Translate

devrimci demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devrimci demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2024 Çarşamba

“SOL MUHASEBE”, İŞÇİ SINIFI, BATIDA 2. DEVRİMCİ CEPHE*

 

(ÜÇÜNCÜ BÖLÜM)

I. MAKALE

Değişik siyasi çevrelerin pek çoğunun seçim sonuçları üzerine yaptıkları açıklamalarda (“Muhasebe”) ortaklaşan bir vurgu var: İşçi sınıfından, işçi sınıfı hareketinden kopuğuz...

Bu çerçevede yapılan analizler temel bir gerçeğe işaret etmektedir. İşçi sınıfı burjuva partilere, sendika ağalarına, sarı sendikal çizgilere terk edilmiş durumda. Bu olgu, Türkiye ve Kürdistan’ın tarihsel ve yapısal gerçeğidir. İşçi sınıfı hareketinin ciddi tarzda canlanarak geliştiği dönemlerde işçi sınıfı üzerine kalem oynatan ve göreli olarak harekete yanaşanlar, şu veya bu şekilde hareketle bağ kurmaya yönelenler, hareketin gerilediği süreçlerde, adeta yazıp çizdiklerini unutmakta, bu yönelimlerinden esaslı bir tarzda kopmaktadır. Üstelik bu “bağ kurma” yönelimi esasen dışarıdan yardıma gitme ve dayanışmayla sınırlı kalmaktadır. Şu 15-16 Haziran büyük işçi direnişi üzerine yazılan-çizilenlere bakıyoruz. Oldukça iyi saptamalar var. Marksist-Leninist teorinin işçi sınıfı ve kapitalizm, sınıfın tarihsel rolü üzerine nitelikli değerlendirmelere de tanık oluyoruz. Fakat iş pratiğe gelince tablo değişiyor. Bu analizleri yapan siyasi yapıların yaşamdaki duruşlarına (eyleminin içeriği!) bakınca, ortaya içler acısı bir tablo çıkmaktadır. Bu çelişki sözün eylemin, eylemin sözün arkasında olmaması gerçeğini çok çarpıcı tarzda gözler önüne sermektedir. Zaten oportünizm, teori ile pratiğin birbirinden kopukluğu, çift kimliklilik durumudur...

Sınıf çalışması”, “sınıf hareketi ile bağ kurma” sorununun küçük burjuva devrimciliği ile komünist devrimcilik bakımından anlamları farklıdır. Küçük burjuva devrimciliği için sorun, proletaryayı, nicelik olarak güçlü ama niteliksel olarak güçsüz bir çizgide kendi sınıf amaçları için seferber etmektir...

Küçük burjuva devrimci-demokrasisinin (halkçı devrimcilik) teorisi özel mülkiyetin tüm biçimlerine karşı değildir. Dolayısıyla küçük burjuva demokrasisinin devrimci kanadının program ve hedefi, küçük çaplı mülkiyeti her gün, her saat iflasa iten büyük çaplı mülkiyete (tekelci kapitalizm ve büyük burjuvazi) karşı olmakla sınırlıdır. Bu sınır küçük burjuvazinin azami sınırıdır. Bu olgu küçük burjuvazinin neden anti-kapitalist sosyalist karaktere sahip olmadığını ve olamayacağını gösterir. Bu sınır küçük burjuvazinin nesnel gerçeğidir. Bu nesnel olgu, küçük burjuvazinin küçük mülk sahibi sınıf olmasıyla bağlıdır. Dolayısıyla küçük burjuvazi anti-emperyalist demokratik halkçı devrimi kesiksiz sosyalist devrime dönüştürüp proletarya diktatörlüğünü kurarak, sosyalist inşayı sınıfsız toplum amacına bağlayarak geliştirme teori ve pratiğini temsil edemez. Bir diğer anlatımla, devrimci-demokrasinin programı onun azami politik hedefi olan devrimci-demokratik bir diktatörlükle, demokratik kapitalist sistem kurmakla sınırlıdır. Hatırlatmak bile gereksizdir ki, proletarya için, demokratik devrimci görevler (asgari program), onun sosyalist görevleri ve amaçları karşısında, geçici, kalıcı olmayan görevlerdir... Proletaryanın sosyalist görevleri ve azami programı gerek içeride gerekse de uluslararası arenada, kapitalizmin yıkılışı, dünya proletarya devriminin zaferi, komünizme (sınıfsız toplum) dek sürecek kesiksiz devrimin ifadesidir...

Küçük burjuvazi anti-kapitalist sosyalist bir sınıf olduğu için değil, kendi politik hedeflerine varmada işçi sınıfının gücüne gereksinim duyduğu için ona yanaşır, kazanmaya çalışır. Onun Marksizm-Leninizm’den, proletarya hareketinden etkilenerek kendisini “sosyalist”, “komünist, “proletarya partisi” olarak lanse etmesi, onu komünist yapmaya yetmez. O bu söyleminde samimi olabilir ama sınıf mücadelesinde belirleyici olan niyetler değil, kişi ve partilerin nesnel gerçeğidir ve bu nesnel gerçeğin sınıfsal içeriğidir. Marksizm-Leninizm’in, komünist işçi hareketinin güçlü olduğu dönemlerde küçük burjuvazi işçi sınıfının önemini vurgular, Marksist-Leninistlik iddiasını büyük bir güçle öne sürer fakat, yenilgi ve gericilik yıllarında ya bu iddiası zayıflar ya da bu iddia terk eder. Bu durumda da işin teorisi yapılır (tasfiyeci oportünizm), “proletaryayı abarttık”, “proletaryaya ezilenler karşısında ayrıcalıklı ve üstün rol verdik”, “halkı, ezilenleri, çokluğu, kimlik politikalarını ihmal ettik” vb. Bu olgu, küçük burjuvazinin sınıfsal gerçeğiyle bağlıdır. Küçük burjuvazi üretimdeki ikili karakteri nedeniyle bir elini burjuvaziye uzatır, diğer elini ise proletaryaya. Küçük burjuvazinin, proletarya ile burjuvazi arasında yalpalamasının nedeni de buradadır. Küçük burjuvazi, sürekli yalpalar, pragmatiktir, belkemiksizdir, eklektiktir, kağıt üzerinde kalan kararlar almada da maharetlidir, Bernsteinci “reel-politiker”dir. Bir uçtan diğer uca, sağ oportünizmden “sol” oportünizme veya tersine dönüşüm ve sıçramalarda yeteneklidir; ortacı oportünizm de bu yalpalamaların bir unsurudur. Bu uçlar arasında sallanma olgusu da küçük burjuvazinin söz konusu nesnel karakteriyle bağlıdır.

Bu bağlamda halkçı devrimciliğin, ezilenci devrimciliğin, “çokluk” siyasetinin sırası gelince işçi sınıfının önemine dair vurguları ve komünist olma iddiası, nesnel olarak proletaryayı aldatma, manipüle etme, silahsızlandırma çizgisinin ifadesidir. Küçük burjuva siyasi hareketlerin “proletarya ve halk”, “proletarya ve ezilenler” dilini kullanması, hatta işçi sınıfı hareketiyle bağlar kurması, yukarıda vurguladığımız küçük burjuvazinin teori ve pratiğinin içeriğini değiştirmez, sadece onu kamufle eder. Küçük burjuva devrimciliğinin eklektik söyleminden yola çıkarak yapılacak değerlendirmeler her zaman için yanıltıcı olacaktır.

Bu çerçevede baktığımızda, gerek sosyal reformist gerekse de devrimci-demokratik akımların “sınıf çalışması”nın esasları ve hedeflerinin sınırları bellidir. Dolayısıyla yalnız teorik, ilkesel açıdan değil, daha da önemlisi pratik-siyasal açıdan bu duruştan kopamayan herhangi bir parti kendisine hangi payeleri biçerse biçsin, (“Marksist”lik, “Leninist”lik, “Marksist-Leninist”lik, “komünist”lik vs.) Marksist-Leninist olamaz.

Sosyal reformizm (sosyalizm maskeli reformizm) ise, komünist olmayı geçtik, devrimci-demokratik bir hareket de değildir. Farklı biçimlerde kendilerini ifade etmelerine karşın sosyal reformist akımların ortaklaştığı program sosyal reform programı/çizgisidir. Bu program onların azami programıdır. Onlar, bu programı uygulayabilmek, burjuva demokrasisine dayanan burjuva diktatörlük kurma politik hedeflerine ulaşmak için işçi sınıfının gücüne gereksinim duyarlar. Bu akımların devrim, sosyalizm, proletarya diktatörlüğü, komünizm gibi bir derdi-tasası zaten yoktur. İşçi sınıfının en geri kesimlerinin bilincine tekabül eden, ekonomizmle, sendikalizmle belirlenen Menşevik kesimlerinin yanı sıra, post-modern kimlik politikalarını temel alan, (işçilere de bu çerçevede bakan, ezilenlerden biri işte!) ve sınıfı kimlik politikalarına tabi olacak bir güç olarak ele alan kesimleri hep birlikte işçi sınıfının tarihsel ve güncel rolü hakkında Marksizm-Leninizm karşıtlığında, sınıfı silahsızlandırmada birleşmektedir...

Bu renkli cephede yer alanların kimi daha az kimi daha keskin “Marksist”, “Marksist-Leninist”, “komünist”, “sosyalist” vs. olma iddiasında bulunmaktadır. Bilindiği gibi coğrafyamızda da devrimci-demokrasi ve sosyal reformizm halkçı, ezilenci, anti-proleter oportünist teori ve pratiklerini “Marksist”, “Marksist-Leninist”, “sosyalist”, “komünist” söylemini kullanarak kamufle etmektedir. Bu olgu, yeni değildir ve günümüz koşullarına kendini uyarlamış oportünist, post-Marksist söylemle ortaya çıkmaktadır. Bu renkli cephe, özellikle revizyonist/kapitalist blogun çöküşünden sonra, “Leninizm”, “Leninist” olma iddiasına daha az sahip çıkmakta, geniş kesimleri ise kendilerini Marksist-Leninist değil, “Marksist” olarak adlandırmaya önem vermektedir.

Özellikle 89/91 dönemecinden sonra, sosyal reformist tasfiyeci kesimleri geçelim, gerek devrimci harekette gerekse de komünist harekette “Leninizm”, “Leninist” olma iddia ve vurgusundan (teorik yayınlarına verdikleri adlarda, teorik yazılarında, propagandalarında, kurumlara verilen adlarda ortaya çıktığı gibi) uzaklaşma yönelimi vardır. Kimi az kimi çok ama ortak noktaları olarak bu yönelim dikkat çekmektedir. 1989-91 çöküşünden sonra, “Leninizm”, “Leninistiz” demek yerini, “Marksizm”, “Marksistiz” söylemine bırakmıştır büyük bir oranda. Burjuva tasfiyeci bataklığa batarak açıktan nedamet getiren berbat kesimleri geçiyoruz, sosyal reformistleri de geçiyoruz, bu olgu, kendilerini “Marksist-Leninist”, “komünist” olarak tanımlayan pek çok parti ve örgüt için de geçerli; bu burjuva liberal tasfiyeci fırtınanın devrimci hareketi ne denli ürkek hale getirdiğini, tasfiyeciliğin niteliksel olarak harekete ne denli derinden sızdığını, ilkeli, açık, net dil ve literatürü yerinden ederek “ideolojisizleşme”ye, oportünist kaypaklığın bataklığına götürdüğünü göstermektedir. Bu olguyu komünist hareketin gerçeğinde de görmekteyiz; 2000’ler sonrası bu olgu kendi Leninist gerçeğiyle kopuşma sürecinin evriminde uç vererek gelişmeye başladı; ideolojik tasfiyeciliğe kayış süreci Leninist dilin, literatürün aşınması, gerilemesi, belirsizleşmesi, bulanıklaşması, ideolojik liberalizmin etkisinin yankısıdır.

Açık ve kesin olan şudur: Marksizm-Leninizm demek yerine “Marksizm”, Leninistiz demek yerine “Marksistiz” demek ve adım adım bu dile geçiş süreci (evrim) rastlantısal değildir; aksine, post-Marksizme doğru gidiş ve geçişin ifadesidir. Bir dönemeç olarak alacak olursak, 1989-91 dönemeci ile özellikle ve başlıca Leninizm, Leninistlik her cephede açık bir saldırıya uğradı... Leninizm’e reddiye “Stalinizm”e reddiyeyle iç içe geliştirildi. “Marksist” olmak makul karşılanırken, “Marksist-Leninist” olmak, Marksizm-Leninizm iddiası canavarca saldırıya uğradı; bu burjuva ve küçük burjuva ideolojik ve siyasi saldırı “Elveda proletarya!”, “Elveda Leninizm!”, “Elveda Bolşevik parti!” diyen post-Marksist akıntının saldırısıyla iç içe geliştirildi...

Kısaca hatırlatmak ve sormak gereksiz olmayacaktır; özel bir tarihsel süreçten geçerken her cephede, (oportünizme has kıvraklıkla değil ama ilkeli tarzda) çağımızın Marksizmi olan Leninizm’in, Leninistliğin, (proletaryanın tarihsel ve güncel rolünün) bangır bangır vurgulanması gerekirken olan-bitenlere gözlerini kapayanlar ne kadar Marksist-Leninist olabilir acaba?!


DEVAM EDECEK

* Bu bölüm 3 makale halinde yayınlanacaktır. 2. makalede Marksist Leninist Komünist Hareket’in sınıf hareketi bağlamında tablosu; 3. makalede “Batıda 2. cephe açma” meselesi üzerinde duracağız.

Filistin direniş hareketinin askeri vuruşu ile başlayan İsrail soykırımı nedeniyle, Filistin-İsrail sorunu üzerine yazınca daha önce yayınlanmak için sırasını bekleyen üç makalenin yayınlanması gecikmiş oldu.

5 Ekim 2019 Cumartesi

PROLETARYA ve POSTMARKSİZM
''Komünist parti, proletaryanın ve bütün emekçi kitlelerin öncüsünü toplayıp birleştirebilecek, eğitebilecek ve örgütleyebilecek tek partidir. ... yani siyasal olarak proletaryayı yönetebilecek ve onun aracılığıyla bütün emekçi kitlelere klavuzluk edebilecek tek partidir.'' (Lenin, Anarşizm ve Anarko Sendikalizm, s. 402-403, Sol Yayınları)
                                                  I
Komünist partiler hangi sınıfı temsil eder? Proletaryayı. Komünist partilerin teori ve pratiğinin merkezinde hangi sınıf durur? Proletarya. Proletaryayı ve amaçlarını temel almayan bir komünist partisi düşünülebilir mi? Pratik çalışmalarının merkezine proletaryayı koymayan herhangi bir komünist partisi, sınıfa, tarihe karşı öncülük misyonunu yerine getirebilir mi? Komünist partilerin proletarya ile ilişkilenişi öncünün ideolojik önderliği ile mi sınırlıdır? Komünist partinin, Marksizm-Leninizm ile proletarya hareketinin birliği olduğu düşüncesi, eğer pratik çalışmaların merkezinde proletarya durmuyorsa, lafta ne söylenirse söylensin, gerçekte bu tanımlama yaşam bulabilir mi? Proletaryanın diğer emekçi sınıf ve tabakalarla, ezilen toplumsal kesimlerle ilişkilenişi, kesintisiz devrimde proletaryanın önderlik ve hegemonya strateji ve taktiklerinin gereklerine uygun olması gerekmez mi? Proletarya hareketini temel almayan herhangi bir komünist partinin, bu durumda, başka sınıf ve tabakaları temel aldığı ya da buna yöneldiği anlamına gelmez mi?!
Belirleyici ve açıklayıcı olan sözler mi pratik-politik duruş mu? Ezilenleri temel almak, nerde rüzgar esiyorsa oraya yönelmek Marksizm-Leninizm'le, Uluslararası Komünist Hareket'in tarihsel deneyimleriyle açık ve kesin bir çelişki içerisinde değil mi? Bugün dünyamızın, tarihte görülmemiş ölçüde proletarya ve burjuvazi olarak daha derin ve kapsamlı bölündüğü (dünya çapında 4 milyara yakın bir proletarya var!) açık değil mi? Aynı olgunun Türkiye ve Kürdistan için de (16 milyonu aşan bir proletarya!) keskin bir şekilde geçerli olduğu yadsınabilir mi? Böyle bir tarihsel ve güncel tablo içerisinde proletarya hareketini temel almanın daha berrak ve asla ihmal edilemez bir görev olduğu açık değil mi? Proletaryayı değil de ''ezilenleri'' temel almak bir komünist partisininin teorik olarak savunacağı, pratik olarak uygulayacağı bir yönelim olabilir mi? Herhangi bir komünist partisinin, yalnız teorik olarak değil, aynı zamanda işçi sınıfı hareketine bağlanarak, burjuva liberalizmiyle, küçük burjuva devrimci-demokrasisi ile arasına pratik-politik sınır çektiğini kanıtlaması gerekmiyor mu? Komünistler propaganda, ajitasyon, örgütlenme, eylem alanında proletaryaya herhangi bir ezilen sınıf gibi bakabilir ve ilişkilenebilir mi? Halkçı devrimciliğin ve postMarksistlerin bu vb. sorulara vereceği yanıtların açık ya da örtülü geçerli kabul edilmesi onaylanabilir mi? Devrimci-demokrasinin, burjuva liberal postMarksizmin bu sorulara teorik ve pratik olarak verdiği ve verecekleri yanıtların kendi nesnel varlık koşullarıyla bağlı olacağı ve olduğu açık değil mi?..
                                                      II
Komünist partilerin varlık hakkı herhangi bir sömürülen, ezilen sınıf ve tabakanın değil, yalnızca proletaryanın sınıf çıkarlarının temsiliyetinde somutlaşır. Komünist partiler bu tarihsel ve toplumsal gerçeğin ışığında öteki sınıf ve tabakalarla ilişkilenir ve devrimci-demokratik mücadeleye de bu bakış açısıyla önderlik ederler; tıpkı Ekim Devrimi'nde ve sosyalist inşa sürecinde olduğu gibi!
Ekim Devrimi ve Orta Avrupa'da gerçekleşen devrimlerin öz deneylerinin de kanıtladığı gibi, tüm ezilen sınıf ve tabakaları, ezilen toplumsal kesimleri, sömürge ve bağımlı ulus ve ulusal toplulukları da kurtaran proletarya ve öncüsü komünist partiler olmuştur. Dünyada gericiliğin atağa kalktığı ve tasfiyeci dalganın kabardığı vb. dönemlerde Marks-Engels'in, Marksizm'in, Marksizm-Leninizm'in, III. Enternasyonalin ''ezilenleri görmediği''ni ileri sürmek tasfiyeci oportünist dalganın ideolojik saldırısıyla bağlıdır. Teoriyi, tarihi, komünist işçi hareketinin uluslararası deneyimlerini öğrenmeden ya da biliniyorsa bilinçli bir tahrifatla sözde eleştirmek ya cehaletin ya da oportünizmin ürünüdür.
Hatırlatmak gerekiyor; Birlik Devrimi, burjuvazinin ve küçük burjuvazinin, ''Elveda proletarya!'' ''Elveda Marksizm-Leninizm!'', ''Elveda devrim!'' vb. ideolojik ve siyasal saldırılarının doruğa çıktığı koşullarda gerçekleştirildi. Dolayısıyla, Birlik Devrimi, her renkten burjuva ve küçük burjuva akıma karşı ilkeli yanıt ve pratik-siyasal bir meydan okumaydı. Birlik Devrimi ve partileşme atılımı, teori ve pratiğinin; strateji ve taktiğinin, örgütlenmesinin merkezine proletaryayı koyduğunu güçlü bir tarzda ilan etmişti. Nitekim bu duruşumuz bir dönem devam etti ama giderek hem teorik hem de pratik olarak esaslı bir şekilde geriledi; özellikle de pratikte proletaryaya sıradan ezilen bir sınıf olarak bakılmaya başlandı. Kişi imzasıyla yazılan tasfiyeci oportünist, postMarksist ''Sınıfçı Tekçilik mi, Toplumsal Devrimci Rezerv Çoğulluğu mu?'' (Atılım, ETHA, 6 Eylül) yazısı aynı zamanda bu yönelim ve duruşa ışık tutan bir yazı olmanın ötesinde başka bir değer taşımamaktadır.
Komünist partisi sınıfın partisidir. Komünist politika sınıf politikasıdır. Proletarya, kendi dışındaki sömürülen ve ezilenlerin mücadelesiyle sayısız biçimlerde ilişkilenir ve bu mücadelelere önderlik eder. Ezilenlerin mücadelesi sadece ilerici demokratik, demokratik-devrimci karaktere sahip mücadelelerdir. Proletarya demokratik görevleri ihmal etmek bir yana, sosyalist görevlerine bağlı olarak bu mücadelelere önderlik eder. Demokratik görevler proletarya ve komünist partisinin sosyalist-komünist amaç ve görevleri karşısında, geçici ve ikincil derecede önem taşıyan görevler ve mücadelelerdir. Bu ilkesel temel ve pratik-politik duruş, komünist partileri, proletarya sosyalizmini küçük burjuva demokrasinin devrimci-demokratik mücadelesinden ayıran temeldir. Bu temelin ezilencilik adına bulanıklaştırılması, giderek önemsizleştirilmesi, giderek silinmesi önce küçük burjuva demokrasisine verilen ideolojik tavizi, ardından zamanla o mevzilere gitmeyi koşullar...
İşçi sınıfının kendi sınıf dili, ilkeleri, kavram ve kategorileri, kavramlaştırmaları vardır. Oportünist, revizyonist, postMarksist eğilimler, kavramlarla daima oynamışlardır, eğip bükmüşlerdir. Marksist Leninist komünist kavramların içeriğini sürekli bozarak yeniden şekillendirmişlerdir. Bu olgu o dünyanın nesnel karakteridir. Oportünizmin, revizyonizmin, postMarksizmin nesnel sınıfsal temelini küçük burjuva sınıfı oluşturur ve uluslararası burjuvaziden de beslenir...
''Devrimci romantizm'', ''öncü feda birliği'' ''Ezilenler'', ''Ezilenlerin Marksizmi'', ''Ezilenlerin Marksist Partisi'', ''21. asrın sosyalizmi'' vb. nitelemeler ve içerikler (ister teori katına yükselsin isterse yükselmesin, ister açık isterse kamufle edilmiş bir tarzda olsun) kullanılmamalı ve teorik temelleriyle birlikte pratik olarak da mahkum edilmelidir.
Komünistler burjuva ve küçük burjuva ideolojisine, literatürüne ideolojik taviz vermezler. Kavramları ilke bozmaya tekabül edecek tarzda kullanmazlar. PostMarksizmin sınıf ideolojisini, sınıfın partisini reddetmesi, sınıf politikasını, ilkeli sınıf politikasını reddetmesi, işçi sınıfı ile Marksizm-Leninizm ve komünist hareketin ilişkisinin teorik alanla sınırlı, politik pratiğine yön vermeyen bir ilişki olarak lanse etmesi; önemli olanın güç ve iktidar olmak olduğu teorileri, pratikleri kesinlikle red ve mahkum edilmeli ve bu görev, etkin bir ideolojik mücadele ve ideolojik arınma ile beraber yürütülmelidir. Bu teori ve politikalar aynı zamanda ''nihai hedef hiçbir şeydir, hareket her şeydir'' diyen Bernsteinciliğin damgasını taşır.
Revizyonizmin üstadı Bernstein şunları yazar;
'' 'Bu bakımdan, hareketin benim her şeyim olduğu ve genellikle “sosyalizmin nihai amacı' denilen şeyin aslında hiçbir şey15 olmadığı cümlesini yazdım ve bugün yine aynı cümleyi yazıyorum. 'Genellikle' kelimesi önerinin sadece 'şarta bağlı' olarak anlaşılması gerektiğini göstermediyse bile sosyalist ilkelerin nihai uygulamasına ilişkin ilgisizliğini ifade edemediği ve sadece son düzenlemelerin şekline ilişkin dikkatsizliği ifade ettiği açıktı. Hiçbir zaman genel ilkelerin ötesinde geleceğe çok ilgim olmadı, geleceğin resmini sonuna kadar okuyamadım. Benim düşüncelerim ve çabalarım günümüzün ve en yakın geleceğin görevleriyle ilgili oldu ve ben kendimi sadece uygun eylem için şimdi bana verdikleri tavrın ötesindeki perspektiflerle meşgul ediyorum.'' (Evrimsel Sosyalizm, Batıya Yön Veren Metinler, dusuncetarihi.kapadokya.edu.tr › makale › evrimsel-sosyalizm )
Açık ki komünistler nerde hareket orada bereket, anı yaşa, esen rüzgara göre davran, önemli olan güç olmaktır vbg., perspektiflerle, yönelimlerle, duruşlarla uzlaşmaz ve davranmazlar. Marks'ın dediği gibi, ''İşçi sınıfının burjuvaziye karşı savaşımının geçmek zorunda olduğu çeşitli gelişme aşamalarında, her zaman ve her yerde, tüm hareketin çıkarlarını temsil ederler.'' (Komünist Manifesto) ve proletaryanın nihai amacı tüm gelişme aşamalarında komünist partileri yönetir.
Teori ve Politika dergisinde dile getirilen ilkesizliğin, pragmatizmin, postMarksizmin ifadesi olan şu değerlendirme, hiçbir biçimde örnek alınamaz;
''Politika, ne bir sınıf politikasıdır, ne de ilke politikası. Marksist bir politik örgütün izleyeceği politikanın tek sağlaması, örgüt olarak, güç ve kudret edinmek, ve iktidar olmaktır.''
Oysa komünist politika Bilimsel Komünizmin ilkelerine dayanan ilkeli politikadır. İlkeler politikanın yerine ikame edilemez ama tek ilkeli politika ilkelere dayanan politikadır. Önemli olan ne olursa olsun güç ve iktidar olmak değil, önemli ve belirleyici olan işçi sınıfı hareketine, onun önderliğine ve hegemonyasına dayanarak güç ve iktidar olmaktır. Marksizm Leninizm'in emri budur. Nerde hareket orada bereket politikası komünist partileri ilkesizliğe, zaman içinde nihai hedefini de yadsımasına, küçük burjuva pragmatizmine mahkum eder.
Marksizm-Leninizm'e, Uluslararası Komünist Hareket'e (UKH) ait olmayan görüşleri ''sınıfçı Marksizm'' vs. adı altında ona atfedip sonra karşısına geçip salvo atışları yapmak, olsa olsa anti-Marksist-Leninistlerin işidir. UKH'nın ve kendi tarihimizin komünist eleştirisini yapmakla, o tarihi ve pratiği revize ederek sunmak; ve yenilenme, yeni açılım adına bambaşka sulara yelken açmak farklı şeylerdir. Sorunların nedenleri üzerine düşünmek ve gelecek için dersler çıkarmak yerine, gerçekleri tahrif etmeye ve tepkileri değiştirmeye odaklanmış bir algı yönetimi komünistlerin ilkesel ve yöntemsel duruşuna da karşıdır.
Dünya komünistleri, daima, Engels'in çarpıcı tarzda vurguladığı şu yoldan yürümüştür;
''… gerçekten proletarya partisi olan her parti, her zaman ilk koşul olarak sınıf politikasını, proletaryanın bağımsız tek parti halinde örgütlenmesini ve savaşımın birinci hedefi olarak da proletarya diktatörlüğünü koymuştur.''
''Biz sınıfların kaldırılmasını istiyoruz. Buna ulaşmanın aracı nedir? Proletaryanın siyasal egemenliği... Ancak yapılması gereken siyaset, işçi siyasetidir....''
Ve bu bağlamda da belirleyici olan, ''Önemli olan siyasetin nasıl yapıldığı ve hangi siyasetin yapıldığıdır.'' (Marx-Engels, Düşünceler ve Aforizmalar, s. 111, 61)
Komünist hareketi de ciddi bir şekilde etkileyen postMarksist ve küçük burjuva ideolojik etkileri ifade eden teorilere, tezlere, eğilimlere, kavramlara karşı sistematik bir ideolojik mücadele yürütmek ve proletarya devrimciliğinin pratik-politik duruşunu geliştirmek her komünist partisinin görevi olduğuna inanıyoruz. Bu bağlamda Birlik Devrimi'nin Kongre Belgeleri'nde ortaya konulan sınıf, parti, sınıf hareketi, program, strateji, taktik, örgütsel gücün teksifi çizgisine bağlı kalmamak ya da ondan uzaklaşmak kabul edilemez. Komünist parti olma iddiası ve duruşu devrimci-demokratik ve postMarksist ideolojilerle de hesaplaşmayı gerektirir. Komünistler, biz zaten işçi sınıfını temsil ediyoruz, siyasetimiz de işçi sınıfı siyasetidir, dolayısıyla her faaliyetimiz zaten sınıfı temsil eder, kadrolarımıza bakın ''çoğu'' işçi kökenlidir vb. gibi ana sorunun tartışılmasını karartan ilkesiz ve tasfiyeci yorumlardan, teorileştirmelerden özenle kopmalıdır. Burada asıl sorun, komünist partinin, komünist hareket ile proletarya hareketinin birliği olduğu tespitine bağlı kalarak, sınıf hareketine dayanan komünist işçi hareketi olarak ereklere doğru yürünüp yürünmediğidir. Peki ama gerçeğimiz bu mu? Kuşkusuz değil, politik faaliyetlerin yansıdığı komünist basını takip eden her insan bu gerçeği görebilir ya da görmektedir.
Devam edecek