Translate

yeni emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yeni emperyalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2021 Pazartesi

''YENİ EMPERYALİZM'' TEORİSİ VE HARVEY -IV

Emperyalizmle kapitalizm arasındaki bağı, emperyalizmin ekonomik karakterini kavrayamayan burjuva aydınların, emperyalizmi militarizmle, yayılmacılıkla, işgalcilikle, sömürge yağmasıyla, ekonomi dışı zorla bir tutarak sorunu açıklamaya çalışmaları onların sermayeye bağımlılıklarının ve burjuva ufkun onların nihai ufukları olduğunun kanıtıdır. Üretim ilişkileri, sınıf ilişkileri, sınıflar, sınıflararası temel ilişkiler ve mücadele arenası, proleter devrim onların ufkunun dışındadır. Dahası onlar devrimci sosyalist sınıf mücadelesinden ve kapitalizmi yıkacak proleter devrimden ölesiye korkarlar; dolayısıyla sınıf barışını yüceltirler, en iyi durumda sınıf barışını önlediğini düşündükleri kapitalizmin sivriliklerine karşı çıkarlar; tıpkı ''neoliberalizm''e, ''neomuhafazakar neoliberalizm''e karşı çıkarken iyi kapitalizmi, iyi emperyalizmi, demokratik kapitalizmi, ''sosyal refah kapitalizmi''ni savunma perspektiflerinde olduğu gibi.

Lenin'in şu eleştirisi Kautskist ''Ultra emperyalizm''' teorisini ''Yeni Emperyalizm'' olarak pazarlayan teorisyenlere de yanıttır;

''Asıl olan şu ki, Kautsky, emperyalizmin politikasını ekonomisinden ayırmakta; ilhakların mali-sermayece 'tercih edilmiş' bir politika olduğunu ileri sürmekte; ve bu politikanın karşısına, güya olanaklı görünen ve gene mali-sermaye temeline dayanan başka bir burjuva politikası çıkarmaktadır. Burdan da, ekonomi içersinde tekellerin, tekeli, zoru ve fethi dıştalayan bir politik tutumla bağdaşabileceği sonucunu çıkarmaktadır. Bu da, tam anlamıyla mali-sermaye döneminde tamamlanmış olan ve en büyük kapitalist devletlerin arasındaki rekabetin günümüzdeki biçimlerinin kendine özgü temelini meydana getiren 'dünyanın paylaşılması olayının' emperyalist olmayan bir politikayla bağdaşabileceği demek oluyor. Böylece, Kautsky, kapitalizmin -bugünkü evresinin en temel çelişkilerini bütün derinliğiyle ortaya koyacağı yerde, bunları daha hafif göstermeye, gizlemeye calışıyor. Vardığı sonuçda, marksizmin yerine, burjuva reformizmi oluyor. ''


''Kautsky, Cunow'a karşı çıkıyor: Hayır, emperyalizm, çağdaş kapitalizm değildir; yalnızca, onun politikasının biçimlerinden biridir; ve biz, politikaya, emperyalizme, ilhaklara vb. karşı savaşım verebiliriz, vermeliyiz.''


''Bu, ilk bakışta alkışlanacak bir yanıt gibi geliyor. Ama, aslında, emperyalizmle uzlaşmanın daha önce, daha iyi [sayfa 112] maskelenmiş (bu bakımdan da daha tehlikeli) bir propagandasını taşıyor; bankaların ve tröstlerin politikasına karşı yapılıp da bunların ekonomik temellerini kavramayan bir 'savaşım', reformizmden ve burjuva pasifizminden başka bir şey değildir, masum ve iyi niyetli isteklerden öteye gidemez. Varolan çelişkileri bütün derinliğiyle ortaya koymak yerine onlardan kaçmak, en önemlilerini gözden kaçırmak, Kautsky'nin marksizmle hiçbir ortak yanı olmayan teorisi böyledir işte. ''



''Ultra emperyalizm'' savunucusu Harvey, kapitalist genişletilmiş yeniden üretimin tıkandığını, artı-değer üretemediğini, yerini ''mülksüzleştirme yoluyla birikim'' politikasına bıraktığını düşünüyor.

O şöyle diyor;

"El koyarak birikim" [accumulation by dispossession] adını verdiğim (bkz. 4. Bölüm) süreç (özelleştirmeyle birlikte) küresel kapitalizmin başlıca özelliği haline geldi. Bu alanda gösterilen direnç, genişlemiş yeniden üretimin ortaya çıkardığı emek mücadelelerinden ziyade, anti-kapitalist ve antiemperyalist hareketler içinde öne çıkmaya başladı.'' (Yeni Emperyalizm, s. 57)

O, ''Sonuç olarak,.. 1970'ten önce belli belirsiz olan el koyarak birikim, kapitalist mantığın başlıca niteliği olarak tekrar ortaya çıkıyor'' (iba.) diyor.

Emperyalizmi, kapitalizmin en üst ve son aşaması olarak görmeyen ve emperyalizmi ''burjuvazinin iktidarının aşamaları'' olarak değerlendiren Harvey, ''ABD başatlığı ve hegemonyasında geçen 1945-1970 arasındaki dönem, burjuvazinin siyasi iktidarındaki ikinci aşamaydı.'', ''Burjuvazinin küresel iktidarının bu ikinci aşaması 1970'lerde son buldu. Sorunlar katlandı. Bir kere, tüm emperyal rejimlerin klasik bir sorunu yine ortaya çıkmıştı: aşırı büyüme.'' saptamasını yapar. Bu aşamayı da ''el koyarak birikim'' aşaması olarak ilan eder. Aşırı birikim nedeniyle çıkmaza saplanan emperyalizm. Artı-değer üretmediği için genişletilmiş kapitalist üretimin aşılması olan ''el koyarak birikim''. Nesnel yasaları olmayan bir emperyalist kapitalizm. Kapitalist üretim tarzından kaynaklanmayan, dahası ona aykırı, yanlış ve düzeltilmesi gereken bir sapma olan neoliberal politika ve ''yeni emperyalizm.'' Saptamalar bunlar.

O, Marks'ın tahlil ettiği kapitalizmin ''ilkel birikim aşaması''nın sürdüğünü ve bugün ''tekrar'' başat hale geldiğini vurguluyor kitabında.

Harvey;

''El koyarak birikimin münhasıran periferiye özgü bir olgu olmadığını düşünsem de, en acımasız ve insanlık dışı özelliklerinin, eşitsiz coğrafi gelişmişlik düzeyine sahip zayıf ve bozulmuş bölgelerde görüldüğünü kabul ediyorum.'' değerlendirmesinde bulunur ve ''el koyarak birikimin emperyalist sermaye birikimi örgütlenmesi içinde temel çelişki olarak ön plana'' çıktığını söyler.

Harvey, "El koyarak birikim"in tablosunu şöyle çizer;

''El koyarak birikimin bütünüyle yeni mekanizmaları da artık devreye girmiş durumdadır. DTÖ müzakerelerinde fikri mülkiyet haklarına yapılan vurgu (TRIPS anlaşması -trade-related intellectual property rights-), genetik materyalin, dölleme plazmasının ve buna benzer diğer ürünlerin patent ve lisans haklarının, bunların gelişiminde önemli rol oynamış halklara karşı artık bir silah olarak kullanılabileceğine işaret etmektedir. Biyolojik korsanlık salgın gibi her yere yayılmakta ve dünyanın genetik kaynakları birkaç büyük tıp şirketinin çıkarına yağma edilmektedir. Küremizin ortak çevresel kaynaklarının (toprak, hava, su) hızla tüketilmesi ve sermaye yoğun tarımsal üretim tekniklerinin neden olduğu çevresel bozulmalar, doğanın toptan metalaştırılmasına yol açmıştır. Kültürel formların, tarihlerin ve fikri yaratıcılığın metalaştırılması toptan el koymaları gerektirmektedir (müzik endüstrisi kültür ve yaratıcılığın sömürülmesinde önde gelmektedir). Şimdiye kadar kamu hizmeti gören varlıkların şirketleşmesi ve özelleştirilmesi (örneğin üniversiteler), her türden kamu hizmetinin (su, elektrik, telefon vs) özelleştirilmesi akımının dünyayı sarması, "ortak mülkiyetin" yeni bir "çevrelenme" akımına maruz kaldığının göstergesidir. Çevrenin bozulmasını engellemeye ve emeğin korunmasına yönelik düzenleyici kurallar tek tek yok edilmiş ve bu da kimi hakların yitirilmesine yol açmıştır. Yıllar boyu verilen sert sınıf mücadeleleriyle edinilmiş ortak mülkiyet haklarının (emeklilik aylığı hakkı, refah hakkı, sağlık güvencesi hakkı) özel alana geçmesi, neo-liberal gerçeklik adına izlenen en berbat el koyma politikalarından biri olmuştur.''

Harvey'in kitabının alt başlıklarından biri ''Özelleştirme: El Koyarak Birikimin Ulaştığı Son Nokta''dır.

Harvey saydığı görüngülere dayanarak günümüzün emperyalizmini ''yeni emperyalizm'' olarak teorileştirip tanımlamaktadır. Ona göre, 70'lerden itibaren ''Genişlemiş yeniden üretim yoluyla birikim yapılmadığı için'', "El koyarak birikim" yeni birikim modeli olmuştur. Böylece sermaye, sermayenin çıkmazını, hile ve zor yoluyla el koyma yoluyla çözmeye yönelmiştir. Bu çözüm yolunu ifade eden politika ise, kapitalizmle bağdaşmayan ''neo-liberal'', ''neo-muhafazakar neo-liberal'' politikadır.


Peki, 73 krizi ''mülksüzleştirme yoluyla birikim'' politikasında ana dönemeçse, ''küreselleşme''nin, ''neoliberalizm''in atılımı 80'lerde, özellikle 90'larda gerçekleştiğini biliyoruz. Yani uluslararası tekellerin dünya pazarlarını en ücra köşesine dek fethi harekatı, 90'larla atılım yaptı. Yani, üretici güçler küresel ölçekte örgütlendi, üretim küresel ölçekte toplumsallaştı. Üretimin uluslararasılaşması özellikle bu sürecin temeliydi. Böylece P-M-P' hareketi dünya pazarını temel alarak gelişti. P-M-P' hareketi kapitalist genişletilmiş yeniden üretimin ifadesidir. O halde, Harvey'in 73 dönemeci ile, düşen kar oranları, kronik sermaye fazlası nedeniyle, artık kapitalist genişletilmiş yeniden üretimin ve artı değerin üretimin sonlandığı vurgusu ne kadar gerçekçidir? Kapitalist emperyalizmin yaşadığı tüm krizlere karşın, genişletilmiş yeniden üretim sürecinin devam ettiğinin açık bir kanıtı değil mi ifade ettiklerimiz!


Peki Harvey'in saydığı görüngüler, hile ve zorla el koyma, yukarıda işaret ettiğimiz dönemde de sürmüştür. P-M-P' hareketi de özellikle bu dönem doruğuna çıkmıştır. Doğanın, insanın, maddi ve manevi olan her şeyin metalaştırılması kapitalizmin nesnel tarihsel gerçeği ve gelişme çizgisidir. ''Neoliberalizm''le birlikte bu sürecin görülmemiş ölçülere ulaştığını ise hepimiz biliyoruz...

Hile ve zorla, spekülasyonla el koyma ise zaten kapitalist üretim tarzının her bir tarihsel kesitinde görülen bir olgudur. Hile ve zorla el koyma, yağmalama, işgaller modern temeller üzerinde kapitalizme içkin olgulardır. Bu olguları kapitalist üretim tarzının, emperyalist kapitalizmin nesnel yasaları ve işleyişiyle, tarihsel evrimiyle izah etmek, anlamak yerine, kalkıp sorunu kapitalist işleyiş yasaları dışında ''güç politikaları''yla vs. izah etmeye kalkmak bilimsel ve devrimci değildir, Marksist-Leninist politik-ekonomi biliminin de gömülmesidir.


Emperyalizmi, finansal emperyalizme indirgeyerek, emperyalizmin maddi üretim temelini yitirdiğini savunan, emperyalizmin tekelci sermayenin/mali sermayenin egemenliği olduğunu çarpıtan, finansal piyasaları da yönetenin emperyalist tekelci sermaye olduğunu yadsıyan, emperyalizmi sermayenin merkezileşmesine indirgeyen ve dayandıran, kapitalist emperyalizmin artı-değer ve azami kar üzerinde yükselen bir sistem olduğunu unutturmak isteyen teoriler çıkmaz sokaktır. Sözkonusu Post-Marksist tasfiyeci oportünist manipülasyon ve ideolojik saldırılar uluslararası proleter devrimi ve onun öncü gücü proletaryayı yolundan saptırmayı hedeflemektedir. Nesnel yasaları olmayan bir kapitalizm, artı-değer üretmeyen bir kapitalizm, emek sermaye çelişkisine dayanmayan bir kapitalizm, proletarya ve burjuvazinin buharlaştığı bir kapitalist emperyalizm teorisi, kendiliğinden aşılmış bir kapitalizm teorisidir. Bu teorinin nesnel karakterinden baktığımızda karşımıza çıkan tabloya göre, kapitalizme karşı savaşan proletarya ve halklar gerçekte olmayan ya da gerçek olmayan bir düşmanla, yani hayaletlerle savaşıyor demektir. Bundan daha iyi kapitalizm savunusu mu olur...


DEVAM EDECEK

Hasan OZAN İLTEMUR


 

8 Nisan 2021 Perşembe

''YENİ EMPERYALİZM'' TEORİSİ VE HARVEY -III

 

Harvey, şunları yazıyor;

''Arendt, 19. yüzyılın sonuna doğru ortaya çıkan emperyalizmin 'kapitalizmin son evresinden ziyade burjuvazinin siyasi iktidarının ilk aşaması' olduğunu öne sürer.''* (Yeni Emperyalizm, s. 37, iba.)

Başka bir yerde ise;

''2. Bölüm'de de belirttiğim gibi, Arendt'in haklı olduğunu düşünüyorum. Arendt'e göre, 19. yüzyılda ortaya çıkan emperyalizm, Lenin'in dediği gibi kapitalizmin son aşaması değil burjuva iktidarının ilk aşamasıdır. Bu konuya 5. Bölüm'de daha ayrıntılı olarak yeniden döneceğiz.'' (s. 104, iba.) diyor.

Görüldüğü gibi ''Marksist'' Harvey, emperyalizmi kapitalizmin en üst ve son aşaması; çürüyen, can çekişen bir kapitalizm; proleter devrimin öngünü vb. olarak görmez. O, kapitalist emperyalizme karşı proleter devrim teorisi, strateji ve taktikleriyle bağlı bir sosyalist devrim, sosyalizm seçeneğine karşıdır.

Bu reformist perspektifin, teori ve pratiğin Marksist falan olmadığı, dahası ''Marksizm'' adına Marksizm'i, Marksizm-Leninizm'i tasfiye etmeyi amaçladığı açıktır. Bu olgu ya da olgular, Marksist olma iddiasını öne süren küçük burjuva entelektüellerini emperyalist kapitalizmin yedeğine konuşlandırmaktadır.

Marksizm adına gürültülü şekilde konuşan bu cennah, perspektiflerini vs. ''Marksizme, Marks'a dönüş'', ''teoriyi yenileme'', ''yaratıcı Marksizm'', ''dogmatizme karşı mücadele'', ''ideolojik-siyasi tutuculuğa karşı mücadele'', ''21. yüzyılın sosyalizmini geliştirme'', ''eskimiş, yenilmiş 20. yüzyılın Marksizmini aşma'', ''21. yüzyılın Marksizmini'' kurma ve geliştirme adına bu işlevleri yerine getirmektedir.


Kapitalizmle emperyalizm arasındaki tarihsel bağı ve kapitalizmin gelişme sürecinin emperyalizm aşamasına yükseldiğini anlayamayan Harvey'in, emperyalizmi, ''kapitalizmin son aşaması değil burjuva iktidarının ilk aşaması'' olarak görmesi, emperyalizmin iktisadi temeli ile onun politikasını, alt yapısı ile politik üstyapısını birbirinden kopardığını da gösteriyor. Emperyalizmi bir devlet biçimi, burjuvazinin politik iktidarın ilk aşaması, tercih edilebilecek, vazgeçilebilecek bir politika olarak görmesi eleştirimizin doğruluğunu kanıtlıyor. Gerçekte bu savunu, emperyalizm tartışmalarının başladığı 20. yüzyılın başlarındaki Marksizm karşıtı emperyalizm teorilerinin yeni koşullarda savunusunu ve propagandasını ifade etmektedir. ‘’Batı Marksizm’i’’nin yeni koşullardaki biçimlenişi olan post-Marksizm, Leninizm, Bolşevizm, ''Stalinizm'' karşıtlığıyla şekillenmiş bir akımdır. Harvey de aynı yolun yolcusu. Uluslararası tekellerin emperyalizmini ''neo-Muhafazakar'', ''neoliberal'' biçimde değil de ''radikal sol'' söylem adına savunarak meşrulaştırıyor.

Bu bağlamda onun ''yeni emperyalizm'' teorisi ve bu teoriye dayanan politik analizleri ve politik hedefleri Marksizm-Leninizm'in yadsınmasına dayanmaktadır. Kanımızca bu, anlaşılır bir durumdur. Çünkü O, bir Marksist-Leninist değildir; Marksizm adına konuştuğunu savunmakla birlikte bir Marksist değildir; O, daha radikal görünen bir üslupla post-Marksizmi savunan ve temsil eden isimlerden birisidir. Post-Marksizmin maskesi düştükçe, daha ince biçimlerde ortaya çıkmaya devam edecektir, buna da kuşku yok.

Onun girişte atıfta bulunduğumuz röportajda ifade ettiği, ''Bunun sonucunda emperyalizm terimini, en azından şimdilik, devletler arası ilişkilerin ve küresel sermaye birikimi sistemi içindeki güç hareketlerinin bir özelliği olarak kullanıyorum.'' demesi; emperyalizmi devletler arası mücadelelerde güç ilişkileri bağlamında ele alması, emperyalist devletlerin sırası gelince emperyalizmden vazgeçebileceğini savunması da bizce anlaşılırdır. Bu düşünceler, örneğin Kautsky'in düşünceleridir. Yeni değil, eski, eskimiş, tarihsel deneyim tarafından bir kenara atılmış düşüncelerdir. Yapılan şey, eski, eskimiş teorilerin yeni koşullarda yeni bir örtüyle, yenilik, yaratıcılık vs. adına üretilmesinden ibarettir.

Harvey gibi, pekçok burjuva demokrat aydın da Marksizm adına ''Marksizm''i geliştirme, Lenin'i mahkum etme, unutturma, Lenin'in emperyalizm teorisinin sözde bilimsel olmadığını kanıtlama peşinde.

Harvey, ''Yeni Emperyalizm'' kitabının ''Devlet Seyirci Kalıyor'' alt başlığında şunları yazıyor;

''Dünyanın her yerindeki mülkiyet sahipleri sınıfı hesap vermeye çağrılmalıdır. Ayrıca, sadece vazgeçilmez özel mülkiyet hakları ve tatmin edici kar oranları peşinde koşmak yerine, topluma karşı sorumlulukları da olduğunun hatırlatılması gerekmektedir.'' (s. 112-113 )

Oysa devletin seyirci kaldığı bir şey yok. Emperyalist devlet, uluslararası tekelci burjuvazinin, bağımlı devlet tek tek ülkelerdeki tekelci burjuvazinin devletidir ve her biri kendi tekellerinin arkasındadır; dahası azami kar yarışında, emperyalist rekabet ve hegemonya mücadelesinde kendi tekelleri için dünya arenasını temizleme, elverişli hale getirme mücadelesi yürütmektedir. Burjuva devlet ne sınıflar üstüdür ne de tarafsız. Burada dile gelen şey, sosyal reformculuktur; sınıfsal gerçeklerin üstünün örtülmesi ve reformist beklentilerin diri tutulması çabasıdır.

''Dünyanın her yerindeki mülkiyet sahipleri sınıfı hesap vermeye çağrılmalıdır.'' ''sadece vazgeçilmez özel mülkiyet hakları ve tatmin edici kar oranları peşinde koşmak yerine, topluma karşı sorumlulukları da olduğunun hatırlatılması gerekmektedir.'' sözleri de tipik reformizmdir. Harvey, burada, kar için üretime değil, kapitalizmin ''topluma karşı sorumluluğunu'' yerine getirmemesine karşı olduğunu dile getiriyor. Yani ıslah edilmiş, demokratikleşmiş, sınıflar arası uzlaşmaya dayanan bir kapitalizmi savunuyor Harvey. Bu bakış açısında, teori ve politikada yeni fikirdir denilebilecek hiçbir şey yok. Bunlar sosyal demokratik karaktere sahip, Bernsteinci, II. Enternasyonalci, modern revizyonist, Avro-Komünist reformist fikirlerdir. Harvey'in sözünü ettiği sözde alternatif, bugün neo-liberal politikaları savunarak sosyal liberal partiler haline gelmiş ''Avrupa sosyal demokrasisi''nin bir zamanlar savunduğu, hükümet oldukları kesitlerde de uyguladıkları politikalardır. Reformizm, kapitalizmin yedek lastiğidir, emniyet suvabıdır. Harveyci ve benzeri aydınlar da bu rolü oymaktadır.

Gerek Marks gerekse de Lenin, kapitalizmi reforme etmeyi değil, sosyalist devrimle mezara gömmeyi savunmuşlardır. Onlar, reforumcu kazanımların sınıf mücadelesinin, devrimin yan ürünleri olduğunu savunmuşlardı. Kapitalizme, emperyalizme emniyet suvabı olmak komünistlerin işi değildir. Gerek ''neo-liberal emperyalizme'', gerekse de ''neo-liberal emperyalizmin yeni muhafazakar emperyalizm''ine karşı Marksistlerin görevi, sosyal kapitalizmi, ‘’Keynesçi kapitalizm’’i savunmak değildir; emperyalizmi, emperyalist dünya sistemini proleter devrimle yıkmak, sosyalizm ve komünizme yürümektir. ''Marksist'' Harvey'in bu düşüncelerle, hedeflerle bir ilişkisinin olmadığı, dahası karşı olduğu ise kesindir. Açık ki, Marksizmi geliştirme, yenileme vs. adına hareket eden Harvev Marksizm'e karşıdır.

Harvey şunları yazıyor;

''Geçici olsa da, sorunun üretimin kapitalist kurallarina göre tek çözümü, küresel çapta bir çeşit yeni bir 'Yeni Anlaşma' [ New Deal) 'dır. Bu yeni 'Yeni Anlaşma', sermaye dolaşım ve birikimini neo-liberal zincirlerinden kurtararak özgürleştirmek; devlet gücünü daha müdahaleci ve paylaştırıcı yönde düzenlemek; mali sermaye gücünü frenlemek; uluslararası ticaretle ilgili görüşleri medyaya dikte ettiren oligopol ve monopollerin ezici gücünü özellik(172) le askeri endüstri kompleksinin gücünü) demokratik yollardan denetlemek demektir. Sonuçta, Kautsky'nin çok önceden öngördüğü gibi, kapitalist güçlerin koalisyonuyla ulaşılan daha yararlı yeni bir 'Yeni Anlaşma' emperyalizmine dönülecektir.'' (iba.)

Aşağıdaki alıntıdan hemen önce, ABD sermayesinin ve devletinin neoliberal politikalardan nasıl kurtarılabileceğine dair tavsiyelerde bulunduktan sonra, Harvey, şunları söylemektedir;

''Yeni bir 'Yeni Anlaşma' programı uygulanma olasılığı çok az gözükmekle birlikte, böyle bir programın bile küresel aşırı kapasite karşısında işe yarayacağı kesin değildir. Bu noktada, 1930'ların derslerini hatırlamak yararlı olabilir: Roosevelt'in 'Yeni Anlaşma' programının Depresyon sorununu çözeceğine çok az ihtimal veriliyordu. Yeni Anlaşma, kapitalist devletler arasındaki çatışma noktalarını ekonomiyi sürekli ve geniş bir sermaye birikimi üzerine oturtacak şekilde çözüme kavuşturdu.'' (s. 65, iba.)

Bu düşünceler bir Marksistin, bir komünistin, bir diğer ifade ile Marksist-Leninistlerin düşüncesi olamaz. Bu düşüncelerin Marks-Engels'le zerrece ilişkisi yoktur. Bu düşünce ve özlemler, ''New Deal'', ''sosyal devlet'' politikalarına geri dönüş, uluslararası tekellerin saldırılarından, derin yıkımlarından, vahşetinden vb. ürkmüş ve yorgun düşmüş ilerici burjuva ve küçük burjuva aydınların özlemidir. Onlar emperyalizmi yıkmak değil, ehlileştirerek kurtarmak peşindedirler. Onlar, devrim tehlikesine, proletarya ve halkların devrim ve sosyalizm mücadelesine karşı ''aklı başında'', ''sağduyulu'', ''uygar'' burjuvaziye seslenmekte ve ikna etmeye soyunmakta. Onlar aynı zamanda dünya çapında canlanma, kabarma aşamasına girmiş proletarya ve halkların mücadelesinin bir fırtınaya dönüşeceğini iyi biliyorlar; erken uyarı sistemi işlevleriyle burjuvaziyi uyarıyorlar ve enternasyonal proletaryanın sınıf bilinçli en üst örgüt biçimi olan komünist partilere, onların önderliğine karşı çıkarak da bu uğursuz rollerini oynuyorlar.

''Geçici olsa da, sorunun üretimin kapitalist kurallarina göre tek çözümü, küresel çapta bir çeşit yeni bir 'Yeni Anlaşma' [ New Deal) 'dır.'' derken Harvey, Keynesçiliği kapitalizmin normal durumu ilan ediyor ve öte yandan da neoliberalizmi kapitalizmle, kapitalizmin normal durumu ile bağdaşmaz görüyor. Oysa her iki birikim modeli de kapitalizmin/emperyalizmin ''normal'' durumudur; emperyalist iktisadi temeller üzerinde yükselen ve burjuvazinin farklı dönemlerinin gereksinmelerine yanıt olan, yanıt veren normal politikalarıdır. Dolayısıyla birincisini (Keynesyenciliği) kutsarken, ikincisini (neoliberalizmi) kapitalizmle bağdaşmayan politika ilan etmenin Marksizm ile bir ilişkisinin olmadığı açıktır. Bunları savunan ve propagandasını yapan birinin Marksist olarak tanımlanamayacağının altı çizilmelidir.


Yukarıdaki değerlendirmelerden de görülebileceği gibi, Harvey, Kautskyci ''ultra emperyalizm'' teorisini savunuyor. Sermayeye akıl vererek, sermayeyi ''neo-liberal zincirlerinden kurtararak özgürleştirmek'' istiyor. Yeni bir ''New Deal'' önererek ve ''oligopol ve monopollerin ezici gücünü (özellikle askeri endüstri kompleksinin gücünü) demokratik yollardan denetleme''sini ana seçenek olarak pazarlıyor. Bu düşünce ve öneriler tipik burjuva demokratik ön yargılardan ve hayalcilikten ibarettir.

Burjuvaziyi ikna etmek ve kapitalizme karşı mücadele eden ve edecek olan kuvvetleri inandırmak için de ''1930'ların derslerini'' hatırlatıyor. ''Roosevelt'in 'Yeni Anlaşma' programının'' ne denli başarılı olduğununun propagandasını yapıyor. ''Yeni Anlaşma, kapitalist devletler arasındaki çatışma noktalarını ekonomiyi sürekli ve geniş bir sermaye birikimi üzerine oturtacak şekilde çözüme kavuşturduğu''nu ve kavuşturacağının altını çiziyor. ''Marksist'' Harvey'in çözüm programı açık ki kapitalizm savunuculuğudur.


Harvey;

''İşin ilginç yanı, ABD’nin yanı sıra, kapitalizmin diğer çekirdek ülkelerinde (özellikle Avrupa’da) neo-liberal politikalara ve kamusal ve sosyal harcamalara ayrılan ödeneklerin kısılmasına karşı kitlesel bir karşı saldırı başlaması, belki de bu ortamda, içsel olarak kapitalizmi kendi yıkıcılığından ve kriz yaratıcı eğilimlerinden kurtarabilecek tek yoldur.” sözleriyle kapitalizme öğüt veriyor. ''Küreselleşme karşıtı'' kitlesel eylemleri ''kapitalizmi kendi yıkıcılığından ve kriz yaratıcı eğilimlerinden kurtarabilecek tek yol.'' ilan ediyor ya da uluslararası sermayeye akıllı olun, bu hareketten öğrenin diyor. Kendisinin önerdiği yolu hatırlayalım; ''Marksizm'' adına ''Keynesçilik''.

Şu sözler de Harvey'e ait;

''Bugün Avrupa'da tercih edilen ultra-emperyalizmin olumsuz sonuçları ve yan anlamları var. Elbette, başka birçok radikal çözüm yolları da var ama mevcut konjonktürde hem yurtiçinde hem de uluslararası zeminde, ABD ile Avrupa'nın öncülüğünde yeni bir 'Yeni Anlaşma'nın yapılması, ezici sınıf güçleri ve onlarla çarpışan özel çıkarlarla mücadele etmek için şüphesiz yeterlidir. Ve yeterli miktarda uzun vadeli zaman-mekan sabitesi bulunmasıyla bu yeni 'Yeni Anlaşma''nın, aşırı birikim sorunlarını, en azından birkaç yıllığına hafifletebileceği ve el koyarak birikim yapma gereksinimini azaltabileceği düşüncesi, demokratik, ilerici ve insani güçleri 'Yeni Anlaşrna'nın arkasında birleştirebilir ve anlaşmanın gerçekten uygulanmasını sağlayabilir. Bu, ABD'de yeni muhafazakarların ortaya attığı ham militarist emperyalizmden çok daha az şiddet içeren ve çok daha yararlı bir emperyal yönelim önermektedir.'' (s. 174, iba)

Lenin'in şu eleştirisi Harvey gibi ''Yeni Emperyalizm'' teorisyenlerine de yanıttır;

''Asıl olan şu ki, Kautsky, emperyalizmin politikasını ekonomisinden ayırmakta; ilhakların mali-sermayece 'tercih edilmiş' bir politika olduğunu ileri sürmekte; ve bu politikanın karşısına, güya olanaklı görünen ve gene mali-sermaye temeline dayanan başka bir burjuva politikası çıkarmaktadır. Burdan da, ekonomi içersinde tekellerin, tekeli, zoru ve fethi dıştalayan bir politik tutumla bağdaşabileceği sonucunu çıkarmaktadır. ''

Harvey, ABD ve AB öncülüğünde, küresel neo-liberal kapitalizme karşı küresel yeni bir ''New Dal'' programının emperyalizm ve gericiliğe karşı savaşan siyasal ve toplumsal güçleri de birleştireceğini vurguluyor. Sermayeye akıl veriyor. Sermayeye akıl vermeğe soyunmanın bir Marksistin görevi olamayacağını, olmadığını ise, birazcık Marksizm ile tanışıklığı olan herkes için açıktır. ''Yeni muhazafakar ham militarist emperyalizm''e karşı, ''çok daha az şiddet içeren ve çok daha yararlı bir emperyal yönelim''i, emperyalizmi savunmak katışıksız reformizmdir. Emperyalist kapitalizme yedeklenmektir. Kapitalizmi meşrulaştırmaya çalışmaktır. Ultra emperyalizm, barışçıl emperyalizm, savaşlardan arınmış emperyalizm hayallerini yaymaktır. Devrim tehlikesinden kurtulmuş bir emperyalizm. Sınıf uzlaşmasına dayanan bir emperyalizm. Hani, şu bazı kötü emperyalistler olmasa gül gibi geçinip gideriz diyor adeta ''Marksist'' Harvey.


Emperyalist üst yapının, üst yapının merkezinde duran burjuva devletin, burjuva siyasetin nesnel temellerini kavrayamayan; burjuva siyasetin bu iktisadi temel üzerinde yükselerek pratikleştiğini; siyasetin ekonominin yoğunlaşmış ifadesi olduğunu anlayamayan bir kafanın; emperyalizmin, emperyalist siyasetin emperyalizmin ekonomik temeli olan tekelci kapitalizme dayandığı, devletin, tekelci kapitalist ekonomi temeli üzerinde yükselen tekelci burjuvazinin devleti olduğunu anlayamaması; emperyalizmi istendiği zaman değiştirilebilecek bir politik tercih olarak lanse edilmesi tipik burjuva ve küçük burjuva darkafalılığıdır. Harvey örneğinde kanıtlandığı gibi burjuva sosyolojisine, burjuvazinin ideolojik kalıplarına ve alışkanlığına dayanılarak bilimsel bir emperyalizm tahlili yapılamaz.

DEVAM EDECEK

Hasan OZAN İLTEMUR



*Aksi belirtilmedikçe, alıntılar, Davit Harvey'in ''Yeni Emperyalizm'' kitabından alınmıştır. ''Kitabın Türkçesi: Hür Güldü.''

Kitap, tarafımdan PDF formatında indirilmiştir.

21 Mart 2021 Pazar

''YENİ EMPERYALİZM'' TEORİSİ VE HARVEY- I

 

''YENİ EMPERYALİZM'' TEORİSİ VE HARVEY- I

''Burjuva bilim adamları ve yazarları, genellikle, emperyalizmi biraz kapalı bir şekilde savunuyorlar; emperyalizmin tam egemenliğini ve derin köklerini gizliyorlar; özel ve ikinci derecede kalan ayrıntıları, birinci plana getirmek, bankaların ve tröstlerin vb. polis denetimi gibi kesinlikle gülünç "reform" tasarılarıyla dikkati temel noktalardan kaydırmak için çaba gösteriyorlar.''

''Reformlar yoluyla emperyalizmin temellerini değiştirmek olanaklı mıdır? Emperyalizmdeki çelişkileri artırmak ve derinleştirmek için ileriye mi; yumuşatmak için geriye mi gitmek gerekir? Bunlar, emperyalizmin eleştirisinin temel sorularıdır.'' (Lenin)



Davit Harvey, Coğrafya ve Antropoloji profesörüdür. Marksizm-Leninizm'le tanışık biridir. Marksist olma iddiasındadır. ''Marksizm''i hatalarından, eksikliklerinden, zaaflarından kurtarma, yeni döneme yanıt olabilecek tarzda geliştirme iddiasındadır. Öncelikle hatırlatmak isteriz ki, Harvey, bir Marksist değil, ilerici-demokrat bir aydındır. İlerici politik bir ses olarak değerlidir. Ancak onun Marksizm iddiası post-Marksizmden ibarettir. Marksizm'i bilmekle birlikte özümseyememiştir. Kapitalizm ve emperyalizm karşıtlığı, neoliberalizm karşıtlığıyla sınırlıdır. Harvey'in ''yeni emperyalizm'' teorisine damgasını basan sol Keynesçiliktir, ultra emperyalizmdir. Rosa Luksemburg'un yarı-menşevik emperyalizm teorisi de teorisinin bir diğer sacayağıdır. 1970'lerin başlarından itibaren kapitalist genişletilmiş yeniden üretim sürecinin aşıldığı, kapitalizmin artı-değer üretemediğini, emperyalizmin kapitalizmle bağdaşmadığı, ''neoliberal emperyalizm''le birlikte emperyalizmin ''el koyarak birikim''e dayandığını ileri sürmektedir. Keza, Marks'ın bütünsel bir artı-değer teorisine sahip olmadığını, artı-değerin üretim değil, dolaşım aşamasında doğduğunu anlayamadığını, kapitalizmin ekonomik krizlerinin kitlelerin ''eksik tüketimi''nden kaynaklandığını savunmaktadır.


Mıchael Robets, ''Tanımayanlar için (ki bu çok mümkün değil), Profesör Harvey’in Marx’ın ekonomik teorisi üzerine çok sayıda kitap, makale ve videosu bulunan, belki de en tanınmış Marksist akademisyen olduğu'' (Abstrak, ''DAVID HARVEY’İN MARX’IN DEĞER YASASINI YANLIŞ ANLAMASI'', MICHAEL ROBERTS·19 MAYIS 2019) açıklamasını yapıyor. Bu denli popüler bir ismin, Marks'ın ekonomik öğretisi, Marksizm, 'Yeni emperyalizm'' üzerine yazması, belli ki önemli bir etki gücü yaratabilmektedir.


Harvey, uluslararası tekellerin emperyalizmine, onların birikim modeli olan neoliberal politikaya karşı, proletarya ve halklara, çözüm programı olarak, dünya çapında ''sosyal devlet'' politikasına geri dönülmesini önermektedir. Harvey, ''yeni emperyalizm'' teorisine dayanarak kapitalizmin sivri uçlarının törpülenmesini, sosyal reformlarla kapitalizmin yeniden inşa edilmesini savunmaktadır. Başlıca çözümü ıslah edilmiş kapitalizmde görmektedir. Proleter devrim yoluyla emperyalist kapitalizmi tasfiye etme teori ve pratiği ona yabancıdır.


Soruna yakından bakalım.


2000'lerle birlikte ''Yeni dünya düzeni''ni, dünya tekellerini, neoliberal politikaları savunan, ''sol''dan bunun teorisini yapan pespaye ''kapitalizmin sonu'', ''liberal demokrasinin nihai zaferi'', ''ideolojilerin sonu'', ''İmparatorluk'' türü teorilerin gözden düşmesiyle, daha radikal görünen teorilerin piyasaya çıkması kaçınılmazdı. En nihayetinde postmodern, postMarksist propagandanın kaba biçimlerinin gözden düşmesi kaçınılmazdı. Kaçınılmazdı, çünkü emperyalist kapitalizmin genel bunalımının keskinleşmesi; genel ekonomik krizlerinin yıkımı; ''ekonomilerin finansallaşması''; emperyalist işgal ve saldırıların yoğunlaşması; militarizmin ve faşizmin yükselmesi; küresel işsizlik, açlık ve yoksulluğun kronik kitlesel karakter kazanması; doğanın yıkımının derinleşmesi, ekolojik krizin keskinleşmesi; sınıflar arası uçurumun kapitalizmin tarihinde görülmemiş ölçüde büyümesi, proletarya ve halkların ekonomik, siyasal, toplumsal haklarının acımasızca gaspı vbg. gerçekler göz çıkaracak hale gelmişti. Böylece tarihin sonu, kapitalizmin nihai zaferi, çelişkilerinden arınmış ve ebedi mutluluğu temsil eden kapitalizm vsg. teori ve propagandalar etkisizleşmişti. ''Başka bir dünya mümkün!'', ''Marx haklıymış!'' vb. haykırışları kitlesel mücadelelerle ortaya çıkmış ve yükseliyordu. Bu koşullarda burjuva aydın cephesinin işi zorlaşmıştı, kapitalist emperyalizmin yeni biçimlerde, daha radikal görünen ''eleştirisi'' kamuflajıyla savunusunun yeniden üretilmesi gerekiyordu. İşte bu koşullarda emperyalizm kavramı yeniden gündemleşti, ''yeni emperyalizm'' teorileri de ortalığı kapladı.


Harvey iyi niyetli bir entelektüel. Bu yadsınamaz. Fakat sınıf mücadelesi iyi niyetlerle yürütülen bir mücadele değildir. Öne sürülen teoriler, politikalar iyi ya da kötü niyetler üzerinde tartışılamaz, incelenemez. Sınıflı bir dünyada yaşıyor ve savaşıyoruz. Tüm teorilerin, politikaların nesnel içeriğini incelemek, sınıfsal karakterini açığa çıkarmak tek bilimsel ve gerçekçi yöntemdir. Harvey'in ve benzerlerin ''yeni emperyalizm'' teorilerini de bu yönteme bağlı kalarak incelemeliyiz.


Harvey, ''yeni emperyalizm'' savunusunu, Marks'ın ''İlkel birikim'' teorisine dayandırmaya çalışmaktadır. 70'lerden bu yana, uluslararası tekellerin yeni birikim modelini ''mülksüzleştirme yoluyla birikim'' olarak tanımlamaktadır. Ona göre, Marks'ın ilkel birikim olarak tanımladığı süreç, bugün de sürmekte ve sermaye birikiminin temel/başlıca karakterini oluşturmaktadır. Kapitalist genişletilmiş yeniden üretim tıkandığı, artı değer üretemediği için, yerine ekonomi dışı zora dayanan baskı, zorbalık, katliam, hile, işgal, yağmanın geçtiğinin altını çizmektedir. Başta özelleştirmeler olmak üzere, ''sosyal devlet''e ait tüm ekonomik ve sosyal kazanımların özelleştirilerek piyasallaştırılmasını özellikle sert bir biçimde eleştirmektedir.


Harvey, kendisiyle yapılan bir röportajda*, '' 'Yeni emperyalizm’ derken neyi kastediyorsunuz? Bunun temel karakteristiği nedir? Klasik emperyalizmden niteliksel açıdan farkları nelerdir?'' sorusunu şöyle yanıtlar;



'Yeni emperyalizm' dedim çünkü bu ABD’deki yeni muhafazakarların (neo-con’lar) Irak savaşına giden süreçte geliştirdikleri belirgin bir teoriydi. Bunu eleştirmek istedim; Lenin’in teorisine dönmek için değil (iba.), neoliberal dünya düzeninin değeri her şekilde ve her alanda (örneğin, emtia zincirleri aracılığıyla) çekip aldığını vurgulamak için yaptım bunu. Bu, elbette Neoliberalizmin Kısa Tarihi’nin konusuydu. Ve sonrasında da bunu Yeni Emperyalizm izledi. İki kitap birlikte okunmalı.'' (iHa.)

Açık ki Harvey'in esin kaynağı Lenin değildir. Harvey Leninizm'in emperyalizm teorisini savunmamaktadır. Harvey'in, çağımızın Marksizm'i olan Leninizm ile bir ilişkisi yoktur. O, ''yeni emperyalizm'' teorisiyle Lenin'le, Leninist emperyalizm ve çağ teorisiyle, Marksizm-Leninizm'le arasına kalın bir sınır çizgisi çekmektedir. Çağımızda Leninist olmayan ise Marksist de olamaz.



Aynı röportajda Harvey, şunları söyler;



''1945’ten sonra Keynesyen politikalar ve yeniden dağıtıcı devlet, özel mülkiyetin gücüne meydan okumaya kalkışmadan, emekçi sınıfların artan güçlendirilmesine dayanan alternatif bir ütopik vizyon önerdi. 1970’lerde, Avrupa ve Amerika’da, kapitalist sınıfın azalan ekonomik gücünü ve zayıflayan siyasi gücünü yeniden kazanması amacıyla Keynesyen sistemi devirmek ve onu bir neoliberal modelle (tüm ideolojik bagajlarıyla birlikte) değiştirmek için büyük şirketler ve kapitalist sınıflar tarafından organize edilen karşıdevrimci bir hareket doğdu.'' (iba.)

Bu analiz, Harvey'in gerçeğine ışık tutmaktadır. O, ''neoliberalizm''i, ''neo liberal model''i bir ''karşı-devrim'' olarak tanımlamaktadır. Peki neye ''karşı bir karşı devrim'' diye sorduğumuzda, yanıtını zaten vermiş Harvey; ''1945’ten sonra Keynesyen politikalar ve yeniden dağıtıcı devlet, özel mülkiyetin gücüne meydan okumaya kalkışmadan, emekçi sınıfların artan güçlendirilmesine dayanan alternatif''e.

İlkin vurgulamak gerekir ki, Keynesçi politika, ''sosyal devlet'', ''refah devleti'' politikaları her hangi biçimde ilerici, devrimci politikalar, bir devrim falan değildi. İçerisinde geçilen tarihsel kesitte emperyalist tekellerin ve burjuva devletlerin birikim modeliydi. Bu politikalar, emperyalist dünya savaşının yarattığı yıkımları aşabilmek; SSCB ve sosyalist blokun, dünya proletaryası ve halklarının, ezilen ve sömürge ulusların sosyalist ve devrimci baskısını göğüsleyebilmek; uluslararası alanda aleyhine oluşmuş güç dengesini lehine çevirebilmek; emperyalist ülkelerde proletarya ve emekçilerin devrime, sosyalizme kayışını engelleyebilmek, devrim tehlikesini önlemek için uyguladığı bir modeldi. Emperyalist burjuvazi, dünyadaki devrimci gelişmeler, SSCB'nin, sosyalist kampın, proletarya ve halkların devrimci darbeleri altında ekonomik, sosyal, siyasal haklar vermek zorunda kalmıştı. Yani Harveylerin gözünde ıslah edilmiş iyi kapitalizm olarak görülen ''Keynesçi birikim'' modeli döneminde, özellikle de ''merkez ülkeler''de kazanılmış haklar, sermayenin verdiği haklar değil, mücadele edilerek, ağır bedeller ödenerek kazanılmış haklardı. Bu kazanımlar tekelci kapitalizme rağmen kazanılmış haklardı. Bu gerçek özellikle vurgulanmalıdır. Çünkü, sermaye ve savunucuları, proletarya ve halkları manipüle etmek için gerçekleri çarpıtmakta, sanki sözkonusu hakların tanınmasının Keynesyen politikaların, burjuvazinin, ''sosyal devlet''in lütfuymuş gibi lanse etmekte ve sanki bugün Keynesyen politikalar uygulanırsa işçi sınıfının bu haklara kendiliğinden kavuşacağı propagandasını yapmaktadır. Keza bu propagandayla dünya proletaryasının ve halkların neoliberal politikalara karşı gelişen tepkisi reformist hayali beklentilere yedeklenmek istenmektedir.

Harvey'in, ''1945’ten sonra Keynesyen politikalar ve yeniden dağıtıcı devlet''in, ''emekçi sınıfların artan güçlendirilmesine dayanan alternatif'' olarak değerlendirmesi de gerçeklerden uzak, hayali bir saptamadır. 45'lerden sonra da emperyalist burjuvazinin emekçi sınıfları güçlendirmek gibi bir hedefi olmamıştır. Keynesçiliği emekçi sınıfları güçlendirmek için bir politika olarak değerlendirmek, Harvey gibi aydınların ütopik/romantik dünyasının mahsulüdür. Harvey'in neo-liberalizme karşı önerdiği Keynesyen politikalar proletaryayı değil, burjuvaziyi temsil etmekteydi. Kapitalist genişletilmiş yeniden üretim sürecini ivmelemek, kapitalizmi devrim ve sosyalizme karşı güvenceye almak; kapitalist sömürünün hem ''Batı''da hem de ''Doğu''da derinleşerek gelişmesini, ''iki bloklu dünyada'' emperyalizmi güçlendirmeyi hedefleyen politikaydı.

Harvey, reformist teori ve politikası gereği, ne emperyalizmi kavramakta, ne de Keynesyen politikaların içerik ve hedefini. Böylece gerçeklerin yerine reformist hayallerini geçirmekte ve liberal hayaller yaymaktadır.

Harvey, emperyalizmi, neoliberal politikaları ''kötü kapitalist''lerin tercihi, Keynesçi politikaları ise, ''iyi niyetli, aklı başında, uygar'' kapitalistlerin politika ve tercihi olarak görmektedir. Yazımızın gelişim seyrinde bu olguyu daha iyi göreceğiz.

Hasan OZAN İLTEMUR

DEVAM EDECEK