Translate

sosyalizmin sorunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyalizmin sorunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2021 Cuma

İDEOLOJİK MÜCADELE VE ''PARTİ KARŞITLIĞI'', SOSYALİZMİN SORUNLARI

Partiler, sınıfların öncü kuvvetlerinin örgütlendiği öncü politik yapılardır. Partiler sınıfları temsil eder. Partiler, politik maddi öncü güç olarak, doğası gereği, temsil ettikleri sınıfın ideolojik-siyasi çizgisinde örgütlenir. Bu olgu, sözkonusu temsiliyetin maddi bir öncü kuvvet haline dönüşüp dönüşmemesinden bağımsızdır. Herhangi bir parti, temsil ettiği sınıfın sınıfsal-toplumsal gereksinmelerine ve gereklerine yanıt olursa işlevsel temsiliyet gücü kazanır, kazanamazsa biçimsel bir yapı olarak kalır.


Komünist parti(ler), proletaryanın devrim ve sosyalizm mücadelesine önderlik eden en üst örgüt biçimidir; sınıfın genelkurmayıdır. Komünist partilerin dünya görüşü (ideolojisi) Marksizm-Leninizm'dir. Komünist partilerin teorisi, politikası, örgütsel-pratik çalışmasına damgasını basan dünya görüşü Marksizm-Leninizm'dir. Marksizm-Leninizm'i temel almayan, proletaryayı teori ve pratiğinin merkezine koymayan bir parti komünist olamaz ya da giderek süreç içerisinde komünist karakterini kaybeder. Proletaryanın sınıf bilinçli öncü müfrezesi olan komünist parti, küçük burjuva sosyalizmi ile sınıfsal farklılığını yalnızca teoride değil, pratikte de ortaya koymak, kanıtlamakla yükümlüdür. Bu olgu, başlıca olarak komünist işçi hareketi yaratmada, bu harekete dayanarak geçici devrimci-demokratik görevlerini sosyalist görevlerine tabi kılarak nihai hedefi doğrultusunda mücadeleye önderlik etmede cisimleşir.


Komünist partisi, ''Bilimsel Sosyalizm ile işçi sınıfı hareketinin birliğini'' ifade eder. Birlik Kongresi Belgeleri incelendiğinde bu kavrayışın çarpıcı bir tarzda ortaya konulduğunu görmekteyiz. Keza birliğin ardından birkaç yıl Birlik Devrimi'nin teori ve politikasına uygun güçlü bir yönelim gösterilmişti. Ancak, özellikle de 2000 sonrası bu duruş ve yönelimden esaslı bir uzaklaşma yaşanmıştır. Bu süreç, öncüdeki ideolojik-siyasi ayrılıkların gelişmesi, ideolojik birliğin çözülmesi, derin ve giderek kronikleşen bir ideolojik krize saplanılması, temel ideolojik ayrılıkların ilkeli bir tarzda, zamanında çözülerek partinin irade birliğinin daha üst düzeyde kurularak geliştirilememesi sonucu derinleşerek sürmektedir. Ki, 20 yıla yakındır sürüm sürüm süründürülen sosyalizmin sorunları, SSCB'de ve sosyalist kampta kapitalizmin restorasyonu ve tarihi dersleri tartışması, bu partinin komünist kalıp kalmayacağını belirleyecektir son tahlilde. Kuşkusuz ki bu tartışma, partinin gelişim sürecinin, deneyimlerinin eleştiri, özeleştiri ekseninde yeni baştan değerlendirilmesini de kapsamak zorundadır. Teori-politika-örgüt-kadro politikası-çalışma tarzı, önderlik anlayışı, yönetme yönetilme ilişkilerine dek bütün çalışmaların iç bütünlüklü eleştirisini kapsamak zorundadır. Bu kapsamda derinlemesine bir tartışma olmaksızın yeni ve güçlü donanım kazanmak olanaklı olmayacaktır. Böyle bir tartışma, ideolojik mücadele, yenilenme olmaksızın komünist öncü/parti kendi öz temellerine oturamayacak, teori ile pratiğin birliğine dayanan bir gelişme sağlanamayacak; her duruma uyarlanma ilkesizliğiyle tasfiyeci oportünizme yeni biçimler altında yeni manevralar yapma olanağı sunacaktır.


Bu bağlamda yaşadığımız tarihsel bir dersi, 1979'da ÇKP ve Mao Zedung Düşüncesi üzerine yaptığımız iç tartışmanın deneyimlerini (ki 8 ay süren bir tartışma oldu) hatırlamakta yarar görmekteyiz. O dönemde yaptığımız tartışma, genel olarak Marksizm-Leninizm'in üç bileşeni (felsefe, politik ekonomi, sınıf mücadelesi ve sosyalizm) ile sınırlı kalmış, bu tartışma programatik, stratejik, taktiksel gelişme hattı, çalışma tarzı ile birleştirilmediği için Maozim'in derin etkileri nispeten uzun yıllar resmi platformda kalmaya devam etmişti. Son derece geliştirici olan o tartışma süreci, yanlış bir yöntem izlendiğinden dolayı yarım kalmıştı ve ideolojik ve örgütsel bütünsel komünist yenilenme mantıki sonuçlarına kadar geliştirilememişti.


İdeolojik birliğin (teori, program, strateji, taktiklerde birlik) çözülmesinin (ideolojik krizin) merkezinde ezilenlerin Marksizmi, post-Marksizm, Troçkizm, legalizm hastalığı durmaktadır. Bu ayrılıklar, dünya ve Türkiye gerçekleriyle; nesnel koşullardaki değişmelerin zamanında bilince çıkarılarak yanıt verilememiş, bu yanıtı ifade eden teorik ve pratik duruşun geliştirilmemiş olmasıyla bağlıdır. Bu olgu, Türkiye komünist hareketinin tarihsel ve güncel halkçı zaaflarıyla, küçük burjuva oportünist günahlarıyla, bu günahlarından kesin ve derin, istikrarlı bir kopuşun gerçekleştirilememesiyle bağlıdır. Bu gerçek, kısa dönemlerdeki önemli çıkışlar ve gelişmeler hariç, komünist hareketin teorik temellerinin zayıflığıyla, istikrarsızlığıyla, bağımsız sınıf kimliğinin yeterince gelişmemesiyle ya da zayıf gelişmiş olmasıyla; teorisi ve pratiği arasında ilkeli ve istikrarlı birliği kurup geliştirememesiyle bağlıdır.


Bazı çarpıcı tarihsel deneyleri hatırlatmak istiyoruz.


70'li yıllarda ''3 Dünya Teorisi''nden, ''Mao Zedung Düşüncesi''nden, 12 Eylül 1980 askeri faşist karşı-devrim ve yenilgi döneminde tasfiyeci oportünizmden ve 2000'ler sonrası ezilenci ve post-Marksist, Troçkist ideolojik saldırılardan derinden etkilenmemiz örneklerini unutmamız mümkün mü!


Örneğin, 70'li yıllarda ''Halk savaşı teorisi'' ve politik stratejisini savunuluyordu. Pratikte ise, kendiliğindenci davranılıyor, pratik-politik duruş ''Halk savaşı stratejisi''nden bağımsız gelişiyordu. Yani teori ile pratik birbirinden kopuktu.


Bugün ise, Birlik Devrimi Belgelerinde teori ve pratiğimizin merkezinde proletarya harereketi durduğunu savunmamıza karşın, proletarya içinde çalışma temel alınmamaktadır. Dahası, bu perspektif yarı-resmi, özellikle de pratikte reddedilmektedir. Bu olgu, komünist işçi hareketi yaratarak halkların, ezilenlerin hareketine öncülük etme perspektifinden kopulmuş olunmasında somutlaşmıştır. Yani teori ile pratik arasında çarpıcı bir kopukluk göz çıkarıyor. Proletaryaya önderlik anlayışı, ideolojik önderliğe indirgeniyor. Proletarya hareketinden, politik maddi işçi hareketinden kopuk ve oldukça uzak olan bir politikanın proletaryaya ''ideolojik önderliği'' de zaten olanaklı değildir.


Örneğin, Birlik Kongresi Belgeleri, ulusal demokratik Kürt devriminin Batıya taşınması, ''Doğu'' ve ''Batı''nın devrimci birleşik cephesinin kurulmasını ısrarla vurgulamıştır. Bu görevi, komünist ve devrimci bir işçi hareketi yaratarak, sınıf hareketinin önderliğinde devrimci halk hareketini geliştirmeyi başarmada somutlaştırmıştı. Türkiye ve Kürdistan devriminin bu stratejik ve taktik temel zaafını böylece aşmayı acil politik bir görev olarak önüne koymuştu. Ancak süreç içinde bu görev adeta unutuldu, başarısız kalındı, rotadan çıkıldı; gerek Türkiye'de gerekse de Kuzey Kürdistan'da etkili olacak maddi-politik bir güç olmak geliştirilemedi. Yani teori ile pratiğin kopukluğu bu olguda da çarpıcı bir tarzda ortadadır. Bu işler öyle, hayatın gerçekleriyle ilgisi olmayan, karşılığı bulunmayan, kitlemizde ve ilerici kitlelerde, devrimci kitlelerde güvensizlik geliştiren, kendini aldatmanın ve manipülasyon yapmanın çıplak kanıtı olan ''2020 yılı 1 Mayısına öncü damgasını vurdu''', hadi bakalım daha ileri görevler için ileri atılalım gibi garip, şirazeden çıkmış duygusal, romantik, gerçek dışı ajitasyonla çözülmüyor.


Örneğin, yıl 2021, ama hala, kestirmeden ifade edecek olursak, ''Sosyalizmin tarihsel deneyimleri'' üzerine tartışmalar sonlandırılamamıştır; üstelik bu tartışma, 2000'lerin ilk yıllarından başlatılmış olduğu halde hala esaslı bir tartışma bile başarılamamıştır. Bu sorun ve tartışmanın öncünün çözülmüş olan ideolojik-siyasi birliğini daha üst düzeyde kurmayı hedefleyecek tarzda ilkeli bir tarzda çözülmemesi, öncüye inanılmaz zararlar vermiştir. Kronikleşmiş olan ideolojik-siyasi-örgütsel sorunlar kendi doğrultusunda derinleşerek, daha güçlü ve daha hızlı gelişerek öncüyü kemirmeye, güçten düşürmeye devam edegelmiştir. Küçük burjuva tatminden öte anlamlı olmayan büyük ve başarılı önderlik üzerine lafazanlık yapmakla bu sorunun ve sorunların çözülmediği, sayısız kere görülmüştür. Teori ve pratiğin birliği üzerine büyük lafazanlık ama yaşamsal önemde olan, pek çok akımın kendince tartışarak çözdüğü ve küresel çapta birkaç on yıldır dünya burjuvazisi ve yedeğindeki akımların korkunç saldırılarına karşın, sosyalizm sorunları (ki proletarya, proletarya sosyalizmi ve sosyalizm mücadelesi bizim varlık nedenimiz ve temelimizdir) tartışmasını hala yeni bir donanım kazanarak pratik-politik bir silaha çevirecek noktaya gelememiş olmamız içler acısı bir durumdur. En kötüsü de manipülatif propaganda ve sözde analizlerle, suç derekesinde ağırlığı olan zaaflara ve önderlik anlayışlarına meşruiyet kazandırılabilmekte, özeleştirinin ucu bile görünmemektedir.


Burada sergilenmiş olan niteliksizlik, yeteneksizlik, iradesizlik, vurdum duymazlık, idare-i maslahatçılık, dar kafalılık öncülüğün, önderliğin başarısının değil, aksine başarısızlığının içler acısı tablosudur. Bu gerçeklerin de dile getirilmesi ve ısrarla ideolojik mücadelenin konusu yapılması ise tasfiyeci oportünist eğilimlerde olağanüstü rahatsızlık yaratmakta ve gerçek dışı iddialarla, gerçeklerin çarpıtılmasına dayalı yıpratma savaşı geliştirmelerine yol açmaktadır.


Parti hamasetiyle, romantik, mistik, melankolik, ajitatif manipülasyonla, irade ve feda ruhu üzerine kalem sallamakla ve çağrılar yapmakla teori ve pratiğin, sosyalizmin sorunlarının çözülmediği ve asla çözülemeyeceği açıktır. Açıktır diyoruz ama sosyalizmin sorunları, deneyleri tartışmasını çözmek yerine, 20 yıldır adeta sürünenerek, tam bir artçı duruş sergilenerek bugünlere gelinmiştir. Bu durumun özeleştirisi bir yana, hala ne kadar başarılı olduğumuz üzerine, ne kadar büyük ve yaratıcı, hatta uluslararası açılımı da ifade eden teorik açılımlar yaptığımız üzerine lafazanlığa devam edilmektedir. Açık ki küçük burjuva oportünist zihniyet ve temsilcileri kendi narsizmi ve tasfiyeci bürokratik elitizmi içerisinde boğulmuş, baştan aşağı kibire batmış, zaaflarını erdem olarak sunmaya devam eden bir tarzla tahribat yaratmaya devam etmektedirler. Bu tablo içinde ''Kral çıplak!'' diyenlerin hedefleştirilmesi ise anlaşılırdır...


Böyle bir perspektifle, duruşla ne geçmiş birikim ve kazanımlar korunabilir, ne bugün ne de gelecek kazanılabilir. Çözüm Marksizm-Leninizm'dedir. Çözüm UKH'nın tarihsel deneyimlerden eleştirel öğrenmektedir. Çözüm, ağır ve çözüm bekleyen sorunların adını hakkedecek bir komünist parti olduğumuzu kanıtlayarak çözmektedir. Çözüm, bugüne dek başarıyla kendini gizlemiş, gerçek kökleri ve sınıfsal, ideolojik nedenleri örtülenmiş ilkel, dar pratikçi, idare-i maslahatçı, bürokratik zihniyetin ve temsilcilerinin, öncelikle de ilkesel ve ideolojik olarak aşılmasındadır. Çözüm, sorunları, yenilgileri, zaafları, yalpalamaları, başarısızlıkları dışsallaştırarak kendini hep başarılı ve başarının sahibi ama zaafları, yenilgileri, suçları ''taktik önderlik''lere, bireylere yıkan küçük burjuva bürokratik çürümenin, küçük burjuva elitizmin aşılmasındadır. Dar kafalı bir zihniyetle, tarzla, iradecilikle sorunlar çözülmek bir yana, deneylerimizin de kanıtladığı gibi, sürekli nitelik kaybedilmektedir.


Sosyalizmin tarihsel deneyimleri üzerine sayısız çevre sorunları tartışıyor, bir arayış içinde. Marksizm-Leninizm'e inanan sayısız samimi devrimci bu sorunlarda bir yön, sağlam ve net bir doğrultu ve çözüm arayışı içerisinde. Basit bir sosyal medya taramasında bile bunu görmek olanaklı. Bu tartışmalarda esamemiz bile okunmuyor. Özellikle 1980 sonları, 89/91 sürecinde kapitalist/revizyonist sistemin çözülüşü sonrası gerek coğrafyamızda, gerekse de küresel alanda Marksizm-Leninizm'e her salise dizginsiz saldırılar yapılıyor ve bu durum değişmiş değil. Artçı duruş, yeni ve güçlü bir donanım kazanarak, sosyalizmin sorunları da içinde olmak üzere ideolojik-siyasi bir çekim merkezi haline gelmemizi önlüyor ve önlemiştir ve bu tablonun hesabı ise sorulamamıştır.


Bu fatura, ağır bir faturadır. Öncülük-önderlik adına trajik bir durumdur. ''Düşünen değil, koşturan insanlara, iyi erlere ihtiyacımız var'' diyen bir zihniyet, pratik duruş, artçılığı ''öncülük'' ve ''parti tarzı'' olarak maskelemiştir. Böyle bir önderlik teori ve pratiği, öncü değil, artçı bir konuma yol açmış ve komünist partiyi artçı olarak konumlandırmıştır. Kendi tarihsel ve güncel sorumluluk bilincine sahip bir öncünün yaratılamamış olmasının partiyi getirdiği yerdir bu. Bu tablonun sorumluluğundan komünistler kaçınamaz...


Objektif gerçeği kavrayamayan ve yanıt olamayan, ilkelere dayalı özeleştiriden uzak duran ve kaçan küçük burjuva dar kafalılığı ilkeli bir tarzda, ideolojik ve siyasi olarak mahkum edilerek aşılmadan da bu tarihsel, yapısal kronik sorun(lar) çözülemeyecektir. Bu gerçeği anlamak, kavramak ve aşmak yerine, yapılan eleştirileri, yürütülen ideolojik mücadeleyi ''anti-parti''lilikle, ''parti düşmanlığı''yla, ''partiyle uğraşmakla'', ''partiyi yıpratmakla'', ''kindar davranmak''la, ''ağır siyasal koşulları göğüsleyememek''le vb. gibi motiflerle maskeleyenler, bu propaganda ve ajitasyonu yöneten, yönlendiren ve yürütenler, tarih tarafından mahkum edilecektir.


Marksizm-Leninizm'i, Birlik Devrimi'nin çizgisini değişik ideolojik-teorik görünüşler altında yadsıyan oportünizmi, revizyonizmi, Troçkizm'i, tasfiyeciliği eleştirmek ideolojik mücadelenin gereklerini, ilkeli bir duruşun gereğini yerine getirmekten ibarettir. Bu parti karşıtlığı değil, partiyi oportünizm bataklığına sürükleyen parti karşıtlığının eleştirisidir. Oportünist tasfiyeciliği eleştirmeyi ''parti düşmanlığı'' vb. olarak lanse etmek de anti-parti küçük burjuvazinin ve zihniyetin manipülatif psikolojik savaşıdır. Eğer bir parti karşıtlığı aranacaksa, tamda burada aranmalıdır. Hepsi bu.


Değişik renklerden oluşan oportünizm ve tasfiyeciliğin sağlamlaştırmak istediği hegemonyaya karşı mücadele etmeden de komünist kalınamaz. Devrimci-demokratik ya da komünist, farketmez partileri, grupları, çevreleri eleştirmek doğal demokratik-devrimci ve komünist bir haktır. Bu hakkın engellenmesi, engellemek için baskı örgütlenmesi küçük burjuva bürokratik tahammülsüzlüğün ifadesidir. Ki, bu yol ve yöntemler, bir demokratik devrim deneyiminden bile geçmemiş, demokrasi bilinci gelişmemiş, komünist demokrasiyi de özümsememiş, kendi küçük çıkarlarına, hesaplarına göre davranan, kurnazlığı ''meslek'' edinmiş, işine geldiği yerde işine geldiği gibi davranan, kendisini demokrasinin, eleştiri ve tartışma özgürlüğünün temsilcisi olarak pazarlayan ama kendine dokundu mu çığırtkanlıkla manipülasyon yapan ve coğrafyamızda da toplumsal karşılığı olan, devrimci hareketin tarihinde de bolca tanık olduğumuz çifte standarttır. Bu bir sınıf tavrıdır, rastlantısal değil; yapısal, tarihsel bir zihniyet, tarz, gelenek ve kültürdür.


Yaşamın neresinde olursa olsun komünist kendi dünya görüşünün mücadelesini veren insandır.


Dikensiz gül bahçesi yoktur. Gülü seven dikenini de katlanır.


Olan-bitenin, süreçlerin, dönemeçlerin değerlendirilmesinde daima bilince çıkarılması gereken şey, ideolojik-teorik-ilkesel eleştirel perspektifin kaybedilmemesidir. Her örgütsel sorunun politik düzeyde, her politik sorunun teorik düzeyde; bütün sorunların teorik-ideolojik-sınıfsal düzeyde ve alanda ele alınması, incelenmesi, tarihsel temelinin açığa çıkarılması olmazsa olmaz ilkesel bir duruştur. Marksizm-Leninizm'in bize öğrettiği ve uygulamamızı zorunlu kıldığı yöntem ve bakış açısı budur.


Lenin'in dediği gibi,Acı gerçek,… ‘bizi yükselten’ yalandan daha yararlıdır.’' Ve teori ve pratiğin, politik ve örgütsel çalışmanın, çalışma tarzının ve kadro politikasının, önderlik anlayışı ve siyasi mücadele hattının sorunları, yönetme yönetilme ve sınıf ve kitleler ilişkisi, parti krizinin sorunları iyi niyetlerle, dileklerle, bunlar da yoldaşlarımızdır vs. gibi saflıkla ele alınamaz. Sorunlara, duygularımızın gözünden değil, ilkelerin, ideolojik-siyasal mücadelenin perspektifinden bakmak zorundayız. Yoldaşların yoldaş olarak kalmasının, sapanların sapmadan kurtarılmasının yolu da buradan geçer.


Lenin'den öğrenmeye devam etmeliyiz; O, şöyle diyor;


Reformist Turati’nin —bu Kautsky yandaşının— niyetinin savaşı haklı göstermek olmadığına inanalım. Fakat politikada niyetlerin değil eylemin, iyiniyetli dileklerin değil gerçeklerin, hayallerin değil gerçekliğin geçerli olduğunu kim bilmez? (Lenin, SE C. 5, s. 272, iba.)



Hasan OZAN İLTEMUR




12 Mart 2016 Cumartesi

TASFİYECİLİĞİN PANZEHİRİ MARKSİZM-LENİNİZM’DİR



TASFİYECİLİĞİN PANZEHİRİ MARKSİZM-LENİNİZM’DİR
Tasfiyecilik, proletarya üzerindeki burjuva etkiyi ifade eder. Tasfiyeci oportünizm, sınıfsal ve ideolojik karakteri gereği, ideolojik ve örgütsel bakımdan proletarya ve değerlerinin ret ve inkarı üzerinde yükselir. Tasfiyecilik tek bir biçime indirgenemez, aksine, sayısız biçimlerde ortaya çıkabilir ve bu bakımdan da son derece esnek ve kabiliyetlidir. Kuşkusuz ki tasfiyecilik, içerisinde doğduğu somut tarihsel koşulların, tarihsel ve politik dönemeçlerin damgasını taşır; dolayısıyla somut tarihsel bağlamından koparılmış bir tasfiyecilik analizi ise düşünülemez. Ancak hangi koşullarda ve hangi biçimlerde ortaya çıkarsa çıksın, tasfiyecilik, Marksizm-Leninizm’in, proletaryanın, devrim ve sosyalizmin, komünizmin ideolojik düşmanı karakteri taşır.
Herhangi bir komünist partide ortaya çıkan ya da çıkacak tasfiyeci oportünizme karşı mücadelenin temel yöntemi ideolojik mücadeledir. Hele de ideolojik birliğin (teori, program, strateji ve taktiklerde) çözülmüş olduğu, derin bir ideolojik bunalımın komünist hareketi darbelediği koşullarda bu yol ve yöntem çok daha yaşamsal bir önem taşır. Tasfiyeci oportünizme karşı Marksist-Leninistlerin en geniş birliğini sağlayacak ilkeli bir ideolojik mücadele olmaksızın o, yenilgiye uğratılamaz. Tasfiyeci akıma karşı ancak böyle bir mücadeleyle Marksist-Leninistlerin ideolojik birliği ve donanımı nitelikli hale getirilebilir; teori, program, strateji, taktikler ve örgütsel çizgi zenginleştirilebilir. Marksist-Leninist partinin ideolojik ve örgütsel birliği daha yüksek bir temelde ve düzeyde kazanılabilir.
Hatırlatmak gereksizdir ki tasfiyecilikle ideolojik uzlaşma tasfiyeciliğe götürür. Bu olgu, Uluslararası Komünist Hareket’in tarihsel deneyimleriyle, o arada kendi öz deneyimlerimizle de, sabittir. İdeolojik mücadelede orta yol, orta yolculuk tasfiyeciliğin bir diğer formasyonudur; Marksist Leninist Komünistler yalnızca tasfiyeciliğin açık biçimlerine karşı değil, tasfiyeci oportünizme kan taşıyan orta yolcu oportünizme karşı da ilkeli, donanımlı, ideolojik-siyasi uyanıklığa dayanan inisiyatifli, yaratıcı, vurucu bir mücadele yürütmekle yükümlüdürler. Ve bu mücadele mekanik materyalizme, subjektif idealizme ve agnostisizme, postMarksizme karşı mücadele temelinde, diyalektik materyalizme, onun tarihsel-toplumsal gelişmeye uyarlanmasından başka bir şey olmayan tarihsel materyalizme, Marksizm-Leninizm’in ilkelerine dayalı bir tarzda geliştirilmelidir. PostMarksist tasfiyecilik de içinde olmak üzere tasfiyeciliğe karşı geliştirilecek mücadelede Uluslararası Komünist Hareket’in, sosyalist inşa sürecinin ağır hata ve zaafları da ilkeli bir açıklıkla ortaya konulmalıdır. Aksi bir tutum en liberal biçimlerinden en sekter bürokratik elitist iktidarda kalmayı amaç haline getirmiş, geri kalan her şeyi araçsallaştırmış biçimlerine kadar tasfiyeci akıntıya ve cepheye kan taşıyacaktır. Küçük burjuva açıkgözlülükle şekillenmiş, zeytinyağı gibi suyun üstünde durmada pek maharetli olan (ki bu da ideolojik çürümenin ürünüdür) tasfiyeci akıntıya karşı Marksizm-Leninizm’in temellerini korurken ve savunurken aynı zamanda teoriyi zenginleştirerek geliştirme görev ve sorumluluğuyla da karşı karşıya olduğumuzu bir an için olsun bile unutamayız.
Geldiğimiz ve getirildiğimiz yer rastlantılarla izah edilemez, aksine, düşünce ayrılıkları başta olmak üzere sorunların zamanında ilkeli ve yapıcı, kolektif ve demokratik bir çizgide partili mücadele yöntemleriyle ele alınarak çözülmemesi, ideolojik uzlaşıcılık, oportünizme kayış, kariyerist ve bürokratik tasfiyeci önderlik anlayışı, kadro politikası ve çalışma tarzı, alınan yenilgiler vb. nedenlerle ortaya çıkan tablodur bu. Bu tablo ve faturası, Birlik Devrimi’nin yolundan saptırılmasının ağır faturasıdır. Görmek isteyen devrimci komünist zihniyet ve gözler için bu ağır ve yıkıcı sürecin etkisi ve rolü apaçık ortadadır…
Tasfiyecilik, tıpkı diğer oportünist akımlar olgusunda olduğu gibi, tarihsel ve sosyal bir üründür; içerisinde geçilen çağla, somut olarak tasfiyeci oportünizmin içerisine doğduğu, şekillendiği iç ve uluslararası koşullarla bağlı bir akımdır. Sözgelimi tasfiyeci oportünizmi tek tek kişilerin kötü niyetiyle vs. izah edemeyiz. O asıl olarak nesnel koşullarla, nesnel koşullardaki değişimlerle, bu değişimin ideolojik-teorik, programatik, taktik, örgütsel olarak zihinlere yansıması ve biçimlenmesiyle, biçimlendirilmesiyle bağlıdır… Ve kuşkusuz ki bir kez ortaya çıktıktan, şekillenmeye başladıktan sonra tasfiyecilik, öznel alanda aktif yıkıcı ve çürütücü bir unsurdur ve doğal olarak belli kişiler, belli kesimler tarafından temsil edilir ve o tasfiyeci revizyonist görüşlerin de mücadelesi verilir… Bütün tarihsel tecrübe bu gerçeği kanıtlıyor.
Tasfiyeci oportünizm, sınıflar üstü ya da dışı bir akım değildir aksine, proletarya saflarında burjuva bir etki (sapma, çizgi, hizip vb. biçimlerde) olarak küçük burjuva sınıfsal bir temele ve karaktere dayanır. Kural olarak da komünist partilerin ideolojik bakımdan en zayıf kesimleri ya da onların bir kesimi tarafından temsil edilir. İstisna tanımaz bir şekilde her komünist partide küçük burjuvazi vardır ve bu küçük burjuvazi, hangi kılığa girerse girsin, burjuva etkiye en açık, enternasyonal proletaryanın sınıf ruhuyla eğitilmemiş ya da yeterince eğitilmemiş, Marksizm-Leninizm’i içselleştirememiş, ilkelere bağlılığı ve istikrarı en zayıf kesimlerden oluşur. İşin teorisini yapanlar, teorik ve pratik olarak komünist partileri tasfiyeye yönelenler bu kategorilerden çıkar…
Uzak geçmişe uzanmadan özellikle 80’ler sonrası dünyayı şöyle bir hatırlayacak olursak:
Uluslararası tekellerin damgasını bastığı emperyalist küreselleşme dalgası atağa geçti. Küresel çapta emperyalist sistem alt ve üst yapısıyla yeniden yapılandı. Sosyal emperyalist sistem ve kamp beklenmedik bir hızla çözülerek yıkıldı. ASHC tasfiye edildi. Çin, emperyalist dünya sistemiyle hızla entegrasyona yöneldi. Dünya devrimi dibe vurdu; devrim ve karşı-devrim arasındaki güçler dengesi açık ve ezici bir şekilde dünya gericiliğinin eline geçti. Dünya karşı-devrim cephesinde özellikle de emperyalist devletlerarası güç dengelerinde ortaya köklü değişiklikler çıktı…
Devrimden, Marksizm-Leninizm’den, proletaryadan, sosyalizm ve komünizm mücadelesinden kitlesel yüz çeviriş başladı. Devrimci ve komünist parti ve örgütler geniş çaplı tasfiyeye uğradı. Yenilgi ve gericilik, doludizgin karşı devrimin baskı ve saldırısı altında tasfiyeci oportünizm, yeni tip “sol” liberal dalga ve fırtına yükselen değerlere dönüştü… Elveda devrim, elveda proletarya, elveda Marksizm-Leninizm, yaşasın postmodern çağ vb. haykırışları kulakları sağır etti. Arkasında uluslararası emperyalist tekellerin doğrudan ya da dolaylı olarak durduğu söz konusu azgın ideolojik ve siyasi saldırıların eşliğinde burjuva liberalizmi, postmodernizm, postMarksizm atağa geçerek zaferini ilan etti… Bernsteincılık, Kautskcilik, II. Enternasyonal oportünizmi, Troçkizm, Buharincilik, revizyonist üretici güçler savunusu vb. vb. yenilik sosuna da bulanmış bir tarzda hortladı, hortlatıldı.
“Stalinizm” düşmanlığı, “tek ülkede sosyalizm” düşmanlığı, Leninist dünya proleter devrimi teorisi düşmanlığı ayyuka çıktı. “Marksizm”in “modernizmden kopuşamadı”ğı, 20. asırda gerçekleşen devrimlerin “sosyalizm iddialı” da olsa, gerçekte “demokratik devrimler” olarak kaldığı ve bu devrimlerin “modernist inşa”nın ötesine zaten geçemedikleri, proletarya diktatörlüğü altında sosyalizmin zaten inşa edilemeyeceği vb. küstahça ve saldırganca ilan edildi.
 Çağımızın emperyalizm ve proleter devrimler çağı, Leninizm’in çağımızın Marksizm’i olduğu örtülü ya da örtüsüz, çoğu zaman da açıktan açığa ret ve mahkûm edildi. “21. yüzyılın Marksizm’i”, “yenilgilerden ders çıkarma”, “devrimci yenilenme”, “dogmatizme”, “doktrinizme” karşı mücadele, “yeni tarihsel koşullar” vb. kılıfıyla en gerici tasfiyeci teori ve tezler, postmodern propaganda ve pazarlama yöntemiyle ortalığı kasıp kavurdu. “Marx’a dönüş” adı altında Marx ve Engels’in teorisi de tahrif edilerek, içi boşaltılarak Leninizm’e, bir diğer ifadeyle Marksizm-Leninizm’e karşı burjuva liberal karakterde sistematik bir saldırı geliştirildi. Stalin Lenin’in, Lenin Marx-Engels’in, Marx “genç Marx”ın karşısına konumlandırılarak ret ve inkâr harekâtı sayısız maske altında proletarya ve halkların saflarına boca edildi.
Marksizm’in, Marksizm-Leninizm’in bir çeşitlilik olduğu, “Marksizm tabanında/zemininde duran”, “Marksizm iddialı akımlar” “Marksizm’in” birer mezhebi ilan edildi. Tarihsel tecrübeler ve teori, diyalektik materyalist yöntem, tarihsel materyalizm vs. adına (kuşkusuz onlar da tahrif edilerek) sınır tanımaz bir saldırganlıkla çarpıtılarak devrimden, sosyalizm ve komünizmden, Marksizm-Leninizm’den, dünya proleter devriminden yüz çeviriş güvence altına alınmaya çalışıldı vb.
Bu akıntı enternasyonal proletaryaya ve değerlerine, dünya devrim tarihinde ilerici ve devrimci olan her şeye karşı geliştirdiği gerici savaşında hileli yöntemleri, etkili olabilmek için “sol” söylemi kullanmaya azami dikkat ve özen gösterdi. Lenin’e, Stalin’e, III. Enternasyonale, sosyalist inşa ve sisteme, Uluslararası Komünist Hareket’e karşı da bu yol ve yöntemlerle saldırdı. Bu bağlamda söz konusu tarihte ortaya çıkan çeşitli ve ağır zaafları vb. kullanarak azgınca gerçeği tek yanlı çarpıtıp pazarlayarak manipülasyon yaptı ve yapmaktadır. Bunu yaparken tarihte Leninizm’e, Marksizm Leninizm’e, sosyalist inşa ve proletarya diktatörlüğü çizgisine karşı çıkan bir dizi oportünist akım ve tarihsel şahsiyet, dahası yeni tip burjuva karşı-devrimin ve kapitalizmin restorasyonuna önderlik eden Kruşçevler, vb. yüceltildi ya da mazur gösterilmeye çalışıldı. Birincilere “Marksizm”i, ikincilere ise liberalizmi uygulamaları söz konusu ideolojik-politik saldırı dalgasında, demagoji, manipülasyon kampanyasında göz çıkarıyordu ve çıkarmaya da devam etmektedir... Eh, yeni tip burjuva liberalizminin de, yeni tip oportünizm ve tasfiyeciliğin de aynı zamanda burjuva, küçük burjuva çifte standart demek olduğunu bilenler için bu zihniyet, yöntem ve duruş anlaşılırdır… Anlaşılırdır ama komünist saflardaki etkisi de güçlüdür ve asla hafifsenemez.
Uzatmayalım, bu özet olmaktan uzak hatırlatmalar bile tasfiyeci akımın bazı karakteristik özelliklerini çarpıcı bir tarzda göstermektedir. Fakat hemen altı çizilerek bu karakteristiklerden biri olan ve ne kadar vurgulanırsa yeri olan olguyu tekrar hatırlatalım: Söz konusu ideolojik ve siyasi saldırı kampanyasında, enternasyonal proletaryanın ve Uluslararası Komünist Hareket’in tarihsel zaafları, yetmezlikleri, kendini yenileyerek yeterince geliştirememesi, geride kalması, yenilgileri fütursuzca sömürüldü; özellikle yeni tip burjuva liberal ideolojik saldırıların, demagoji ve manipülasyonun etkili olması için bu zaaflara özel ve temel bir rol verildi, kullanıldı. Ağır zaaflar, ağır hatalar, yetersizlikler, bazı sapmalar, yenilgiler Lenin’i, Stalin’i, Ekim Devrimi’ni, Lenin ve Stalin’in partisini, sosyalist inşa ve kazanımları, III. Enternasyonal’i, Enver Hoca’yı vb. mahkum etmenin, revize etmenin, kirletmenin, unutturmanın tipik aracı haline getirildi. Bu gerçeğin özellikle ve asla unutulmaması ve sık sık hatırlatılması gerekmektedir.
Vurgulanması gerekir ki, dünya komünist hareketinin tarihsel ve güncel zaaflarının, yenilgilerinin eleştirel aşılması, geçmişten gelecek için kapsamlı ve derinlikli dersler çıkararak, ideolojik ve örgütsel donanımı zenginleştirerek, yenilenerek yürümek bir şeydir, aynı sloganları, formülasyonları, söylemi kullanarak o tarihe ve çizgiye reddiye yazmak ise farklı bir şeydir; ikincisi oportünizm ve tasfiyeciliktir. Birinci görevi de ne kadar gecikmiş olursa olsun yerine getirecek olan tasfiyecilik değil, Marksizm-Leninizm’in temellerini korumak ve savunmakla yükümlü olan komünistlerdir.
Leninizm’i, Marksizm-Leninizm’i bir çeşitlilik olarak sunarak, yorumlayarak, burjuva ve küçük burjuva sosyalizmini aklama, ideolojik-ilkesel ayrımları revize ederek düzeltme operasyonunda Marksist-Leninist olan hiçbir şey yoktur ve zaten, diyelim ki özellikle de son 30-40 yılda, uluslararası burjuvazi ve bağlaşıkları, yeni tip burjuva liberal fırtına bu işi sınır tanımaz bir fütursuzlukla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Onlara gecikmiş olarak katılmanın ise hiçbir devrimci ve Leninist değeri yoktur. Leninizm ne Marksizm’in bir mezhebidir ne de bir kalem darbesiyle silinebilecek bir şeydir; o çağımızın Marksizm’idir. Dünya proletaryasının dünya görüşüdür. Proletarya hareketinin kurtuluş teorisidir. Çağımızda on milyonların, yüz milyonların tarihsel eyleminin sınavından geçmiş, bilimsel olarak kanıtlanmış bir ideolojidir… “Marksist”, “devrimci Marksist”  kavramlarını bilinçli bir tarzda kullanarak Lenin’i, Leninizm’i, yani Marksizm-Leninizm’i unutturma, “Marksist” kavramı ile, “Marksist” söylemle Leninizm’i hafızalarda silikleştirerek unutturma, postMarksist tasfiyeciliğe meşruiyet kazandırma operasyonuna karşı mücadele yürütmek Marksist Leninist Komünistlerin yakıcı görevidir. Kurumlara, yayınlara “Marksist” adlarının verilmesi de aynı tasfiyeci oportünist, postMarksist ideolojik tasfiyeciliğin yansımasıdır sadece. PostMarksist tasfiyeci akımın Lenin adını, Leninizm adını kullanmadan ısrarla “Marx”, “Marksist”, “devrimci Marksist”, “Marksizm” vb. nitelemeleri ısrarlı kullanmasının ideolojik ve siyasi anlamını bilince çıkarmak ve göstermek biz komünistlerin görevidir. Öyle belkemiksiz, ilke yoksunu, duruma göre şekil alan oportünist ve tasfiyeci kıvraklıkla bu sorunun üstünden atlanamaz.
Ne yazık ki hatırlatma ve vurgulama gereksinimi duyuyoruz: Birlik Devrimi Marksist-Leninist temelde ve daha yüksek bir nitelikte kurulmuş bir birliği yaratmıştı. Birlik Devrimi’nin yarattığı öncü, kendi ideolojisini açıkça Marksizm-Leninizm olarak ilan etmişti. Bunu özellikle de “elveda Marksizm-Leninizm”, “elveda proletarya”, “elveda Leninist parti”  vs. çığlıklarının yükseldiği, inkârcılık ve dönekliğin geçer akçe olduğu bir tarihsel konjonktürde gerçekleştirmişti. Öncüyü yaratan Birlik Devrimi, öncünün ad seçimi de dâhil tüm karar ve duruşlarında Marksizm-Leninizm’e bağlılığını katı bir şekilde ilan ederek bayrağını göndere çekmişti. Bu, son derece bilinçli, donanımlı, iradi bir duruştu. Birlik Devrimi’nin yeni tip kavrayışı, teori ve gerçeklikle yeni bir tarzda ilişkilenişi anlayışı (ki gerçekte daha sonra ondan büyük bir oranda kopuşuldu; eski yeninin içinde yeni bir biçimde ama mızrak çuvala sığmadığı için giderek arsızca, kaba-saba bir tarzda açığa çıkan, dahası bürokratik merkeziyetçiliğe, ekipçiliğe, kişi ve önderlik kültüne, mutlak iktidar zihniyet ve tarzına, duruşuna dayanarak şekillenmiş önderlik anlayışına –“etkin birey”, “stratejik önderlik” sosuna bulanmış ekipçi zihniyet ve pratik olarak- , tasfiyeciliğe dayanan yeni zaaflarla şekillenmiş olarak) çoktan tasfiye edildi. Öncü kapsamlı bir şekilde “ideolojisizleştirme”ye uğradı. Niteliksel erozyon ondan çok şey götürdü. Teorik, programatik, stratejik, taktik çizgisinden derin ve kapsamlı bir sapmayla ağır yaralı hale getirildi. Çok kan kaybedildi. Kuşkusuz ki bunlar Birlik Devrimi’nin zihniyeti değildi ama ondan sapmanın eseriydi. Birlik Devrimi çarpıtılarak, tanınmaz hale getirilerek, araçsallaştırılarak, küçük burjuva tasfiyeci heveskar girişim ve yönelimlerin kılıfı haline getirildi… Şimdi (uzun yıllardan beri) büyük bir oranda tasfiye edilmiş Birlik Devrimi’nin sınıf mücadelesiyle ilkeli, özgün, yaratıcı tarzda ilişkilenme perspektif ve yönelimini rehber alma adı altında, sözde teori ve gerçeklikle yeni bir tarzda ilişkilenme adına, gerek Marx-Engels’in Marksizm’ine, gerekse de Marksizm’in çağımızdaki ifadesi olan Leninizm’e, böylece Marksizm-Leninizm’e reddiye yazılıyor.
Üstelik bu zihniyetin ve yönelimin özgün ve yaratıcı bir yanı da yoktur. Başka yerlerden, postMarksist akım ve kaynaklardan alınarak, gerçek/orijinal kaynakları ve savunucularından bahsedilmeyerek “yenilik” ve “yaratıcılık adına ortama sunuluyor. Bu, korkunç bir durumdur. İnsanlar farklı düşünebilir, farklı sonuçlara ulaşabilir, inandıkları düşüncelerin mücadelesini verebilir ama eğer söz konusu düşünceler zaten on yıllardır başka akımlar ve aydınlar tarafından ortaya konulmuşsa, savunulup propaganda ediliyorsa, bu durumda, ilkeli ve ahlaki tutum, özeleştirel bir açıklıkla gecikmeli olarak yeni benimsenmiş düşüncelerin orijinal kaynakları gösterilerek söz konusu düşünceler sanki yepyeni buluşlar/üretimlermiş, yaratıcı atılımlarmış gibi lanse edilmez. Bu, ideolojik çürümenin bir yansımasıdır. Ama tasfiyecilik aynı zamanda her bakımdan çürümedir…
                                   II
Tasfiyeci “postMarksist” zihniyet ve yönelimlere ve bürokratik kastlaşmaya dayanan önderlik anlayışlarına başlıca yanıtlar üç kitabımızda da* verilmiştir, hem de kapsamlı tarzda. Sosyalizmin sorunları, SSCB’de ve sosyalist kampta kapitalizmin restorasyonu, ASHC’nin yıkılışı, UKH’nın zaafları, “küreselleşme”nin tahlili ve çıkarılacak sonuçlar, dünya devrimi perspektifi, “elveda proletarya” vb. diyenlere gerekli yanıtlar teoriye, tarihsel deneyime, somut gerçekliğin analizine dayanarak verilmiştir. Bu çalışmalarımız hem eleştirel, hem özeleştirel nitelik taşımakta hem de gerekli derslerin çıkarılmasını; geleceğe dönük teorik-ideolojik açılım ve zenginleşme çabasıyla ortaya konulmuştur. Bu çalışmalarda bir dizi “izm”li akımın ve aydının eleştirisine de başlı başına önem verilmiştir. Ortaya konulan emek ve üretim ciddi yetersizlikler, çeşitli hatalar, eksiklikler taşıyabilir. Bu da doğaldır. Önsel olarak bunu reddetmeden sorunları ele almaya devam edeceğiz. Keza bloğumuzda da (Hasan Ozan Makaleler) konu ve sorunlar bağlamında bir dizi makaleye yer verilmiştir**. Kuşkusuz ki, söz konusu çalışmaların kolektif akılla derinleştirilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir. Ve bu “kolektif akıl” iç ve uluslararası alanda komünistlerin kolektif aklı olarak kavranmalı ve işlevselleştirilmelidir. Bloğumuzda konular bağlamında bir dizi makale yayınlamaya devam edeceğiz. Ki bu yazı kısaca bazı gerçekleri dile getirmekle, bazı uyarılar yapmakla sınırlanmıştır.
“SSCB’de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler” başlıklı kitabımızda da ifade edildiği gibi;
“Biz bu kitabımızda, bir bütünlük içerisinde sosyalizmin tarihsel deneyimini incelemeye, dersler çıkarmaya, tasfiyeci revizyonist akımların ana tezlerini eleştirmeye çalıştık. Bir dizi revizyonist tasfiyeci teori, analiz ve tezin Marksist-Leninist hareket üzerindeki etkisi de sır değildir. Ancak vurgulamak gerekir ki, Marksizm-Leninizm’den sapmayla belirlenen söz konusu etkiler, ne yenidir ne de herhangi bir yenilik gücüne sahiptir. Aksine, daha öncesi bir yana, özellikle de son 60-70 yıldan bu yana süregelen tasfiyeci revizyonizmin teori ve tezlerinin, “dogmatizme”, “muhafazakarlığa”, “teorik-ideolojik tutuculuğa karşı mücadele”, “yaratıcı Marksizm” vs. adına, herhangi bilimsel devrimci karaktere sahip olmaksızın propaganda ve ajitasyonundan ibaret görüşlerdir. Dolayısıyla kitabımızda, başlıca eleştiri ve değerlendirmelerimizi, söz konusu tasfiyeci revizyonist, sosyal liberal, sosyal reformcu düşüncelerin öteden beri sözcülüğünü yapagelen ya da söz konusu akımların düşüncelerini temsil eden ya da bir biçimde yansıtan isimler üzerinden yaptık. Taklitçileri yerine, aslını incelemek, eleştirmek daha sağlıklı bir yöntem olsa gerek.
“Tarihten ders çıkarma ve teoriyi yenileme adına Brensteın’e, Kautsky’e, II. Enternasyonal oportünizmi’ne, Troçkizm’e, Buharinciliğe, Titoculuğa, Kruşçevciliğe, Brejnevciliğe, Avrupa Komünizmine, orta yolcu oportünizme, Maocu revizyonizme geri dönmek gerekmiyor.
“Tarihten ders çıkarmak, teori ve pratiği zenginleştirmek adına neo-liberal, post-modern, post-Marksist burjuva, küçük burjuva tasfiyeci akıntıya boyun eğmek de gerekmiyor.
“Tarihin cangılında yolunu kaybetmiş ve denek taşında yenik düşmüş, bilimsel ve devrimci karaktere sahip olmadığı açığa çıkmış ya da düpedüz gerici karaktere sahip olduğu ayan-beyan ortada olan teorilere, ideolojilere, pratiklere tutunarak tarihten ders çıkarılamaz.
“Uluslararası Komünist Hareket’in teorik çalışmanın, ideolojik mücadele ve donanımın hakkını vermeyen tarihi zaaflarını, keza bu zafiyetin bir yansıması olan dogmatik zaafları da sömüren, böylece “tarihten ders çıkarma” adına, “ideolojik-teorik yenilenme” adına, yukarıda andığımız akımlar ve teoriler çerçevesinde şekillenen açılımlar, eleştiriler, değerlendirmeler vs. ortaya çıktığı her yerde tasfiyeci bir sapma var demektir. Parlak lafların arkasına, keskin komünist söylemin bayrağı altına, çok yenilikçi görünen değerlendirmelerin ardına gizlenen ve özellikle de tarihi yeterince bilmeyen ve donanımı yetersiz kesimler ve devrimciler üzerinde etki yaratabilecek tasfiyeci söylemlere ve içeriğine karşı etkin bir mücadele geliştirmek ihmal edilemez, yaşamsal, tarihsel bir yükümlülüktür. Fakat bilinmelidir ki bu durum, iç ve uluslararası komünist hareketin günahlarının kefaretidir… Doğa boşluk tanımaz. Teori, teorik çalışma, ideolojik donanım ve ideolojik mücadele alanları da öyle! Tıpkı politik mücadelede olduğu gibi…
“Oportünizm ve tasfiyecilik hangi kılığa bürünürse bürünsün oportünizm ve tasfiyeciliktir ve ortaya çıktığı her yerde komünist militanı ve devrimciyi ideolojik olarak silahsızlandırma işlevini oynamıştır ve oynamaktadır. “Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma beyaz olanlardan kork!” (Japon atasözü) Komünist ve devrimci militanın bu gerçeği, asla unutmaması gerekir.
“Son bir nokta: İnsanın, sınıfın, devrimin, sosyalizmin düşmandan beter dostları olacağına, binlerce düşmanı olsun daha iyidir.”

*1- Emperyalist Küreselleşme Ve Dünya Devrimi Değişen Ne?
(2011, Akademi Kuram,  Akademi Yayın, Ceylan Yayınevi)
2- SSCB’de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler
(2011, Akademi Kuram, Akademi Yayın, Ceylan Yayınevi)
3- Kesintisiz Devrim Ve İktidar Sorunu
(2014, Sınırsız Yayıncılık)

** Bloğumuzda; 2012 yılı itibari ile 18, 2013 yılında 20, 2014 yılında 21, 2015 yılında 18, 2016 yılı itibari ile elinizdeki makaleyle birlikte 2 makale yayınlanmıştır.
Makalelerin önemli bir kesimi sosyalizmin sorunlarıyla, “küreselleşme”nin tahliliyle, dünya devrimi perspektifleriyle ilgilidir.
Kitaplarımız hakkında okuyucuya bir ön fikir vermesi için sitede üç kitabın da “İçindekiler” bölümleri ve “Önsöz”leri de yayınlanmıştır.