bu gelişme, Tanrının
inayetiyle değil de, toplumsal üretici güçlerin gelişmesiyle
gerçekleşmiştir.
Sermaye
birikimi, kapitalist üretim tarzının nesnel yasası, içsel bir
özelliğidir. Sermaye birikimi, artı-değerin bir bölümünün
üretimin genişletilmesi için yeniden kullanımıdır. Kapitalist
genişletilmiş yeniden üretim süreci bu temelde şekillenir ve
ilerler. Dolayısıyla kapitalizm, kapitalizmin gelişimi, sadece bir
yeniden üretim süreci değil, aksine kapitalist üretim
ilişkilerinin sürekli ve genişletilmiş ölçekte yeniden üretim
sürecidir. Bu nesnel yasanın reddi, Marks ve Lenin'in görüşlerinden
açıkça kopma anlamına gelir. Emperyalist küreselleşmenin bu
nesnel temeli, gelişme yasasını imkansız kıldığı için ha
çöktüğü ha çökeceği, ''onu kırmak'', ''gömmek gerekir''
üzerine sözde analizler ''sol'' keskinlikten başka bir şey
değildir.
1917
Ekim Devrimi ve 1945'lerden sonra doğan sosyalist kampın tarihsel
deneyiminin kanıtladığı gibi, emperyalist dünya sistemi
içerisinde dünya proleter devriminin nesnel koşulları
olgunlaşmıştır, bunun için ''emperyalist kapitalizmin''
aşılmasıyla ''emperyalist küreselleşme '' aşamasını ne
beklemek gerekiyor ne de ilk defa bu koşullar emperyalist
küreselleşmeyle ortaya çıkmıştır. Gerçek şudur ki,
Kapitalizmin son aşaması olan emperyalizm aşamasıyla bu nesnel ön
koşullar zaten ortaya çıkmış, olgunlaşmış; uluslararası
tekellerin emperyalizm evresiyle bu koşullar daha keskin
olgunlaşarak derinleşmiştir.
Eğer
II. Enternasyonal oportünizmin ihaneti olmasaydı acaba dünyamız
nerede olacaktı!? Eğer Kruşçevci modern revizyonist ihanet ve
karşı-devrim olmasaydı acaba bugün dünyamız nerede olacaktı?!
İki tarihsel kritik evrede/dönemeçte gerçekleşen ihanet ve
karşı-devrim saflarına geçişin emperyalizm ve uluslararası
sermaye ve burjuva devletler için olağanüstü bir avantaj
sağladığı açıktır. Tabii ki bu olgular da çağımızın
olgularıdır, başta nesnel faktör olmak üzere subjektif faktörle
birlikte analiz edilmesi gereken olgulardır. Bunları
hatırlatmamızın nedeni, dünya proleter devriminin zaferi için
nesnel koşulların (ekonomik-toplumsal koşulların) ancak
''emperyalist küreselleşmeyle'', ''varoluşsal kriz''le birlikte
ortaya çıktığı/olgunlaştığı oportünizmine dikkat çekmek
içindir. I. Emperyalist Paylaşım Savaşı'yla başlayan, özellikle
de Ekim Devrimi'nin zaferiyle açılan tarihsel dönemeç,
emperyalizmin genel bunalım çağıdır. Bu çağda, emperyalizm ve
proletarya devrimler çağında, emperyalist dünya sistemi dünya
proletarya devriminin zaferi için nesnel koşulları itibari ile
zaten olgunlaşmıştı. Ekim Devrimi'nin zaferi ve başarılı
sosyalist inşa süreci, ardından sosyalist kampın ortaya çıkışı
vurguladığımız temel tarihsel gerçeğin, teorinin sınandığı
tarihsel pratiğin berrak bir anlatımıdır.
Aslında
sözkonusu teori ve propaganda revizyonizmin ve Troçkizm'in
damgasını taşımaktadır. Dünya proleter devrimi üzerine bütün
sahte söylemine rağmen, gerçekte Troçkizm, bugün bile dünya
proleter devriminin nesnel koşullarının yalnızca emperyalist
ülkelerde olgunlaştığını savunuyor. İleri kapitalist ülkelerde
devrim zafer kazanmadığı müddetçe bu ülkelerin dışında kalan
ülkelerde sosyalizmin zaten inşa edilemeyeceği gibi proletarya
diktatörlüklerin de ayakta kalamayıp yıkılacağını ya da
bürokratik totaliter diktatörlüklere dönüşeceğini
savunmalarının anlamı budur.
Yalnızca
bu kadar da değil, Troçkizm, Batı merkezli olarak dünya
devriminin gerçekleşmesinden sonra da sosyalizmin kurulamayacağını,
gündeme ''geçiş toplumu''nun geleceğini, ancak böyle bir geçiş
toplumundan geçildikten sonra ''sınıfsız toplum olan sosyalizme''
geçilebileceğini ileri sürmektedir. Bu ülkeler kategorisi dışında
kalan ülkelerde proleter devrimin nesnel koşullarının hala
oluşmadığını savunuyorlar. Proleter devrimin ancak Batılı
ülkelerde, (emperyalist ülkelerde) gerçekleşmesinden sonra, o da,
uzun bir geçiş toplumu sürecinden sonra sosyalizmin kurabileceğine
inanıyorlar. Kuşkusuz ki dünya burjuvazisi bu teori ve
pratiklerden son derece memnundur. Hepimiz kendimize soralım; niye
memnun olmasın ki?!!!
Troçkizm,
II. Enternasyonal oportünizminin yol göstericiliğinde,
emperyalizmin en zayıf halkasının ya da zayıf halkalarının
kırılmasıyla proletarya diktatörlüğü altında sosyalizmin inşa
edilemeyeceğini, nitekim SSCB'de ve sosyalist kampta sosyalizmin
hiçbir zaman kurulmadığını ve kurulamayacağını ileri sürerek,
''Stalinizme karşı mücadele'' sahtekarlığıyla
Marksizm-Leninizm'e, Ekim Devrimi'ne, sosyalist inşaya karşı
ideolojik-siyasi saldırmaya devam ediyor. Zıvanadan çıkmış
''sol'' çığırtkanlıkla Troçkizm'in dünya proletaryasına ve
halklara söylediği şey, şudur; umut etmeyin, mücadele etmeyin,
bekleyin, devrim sizin neyinize, bakın SSCB, sosyalist kamp çöktü,
neden o yola bir kez daha gireceksiniz ki; Batıda devrim olacak, onu
da Troçkistler yapacak, böylece dünya kurtulacak, sizler de
kurtulmuş olacaksınız. Ama dünya devrimi zafer kazansa da,
sevgili Avrupa'mızda, İngiltere'mizde, ABD'mizde zafer kazansak
bile yine de sosyalizmi kuramazsınız; sabırlı olun, hele geçiş
toplumu da bitsin ki sosyalizme geçebilesiniz. Sizleri ancak II.
Enternasyonal oportünizminin Batı merkezci bakış açısı ve
temel teorisi, onun yolunda giden Troçkizm kurtarabilir. 21.
yüzyılın Marksizmi, Troçkizm'dir.
Yazar
da bu yolun yolcusu. Yazar da aynı düşünceleri savunuyor.
Tekrar
konuya doğrudan dönecek olursak;
Kapitalist
üretim ilişkileri, kapitalist genişletilmiş yeniden üretim
süreci, kapitalizmin genel ekonomik krizleri nesnel karaktere
sahiptir ve kapitalizmin nesnel ekonomik yasaları üzerinde
yükselir. İradeyle, subjektif analizlerle, gerçeklerin yerine
hayali analizleri geçirerek nesnel gerçekler, nesnel hareket
yasaları ortadan kaldırılamaz. Bunu yadsımak Marksizm-Leninizm'i
yadsımaktır.
Lenin,
''Halkın Dostları''nı eleştirirken vurguladığı şu gerçek,
yazarımız için de olduğu gibi geçerlidir; ''yineliyorum, öznel
toplumbilimin en tipik özelliği, gerçekliğin doğrudan ve kesin
bir tanımından korkması, küçük-burjuvazinin... 'idealler'
dünyasında uçmayı yeğlemesidir.''
''Emperyalist
küreselleşme aşaması'' gerekçesinin ardına gizlenen yazar,
zorunlu
uygunluk yasasını reddetmektedir.
Bir
yandan, ''kapitalist üretim ilişkilerine içkin olan ekonomik
yasalar.''dan bahsederken diğer yandan bu nesnel yasalar artık
yoktur diyen yazarın öznel toplum bilimini temel aldığı, ''ve
idealler dünyasında'' uçtuğu açıktır. Lenin'in ''Halkın
Dostları''nı eleştirirken söylediği şu sözler, olduğu gibi
metafizikçi, idealist yazarımız içinde geçerlidir; ''Yıkmaya
kalkıştığı öğreti (Marksizm), birinci olarak, tarihin
materyalist anlayışına, ikinci olarak da, diyalektik yönteme
dayanır.''
Marks'ın
öğretisinin
''... bilimsel bir
toplumbilimini ilk kez olanaklı kılmasının bir başka nedeni de,
yalnızca toplumsal ilişkilerin üretim ilişkilerine ve bu
sonuncuların da üretken güçlerin düzeyine indirilmesinin, toplum
biçimlenmelerindeki gelişmenin doğal tarihin bir süreci olduğu
anlayışına sağlam bir temel sağlamasıdır.'' (Lenin) teorisinin
yazarımıza yol göstermediği açıktır.
Yazar,
nesnel temelini yitirmiş, nesnel yasaları olmayan bir ''emperyalist
küreselleşme'' aşaması teori ve analiziyle, ''... maddi yaşamın
çelişkileriyle, toplumsal üretici güçler ile üretim ilişkileri
arasındaki çatışmayla açıklamak gerekir.'' diyen Marx'ı,
Marksizm-Leninizm'i yadsımaktadır.
Kapitalist
emperyalizm kronik bir durgunluğa saplanmıştır. O, kronik sermaye
fazlası, kronik kapasite kullanım düşüklüğü, kronik kitlesel
küresel işsizlikle boğuşuyor. Para sermayenin maddi üretime
değil de mali piyasalara yoğunlaşması vb. olguları, kapitalizmin
insanlık ve üretici güçler için ne kadar gereksizleştiğini, ne
büyük engel haline geldiğini, yıkılmasının ne denli keskin bir
gerçek olduğunu kanıtlıyor, kanıtlamaktadır.
Bu
görüngüler kapitalizmin üretim ve dolaşım sisteminin nasıl
teklediğininin, ekonomik krizlerden gönenç evresine geçememesinin,
ne derin açmazlarla karşı karşıya kaldığının çarpıcı
ifadesidir. Kuşkusuz ki bu, kapitalizmin toplumsal üretici güçlerin
özgürce
gelişiminin önündeki ana
engeli
oluşturduğunun ve gittikçe daha keskin engel haline geldiğinin
çarpıcı kanıtıdır. Kapitalizm bilimsel ve teknolojik devrimleri
azami kar için kullanırken öte yandan da eğilimli düşen kar
oranlarından dolayı, bilim ve teknolojiyi üretici güçleri
geliştirmenin etkin aracı haline getirememektedir. Bu çelişki,
onun nesnel karakteridir. Kapitalizmin gerçeği çelişkili
gerçektir. Bu çelişkiler kapitalizmin tarihsel var oluşunun
çelişkileridir. Kapitalizmin niteliğini değerlendirirken tek
yanlı, onun bütünsel gerçeğini ve dinamik hareketini dikkate
almayanların bakış açısı, analizleri ise ne diyalektiğe ne de
materyalizme uygundur.
Tekrar
vurguluyoruz, nesnel karaktere sahip yasaları olmayan bir
kapitalizm. Nesnel maddi toplumsal temeli olmayan bir kapitalizm ya
da ''emperyalist küreselleşme aşaması.'' Burada kaskatı
subjektif idealizmle karşı karşıyayız. Burada Marksist-Leninist
politik-ekonomi biliminin kaba saba red ve mahkum edilmesiyle karşı
karşıyayız.
''Marx
için önemli olan tek şey, araştırdığı görüngüleri yöneten
yasaları bulmaktır.'' Doğada ve toplumsal gelişmede belirleyici
olan tüm görüngüleri yöneten yasaları bulmaktır ve bu yasalar,
diyalektik gelişmenin nesnel karaktere sahip yasalarıdır. Tarihin
ve toplumsal tarihin hareketi nesnel gelişme yasalarına dayanır.
Nesnel yasaları olmayan bir kapitalizmden-emperyalizmden bahsetmek,
bunu teorize etmek, propagandasını yapmak şirazeyi yitirmiş olmak
demektir. Bu sözde teori ve analiz, kapitalist üretim ilişkilerinin
son bulduğu/bittiği anlamına gelir ve bu ise kapitalist
emperyalizm olmaktan çıkmış, belirsiz, şekilsiz, ne olduğu
bilinmeyen yeni bir üretim tarzı anlamına gelir ya da kapı bu
saçmalığa ardına kadar açılmış anlamına gelir. Kapitalist
emperyalizm, kapitalist üretim ilişkileri kendiliğinden yıkılmaz.
Kapitalizmin proleter devrimle yıkılmasıyla, kapitalist üretim
tarzının nesnel yasaları da tasfiye edilmiş olur. Emperyalist
dünya sistemi henüz yıkılmış değil. Buna rağmen küresel bir
dünya sistemi olan emperyalizmin ekonomik yasaları yoksa, o zaman
kapitalist üretim tarzı gerçekte zaten kendiliğinden aşılmış
ya da yıkılmıştır. Yani, eleştirdiğimiz perspektif ve analiz
pekçok saçmalığı içerisinde taşıdığı gibi, insanı bir
dizi hezeyana da sürükler.
Her
üretim tarzı nesnel karaktere sahip yasalar üzerinde yükselerek
biçimlenir. Kapitalist üretim tarzı da kendi nesnel ekonomik
gelişme yasalarına sahiptir ve bu nesnel yasalar kalem
darbeleriyle, sözde analizlerle, subjektif çığırtkanlıkla
ortadan kaldırılamaz. Bu, nesnel gerçeğin yerine subjektivizmi
koymaktır. Bu saçmalık, toplumsal, tarihsel nesnel karaktere sahip
maddi gerçeğin ve onun nesnel hareketinin yerine iradeyi,
subjektivizmi koyarak gerçeklerden kopmanın uç noktasıdır. Bu
yanaşım ve analiz, gerçek durumun ve gelişmenin yerine, olanı
değil, olması gerektiği düşünülen saçmalığın
geçirilmesidir. Burada çağımızın karakterinin yadsınmasıyla,
Leninizm'den, Lenin'in emperyalizm ve proletarya devrim teorisinden
kopuşmayla, küçük burjuvazinin cephaneliğinden, özellikle de
Troçkizm'den, Troçkist akımdan alınan cephaneyle karşı
karşıyayız. Burada postmodernlerin kapitalizmin kendiliğinden
aşıldığı, artık proletaryanın artı-değer üretmediği,
Marks'ın ''emek değer teorisi''nin tarihe karıştığı ya da
tarih dışına düştüğü anlayışıyla karşı karşıyayız.
Kapitalist
emperyalizm, uluslararası sermaye, emperyalist dünya tekelleri
karşımızda duruyor. Azami kar için üretim yapıyor. (Ki, azami
kar yasası, kapitalist emperyalizmin temel ekonomik yasasıdır.)
Kapitalizmin değer yasası, üretimin anarşik ve plansız
gelişimi yasası, ekonomik kriz yasası (örneğin 2008 krizi,
örneğin 2020 krizi), kapitalizmin nüfus yasası, tüm bu yasalar
emperyalist dünya sisteminin gerçeği olmaya devam ediyor.
Kapitalizmin eşitsiz gelişme yasası, emperyalizmin rekabet yasası
keskinleşerek işliyor. Kar
oranlarının eğilimli düşmesi nesnel gelişme yasası işlevli.
Proletaryanın mutlak ve göreli yoksullaşması yasası çarpıcı
işlevsel. Mutlak ve göreli artı-değer yasası tepkimeye devam
ediyor. Burjuvazi elde etmek istediği hedeflerine yeterince
ulaşamasada ve derdine derman olmayacağını bilsek de ''Endüstri
4.0 devrimi'' ile yeni teknolojik atılımlara yönelmiş durumda.
Üretim kar için üretim olmaya devam ediyor. Üretim ve sermayenin
yoğunlaşarak, merkezileşerek uluslararasılaşması dalgalı bir
tarzda sürüyor. Sermaye ihracı açık bir olgu. Emperyalist
devletler ve tekeller arası kıran kırana yürütülen rekabet ve
hegemonya mücadelesi keskinleşerek devam ediyor vb.
Bu
yasaların olmadığı bir kapitalizm, emperyalizm vs. teorileri ve
analizleri saçmalamaktan, burjuvazinin ideolojik saldırılarına
katılmaktan, proletaryanın bilincini bulandırmaktan, devrim ve
komünizm teori ve pratiğini tasfiye etmeye çalışmaktan öte bir
anlamı yoktur.
DEVAM
EDECEK
Hasan
OZAN İLTEMUR