Translate

22 Nisan 2016 Cuma

SINIFLI TOPLUM VE KOMÜNİZM



SINIFLI TOPLUM VE KOMÜNİZM
Bu yazımızda kendimizi daha ziyade Marksizm-Leninizm’in kapitalizmden komünizme geçiş süreci hakkındaki teori ve tezlerinin en önemli bazı kanıtlarını vermekle sınırlayacağız. Konu bağlamında okura özellikle Marks’ın Gotha Programının Eleştirisi’ni, Lenin’in Devlet ve Devrim’ini, III. Enternasyonal’in 1928 Programı’nı incelemesini öneririz. Bu konuyu ele almamız, teori ve tarih çarpıtıcılarının, ideolojik olarak Marksizm-Leninizm’den kopmuş zihniyetlerin gerçeklerinin görülmesi, ideolojik bunalımın ürünü olan teorik-ideolojik kargaşalığın aşılabilmesi bakımından zorunlu ve gereklidir. Keza konu bağlamında bu sorunların iki kitabımızda* eleştirel kapsamda genişçe incelenmiş olduğunu özel olarak vurgulamak isteriz.
Kapitalizmden komünizme geçiş süreci kesintisiz bir devrim sürecidir. Bu devrim süreci ekonomik devrimin, siyasal devrimin, ideolojik ve kültürel devrimin iç bütünlüğüne dayanan ve dünya çapında komünizmin (sınıfsız toplumun) zaferine dek sürecek olan bir devrim sürecidir. Bu geçiş süreci proletarya diktatörlüğüne dayanır; geçiş süreci ancak proletarya diktatörlüğü aracılığıyla gerçekleşebilir. Bu geçiş süreci içerde ve uluslararası alanda son derece geniş ve derin, sert ve çapraşık bir sınıf mücadelesine dayanır ve sınıflı toplumdan sınıfsız topluma geçişi ifade eder. Bu bağlamda geçiş süreci olgunlaşmamış komünizmden (sosyalizm evresi) olgunlaşmış komünizme geçişi ifade eder. Olgunlaşmamış komünizm, komünizmin alt evresini, sosyalizm evresini; olgunlaşmış komünizm ise komünizmin üst evresini, sınıfsız toplumu oluşturur. Olgunlaşmamış komünizm (sosyalizm) kendi bağımsız temelleri üzerinde, “kendine özgü olan temeller üzerinde gelişmiş olan” bir komünist toplumu değil, içerisinden “çıkıp geldiği biçimiyle” kapitalizmin doğum lekelerini vb. taşıyan bir komünist toplumu, “komünizmin birinci aşaması”nı; olgunlaşmış komünizm ise, komünizmin üst aşamasını, kendi bağımsız/özgün temelleri üzerinde gelişmiş bir komünist toplumu ifade eder. Komünizmin birinci aşamasında geçerli ilke, “herkesten yeteneğine, herkese emeğine göre” ilkesidir. Komünizmin ikinci aşamasında geçerli ilke ise, “herkesten yeteneğine, herkese gereksinimine göre” ilkesidir. Bu, aynı zamanda “burjuva hukukunun dar ufku”nun da aşıldığını gösterir.
Birinci evre kapitalizmden onun lekeleriyle doğar ve ikinci evreye doğru gelişir, ikinci evre birinci evrenin içinden serpilerek gelişir, olgunlaşarak “doğar”. Enternasyonal proletarya, nesnel koşullardan dolayı, hemen ve doğrudan bir çırpıda “komünizmin üst evresi”ne, “olgunlaşmış komünizm”e, yani sınıfsız topluma sıçrayamaz. Bundan dolayıdır ki proletarya, proletarya diktatörlüğü aracılığıyla, sosyalizm evresinden geçerek ancak komünizmin üst evresine, yani olgunlaşmış komünizme, yani kendi özgün temelleri üzerinde yükselen sınıfsız komünizm evresine ulaşabilir. Ancak böyle bir gelişme sürecinin sonucu, ürünü olarak ya da Marks’ın çarpıcı ifadesi ile “sınıf farklılıklarının ortadan kaldırılmasıyla, bu farklardan doğan her türlü toplumsal ve siyasal eşitsizlik kendiliğinden ortadan kalkar.”
Bu geçiş süreci kesintisiz bir devrim sürecidir. Marks’ın dediği gibi, “Kapitalist toplum ile komünist toplum arasında, birinden ötekine devrimci dönüşüm dönemi yer alır. Buna da bir siyasal geçiş dönemi tekabül eder ki, burada, devlet proletaryanın devrimci diktatörlüğünden başka bir şey olamaz.” (iMa.) Adı üzerinde, “devrimci dönüşüm dönemi”! Bu dönüşüm dönemi, komünizmin alt evresinden üst evresine doğru bir devrimci dönüşüm dönemidir. Bu devrimci dönüşüm dönemini zorunlu kılan da üretici güçlerin yetersiz gelişimidir, üretim yetersizliğidir, işbölümünün varlığıdır, sınıfların varlığıdır, kafa ile kol, kır ile kent arasındaki vb. farklılıklardır. Ve söz konusu devrimci dönüşüm dönemi ancak ve yalnızca artık sönmeye doğru giden ve yarım devlet diyeceğimiz “proletaryanın devrimci diktatörlüğü” aracılığıyla gerçekleşir. Ve bu gerçekleşme, sınıflı toplumdan sınıfsız topluma doğrudur, çünkü “Sınıfların ortadan kaldırılması bizim temel istemimizdir.” (Engels) İşte üretim yetersizliğinin, işbölümünün, sınıfların, devletin ortadan kalktığı aşama komünizmin bu üst aşamasıdır.
Bir diğer anlatımla, Marks’ın söyleyişiyle:
“Komünist toplumun daha yüksek bir evresinde, bireylerin işbölümüne kölece boyun eğmesinin ve onunla birlikte de kafa emeği ile kol emeği arasındaki çelişkinin ortadan kalkmasından sonra; emek, yalnızca yaşam aracı değil, yaşamın birincil gereksinmesi haline gelmesinden sonra; bireylerin her yönüyle gelişmesiyle birlikte, üretici güçlerin de artması ve bütün kolektif zenginlik kaynaklarının gürül gürül fışkırmasından sonra - ancak o zaman, burjuva hukukunun dar ufukları tümüyle aşılmış olacak ve toplum, bayraklarının üzerine şunu yazabilecektir: ‘Herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinmesine göre!’” (Gotha Programının Eleştirisi)
Sosyalizmle komünizmi, bir diğer vurguyla, komünizmin alt evresiyle üst evresini eşitleyen, ikisi arasındaki somut tarihsel farklılığı yadsıyan, komünizmin alt evresini sınıfsız, devletsiz bir toplum olarak lanse eden teori ve tezler, Marksizm-Leninizm’i revize ederek teoriyi bozmakta ve tanınmaz hale getirmektedir.  Bu tasfiyeci revizyonist savunu ilhamını Troçki’den, Troçkizm’den almaktadır. Bu, Troçkizm’in değişik eğilimlerinin üzerinde birleştiği bir teoridir. Kuşkusuz ki Troçki (ve Troçkizm) durup dururken bu teoriyi ortaya atmadı, ama biz işin bu yanını ileriki sayfalarımıza, yazımızın II. Bölüm’üne bırakacağız.
Ne diyor Marks, birlikte okuyalım:
“…Benim yeni olarak yaptığım 1) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur. ..."(Marx'tan New York'taki J.Weydemeyer'e mektup, 5 Mart 1852, Marx- Engels Seçme Yapıtlar, C.1, s. 637, bMa., Sol Yayınları)
Sahte iddiaya göre Marks, bu geçiş dönemini kapitalizmden komünizme geçiş süreci olarak değil, kapitalizmden sosyalizme geçiş dönemi olarak ortaya koymuştur. Proletarya diktatörlüğü de bu dönemin geçiş devletidir. Sosyalizm sınıfsız komünist toplumdur.
Yine Marks’a dönelim:
“Burada ele almamız gereken, kendi temelleri üzerinde gelişmiş olan değil, tersine, kapitalist toplumdan doğduğu şekliyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan, bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hâlâ taşıyan bir toplumdur.” (iMa.)
İşte bu toplum, komünizmin alt evresi olan sosyalizm aşamasıdır, yani olgunlaşmamış komünizm.
“İşte kapitalizmin bağrından henüz çıkmış bulunan ve bütün alanlarda eski toplumun izlerini taşıyan bu komünist toplumu, Marks, komünist toplumun "birinci", ya da alt evresi olarak adlandırır.” (Lenin)
Tasfiyeci Troçkistlere, Marksizm-Leninizm’in ideolojik düşmanlarına inanacak olursak Marks’ın tarif ettiği bu toplumda, yani komünizmin bu evresinde, sınıflar yok, devlet yok, kapitalizmin kalıntıları yok vs. vb.
Oysa Marks, burada, açık ve net olarak, “kapitalist toplumdan doğduğu şekliyle bir komünist toplum”dan bahsediyor. Ve yine Marks’ın belirttiği gibi, bu toplum bir geçiş toplumudur ve olgunlaşmamış komünizmdir. Böyle bir toplum nasıl oluyor da sınıfsız, devletsiz bir toplum oluyor?! Olmayacağı ve olmadığı açık ve kesindir. Tarihsel aşamaların üzerinde atlamaya çok meraklı olan Troçki’nin aksine, Marks, proletarya diktatörlüğü dönemini kapitalizmden sosyalizme, bir diğer vurguyla, kapitalizmden olgunlaşmamış komünizm aşamasına geçişle sınırlamıyor. Marks’ın, Marksizm-Leninizm’in böyle bir düşüncesi hiçbir zaman olmamıştır. Aksine, O, proletarya diktatörlüğü dönemini bir bütün olarak kapitalizmden komünizmin üst aşamasına, yani sınıfsız komünizm aşamasına dek geçerli sayıyor. Doğal olarak bu, tarihsel bir evrime dayanır…
Bu bağlamda da kendi çarpık sözde düşüncelerini berbat bir oportünizm ve revizyonizmle Marks’a, Engels’e mal eden Troçki’nin, Troçkizm’in ve çömezlerinin Marksizm-Leninizm’in bilinçli ideolojik düşmanları olduklarını bir an olsun bile unutmamak Marksist Leninist Komünistlerin görevidir. Troçkizm’in ideolojik yörüngesine giren, Troçkizm’in son derece demagojik içeriğini ve dilini kavramayanlara da gösterilmesi gereken şey aynı zamanda budur.
Sosyalizmde, yani olgunlaşmamış komünizm döneminde, (yani komünizmin üst evresine geçiş döneminde) somut tarihsel koşullarla bağlı olarak, sınıflar, sınıf mücadelesi, devlet vardır ve sürmektedir. Üretici güçlerin yetersiz gelişiminin ürünü olan “burjuva hukukun dar ufku” (“herkes yeteneğine, herkese emeğine göre” ilkesi) henüz aşılamamıştır; herkes gereksinmelerine göre alamamaktadır. İşbölümü, kentle kır, kafa emeğiyle kol emeği arasındaki farklılıklar sürmektedir. Çalışmak yaşamın başta gelen zevki haline henüz gelmemiştir.
Bu anlaşır bir durumdur. Çünkü Marks’ın dediği gibi;
“Ama bu gibi kusurlar, uzun ve sancılı bir doğumdan sonra kapitalist toplumdan çıkıp geldiği şekli ile komünist toplumun birinci evresinde kaçınılmaz şeylerdir. Hukuk, hiçbir zaman, toplumun iktisadi yapısından ve onun koşullandırdığı kültürel gelişmeden daha yüksek olamaz.”
Sorun bu kadar açık. Ama biz devam edelim.
Sosyalizm ve komünizm bağıntısında Lenin’in aşağıdaki açıklama ve uyarıları sorunu anlayabilmek ve maskeleri düşürmek bakımından oldukça önemlidir:
“Ama sosyalizm ile komünizm arasındaki bilimsel ayrım açıktır. Genel olarak sosyalizm diye adlandırılan şeyi, Marks, komünist toplumun ‘birinci’ ya da alt evresi olarak adlandırmıştır. Üretim araçları ortaklaşa mülkiyet durumuna geldiği ölçüde, bunun tam komünizm olmadığını unutmamak koşuluyla, ‘komünizm’ sözcüğü bu evre için de kullanılabilir. Marks'ın açıklamalarının büyük değeri, burada da, materyalist diyalektiği, evrim teorisini, tutarlı biçimde uygulamak ve komünizmi, kapitalizmden başlayarak gelişen bir şey olarak düşünmektir. (Sosyalizm nedir, komünizm nedir? gibi) ‘uydurulmuş’, skolastik ve yapay tanımlamalarla, kuru sözcük çekişmeleriyle yetinme yerine, Marks, komünizmin ekonomik olgunluk aşamaları denebilecek şeyi çözümler.” (iLa., Devlet ve Devrim)
Kapitalizmden komünizme geçiş süreci, metafizik zihniyetle, subjektif idealizm ve mekanik materyalizmle vs. açıklanamaz ve anlaşılamaz. O tamamen gerçek tarihsel hareketten doğar, gelişir ve ancak diyalektik materyalizmle bilimsel olarak anlaşılabilir. Çünkü tarihsel ve toplumsal hareket, o arada, kapitalizmden komünizme geçiş süreci, hem diyalektik hem de materyalist karaktere sahiptir doğası gereği. Ütopik tasarımlarla, aşamaların üzerinde atlama “merak”ıyla, kestirmeden komünizmin üst aşamasına sıçrama “savaş hile”leriyle sorunu anlamak zaten olanaklı değildir. Tarihsel ve toplumsal gelişmenin nesnel hareket yasalarını hiçe sayarak ise hiçbir bilimsel analiz yapılamaz…
Devam etmeden önce özellikle belirtmek isteriz, içerisinde geçtiğimiz tarihsel konjonktürün dünya burjuvazisi ve yedeğindeki akımlara sunduğu imkân ve gelişmeler nedeniyle bundan cesaret alanlar, (öyle ya nasılsa Marksizm-Leninizm, “Stalinizm”, sosyalizm ölmüştü!), dün yapamadıkları şeyi, Lenin’i, Leninizm’i “eleştirme” işini fütursuzca üstlendiler. Lenin’in Devlet ve Devrim gibi ölümsüz bir yapıtını “Marksizm”den kopuş, Marks’ın revizyonu, “mezhepçi Marksizm” vs. olarak lanse etmeye başladılar. Bunu Troçkizm’e yedeklenen ve esin kaynağı II. Enternasyonal olan bir takım oportünist çevrelerden de görüyoruz. Örneğin daha düne kadar “Leninist-Bolşevik” kamuflajı giyen Troçkizm’in değişik ekollerinin artık bu maskeyi bir yana atmasından da bu gerçeği görebiliyoruz.
Marks’ı dinlemeye devam edelim:
“Bu sosyalizm genel olarak, sınıf farklılıklarının ortadan kaldırılması, sınıf farklılıklarının dayandıkları bütün üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılması, bu üretim ilişkilerine uygun düşen bütün toplumsal bağıntıların ortadan kaldırılması, bu toplumsal bağıntılardan doğan bütün düşüncelerin altüst edilmesine varmak üzere, devrimin sürekliliğinin ilânıdır, zorunlu bir geçiş noktası olarak proletaryanın sınıf diktatörlüğüdür” (Marx-Engels, Seçme Yapıtlar, C.1, bMa.,  Birinci Baskı, s. 341, Sol Yay.)
Hileli ve demagojik savaşım yöntemleri kullanmayı bir sisteme, bir savaş tarzına dönüştürmüş Troçkist, oportünist çevreler, yukarıdaki alıntıda (veya benzer alıntılarda) geçen “sosyalizm” kavramı ile oynayarak, tahrif ederek, “İşte gördünüz mü Marks, kapitalizmden komünizme geçiş derken, sosyalizmi kastediyor, proletarya diktatörlüğünü de sosyalizme geçişle sınırlıyor, böylece Marks’ın sosyalizmin sınıfsız, kapitalizmin kalıntılarından arınmış, devletsiz toplum olduğunu savunduğunu görüyoruz” vs. diyorlar. Marks’ın vurguladığı, içeriğini açarak ortaya koyduğu komünizmin birinci ve ikinci evresi değerlendirmelerini; komünizmin alt evresinde üretici güçlerin henüz yetersiz geliştiği, işbölümü ve sınıfların, devletin var olduğu, bir diktatörlük aracı olarak proletarya diktatörlüğünün devletten devletsizliğe, olgunlaşmış komünizme geçiş aracı olacağı ve olduğu vb. değerlendirmelerini bir çırpıda bir kenara atarak yapılan bu saptamalar teorinin tahrifidir, devrimci ve bilimsel namustan açık ve kesin bir yoksunluktur. Marks ve Engels, eğer çevirilerle ilgili bir sorun değilse, yer yer, sosyalizm kavramını alt ve üst evre ayrımı yapmaksızın veya komünizmin üst evresi için de kullanmışlardır. Ama bundan hareketle koskoca teoriyi hiçe saymak, tahrif etmek komünistlerin değil, Marksizm-Leninizm düşmanlarının, bayağılıkta, demagoji sanatında sınır tanımayanların işi olabilir ancak. Ki bunun kanıtlarını ayrıca sunmaya devam edeceğiz.
Yukarıdaki alıntıya dönecek olursak, evet, kapitalizmden komünizme geçiş süreci kesintisiz/sürekli bir devrim sürecidir. Dünya proletarya devrimi için mücadele; proletarya devriminin zafer kazandığı bir ya da birkaç ülkede sosyalizmin inşası için mücadele; giderek proletarya devriminin uluslararası arenada zafer kazanması, dünya proletarya diktatörlüğünün kurulması ve komünizmin üst evresine doğru, sınıfsız dünya komünizmine geçiş süreci için mücadele, tümüyle, içerde ve dışarıda kesintisiz/sürekli bir devrim sürecidir. Bu devrim, ekonomik, politik, ideolojik-kültürel bir devrim sürecidir. Bu süreç, ulusal ve küresel alanda her cepheden “komple ve bütünlüklü” olarak özel mülkiyet dünyasından, kapitalizmden, onların ürünü olan her türlü ekonomik, toplumsal, politik eşitsizliklerden nihai, geri dönüşsüz kopuş süreci olarak keskin, karmaşık bir sınıf mücadelesi sürecidir. Proletarya devriminin bir veya birkaç ülkede zaferi, giderek dünya proletarya devriminin zaferi, bir son değil, yeni bir başlangıçtır, yeni ve karmaşık bir sınıf mücadelesi sürecidir. Bu, bu kadar açıktır.
Marks, yukarıdaki alıntıda bu gerçeği çarpıcı bir tarzda açıklar; evet, aynen, “Bu sosyalizm”, a) “genel olarak, sınıf farklılıklarının ortadan kaldırılması”na, b) “sınıf farklılıklarının dayandıkları bütün üretim ilişkilerinin ortadan kaldırılması”na, c) “bu üretim ilişkilerine uygun düşen bütün toplumsal bağıntıların ortadan kaldırılması”na, d) “bu toplumsal bağıntılardan doğan bütün düşüncelerin altüst edilmesine”, şimdi dikkat edin: “varmak üzere,”(abç.) “devrimin sürekliliğinin ilânıdır,” e-“ zorunlu bir geçiş noktası olarak proletaryanın sınıf diktatörlüğüdür.”
Demek neymiş, bütün bu farklılıkların kaldırılmasına varmak için (ki oraya varıldığında, bu komünizmin üst evresidir, yani sınıfsız toplumdur) bir sosyalizm aşamasından, yani olgunlaşmamış komünizm aşamasından geçmek gerekiyormuş. Ve söz konusu yere/amaca “varmak üzere” “zorunlu bir geçiş noktası olarak proletaryanın sınıf diktatörlüğü” gerekli ve kaçınılmazmış. Demek ki, “Bu sosyalizm”,  kesintisiz bir devrim süreciymiş. Nereye kadar, alıntıda ifade edilen dört şıkkın gerçekleştiği aşamaya kadar. Peki, bu aşama hangi aşamadır? Kuşkusuz ki sınıfsız komünist aşamadır. O halde bu kesintisiz/sürekli devrim süreci bir devletli dönem, bir proletarya diktatörlüğü dönemidir ve bu geçiş süreci ancak nihai açıdan sönecek, sönme sürecini yaşamaya başlamış bir devlet olan proletarya diktatörlüğü aracılığıyla gerçekleşecektir. O halde komünizmin ilk evresi olan sosyalizm (olgunlaşmamış komünizm) sınıfsız, devletsiz, kapitalizmin kalıntılarından kurtulmuş bir toplum değilmiş ve proletarya diktatörlüğü dönemi kapitalizmden sosyalizme geçiş döneminin değil, kapitalizmden sınıfsız toplum olan komünizmin üst aşamasına geçişin devletiymiş.
Sorun açık değil mi!!! Açık ki küçük burjuvazi, sınıf karakterine bağlı olarak, Marks’ı tahrif ettiği gibi alıntıyı vb. alıntıları da tahrif etmektedir. Ama böyle tahrifatlar bol miktarda bulunmaktadır zaten.
Marks-Engels’e dayanan ve Marksizm’i geliştiren Lenin, şöyle der:
 “Bütün evrim teorisi tarafından ve genellikle bilim tarafından şaşmaz bir biçimde ortaya konan ilk nokta —ütopyacıların unutmuş bulundukları ve sosyalist devrimden korkan oportünistlerin bugün unuttukları nokta,— tarihsel bakımdan, hiç kuşkusuz, kapitalizmden komünizme özel bir geçiş aşamasının ya da evresinin varolması gerektiğidir.”
“Marks, ütopyaya düşmeden, bu gelecek konusunda şimdiden tanımlanabilecek şeyi, yani: komünist toplumun alt ve üst evresi (derece, aşama) arasındaki ayrımı en ayrıntılı bir biçimde tanımlamıştır.”
“Biz, devletin, yani tüm örgütlenmiş ve sistemli zorun, genel olarak insanlar üzerinde uygulanan her tür zorun ortadan kalkmasını son erek olarak alıyoruz. Biz, azınlığın çoğunluğa boyun eğmesi ilkesine uyulmayacağı bir toplumsal düzenin çıkagelmesini beklemiyoruz. Ama biz, sosyalizmi yürekten dileyerek inanıyoruz ki, sosyalizm, evrimi içinde komünizme varacak ve sonuç olarak, insanlara karşı zora başvurma zorunluluğu, bir insanın bir başka insana, nüfusun bir bölümünün nüfusun öteki bölümüne boyuneğme zorunluluğu [sayfa 109] büsbütün ortadan kalkacaktır; çünkü insanlar, zor ve boyuneğme olmaksızın, toplum halinde yaşamanın yalın koşullarına uymaya alışacaklardır.” (açL., Devlet ve Devrim)
Olgunlaşmamış komünizm olan sosyalizm evresinde sınıfların, sınıflar mücadelesinin varlığına bağlı olarak devlet de vardır. Marks ve Engels’i ayrıntılı bir biçimde inceleyerek Marksist devlet öğretisini geliştiren Lenin, anarşistlerle Marksistler arasındaki farklılıkları analiz ederken şöyle der:
 “1) Marksistler, devleti tamamen ortadan kaldırmak istemekte devam ederek, bunun ancak [sayfa 148] sosyalist devrimle sınıfların ortadan kalkmasından sonra, devletin yokolmasına götüren sosyalizmin kuruluşu sonucu olarak, gerçekleşebilir bir şey olduğuna inanırlar; anarşistlerse, bunu olanaklı duruma getiren koşulları anlamaksızın, devletin bugünden yarına tamamen ortadan kalkmasını isterler.” (age.)
Konumuz başlı başına bu devletten devletsizliğe geçişi incelemek değil; dileyen Lenin’in yapıtını inceleyebilir ve incelenmelidir de…
Sosyalizmin sınıfsız, devletsiz, kapitalizmin kalıntılarının olmadığı bir toplum olduğuna, proletarya diktatörlüğünün kapitalizmden komünizme geçiş sürecinin değil, kapitalizmden sosyalizme geçiş sürecinin devleti olduğuna dair Engels de tanık olarak gösteriliyor. “Devrimci Marksist”, post-Marksist, “21. yüzyılın Marksizm”cilerinin kendi Marksizm-Leninizm düşmanlıklarına tanık olarak gösterdikleri Engels, bakalım ne diyor.
Alıntılar, Engels’in “Komünizmin İlkeleri” adlı yapıtından alınmıştır.
Soru 17: Özel mülkiyeti bir çırpıda kaldırmak olanaklı olacak mıdır?
      Yanıt: Hayır, mülkiyetin ortaklaşalığını kurmak için mevcut üretici güçleri, bir çırpıda gereken ölçüde artırmak ne kadar olanaksızsa, böyle bir şey de o kadar olanaksızdır. Şu halde, nasıl olsa yaklaşan proleter devrim, mevcut toplumu ancak yavaş yavaş değiştirecek ve özel mülkiyeti ancak gerekli miktarda üretim aracı yaratıldığı zaman kaldırabilecektir.”(abç.)
“Soru 18”i yanıtlarken, yanıtta yer alan “Mevcut koşulların şimdiden zorunlu hale getirdiği” önlemleri sıraladıktan sonra Engels usta, şöyle der:
“Bütün bu önlemler, elbette ki, bir anda uygulanamazlar. Ama bunlardan herbiri, her zaman, bir ötekini gerektirecektir. Özel mülkiyete karşı ilk köklü saldırıda bir kez bulunuldu mu, proletarya, durumdan daha ileriye gitmek, bütün sermayeyi, bütün tarımı, bütün sanayii, bütün ulaşımı ve bütün değişimi gittikçe daha çok devletin elinde yoğunlaştırmak zorunda kaldığını görecektir. Bu önlemlerin hepsi de, bu gibi sonuçlara yolaçarlar; ve ülkenin üretici güçlerinin proletaryanın emeği ile çoğaltılması oranında bunlar, gerçekleşebilir hale gelecekler ve merkezileştirici etkilerini geliştireceklerdir. Nihayet, bütün sermaye, bütün üretim ve bütün değişim ulusun ellerinde yoğunlaştığında, özel mülkiyet kendiliğinden ortadan kalkacak, para gereksiz olacak, ve üretim o denli artmış ve insanlar o denli değişmiş olacaklardır ki, eski toplumsal ilişkilerin son biçimleri de yok olabilecektir.” (abç.)
Soru 20: Özel mülkiyetin nihai olarak kaldırılmasının sonuçları neler olacaktır?
      Yanıt: Her şeyden önce, toplumun, hem bütün üretici güçlerin ve haberleşme araçlarının kullanımını ve hem de ürünlerin değişim ve dağıtımını özel kapitalistlerin ellerinden alarak, bunları elde bulunan olanaklara ve tüm toplumun gereksinmelerine uygun düşen bir plan uyarınca yönetmesiyle, büyük sanayiin şu andaki işletilişinin bütün kötü sonuçları ortadan kaldırılmış olacaktır. Bunalımlar son bulacaktır; mevcut toplum sistemi altında aşırı üretim demek olan ve sefaletin bunca büyük bir nedeni olan genişletilmiş üretim, o zaman yeterli bile olmayacak ve çok daha genişletilmek zorunda kalacaktır. Toplumun ivedi gereksinmelerinin ötesindeki aşırı üretim, sefalet yaratmak yerine, herkesin gereksinmelerinin karşılanması demek olacak, yeni gereksinmeler ve aynı zamanda da bunları karşılayacak araçlar yaratacaktır. Bu, yeni ilerlemelerin koşulu ve nedeni [sayfa 111] olacak, ve bu ilerlemeleri, böylelikle, toplum düzeninde şimdiye dek hep olduğu gibi kargaşalığa yolaçmaksızın başaracaktır. Manüfaktür sistemi zamanımızın büyük sanayii ile kıyaslandığında ne denli zavallı kalıyorsa, büyük sanayi de, özel mülkiyetin baskısından bir kez kurtuldu mu, bugünkü gelişme düzeyini o denli zavallı bırakacak bir ölçekte gelişecektir. Sanayiin bu gelişmesi, topluma, herkesin gereksinmelerini karşılamaya yeterli miktarda ürün sağlayacaktır. Aynı şekilde özel mülkiyetin baskısıyla ve topraktaki parçalanmayla kösteklenen tarımda, mevcut iyileştirmelerin uygulamaya konmasından ve bilimsel ilerlemelerden yepyeni bir hız kazanacak ve toplumun emrine bol miktarda ürün sunacaktır. Toplum böylece dağıtımını bütün üyelerinin gereksinmelerini karşılayacak şekilde düzenleyebilmesine yeterli miktarda ürün üretecektir. Toplumun çeşitli karşıt sınıflara bölünmesi, böylelikle, gereksiz hale gelecektir. Yalnızca gereksiz olmakla kalmayacak, bu, yeni toplum düzeni ile bağdaşmayacaktır da. Sınıflar işbölümü yüzünden varoldular, bu işbölümünün bugüne kadarki varlık biçimi tamamıyla yok olacaktır. Çünkü sınai ve tarımsal üretimi tanımlanan düzeye getirmek için, mekanik ve kimyasal araçlar tek başlarına yeterli değildir; bu araçları harekete geçiren insanların yetenekleri de buna tekabül eden bir ölçüde geliştirilmelidir. Nasıl ki geçen yüzyılda köylüler ve manüfaktür işçileri tüm yaşam biçimlerini değiştirmişler ve büyük sanayie sürüklendiklerinde bizzat çok farklı insanlar haline gelmişlerse, üretimin toplumun tamamı tarafından ortak yönetimi ve bunun sonucu üretimin göstereceği yeni gelişme de çok farklı insanları gerektirecek ve aynı zamanda bunları yaratacaktır. Üretimin ortak yönetimi, herbiri tek bir üretim dalına bağlanmış, ona zincirlenmiş, onun tarafından sömürülen, herbiri bütün öteki yetenekleri pahasına yeteneklerinden yalnızca bir tekini geliştirmiş ve toplam üretimin yalnızca bir tek dalını, ya da o dalın dallarından birini bilen bugünün insanları tarafından gerçekleştirilemez. Bugünün sanayii bile, bu gibi insanlardan gittikçe daha az yararlanıyor. Toplumun tümü tarafından ortaklaşa ve planlı olarak yürütülen sanayi, ayrıca, her yönden gelişmiş, üretim sisteminin tamamını kavrama yeteneğine sahip insanlar öngörür. Böylece birini köylü, ötekini ayakkabıcı, bir üçüncüsünü fabrika işçisi, bir dördüncüsünü borsa tellalı yapan —ki makineler bu kimselerin ayaklarını daha şimdiden kaydırmıştır— işbölümü tamamıyla yok olacaktır. Eğitim, genç insanlara üretim sisteminin tamamını baştanbaşa çarçabuk görme olanağını verecek, toplumun gereksinmelerine ya da kendi eğilimlerine göre onların sanayiin bir dalından ötekine geçebilmelerini sağlayacaktır. Dolayısıyla, mevcut işbölümünün bunlardan herbirine zorla kabul ettirdiği bu tek-yanlılıktan onları kurtaracaktır. Toplumun komünistçe örgütlenmesi, böylece, üyelerine, her yönde gelişmiş bulunan yeteneklerini, her yönde kullanma şansını verecektir. Bununla, çeşitli sınıflar zorunlu olarak yok olacaklardır. Şu halde, toplumun komünistçe örgütlenmesi, bir yandan sınıfların varlığı ile bağdaşmaz, öte yandan bu toplumun kurulması da, bu sınıf farklılıklarını yoketmenin araçlarını sağlar.
      Bundan, kent ile köy arasındaki karşıtlığın da, aynı şekilde, yok olacağı sonucu da çıkar. Tarımın ve sanayiin iki farklı sınıf yerine, aynı insanlar tarafından yürütülmesi, zaten, salt maddi nedenlerden ötürü, komünist birlikteliğin temel bir koşuludur. Tarımsal nüfusun kırdaki dağınıklığı ile sınai nüfusun büyük kentlere yığılmasının yanyana bulunması, tarımın ve sanayiin ancak az gelişmişlik aşamasına tekabül eden bir durumdur, kendisini daha şimdiden şiddetle hissettiren bütün daha ileriki gelişmeler için bir engeldir.
      Üretici güçlerin ortak ve planlı olarak işletilmesi amacıyla toplumun bütün üyelerinin genel birlikteliği; üretimin herkesin gereksinmelerini karşılayacak ölçüde genişletilmesi; kimilerinin gereksinmelerinin başkalarının pahasına karşılanması durumunun son bulması; sınıfların ve bunların karşıtlıklarının tamamıyla yok edilmesi; bugüne kadar mevcut olan işbölümünün kaldırılmasıyla, sınai eğitimle, iş alanının değiştirilmesiyle, herkesçe sağlanan zevklerden herkesin yararlanmasıyla, kent ile kırın kaynaşmasıyla toplumun bütün üyelerinin yeteneklerinin her bakımdan gelişmesi — özel mülkiyetin kaldırılmasının temel sonuçları işte bunlardır. [sayfa 113] “(iEa. + abç.)
Anlatılanlar açık değil mi? Evet, hem de tartışma götürmez bir şekilde açık. Neyin demagojisini yapıyorsunuz ve neden buna gereksinim duyuyorsunuz? Anlatılan komünizmdir ama komünizmin üst evresi, herkesten yeteneğine, herkese gereksinimine göre ilkesinin yaşam bulduğu olgunlaşmış komünizm yani. Özel mülkiyetin nihai olarak kaldırılmasının sonuçlarını Engels, tıpkı Marks gibi anlatır. Tıpkı Lenin’in onları anlattığı gibi. Açık ki söz konusu üst evreye komünizmin alt evresi ya da birinci aşaması olan sosyalizmden geçilerek ulaşılacaktır. Yani Marks’ın anlatımıyla, “kendi temelleri üzerinde gelişmiş olan değil, tersine, kapitalist toplumdan doğduğu şekliyle bir komünist toplumdur; dolayısıyla, iktisadi, manevi, entelektüel, bütün bakımlardan, bağrından çıktığı eski toplumun damgasını hâlâ taşıyan bir toplum” evresinden geçilerek! Engels o kadar açık yazıyor ki, oportünistlerimiz, “devrimci Marksistler”imiz vb. için sağa sola çekilecek bir şey de bırakmıyor.  Üretim yetersizliği, işbölümü, kafa emeğiyle kol emeği, kırla kent arasındaki eşitsizlik, sınıflar, devlet, kapitalizmin komünizmin birinci aşamadaki kalıntıları ancak komünizmin üst aşamasıyla aşılabiliyor. Demek ki Marks ve Engels’i kendilerine tanık gösterenler yanılıyorlar ya da bilinçli oportünistler vs. olarak tahrifat yapıyorlar, Marksizm-Leninizm’e karşı yıkıcı, tasfiyeci, bölücü bir mücadele yürütüyorlar…
Şimdi de oportünist çarpıtmanın, keyfi yorumlamanın aracı haline getirilen bir diğer alıntıya geçelim. Engels, Bebel’e yazdığı bir mektupta şunları söyler:
“Özgür halk devleti, özgür devlet olarak değiştirilmiş. Dilbilgisi açısından bakılırsa özgür devlet, devletin vatandaşlarla ilişkilerinde özgür olduğu bir devlet, yani despot bir hükümetin yönetimindeki bir devlettir. Devlet üzerine bu gevezeliklerin tümüne son vermek gerekir; özellikle artık sözcüğün tam anlamında bir devlet olmayan Komünden bu yana. Her ne kadar Marx’ın Proudhon’a karşı yazdığı kitap ve daha sonra Komünist Manifesto, sosyalist toplum düzeninin kurulmasıyla devletin kendiliğinden çözüleceğini [sich von selbst auflöst] ve ortadan kalkacağını ilan etmekteyse de anarşistler, “halk devleti”ni gene de ad nauseam suratımıza fırlatırlardı. Devlet, savaşımda, devrim sırasında, yalnızca karşıtları kuvvet zoruyla bastırmak için kullanılan bir geçiş kurumu olduğuna göre, özgür halk devletinden sözetmek tam bir saçmalıktır: Proletarya, devlete gereksinim duyduğu sürece, onu, özgürlük olsun diye değil, karşıtlarını bastırmak için kullanır ve özgürlükten sözetmek olanaklı olduğu anda da devlet devlet olarak varolmaktan çıkar.” (abç.)
Hemen vurgulayalım: Özgürlükler dünyası komünizmdir, yani olgunlaşmış, yani sınıfsız komünist evre. Ustaların da belirttiği gibi, “özgürlük zorunluluğun aşılmasıdır” ve bu zorunluluğun aşılması proletarya devriminin zaferinden başlayarak komünizmin üst evresi ile bir gerçeğe dönüşür. Devlet ve demokrasi kapitalizmden komünizme geçiş sürecinde giderek gereksizleşmeye başlar ve sınıfların, devletin (sönmesiyle) aşılmasıyla birlikte zorunluluklar dünyası yerini, özgürlükler dünyasına bırakır.
Engels’in dediği gibi;
“Bu sınıflar, vaktiyle ne kadar kaçınılmaz bir biçimde ortaya çıktılarsa, o kadar kaçınılmaz bir biçimde ortadan kalkacaklardır. Onlarla birlikte, devlet de, kaçınılmaz bir biçimde, yokolur. Üreticilerin özgür ve eşitçi bir birlik temeli üzerinde üretimi yeniden düzenleyecek olan toplum, tüm devlet makinesini, bundan böyle kendisine lâyık olan yere, bir kenara atacaktır: âsâr-ı antika müzesine, çıkrık ve tunç baltanın yanına...”
Marks ve Engels’in özgürlüğün zorunluluğun kavranması ve aşılması olduğu, bunun da sınıfsız toplum, komünizmin üst evresi olduğunu, özgürlükler dünyasının komünizmin üst evresiyle bir gerçeğe dönüştüğünü savunduklarını biliyoruz. Engels’i birlikte okuyalım:
“Üretim araçlarına, toplum tarafından elkonulması ile, meta üretimi, ve bunun sonucu, ürünün üretici üzerindeki egemenliği ortadan kalkar. Toplumsal üretim içindeki anarşi yerine, bilinçli, planlı örgüt geçer. Bireysel yaşama savaşımı son bulur. Böylece, ilk kez olarak, insan, belli bir alanda, hayvanlar âleminden kesinlikle ayrılır, hayvansal yaşama koşullarından, gerçekten insanca yaşama koşullarına geçer. İnsanı çevreleyen, şimdiye kadar insanı egemenliği altında tutan yaşama koşulları alanı, şimdi, kendi öz toplum yaşamlarının efendileri oldukları için ve kendi öz toplum yaşamlarının efendileri niteliği ile, ilk kez olarak, doğanın gerçek ve bilinçli efendileri durumuna gelen insanların egemenliği ve denetimi altına geçer. Kendi öz toplumsal pratiklerinin, şimdiye değin, karşılarında doğal, yabancı ve egemenlik altına alıcı yasaları olarak dikilen yasaları, bundan böyle insanlar tarafından tam bir bilinçle uygulanan ve bu yoldan egemenlik altına alınmış yasalardır. İnsanlara özgü bir şey olan, ve şimdiye kadar karşılarında doğa ve tarih tarafından ihsan edilmiş bir şey olarak dikilen toplum durumunda yaşama, şimdi onların gerçek ve özgür eylemleri durumuna gelir. Şimdiye değin tarihsel egemenlik altında tutan yabancı, nesnel güçler, (sayfa: 403) insanların denetimi altına girer. İnsanlar, işte ancak bu andan başlayarak kendi tarihlerini tam bir bilinçle kendileri yapacak; onlar tarafından harekete getirilen toplumsal nedenler, ağır basan bir biçimde ve durmadan artan bir ölçüde, işte ancak bu andan başlayarak onlar tarafından istenen sonuçları vereceklerdir. İnsanlığın, zorunluluk dünyasından özgürlük dünyasına sıçrayışıdır bu.” (abç., Anti-Dühring)
Demek neymiş, insanlık ancak sınıfların, sınıf mücadelesinin, böylece sınıf mücadelesinin aracı olan devlet de dahil, sınıflı toplumdan kaynaklanan tarihsel evreyi aşarak zorunluluklar aleminden özgürlükler alemine, bir diğer ifadeyle sınıfsız komünist topluma geçermiş. Demek ki, devletten devletsizliğe geçiş süreci kapitalizmden komünizmin ilk evresi olan sosyalizme geçiş değil, komünizmin üst evresine geçiş sürecidir. Özgürlükler âlemi komünizmin ilk aşaması olan sosyalizm değil, komünizmdir.
Şimdi Engels’in yukarıdaki alıntısına geri dönelim, bakalım Engels ne diyor, nasıl diyor.
“Devlet üzerine bu gevezeliklerin tümüne son vermek gerekir; özellikle artık sözcüğün tam anlamında bir devlet olmayan Komünden bu yana. Her ne kadar Marx’ın Proudhon’a karşı yazdığı kitap ve daha sonra Komünist Manifesto, sosyalist toplum düzeninin kurulmasıyla devletin kendiliğinden çözüleceğini [sich von selbst auflöst] ve ortadan kalkacağını ilan etmekteyse de anarşistler, “halk devleti”ni gene de ad nauseam suratımıza fırlatırlardı.”
Engels’in teorisi bu kadar net, açık, kesin, bütünlüklüyken, buna rağmen Engels, oportünist, Troçkist manevralara alet edilmeye çalışılıyor. Bunun “iyi niyet”le, rastlantılarla izah edilmeyeceği açıktır. Yukarıdaki alıntı da açıktır, Bilimsel Komünizme, yani Marksizm-Leninizm’e karşı kullanılacak hiçbir şey de yoktur. Ne diyor Engels, “sosyalist toplum düzeninin kurulmasıyla devletin kendiliğinden çözüleceğini… ve ortadan kalkacağı”nı. Engels burada “sosyalist toplum düzeninin kurulmasıyla”, yani bir kurucu süreçten bahsediyor. Zaten “Marksistler, devletin yokolmasına götüren sosyalizmin kuruluşu sonucu olarak, gerçekleşebilir bir şey olduğuna inanırlar.” (Lenin) Ki bu kurucu sürecin gelişmesiyle ve kurulmasıyla aynı zamanda devletin de çözüleceğini ve ortadan kalkacağını ilan ediyor. Zaten gelişmiş sınıfsız komünist dünya, sosyalizm evresinden, olgunlaşmamış komünizm evresinden, yani, kendi özgün temelleri üzerinde gelişmemiş, her açıdan içerisinde doğduğu kapitalist dünyanın damgasını taşıyan bir dünyadan adım adım arınarak, geçerek, olgunlaşarak sınıfların, devletin olmadığı yüksek evreye ulaşacaktır. Ve bu süreç, kesintisiz bir devrim süreci olarak gelişir ve özgürlükler âlemine ulaşır. “Sosyalist toplumsal düzenin kurulmasıyla”, yani alt evreden üst evreye geçerek, kendi özgün, bağımsız temelleri üzerinde gelişmeye başlayan evreye, devletsiz evreye varılır. Sorun bu kadar açıktır. Ama amaç, üzüm yemek değil bağcı dövmek olunca, iş değişiyor tabii ki. Bu ar damarından yoksun bayağılıklarla uğraşmak insana zor geliyor ama ideolojik ihanet, sınır tanımayan ideolojik çürüme, buna bağlı olarak ahlaki, vicdani, moral değerlerdeki aşırı çürüme, insanlarda bilimsel namus da bırakmıyor; dolayısıyla alıntı çarpıtıcılığına, Marks’ı, Engels’i, Lenin’i, Stalin’, vb. vb. çarpıcılığına en bayağı biçimlerde başvurulmaktan kaçınılmıyor. Bu durumlarda yapılması gereken şey, teoriyi bütünlük içinde kavramaya önem vermek, bunla bağlı olarak bu vb. ilkesizlikleri, ahlaksızlıkları deşifre etmektir.
Lenin’in, Leninizm’in önderliğinde kurulan, Lenin’in ölümünden sonra Stalin önderliğinde kavgasını sürdüren III. Enternasyonal’in 1928 Programı incelendiğinde de kapitalizmden komünizme geçiş sürecinin aynen Marks, Engels, Lenin gibi koyulduğunu, Ekim Devrimi ve sosyalist inşanın dersleriyle zenginleştirilmiş bir tarzda, Marksizm-Leninizm’in esaslarına bağlı kalarak şekillendiğini kolayca görmekteyiz. Yazıyı olağanüstü uzatacağından dolayı 28 programından alıntıları yazımıza aktaramamaktayız. Son derece zengin ve derin nitelikte olan 28 Programı’nın özenle incelenmesini okura salık veririz. Bu tarihi belge bugün sözde tartışılan konuları anlamamıza, tasfiyeci yönelim ve duruşları kavramamıza, ideolojik olarak silahlanmamıza hizmet edecektir.
Marks-Engels, Marksizm ve çağımızın Marksizm’i olan Leninizm, bir diğer vurguyla, “genel olarak proletarya devriminin, özel olarak proletarya diktatörlüğünün teori ve taktiği olan Leninizm” (Stalin) sorunu yukarıda işlediğimiz şekilde ortaya koymaktadır. Marksizm-Leninizm’e reddiye yazan, Marksizm-Leninizm’in yerine Troçkizm’i, II. Enternasyonal oportünizmini, post-Marksizmi geçirmeye çalışan “devrimci Marksist”lerin, “21. asrın Marksizm”cilerinin tasfiyeci yönelimleri açıktır. Hele de şu “cin olmadan peri çarpmaya” kalkışanların durumu tam anlamıyla içler acısıdır...
Marksizm-Leninizm adına, proletarya devrimciliği adına, dünya proletarya devrimi adına, komünizm adına tüm teorik-ideolojik-ilkesel-tarihsel-programatik değerlerin “devrimci Marksist” (siz Troçki, Troçkizm olarak okuyun), post-Marksist tasfiyeci ret ve mahkûm edilmesi göz çıkarıyor, kafa yarıyor. Marks-Engels’in Marksizm’inin, çağımızın Marksizm’i olan Leninizm’in, bir bütün olarak Marksizm-Leninizm’in reddi ve yerine Gayya Kuyusu Troçkizm’in geçirilmesi; Leninizm’in sözde Marksizm’in bir mezhebi ilan edilmesi, hatta Leninizm’in lafının bile edilmemesi; UKH’nın ve sosyalizmin inşası tarihinin ve bu tarihte büyük Marksist Leninist Stalin’in de yok sayılarak düşmanca mahkûm edilmesi; Marksist Leninist Komünist Hareket’in “mezhepçi” bir hareket, küçük burjuva karakterde bir mezhep olarak lanse edilmesi… 
Marksist Leninist Komünist olan bu tarih çarpıcılarına, bu teori çarpıtıcılarına, bu fikir hırsızlarına, bu Troçkist ve post-Marksist ideolojik olarak aşırı çürümüş tortuya karşı sesini yükseltir. Herhangi bir komünist partisi varlık hakkını tartışamaz, tartışılmasına da izin veremez. Hiçbir Marksist Leninist komünist hareket, o hareketin resmi ifadesi olan ideolojisini, programını, tüzüğünü yok sayarak varlık hakkını tartışmaya izin veremez. Burada söz konusu olan şey, bir komünist partisinin kendi içindeki fikir ayrılıkları ve bu ayrılıkların iç demokrasi gereği tartışılması değildir, aksine, Troçkizm’in, post-Marksizmin bir bütün olarak o çizgiye açıkça reddiye yazması ve kendini tasfiye etmeye ya da Troçkist ve post-Marksist bir harekete dönüşme/dönüştürme çağrısı ve saldırganlığıdır. İş bu noktaya gelmişse, ortada başka şeyler var demektir. Her Marksist Leninist Komünist bu durumu ve tabloyu ilkeli bir tarzda eleştirel sorgulamalıdır…

*1- SSCB’de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler
(2011, Akademi Kuram, Akademi Yayın, Ceylan Yayınevi)
2- Kesintisiz Devrim Ve İktidar Sorunu
(2014, Sınırsız Yayıncılık)
DEVAM EDECEK
  











20 Nisan 2016 Çarşamba

İDEOLOJİK TASFİYECİLİK MASKELENMİŞTİR



İDEOLOJİK TASFİYECİLİK MASKELENMİŞTİR
Marks ve Lenin’in, Marksizm-Leninizm’in proleter devrim ve komünizm teorisinin revizyonu ideolojik tasfiyeciliğin ideolojik saldırısının ana cephelerinden birisidir. Kuşkusuz ki bu revizyonizm ve tasfiyecilik cesurca ortaya çıkmamakta, aksine, yine, aldığı biçime bağlı olarak, Marks’ın, Engels’in, Lenin’in sözde savunusu zırhına bürünerek ideolojik manipülasyona yönelmektedir. Bunun da basit bir nedeni var: “Marksizm”, “Marksizm-Leninizm” iddiasıyla ortaya çıkan küçük burjuvazi, kendi sınıfsal niteliğini kamufle etme gereksinimi duyar. Çünkü çıplak yüzüyle ortaya çıkması onun yaratmak istediği etki gücünü daha baştan kırar; Marksizm-Leninizm’i, partinin teorik ve pratik temellerini, tarihsel birikimini yadsıdığını ve tasfiye etmek istediğini çarpıcı bir tarzda ortaya koyar.
Bu sorun daha genel olan şu tarihsel ve ideolojik gerçekle bağlıdır:
“Marx-öncesi sosyalizm yenilmiştir. Artık savaşımı kendi bağımsız tabanı üzerinde yürütmüyor, marksizmin genel tabanı üzerinde, revizyonizm olarak yürütüyor.”
“…marksizm, kendine düşman azçok bütünlük taşıyan öğretileri safdışı bıraktıktan sonra, bu öğretilerde ifadesini bulan eğilimler başka kanallar aramaya başladılar. Savaşımın biçimleri ve amaçlan değişti, ama savaşım sürdü. Ve marksizm var oluşunun ikinci yarım yüzyılında (doksanlarda), marksizmin kendi içinde, marksizme düşman bir eğilimle savaşım vermeye başladı.” (Lenin, Marksizm ve Revizyonizm)
Bugün de tablo budur.
Leninizm’i çağımızın Marksizm’i olarak kabul etmeyenler Marks-Engels’ten, sözde hala Leninizm’den bahsetme gereksinimi duyanlar ise Lenin de dahil ustalardan çeşitli alıntılar yaparak ne kadar “yaratıcı Marksist”, “devrimci Marksist” vs. olduklarını kanıtlamaya çalışmaktadırlar. Alıntıların eksik ve tek yanlı aktarılması, alıntıların bilinçli olarak çarpıtılması, alıntıların bağlamlarından, ana düşüncelerden, ilkesel duruşlardan koparılarak manipülasyona başvurulması tipiktir burada. Marksizm-Leninizm’in tarihine bakın bunu hep göreceksiniz. Sözgelimi Engels’in Marks’ın düşüncelerini savunurken oportünist zihniyete, sapmalara, tahrifatlara karşı mücadelesinden bunu rahatlıkla görebilmekteyiz. Lenin’in Bernsteincılığa, Kautskyciliğe, II. Enternasyonal oportünizmine, Menşevizme, Troçkizm’e ve parti içerisindeki sapmalara karşı yürüttüğü mücadelelerden bunu rahatça görebilmekteyiz… Çünkü ilkesizlikle belirlenen oportünizmde, oportünist demagoji ve manipülasyonda sınır yoktur… Proletarya ile burjuvazi arasında sürekli yalpalayan, bir uçtan diğer uca savrulan, yılan eğrileri çizen, elini her iki tarafa uzatan, her iki tarafa yaranmaya ve onları uzlaştırmaya çalışan, sözde bir üçüncü yol vs. tutan küçük burjuva sınıfın (zihniyet ve temsilcilerinin) nesnel doğasının yansımasıdır karşımızda olan şey. Biliyoruz ki her sınıf kendi nesnel doğasına uygun davranır… Çağımız gerçeğinde, emperyalizm ve proleter devrimler çağında, proleter devrimin çözümünün pratik-politik bir soruna dönüştüğü çağımızda, bu olgu, çok daha keskin bir olgudur; bundan dolayıdır ki, Lenin’in vurguladığı oportünizmin şu karakteri tartışılan, mücadeleye konu olan her konuda daima göz önünde bulundurulmalıdır:
 “Oportünizmle savaştan sözederken, bugünkü oportünizmin her alanda gösterdiği karakteristik bir özelliğini, yani bulanıklığını, şekilsizliğini kaypaklığını hiç akıldan çıkarmamalıyız. Oportünist kişi, yapısı gereği, her zaman açık ve kararlı bir tutum takınmaktan kaçınacaktır; her zaman orta yolu arayacaktır; her zaman birbirine karşıt görüşler arasında bir yılan gibi kıvır-kıvır gidip gelecek, her ikisiyle ‘görüş birliği’ içinde olmaya ve fikir ayrılıklarını küçük değişikliklere, kuşkulara, masum ve dindarca öğütlere, vb. indirgemeye çalışacaktır.” (Lenin)
İdeolojik tasfiyeciliğin, “Gittikçe daha incelen bir Marksizm kalpazanlığı, anti-marksist öğretilerin gittikçe daha büyük bir incelikle Marksistlik taslamaları”nı sözde Marks-Engels, sözde Marksizm savunusu altında II. Enternasyonal oportünizminin ve Troçkizm’in propagandasında; Marksizm-Leninizm’in yerine post-Marksizmin, Troçkizm’in, “ezilenlerin Marksizmi”nin,  “mezhepçi Marksizm”in, “21. yüzyılın Marksizmi”nin geçirilmesinde, Leninizm’in “mezhepçi Marksizm” ilan edilmesinde; Marksist Leninist Komünist Hareket’in ve Uluslararası Komünist Hareket’in tarihine, birikimine, kazanımlarına, devrimci komünist geleneklerine reddiye yazılmasında; komünist hareketin de ve onun teori ve programının da  “mezhepçi Marksist”, “politik devrimcilik üretmiş”likle sınırlı, hastalıklı, “Marksizm iddialı odak”lardan birisi ilan edilmesinde; proletaryanın yerine “ezilenler”in, “çokluk”un geçirilmesinde; UKH’nın olduğu gibi onun da teori-ideoloji-programının eskimiş, aşılmış ve 20. yüzyılda kalmış, kapanmış bir tarihsel döneme ait olduğu ileri sürülerek çarpıcı bir şekilde ret ve inkâr edilmesinde görebilmekteyiz. Keza, bu olguyu, koskoca sosyalizmin restorasyonu tarihsel deneyimi ve dersleri orta yerde göz çıkarırken kızıl maskeli küçük burjuva bürokratik karakterde, bürokratik kastlaşmayı ve mutlak iktidar tekelini yaratmayı amaçlayan iktidar hastası “önderlik” teorisi ve pratiğinde; Birlik Devrimi’nin zihniyeti de dahil olmak üzere bu sıçramanın bir baştan bir başa çarpıtılarak tasfiyeci oportünizmin “parıltılı” aracı haline getirme yöneliminde;  modern revizyonizmin mazur ve nerdeyse mağdur gösterilmesinde; modern revizyonist karşı devrimin ve yeni tip burjuvazinin ideolojik etkisi altında şekillenen küçük burjuva oportünist orta yolcu akımın ıskartaya çıkmış düşüncelerinin benimsenmesinde; Stalin, “Stalinizm” düşmanlığında, tek ülkede, bir ya da birkaç ülkede sosyalizmin inşasının reddinde vb. vb. açık bir şekilde görmekteyiz.
Bu tasfiyeci eklektik revizyonist yönelim, ideolojik gıdasını, ana tezlerini Marksizm-Leninizm’e, UKH’ya karşı tarih boyunca savaşım yürütmüş akım ve çevrelerden almıştır ve almaktadır. Siz bakmayın öyle “yaratıcı”lık, “yenilikçi”lik çığırtkanlığına, aklı başında her insan söz konusu sözde teorileri, tezleri, propagandayı (“ideolojik tartışma”!) incelediğinde arkasında bildiğimiz tarihsel akım ve çizgileri, bunlardan biri olan Troçkizm’i, güncel olarak post-Marksizmi, hem de isim isim görecektir. Berbat bir oportünizmle söz konusu düşüncelerin ana sahiplerinden, temsilcilerinden bahsetmeyerek bu düşüncelerin, sanki kendileri tarafından yeni üretilmiş yaratıcı düşüncelermiş gibi lanse edilmesi (ki bu düşünce hırsızlığıdır) trajik, komik, traji-komik bir durumdur ve kuşkusuz ki Marksizm-Leninizm’den, komünist ideolojik ve örgütsel değerlerden kopuşulmasının ya da böyle bir yönelimin keskin bir yansımasıdır bu tablo.
Söz konusu tasfiyeci revizyonist, post-Marksist yönelim, kendi içerisinde çelişkili, tutarlılık ve açıklıktan yoksun, her tarafa elini uzatır gibi görünen, kendini örtülemenin değişik biçimlerini “maharet”le kullanan, eklektik vs. karakteristikler taşıyan bir yönelimdir. Bu tablo söz konusu tasfiyeci oportünist yönelimin zayıflığının ifadesi olmakla birlikte, gerçekte, sözde çok yönlülük görünümü altında çok yönlü etki yaratma zihniyet ve yöneliminin de ifadesidir. Bu gerçek özellikle gözden kaçırılmamalıdır. Emperyalist dünya sistemi içerisinde ortaya çıkan bazı önemli değişiklikler ve gelişmeler; dünya çapında sınıflararası güçler dengesinde ortaya çıkan ve dünya devriminin aleyhine olan geçici değişme ve yenilgiler; SSCB ve sosyalist kampın kızıl maskeli yeni tipte bir karşı devrim eliyle kapitalist restorasyonla tasfiye edilmesi; ve giderek süreç içerisinde kapitalist-revizyonist sistem ve kampın çözülerek çöküşü; özellikle de UKH’nın ve sosyalizmin geçici olması kaçınılmaz olan ağır yenilgisi ve sosyalist sistem ve kampın, UKH’nın tarihsel deneyimlerinin zamanında eleştirel ele alınarak gerekli donanımın kazanılmamış olması, bu bağlamda, tasfiyeci oportünizme, bu alan üzerinde manevralar yapma, eklektik yöntem ve sözde düşüncelerle etki yaratabilme, donanımsız güçleri etkileme olanağı da sunmakta ve bunun istismarına geniş bir alan açmaktadır. Bu bağlamda Lenin’in şu analizi kulağa küpe olmalıdır:
 “Marksizmin oportünist çarpıtmasında diyalektiğin eklektik çarpıtılması, yığınları en büyük kolaylıkla aldatan çarpıtmadır; eklektizm, yığınlara aldatıcı bir doygunluk verir; sürecin bütün yönlerini, bütün gelişme eğilimlerini, bütün çelişik etkileri vb. hesaba katıyormuş gibi görünür; ama aslında, toplumun gelişmesi üzerine hiçbir tutarlı ve devrimci düşün vermez.” (Devlet ve Devrim)
Konumuza önümüzdeki yazılarla devam edeceğiz.


8 Nisan 2016 Cuma

İDEOLOJİK TASFİYECİLİK VE KOMÜNİSTLİĞİN DENEK TAŞI



İDEOLOJİK TASFİYECİLİK VE KOMÜNİSTLİĞİN DENEK TAŞI
                           
                                                 I
Öncelikle okuyucunun dikkatini birkaç temel gerçeğe çekmek istiyoruz.
“Komünistlerin vardıkları teorik sonuçlar, hiç bir biçimde, şu ya da bu sözde evrensel reformcu tarafından icat edilmiş ya da keşfedilmiş düşüncelere ya da ilkelere dayandırılmamıştır. Bunlar ancak, gözlerimizin önünde cereyan eden tarihsel bir hareketten, varolan sınıf mücadelesinden doğan gerçek ilişkilerin genel bir ifadesidir.”
(Marks)
Lenin ise şunu vurgular:
“Marks’ın öğretisinde asıl şey, sosyalist toplumun kurucusu olarak proletaryanın tarihsel rolünün açığa çıkarılmasıdır.”
Bu düşüncelere katılmayabilirsiniz. Reddedebilirsiniz. Eleştirebilirsiniz. Farklı bir dünya görüşünü savunabilirsiniz. Bunun açık ve kesin bir anlamı vardır: O halde siz Marksizm-Leninizm’e inanmıyorsunuz. Marksist-Leninist değilsiniz. Ama tüm bunları, Marksizm, Marksizm-Leninizm suretine bürünerek yapıyorsanız, nesnel olarak, ikiyüzlüsünüz. Hangi formu alırsa alsın, Marksizm, Marksizm-Leninizm, sosyalizm, komünizm maskesi giymiş akımlar Marks ve Lenin’in “öğretisinde asıl şey”i, “sosyalist toplumun kurucusu olarak proletaryanın tarihsel rolünün” ret ve inkârı üzerinde yükselmiştir ve yükselmektedir. Burjuva ve küçük burjuva demokratların Marksizm, sosyalizm vb. iddiası ile ortaya çıkması, “samimiyetle” buna inanması, bu temel tarihsel, ideolojik ve politik gerçeği değiştirmez. 
Lenin’in şu sözlerini de bir an olsun bile akıldan çıkarmamalıyız:
“Oportünizmle savaştan sözederken, bugünkü oportünizmin her alanda gösterdiği karakteristik bir özelliğini, yani bulanıklığını, şekilsizliğini kaypaklığını hiç akıldan çıkarmamalıyız. Oportünist kişi, yapısı gereği, her zaman açık ve kararlı bir tutum takınmaktan kaçınacaktır; her zaman orta yolu arayacaktır; her zaman birbirine karşıt görüşler arasında bir yılan gibi kıvır-kıvır gidip gelecek, her ikisiyle ‘görüş birliği’ içinde olmaya ve fikir ayrılıklarını küçük değişikliklere, kuşkulara, masum ve dindarca öğütlere, vb. indirgemeye çalışacaktır.” (Bir Adım İleri İki Adım Geri, s. 253)
“Sosyalizmin sorunları”, “Dünya komünist hareketinin deneyimlerinin incelenmesi”, “Sosyalist sistem ve kampın deneyimlerinin incelenmesi” vb. formülasyonlarıyla dile getirilen sorunların incelenmesi, tartışılması, ders çıkarılması, teorinin zenginleştirilmesi süreçlerinde;
“... Sorunları laf kalabalığıyla geçiştirmeye çalışmak kadar zararlı, ilkelere aykırı bir şey olamaz. Bugün en önemli görevimiz, bunalımın derinliğini ve onunla savaşma gereğini anlamış bütün marksistleri bir çatı altında toplayarak, marksizmin teorik temellerini ve ana ilkelerini, burjuva etkisinden sıyrılamayan ‘yol arkadaşlarının’ çeşitli yönlerdeki sapmalarına karşı savunmaktır...” (Lenin, Karl Marx ve Doktrini, s.144)
Bu görevden kaçınan Marksist-Leninist bir parti ya da komünist eninde sonunda burjuva, küçük burjuva ideolojisine tutsak olmaktan kurtulamaz…
Lenin’in dediği gibi;
 “İnsanlar her zaman siyasetteki aldatmaların ve aldanmaların aptal kurbanları olmuşlardır ve bütün ahlâksal, dinsel, siyasal ve toplumsal sözler, bildiriler ve vaatler arkasındaki şu ya da bu sınıfın çıkarlarını aramayı öğrenmedikleri sürece de, böyle kalacaklardır.”
Bu temel gerçek herhangi bir Marksist-Leninist komünist parti içindeki ideolojik sorunlar için de, üstelik çok daha keskin bir şekilde geçerlidir. İdeolojik, siyasi, örgütsel sorunlarda ortaya çıkan her fikir ayrılığının sınıfsal karakterini, hangi sınıf ve tabakaya tekabül ettiği kesinkes irdelenmeli ve mutlaka bilince çıkarılmalıdır. Komünist partiler yalnızca açık burjuva, küçük burjuva akımlara karşı değil, oportünizme, revizyonizme, reformizme, Troçkizme, post-Marksizme, “sadece işçi sınıfının eski partisinin tasfiyesi (yani dağılması, yıkılması) demek” olmayan, “aynı zamanda proletaryanın sınıf bağımsızlığının yıkılması, burjuva fikirleriyle, sınıf bilincinin baştan çıkarılması”, “partiyi yadsımaya varan bir oportünizm türü” (Lenin) olan ve komünist hareketi içten içe kemiren, bozan tasfiyeci oportünizme vb. karşı da ilkeli bir mücadele vermekle yükümlüdürler. Komünist partiler yalnızca açık değil özellikle de Marksizm-Leninizm maskeli burjuva, küçük burjuva akımlara, zihniyetlere, teori ve tezlere, sapmalara karşı savaşım içerisinde gelişerek yetkinleşebilir… Ancak böyle bir savaşımla ideolojik birliği çözülmüş ve tasfiye olma tehlikesiyle yüz yüze gelmiş olan Marksist Leninist komünist hareket ideolojik birliğini daha yüksek bir temel üzerinde nitelikli bir şekilde yeniden kurabilir.
Herhangi komünist bir parti ve gerçekten komünist olanlar, tümüyle revizyonist ve tasfiyeci karakterde olan “yaratıcı Marksizm”, “21. yüzyılın Marksizm’i”, “21. yüzyılın sosyalizmi”, “yenilenme” vb. sloganları altında, Marksizm-Leninizm’in yerine revizyonizmi, oportünist inkarcılığı, Troçkizm’i vb. geçirme yönelimine de, özgürlüğüne de izin vermemelidir. Zayıf düşen, yenilen, yorulan, gözden düşen, çürüyen burjuva ve küçük burjuva ideolojisinin Marksizm-Leninizm zemini ve içinden (bir diğer ifadeyle kamuflaj giymiş burjuva ve küçük burjuvanın) Marksizm-Leninizm’i ve komünist partiyi tasfiye etme, her cephede bir reddiye yazma harekatı olarak ortaya çıkması Marksist Leninist komünistleri bin kez daha keskin bir biçimde uyanık olmaya çağırmakta ve savunma değil, saldırı hattı üzerinde bir mücadele görevi önüne koymaktadır. Bu sorun ahlaksal eleştirilerle, sızlanmalarla, iyi niyet ya da kötü niyet açıklamalarıyla vs. çözülemez. İdeolojik, siyasal, örgütsel sorunların nesnel bir doğası vardır, öncelikle bu gerçek kavranmalıdır. Sorun tümüyle sınıfsaldır, ideolojik ve politiktir; belirleyici olan şey, sorun ve çözümlerin nesnel ve bilimsel karakteri ve anlamıdır; gelişme yönü, proletaryayı vuran somut tehlikeler ve pusuda bekleyen tehditlerdir…
                                        
                                     II
Marks ve Engels’in Manifesto’da vurguladıkları gibi:
“Komünistlerin teorisi tek bir tümcede özetlenebilir: Özel mülkiyetin kaldırılması.”
O halde komünistlerin, bir diğer ifadeyle Marksist-Leninistlerin teorisi ve pratiği yeryüzünden özel mülkiyetin kaldırılmasına dayanır.
Bu bakımdan Marks’ın aşağıdaki açıklaması çarpıcıdır:
“... Ve bana gelince, modern toplumdaki sınıfların ya da bunlar arasındaki savaşımın varlığını keşfetmiş olma onuru bana ait değildir. Burjuva tarihçileri bu sınıf savaşımının tarihsel gelişimini, burjuva iktisatçılar da sınıfların ekonomik anatomisini benden çok önce açıklamışlardır. Benim yeni olarak yaptığım 1) Sınıfların varlığının ancak üretimin gelişimindeki belirli tarihsel evrelere bağlı olduğunu; 2) Sınıf savaşımının zorunlu olarak proletarya diktatörlüğüne vardığını; 3) Bu diktatörlüğün kendisinin bütün sınıfların ortadan kaldırılmasına ve sınıfsız bir topluma geçişten başka bir şey olmadığını tanıtlamak olmuştur. ..."(Marx- Engels Seçme Yapıtlar, Sol Yayınları, C.1, s.637)
Marksizm’i çağımıza, emperyalizm ve proleter devrimler çağına uyarlayarak geliştiren Lenin, Marks’ın, Marksizm’in söz konusu perspektifine sıkı sıkıya bağlı kalarak şunları söyler:    
“Yalnızca sınıflar savaşımını kabul eden biri, bundan ötürü Marksist değildir; henüz burjuva düşüncesinin, burjuva politikasının çerçevesinden çıkmamış biri olabilir. Marksizmi sınıflar savaşımına indirgemek, onun kolunu kanadını kırpmak, bozmak, onu burjuvazi için kabul edilebilir bir şeye indirgemek demektir. Sınıflar savaşımının kabulünü, proletarya diktatoryasının kabulüne dek genişleten kişi bir Marksisttir ancak. Marksisti bayağı küçük (ve büyük) burjuvadan temelden ayırdeden şey, işte budur. Marksizmin gerçekten anlaşılıp kabul edildiğini, işte bu denektaşı ile sınamak gerekir. Avrupa tarihi, işçi sınıfını bu soruna pratik olarak yanaşmaya götürünce, bütün oportünist ve bütün reformistlerle birlikte, bütün ‘Kautskist’lerin de (yani reformizmle Marksizm arasında duraksayanların da) acınası hamkafalar ve küçük-burjuva demokratlar olarak, proletarya diktatorasının yadsıyıcıları olarak ortaya çıkmaları, hiç de şaşılacak bir şey değildir.” (Devlet ve İhtilal, s. 45, Bilim ve Sosyalizm Yayınları)
Demek ki komünist olmanın temel ölçütü, “denektaşı” teoride ve pratikte proletarya diktatörlüğünü savunmaktır. Teorisi ve pratiği proletarya diktatörlüğünü ret ve inkara dayanan, lafızda “Marksist”, “devrimci Marksist”, “yaratıcı Marksist”, “ezilenci Marksist”, “post-Marksist”, “ortacı Marksist”, “Marksist-Leninist” vs. vb. pratikte ise oportünist olan parti ve kişiler, zihniyetler Marksist, çağımızda ise Marksist-Leninist olamazmış.
Devam edelim ve bir kez daha Lenin’i, Leninizm’i açık ya da “ince” yöntemlerle revize eden, yadsıdıkları halde kendilerini Marksist vb. olarak lanse eden; “Marksizm zemini”nde durduğu iddia edilen akımların birleşilmesi gereken Marksizm’in birer mezhebi ilan eden, dolayısıyla komünistlik iddiasıyla bağdaşmayan, her Marksist Leninist komünist partinin açık ve kesin mahkûm etmesi gereken Bernsteincı post-Marksist zihniyet ve yönelimlere de yanıt oluşturmaya devam eden şu açıklamayı da birlikte okuyalım:   
            “‘Bern Enternasyonali’nden kaynaklanan tehlikelerin en büyüğü, proleter diktatörlüğünün söylem düzeyinde kabulüdür. Bu kişiler, işçi hareketinin başında kalabilmek için her şeyi kabul edebilir, her türlü belgeyi imzalayabilirler. Kautsky şimdi, kendisinin proleter diktatörlüğüne karşı olmadığını söylüyor! Fransız sosyal-şovenistleri ve ‘merkezcileri’ proleter diktatörlüğünden yana kararların altına imza atıyorlar!  
             “Fakat bu, onların güvenilirliklerini zerrece arttırmıyor.  
“Gerekli olan, söylem düzeyinde kabul değil, eylemde reformizm siyasetinden, burjuva demokrasisine ilişkin ön yargılardan tümüyle kopulması ve devrimci sınıf savaşımı yolunun gerçekten tutulmasıdır.” (abç.)
Bu sözler ve vurgulamalar tekrar tekrar okunmalı ve bir kutup yıldızı gibi Marksist Leninist komünistlere yol göstermelidir.
Burada söz ve eylemin birliği temel ölçüttür. Şu veya bu nedenle kağıt üzerinde kalan proletarya diktatörlüğü ve komünizm savunusu demagoji ve manipülasyondan, Marksizm Leninizm’in içeriğinin boşaltılmasından ibarettir. O halde proletarya diktatörlüğüne uygun bir siyaset izlenmiyorsa, bu, pratikte anlamını bulmuyorsa; eylem sözün, söz eylemin arkasında durmuyorsa, bu durumda, Marksist Leninist komünistlikten de söz edilemez. Bu durumda artık söz konusu olan şey, oportünizmdir, çift kimlikli, çok dinli karakter, duruş ve yaşam tarzıdır… Böyle bir tarz da “parti tarzı”, “yeni tarz” falan olamaz, hatta karikatürü bile olamaz!
 Proletarya, ancak ve yalnızca proleter devrim aracılığıyla, proleter devrimin ana içeriği olan proletarya diktatörlüğü aracılığıyla nihai hedefine, komünizme (sınıfsız toplum) ulaşabilir.
Lenin, “Üçüncü Enternasyonal ve Tarihteki Yeri” başlıklı makalesinde, III. Enternasyonal’in tarihsel ve politik misyonunu şu çarpıcı sözlerle dile getirir:
“Üçüncü Komünist Enternasyonalin çağ açan önemi, [sayfa 277] Marx'ın baş sloganını, sosyalizmin ve işçi sınıfı hareketinin yüzyıllar süren gelişmesini özetleyen sloganı, proletaryanın diktatörlüğü kavramı içinde ifade edilen sloganı gerçekleştirmeye başlamasında yatar.” (bkz. www.kurtuluşcephesi.com)
Bu kırmızı çizgiyi “Komintern’e Katılmanın 21 Koşulu”nda da en çarpıcı ifadelerle izleyebiliyoruz. Hep birlikte okuyalım:
“Komünist olmayan grupların Komintern’e alınmasını önlemek amacıyla II. Dünya Kongresi (3 ret oyuna karşılık bütün delegelerin kabulüyle) “Komünist Enternasyonal’e Katılma Koşullarına İlişkin İlkeler”i onayladı…
Komünist Enternasyonal’in II. Kongresi daha farklı koşullarda toplanıyor. … Daha kısa zaman önce II. Enternasyonal içinde yer alan ve Şimdi Komünist Enternasyonal’e katılmak isteyen, ama gerçekte komünist olmamış partiler ve gruplar da Komünist Enternasyonal’e yöneliyorlar. II. Enternasyonal kesin olarak parçalandı. II. Enternasyonal’in çıkış yolunun kalmadığını gören ara-partiler ve «Merkezci gruplar», gitgide güçlenen Komünist Enternasyonal’e yaslanmaya çalışıyorlar. Fakat bunu yaparken kendilerine daha önceki fırsatçı veya «merkezci» politikalarını sürdürme imkânı verecek bir «özerkliği» korumayı da umuyorlar. Komünist Enternasyonal belirli ölçülerde moda haline geliyor. «Merkez»in önde gelen bazı gruplarının Komünist Enternasyonal’e katılma talepleri, Komünist Enternasyonal’in bütün dünyanın sınıf-bilinçli işçilerinin ezici çoğunluğunun sempatisini kazandığını ve her geçen gün büyüyen bir güç haline geldiğini dolaylı biçimde doğrulamaktadır.
Komünist Enternasyonal, II. Enternasyonal ideolojisinden kesin olarak sıyrılmayan ve yarı-gönüllü olduklarını belli eden kararsız öğeler tarafından sulandırılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bundan başka, geniş kitlesi komünizmin bakış açısını benimseyen bazı büyük partilerde (İtalya, İsveç, Norveç, Yugoslavya, vb.), başını yeniden kaldırmak ve proleter devrimini aktif biçimde sabote etmek ve böylece burjuvaziye ve II. Enternasyonal’e hizmet etmek için sadece uygun bir anı kollayan, hatırı sayılır bir reformist ve sosyal-pasifist kanat da bulunmaktadır.
Hiçbir komünist, Macar Sovyetler Cumhuriyetinden çıkartılması gereken dersleri ihmal edemez. Macar komünistlerinin «sol» Sosyal Demokrat diye adlandırılanlarla kaynaştırılması Macar proletaryasına pahalıya mal olmuştur. Bunlardan hareketle, Komünist Enternasyonalin II. Kongresi, yeni partilerin katılma koşullarını kesin olarak ortaya koymayı ve Komünist Enternasyonal’e kabul edilen partilere, üstlerine düşen yükümlülükleri göstermeyi gerekli saymaktadır.” (abç.)
Bu sözlerin, değerlendirme ve kararların post-Marksistlerimizi, “mezhepçi Marksizm” teorisini savunanları, Marks-Engels’in Marksizm’ini, Çağımızın Marksizm’i olan Leninizm’i, yani Marksizm-Leninizm’i bir çeşitlilik olarak lanse edenleri, Leninizm’i de en fazlasından Marksizm’in bir mezhebi sayanları, Leninizm’in yerine Leninizm’in bir karikatürü bile olmayan Troçkizm’i geçirmeyi düşünenleri çok üzdüğünü (!) biliyoruz kuşkusuz. Fakat biz devam edelim.
“Komünist Enternasyonal’in II. Kongresi, Komünist Enternasyonal üyeliği konusunda aşağıdaki koşulları koymaktadır:
1- Bütün propaganda ve ajitasyon, gerçekten komünist nitelik taşımalı ve Komünist Enternasyonal programı ile kararlarına uygun düşmelidir. Partinin bütün basın organları, proletarya davasına bağlılıklarını kanıtlamış, güvenilir komünistler tarafından yönetilmelidir. Proletarya diktatörlüğünden, basitçe, bilinen ve araya sokuşturulmuş bir talep gibi söz edilemez (abç.); aksine onun propagandası öyle yapılmalıdır ki, her basit işçi, her kadın işçi, her asker ve köylü, günlük hayatın basınımız tarafından sistemli biçimde gözlenecek ve her gün kullanılacak olgularından kalkarak bu diktatörlüğün zorunluluğunu anlamalıdır.”
“7- Komünist Enternasyonal’e katılmak isteyen partiler, reformizmden ve «Merkezcin politikasından tümüyle kopuşu onaylamak ve parti üyelerinin geniş çevrelerinde bu kopuşun propagandasını yapmakla yükümlüdürler. Bu, olmadan tutarlı bir komünist politika yürütmek mümkün değildir. Komünist Enternasyonal’in bu kopuşun en kısa zamanda gerçekleştirilmesi yolunda yaptığı talep, kayıtsız şartsız bir ültimatom niteliğindedir. Komünist Enternasyonal, artık Turati, Modigliani, Kautsky, Hilferding, Hillquith, Longuet, Macdonald, v.b. kişilerin temsil ettiği müseccel oportünistlerin kendi üyesi sayılma hakkına sahip olmasına katlanamaz. Bu, yalnızca, Komünist Enternasyonalin bugün büyük ölçüde çökmüş bulunan II. Enternasyonal’e benzemesine yol açar.”
Oportünizme, revizyonizme, reformizme karşı ilkeli bir duruşla Marksizm-Leninizm’in saflığını koruma mücadelesi vermeyi bilmeyenlerin, özellikle de tarihsel ve siyasal yenilgilerden dolayı Marksizm-Leninizm’e inancı sarsılmış zihniyet ve yönelimlerin, ortacı oportünist zihniyet ve duruşla sözde sorunları “yaratıcı” tarzda çözmeye çalışanların Marksizm-Leninizm’e bağlı kalması bir yana ona reddiye yazan sapmaya tutsak olması kaçınılmazdır. Bunu, uluslar arası deneyimlerin yanı sıra, Marksist Leninist komünist partinin gelişme sürecinden, öz tarihsel tecrübesinden de açık bir şekilde görüyoruz. Niteliksel aşınma ve oportünizm öncelikle ideolojik tasfiyeciliğin, bürokratik elitizmin, kişi ve önderlik kültü yaratma, bu uğurda her şeyi araçsallaştırma tasfiyeci oportünist yöneliminin eseridir. İdeolojik birliğin çözülüş sürecinin somut ifadesi olan ve uzun yıllara dayanan ideolojik bunalımın öncelikli nedenlerini bu gerçeklerde aramak, bulmak, tanımlamak, çözmek gerekmektedir. İş o kerteye varmıştır ki, UKH’nın ve Marksist-Leninist bir partinin varlık hakkı ve temelleri, “iç demokrasi” adına, (ağır yaralanmış, ağır bir kan kaybına uğramış iç demokrasi gerçeği eşliğinde) sorgulandığı, post-Marksist, Troçkist tasfiyeciliğin propagandasını özgürce yaparak tüm bu değerlere, kazanımlara ve birikime reddiye yazdığı bir evreye gelinmiştir.
Marksist-Leninist bir partide ideolojik mücadelenin çerçevesi Marksizm-Leninizm’in ilkeleriyle sınırlıdır. Bu ilkeleri ret ve inkar eden hiçbir zihniyetin komünist saflarda yeri yoktur ve olamaz. Sözgelimi II. Enternasyonal oportünizminin “dünya devrimi” teorisini doğru bulabilirsiniz. II. Enternasyonal oportünizminin tersyüz edilmiş biçimi olan Troçkizm’i, onun sapkın dünya devrim teorisi ve çizgisini doğru bulabilirsiniz. 1950’lerden bu yana gelen uluslararası bölünmeler sürecinde daha özgün bir biçimde ortaya çıkan orta yolcu oportünizmi savunabilirsiniz. Post-modernizmi, post-Marksizmi savunabilir, Leninizm’i çağımızın Marksizm’i görmeyebilir, savunmayabilirsiniz. Ama tüm bunlar Marksist Leninist komünist  partinin teorisine, ideolojisine, programına yüzde yüz aykırıdır. Bu düşüncelerin/çizgilerin herhangi bir komünist partisinde “iç demokrasi” manipülasyonu ile propaganda edilmesine izin verilemez. Komünist partilerdeki iç demokrasi, eleştiri ve tartışma özgürlüğünün sınırları onun ideolojisi ve programı, tüzüğü tarafından çizilir. Leninizm’i reddetmek, onu çağımızın Marksizm’i değil de Marksizm’den bir sapma, Marksizm’in bir mezhebi, Leninizm’i Troçkizm olarak sunmak vs. vb. ne komünist olmakla, ne komünist parti üyesi olmakla bağdaşmaz. Buna izin vermek de bir parti suçudur. Nesnel anlamı o partinin niteliğini yadsımak, tasfiye operasyonuna çanak tutmak, onu tasfiye operasyonunu kolaylaştırmak, kışkırtmak demektir. Bir komünist partide çifte standart kabul edilemez. Komünist partisi burjuva bir tartışma kulübü değildir. Burjuvazinin ve küçük burjuvazinin özgürce propagandasını yaptığı bir arena değildir. “21. yüzyılın Marksizm’i” adı altında gerçekte Marksizm-Leninizm’e reddiye yazan, Uluslararası Komünist Hareket’in, Ekim devriminin, sosyalist inşa ve kazanımların oportünizme ve Troçkizm’e, post-Marksizme kurban edilmesine izin verilemez. Marksist Leninist komünistsen kral çıplak demek zorundasın… Tarihe ve sınıfa karşı mücadele yükümlülüğünün kesin hükmü budur.
Engels’in şu bakış açısı Marksist Leninist komünist olma iddiasında bulunanları uyarmalı ve yol göstermelidir:
“Eğer birleşmek zorundaysanız, diye yazıyordu parti liderlerine Marks, hareketin pratik amaçlarını karşılayacak anlaşmalara girin, ama ilkeler konusunda herhangi bir pazarlığa izin vermeyin, teorik ‘ödünler’ vermeyin.”
Leninizm’i çağımızın Marksizm’i olarak tanımayan, Leninizm’i Marksizm’in bir mezhebi olarak sunan, Leninizm ile II. Enternasyonal oportünizmi, Leninizm ile Troçkizm, Marksizm-Leninizm ile post-Marksizm arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı ve ideolojik ayrılığı ve bağlı olarak ideolojik ayrılıkları fütursuzca hiçe sayan, Marksizm-Leninizm’in yerine Troçkizm’i, post-Marksizmi geçirmeye çalışan temel ayrılıklar komünist bir parti içerisindeki düşünce ayrılıkları değil, aksine, proletarya ile burjuvazi, proletarya ile küçük burjuvazi arasındaki ayrılıktır. Marksist Leninist bir komünist partisi Troçkizm’in, post-Marksizmin, modern revizyonizmin propaganda arenası değildir ve olamaz da. II. Enternasyonal oportünizmiyle, Troçkizm’le olan temel ayrılığı ve tarihsel mücadeleyi ret ve inkar ederek oportünist tasfiyeciliğe, Troçkist demagoji ve manipülasyona uygun olarak Stalin’le perdelemek, temel gerçekleri fütursuzca çarpıtmak sınır tanımaz bir ikiyüzlülüktür…
“Birlik büyük bir şey ve büyük bir slogandır. Fakat işçilerin davasının gereksindiği Marksistlerin birliğidir; Marksistlerle Marksizmin düşmanları ve çarpıtıcıları arasında birlik değil.” (Lenin) Uzun bir zamandan beri reddiye yazılan bu gerçek ve ilkesel bakış açısı bugün çok daha kaba-saba bir tarzda “cesur”ca ortaya çıkmış ve üstelik özgürce at koşturmaktadır. Bu, Marksist Leninist komünist olmayı yadsımaktan başka bir şey değildir. Buna söz konusu olanağı sunmuş olan da tasfiyeci oportünist yönelimdir...
Herhangi bir Marksist Leninist komünist partinin birliği ancak ve yalnızca ideolojik birlik üzerinde yükselir, yetkinleşir. Onun politik ve örgütsel bağımsızlığının ve politik sürekliliğinin temeli, tarihsel ve güncel politik işlevlerini pratikleştirmesinin güvencesi ilkelerdir, teorisidir, ideolojisidir. Bu temel yadsındığında, tasfiye edildiğinde ortada parti-marti falan kalmaz. Komünistler ideolojik bunalımını da ancak ve yalnızca Marksizm-Leninizm temelinde aşabilir, yeniden ve yüksek düzeyde kurabilir ve yetkinleştirebilir. “Kendilerini sosyalist sanan” (Lenin) küçük burjuva akımlarla, burjuva demokratlarla birlik; proletarya ile burjuvazi, proletarya ile küçük burjuvazi, kapitalizm ile sosyalizmin birliği Marksizm-Leninizm’in, komünist partinin ret ve inkârından, tasfiyeci oportünizmden başka bir şey değildir. Somut olarak “sosyalizmin sorunları”nı tartışmanın yerine, Marksizm-Leninizm’in teorisinin ve ilkelerinin geçerli olup olmadığı tartışılmasının geçirilmesi, oportünist tasfiyeciliğin, Troçkizm’in, post-Marksizmin ideolojik saldırılarının ne denli yıkıcı ve tasfiyeci bir tarzda komünist safları etkilediğini göstermesi bakımından da çarpıcı bir durumdur. Komünistsen böyle bir durumu kabul etmemelisin. Mesele bu kadar açıktır. Bunlar aynı zamanda partinin “ideolojisizleştirilmesi” sürecinin ifadesidir.  Açık ki bu tablo rastlantılarla izah edilemez. Her komünistin bu gerçek üzerinde de düşünmesi, dersler çıkarması gerekmektedir. 






12 Mart 2016 Cumartesi

TASFİYECİLİĞİN PANZEHİRİ MARKSİZM-LENİNİZM’DİR



TASFİYECİLİĞİN PANZEHİRİ MARKSİZM-LENİNİZM’DİR
Tasfiyecilik, proletarya üzerindeki burjuva etkiyi ifade eder. Tasfiyeci oportünizm, sınıfsal ve ideolojik karakteri gereği, ideolojik ve örgütsel bakımdan proletarya ve değerlerinin ret ve inkarı üzerinde yükselir. Tasfiyecilik tek bir biçime indirgenemez, aksine, sayısız biçimlerde ortaya çıkabilir ve bu bakımdan da son derece esnek ve kabiliyetlidir. Kuşkusuz ki tasfiyecilik, içerisinde doğduğu somut tarihsel koşulların, tarihsel ve politik dönemeçlerin damgasını taşır; dolayısıyla somut tarihsel bağlamından koparılmış bir tasfiyecilik analizi ise düşünülemez. Ancak hangi koşullarda ve hangi biçimlerde ortaya çıkarsa çıksın, tasfiyecilik, Marksizm-Leninizm’in, proletaryanın, devrim ve sosyalizmin, komünizmin ideolojik düşmanı karakteri taşır.
Herhangi bir komünist partide ortaya çıkan ya da çıkacak tasfiyeci oportünizme karşı mücadelenin temel yöntemi ideolojik mücadeledir. Hele de ideolojik birliğin (teori, program, strateji ve taktiklerde) çözülmüş olduğu, derin bir ideolojik bunalımın komünist hareketi darbelediği koşullarda bu yol ve yöntem çok daha yaşamsal bir önem taşır. Tasfiyeci oportünizme karşı Marksist-Leninistlerin en geniş birliğini sağlayacak ilkeli bir ideolojik mücadele olmaksızın o, yenilgiye uğratılamaz. Tasfiyeci akıma karşı ancak böyle bir mücadeleyle Marksist-Leninistlerin ideolojik birliği ve donanımı nitelikli hale getirilebilir; teori, program, strateji, taktikler ve örgütsel çizgi zenginleştirilebilir. Marksist-Leninist partinin ideolojik ve örgütsel birliği daha yüksek bir temelde ve düzeyde kazanılabilir.
Hatırlatmak gereksizdir ki tasfiyecilikle ideolojik uzlaşma tasfiyeciliğe götürür. Bu olgu, Uluslararası Komünist Hareket’in tarihsel deneyimleriyle, o arada kendi öz deneyimlerimizle de, sabittir. İdeolojik mücadelede orta yol, orta yolculuk tasfiyeciliğin bir diğer formasyonudur; Marksist Leninist Komünistler yalnızca tasfiyeciliğin açık biçimlerine karşı değil, tasfiyeci oportünizme kan taşıyan orta yolcu oportünizme karşı da ilkeli, donanımlı, ideolojik-siyasi uyanıklığa dayanan inisiyatifli, yaratıcı, vurucu bir mücadele yürütmekle yükümlüdürler. Ve bu mücadele mekanik materyalizme, subjektif idealizme ve agnostisizme, postMarksizme karşı mücadele temelinde, diyalektik materyalizme, onun tarihsel-toplumsal gelişmeye uyarlanmasından başka bir şey olmayan tarihsel materyalizme, Marksizm-Leninizm’in ilkelerine dayalı bir tarzda geliştirilmelidir. PostMarksist tasfiyecilik de içinde olmak üzere tasfiyeciliğe karşı geliştirilecek mücadelede Uluslararası Komünist Hareket’in, sosyalist inşa sürecinin ağır hata ve zaafları da ilkeli bir açıklıkla ortaya konulmalıdır. Aksi bir tutum en liberal biçimlerinden en sekter bürokratik elitist iktidarda kalmayı amaç haline getirmiş, geri kalan her şeyi araçsallaştırmış biçimlerine kadar tasfiyeci akıntıya ve cepheye kan taşıyacaktır. Küçük burjuva açıkgözlülükle şekillenmiş, zeytinyağı gibi suyun üstünde durmada pek maharetli olan (ki bu da ideolojik çürümenin ürünüdür) tasfiyeci akıntıya karşı Marksizm-Leninizm’in temellerini korurken ve savunurken aynı zamanda teoriyi zenginleştirerek geliştirme görev ve sorumluluğuyla da karşı karşıya olduğumuzu bir an için olsun bile unutamayız.
Geldiğimiz ve getirildiğimiz yer rastlantılarla izah edilemez, aksine, düşünce ayrılıkları başta olmak üzere sorunların zamanında ilkeli ve yapıcı, kolektif ve demokratik bir çizgide partili mücadele yöntemleriyle ele alınarak çözülmemesi, ideolojik uzlaşıcılık, oportünizme kayış, kariyerist ve bürokratik tasfiyeci önderlik anlayışı, kadro politikası ve çalışma tarzı, alınan yenilgiler vb. nedenlerle ortaya çıkan tablodur bu. Bu tablo ve faturası, Birlik Devrimi’nin yolundan saptırılmasının ağır faturasıdır. Görmek isteyen devrimci komünist zihniyet ve gözler için bu ağır ve yıkıcı sürecin etkisi ve rolü apaçık ortadadır…
Tasfiyecilik, tıpkı diğer oportünist akımlar olgusunda olduğu gibi, tarihsel ve sosyal bir üründür; içerisinde geçilen çağla, somut olarak tasfiyeci oportünizmin içerisine doğduğu, şekillendiği iç ve uluslararası koşullarla bağlı bir akımdır. Sözgelimi tasfiyeci oportünizmi tek tek kişilerin kötü niyetiyle vs. izah edemeyiz. O asıl olarak nesnel koşullarla, nesnel koşullardaki değişimlerle, bu değişimin ideolojik-teorik, programatik, taktik, örgütsel olarak zihinlere yansıması ve biçimlenmesiyle, biçimlendirilmesiyle bağlıdır… Ve kuşkusuz ki bir kez ortaya çıktıktan, şekillenmeye başladıktan sonra tasfiyecilik, öznel alanda aktif yıkıcı ve çürütücü bir unsurdur ve doğal olarak belli kişiler, belli kesimler tarafından temsil edilir ve o tasfiyeci revizyonist görüşlerin de mücadelesi verilir… Bütün tarihsel tecrübe bu gerçeği kanıtlıyor.
Tasfiyeci oportünizm, sınıflar üstü ya da dışı bir akım değildir aksine, proletarya saflarında burjuva bir etki (sapma, çizgi, hizip vb. biçimlerde) olarak küçük burjuva sınıfsal bir temele ve karaktere dayanır. Kural olarak da komünist partilerin ideolojik bakımdan en zayıf kesimleri ya da onların bir kesimi tarafından temsil edilir. İstisna tanımaz bir şekilde her komünist partide küçük burjuvazi vardır ve bu küçük burjuvazi, hangi kılığa girerse girsin, burjuva etkiye en açık, enternasyonal proletaryanın sınıf ruhuyla eğitilmemiş ya da yeterince eğitilmemiş, Marksizm-Leninizm’i içselleştirememiş, ilkelere bağlılığı ve istikrarı en zayıf kesimlerden oluşur. İşin teorisini yapanlar, teorik ve pratik olarak komünist partileri tasfiyeye yönelenler bu kategorilerden çıkar…
Uzak geçmişe uzanmadan özellikle 80’ler sonrası dünyayı şöyle bir hatırlayacak olursak:
Uluslararası tekellerin damgasını bastığı emperyalist küreselleşme dalgası atağa geçti. Küresel çapta emperyalist sistem alt ve üst yapısıyla yeniden yapılandı. Sosyal emperyalist sistem ve kamp beklenmedik bir hızla çözülerek yıkıldı. ASHC tasfiye edildi. Çin, emperyalist dünya sistemiyle hızla entegrasyona yöneldi. Dünya devrimi dibe vurdu; devrim ve karşı-devrim arasındaki güçler dengesi açık ve ezici bir şekilde dünya gericiliğinin eline geçti. Dünya karşı-devrim cephesinde özellikle de emperyalist devletlerarası güç dengelerinde ortaya köklü değişiklikler çıktı…
Devrimden, Marksizm-Leninizm’den, proletaryadan, sosyalizm ve komünizm mücadelesinden kitlesel yüz çeviriş başladı. Devrimci ve komünist parti ve örgütler geniş çaplı tasfiyeye uğradı. Yenilgi ve gericilik, doludizgin karşı devrimin baskı ve saldırısı altında tasfiyeci oportünizm, yeni tip “sol” liberal dalga ve fırtına yükselen değerlere dönüştü… Elveda devrim, elveda proletarya, elveda Marksizm-Leninizm, yaşasın postmodern çağ vb. haykırışları kulakları sağır etti. Arkasında uluslararası emperyalist tekellerin doğrudan ya da dolaylı olarak durduğu söz konusu azgın ideolojik ve siyasi saldırıların eşliğinde burjuva liberalizmi, postmodernizm, postMarksizm atağa geçerek zaferini ilan etti… Bernsteincılık, Kautskcilik, II. Enternasyonal oportünizmi, Troçkizm, Buharincilik, revizyonist üretici güçler savunusu vb. vb. yenilik sosuna da bulanmış bir tarzda hortladı, hortlatıldı.
“Stalinizm” düşmanlığı, “tek ülkede sosyalizm” düşmanlığı, Leninist dünya proleter devrimi teorisi düşmanlığı ayyuka çıktı. “Marksizm”in “modernizmden kopuşamadı”ğı, 20. asırda gerçekleşen devrimlerin “sosyalizm iddialı” da olsa, gerçekte “demokratik devrimler” olarak kaldığı ve bu devrimlerin “modernist inşa”nın ötesine zaten geçemedikleri, proletarya diktatörlüğü altında sosyalizmin zaten inşa edilemeyeceği vb. küstahça ve saldırganca ilan edildi.
 Çağımızın emperyalizm ve proleter devrimler çağı, Leninizm’in çağımızın Marksizm’i olduğu örtülü ya da örtüsüz, çoğu zaman da açıktan açığa ret ve mahkûm edildi. “21. yüzyılın Marksizm’i”, “yenilgilerden ders çıkarma”, “devrimci yenilenme”, “dogmatizme”, “doktrinizme” karşı mücadele, “yeni tarihsel koşullar” vb. kılıfıyla en gerici tasfiyeci teori ve tezler, postmodern propaganda ve pazarlama yöntemiyle ortalığı kasıp kavurdu. “Marx’a dönüş” adı altında Marx ve Engels’in teorisi de tahrif edilerek, içi boşaltılarak Leninizm’e, bir diğer ifadeyle Marksizm-Leninizm’e karşı burjuva liberal karakterde sistematik bir saldırı geliştirildi. Stalin Lenin’in, Lenin Marx-Engels’in, Marx “genç Marx”ın karşısına konumlandırılarak ret ve inkâr harekâtı sayısız maske altında proletarya ve halkların saflarına boca edildi.
Marksizm’in, Marksizm-Leninizm’in bir çeşitlilik olduğu, “Marksizm tabanında/zemininde duran”, “Marksizm iddialı akımlar” “Marksizm’in” birer mezhebi ilan edildi. Tarihsel tecrübeler ve teori, diyalektik materyalist yöntem, tarihsel materyalizm vs. adına (kuşkusuz onlar da tahrif edilerek) sınır tanımaz bir saldırganlıkla çarpıtılarak devrimden, sosyalizm ve komünizmden, Marksizm-Leninizm’den, dünya proleter devriminden yüz çeviriş güvence altına alınmaya çalışıldı vb.
Bu akıntı enternasyonal proletaryaya ve değerlerine, dünya devrim tarihinde ilerici ve devrimci olan her şeye karşı geliştirdiği gerici savaşında hileli yöntemleri, etkili olabilmek için “sol” söylemi kullanmaya azami dikkat ve özen gösterdi. Lenin’e, Stalin’e, III. Enternasyonale, sosyalist inşa ve sisteme, Uluslararası Komünist Hareket’e karşı da bu yol ve yöntemlerle saldırdı. Bu bağlamda söz konusu tarihte ortaya çıkan çeşitli ve ağır zaafları vb. kullanarak azgınca gerçeği tek yanlı çarpıtıp pazarlayarak manipülasyon yaptı ve yapmaktadır. Bunu yaparken tarihte Leninizm’e, Marksizm Leninizm’e, sosyalist inşa ve proletarya diktatörlüğü çizgisine karşı çıkan bir dizi oportünist akım ve tarihsel şahsiyet, dahası yeni tip burjuva karşı-devrimin ve kapitalizmin restorasyonuna önderlik eden Kruşçevler, vb. yüceltildi ya da mazur gösterilmeye çalışıldı. Birincilere “Marksizm”i, ikincilere ise liberalizmi uygulamaları söz konusu ideolojik-politik saldırı dalgasında, demagoji, manipülasyon kampanyasında göz çıkarıyordu ve çıkarmaya da devam etmektedir... Eh, yeni tip burjuva liberalizminin de, yeni tip oportünizm ve tasfiyeciliğin de aynı zamanda burjuva, küçük burjuva çifte standart demek olduğunu bilenler için bu zihniyet, yöntem ve duruş anlaşılırdır… Anlaşılırdır ama komünist saflardaki etkisi de güçlüdür ve asla hafifsenemez.
Uzatmayalım, bu özet olmaktan uzak hatırlatmalar bile tasfiyeci akımın bazı karakteristik özelliklerini çarpıcı bir tarzda göstermektedir. Fakat hemen altı çizilerek bu karakteristiklerden biri olan ve ne kadar vurgulanırsa yeri olan olguyu tekrar hatırlatalım: Söz konusu ideolojik ve siyasi saldırı kampanyasında, enternasyonal proletaryanın ve Uluslararası Komünist Hareket’in tarihsel zaafları, yetmezlikleri, kendini yenileyerek yeterince geliştirememesi, geride kalması, yenilgileri fütursuzca sömürüldü; özellikle yeni tip burjuva liberal ideolojik saldırıların, demagoji ve manipülasyonun etkili olması için bu zaaflara özel ve temel bir rol verildi, kullanıldı. Ağır zaaflar, ağır hatalar, yetersizlikler, bazı sapmalar, yenilgiler Lenin’i, Stalin’i, Ekim Devrimi’ni, Lenin ve Stalin’in partisini, sosyalist inşa ve kazanımları, III. Enternasyonal’i, Enver Hoca’yı vb. mahkum etmenin, revize etmenin, kirletmenin, unutturmanın tipik aracı haline getirildi. Bu gerçeğin özellikle ve asla unutulmaması ve sık sık hatırlatılması gerekmektedir.
Vurgulanması gerekir ki, dünya komünist hareketinin tarihsel ve güncel zaaflarının, yenilgilerinin eleştirel aşılması, geçmişten gelecek için kapsamlı ve derinlikli dersler çıkararak, ideolojik ve örgütsel donanımı zenginleştirerek, yenilenerek yürümek bir şeydir, aynı sloganları, formülasyonları, söylemi kullanarak o tarihe ve çizgiye reddiye yazmak ise farklı bir şeydir; ikincisi oportünizm ve tasfiyeciliktir. Birinci görevi de ne kadar gecikmiş olursa olsun yerine getirecek olan tasfiyecilik değil, Marksizm-Leninizm’in temellerini korumak ve savunmakla yükümlü olan komünistlerdir.
Leninizm’i, Marksizm-Leninizm’i bir çeşitlilik olarak sunarak, yorumlayarak, burjuva ve küçük burjuva sosyalizmini aklama, ideolojik-ilkesel ayrımları revize ederek düzeltme operasyonunda Marksist-Leninist olan hiçbir şey yoktur ve zaten, diyelim ki özellikle de son 30-40 yılda, uluslararası burjuvazi ve bağlaşıkları, yeni tip burjuva liberal fırtına bu işi sınır tanımaz bir fütursuzlukla gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Onlara gecikmiş olarak katılmanın ise hiçbir devrimci ve Leninist değeri yoktur. Leninizm ne Marksizm’in bir mezhebidir ne de bir kalem darbesiyle silinebilecek bir şeydir; o çağımızın Marksizm’idir. Dünya proletaryasının dünya görüşüdür. Proletarya hareketinin kurtuluş teorisidir. Çağımızda on milyonların, yüz milyonların tarihsel eyleminin sınavından geçmiş, bilimsel olarak kanıtlanmış bir ideolojidir… “Marksist”, “devrimci Marksist”  kavramlarını bilinçli bir tarzda kullanarak Lenin’i, Leninizm’i, yani Marksizm-Leninizm’i unutturma, “Marksist” kavramı ile, “Marksist” söylemle Leninizm’i hafızalarda silikleştirerek unutturma, postMarksist tasfiyeciliğe meşruiyet kazandırma operasyonuna karşı mücadele yürütmek Marksist Leninist Komünistlerin yakıcı görevidir. Kurumlara, yayınlara “Marksist” adlarının verilmesi de aynı tasfiyeci oportünist, postMarksist ideolojik tasfiyeciliğin yansımasıdır sadece. PostMarksist tasfiyeci akımın Lenin adını, Leninizm adını kullanmadan ısrarla “Marx”, “Marksist”, “devrimci Marksist”, “Marksizm” vb. nitelemeleri ısrarlı kullanmasının ideolojik ve siyasi anlamını bilince çıkarmak ve göstermek biz komünistlerin görevidir. Öyle belkemiksiz, ilke yoksunu, duruma göre şekil alan oportünist ve tasfiyeci kıvraklıkla bu sorunun üstünden atlanamaz.
Ne yazık ki hatırlatma ve vurgulama gereksinimi duyuyoruz: Birlik Devrimi Marksist-Leninist temelde ve daha yüksek bir nitelikte kurulmuş bir birliği yaratmıştı. Birlik Devrimi’nin yarattığı öncü, kendi ideolojisini açıkça Marksizm-Leninizm olarak ilan etmişti. Bunu özellikle de “elveda Marksizm-Leninizm”, “elveda proletarya”, “elveda Leninist parti”  vs. çığlıklarının yükseldiği, inkârcılık ve dönekliğin geçer akçe olduğu bir tarihsel konjonktürde gerçekleştirmişti. Öncüyü yaratan Birlik Devrimi, öncünün ad seçimi de dâhil tüm karar ve duruşlarında Marksizm-Leninizm’e bağlılığını katı bir şekilde ilan ederek bayrağını göndere çekmişti. Bu, son derece bilinçli, donanımlı, iradi bir duruştu. Birlik Devrimi’nin yeni tip kavrayışı, teori ve gerçeklikle yeni bir tarzda ilişkilenişi anlayışı (ki gerçekte daha sonra ondan büyük bir oranda kopuşuldu; eski yeninin içinde yeni bir biçimde ama mızrak çuvala sığmadığı için giderek arsızca, kaba-saba bir tarzda açığa çıkan, dahası bürokratik merkeziyetçiliğe, ekipçiliğe, kişi ve önderlik kültüne, mutlak iktidar zihniyet ve tarzına, duruşuna dayanarak şekillenmiş önderlik anlayışına –“etkin birey”, “stratejik önderlik” sosuna bulanmış ekipçi zihniyet ve pratik olarak- , tasfiyeciliğe dayanan yeni zaaflarla şekillenmiş olarak) çoktan tasfiye edildi. Öncü kapsamlı bir şekilde “ideolojisizleştirme”ye uğradı. Niteliksel erozyon ondan çok şey götürdü. Teorik, programatik, stratejik, taktik çizgisinden derin ve kapsamlı bir sapmayla ağır yaralı hale getirildi. Çok kan kaybedildi. Kuşkusuz ki bunlar Birlik Devrimi’nin zihniyeti değildi ama ondan sapmanın eseriydi. Birlik Devrimi çarpıtılarak, tanınmaz hale getirilerek, araçsallaştırılarak, küçük burjuva tasfiyeci heveskar girişim ve yönelimlerin kılıfı haline getirildi… Şimdi (uzun yıllardan beri) büyük bir oranda tasfiye edilmiş Birlik Devrimi’nin sınıf mücadelesiyle ilkeli, özgün, yaratıcı tarzda ilişkilenme perspektif ve yönelimini rehber alma adı altında, sözde teori ve gerçeklikle yeni bir tarzda ilişkilenme adına, gerek Marx-Engels’in Marksizm’ine, gerekse de Marksizm’in çağımızdaki ifadesi olan Leninizm’e, böylece Marksizm-Leninizm’e reddiye yazılıyor.
Üstelik bu zihniyetin ve yönelimin özgün ve yaratıcı bir yanı da yoktur. Başka yerlerden, postMarksist akım ve kaynaklardan alınarak, gerçek/orijinal kaynakları ve savunucularından bahsedilmeyerek “yenilik” ve “yaratıcılık adına ortama sunuluyor. Bu, korkunç bir durumdur. İnsanlar farklı düşünebilir, farklı sonuçlara ulaşabilir, inandıkları düşüncelerin mücadelesini verebilir ama eğer söz konusu düşünceler zaten on yıllardır başka akımlar ve aydınlar tarafından ortaya konulmuşsa, savunulup propaganda ediliyorsa, bu durumda, ilkeli ve ahlaki tutum, özeleştirel bir açıklıkla gecikmeli olarak yeni benimsenmiş düşüncelerin orijinal kaynakları gösterilerek söz konusu düşünceler sanki yepyeni buluşlar/üretimlermiş, yaratıcı atılımlarmış gibi lanse edilmez. Bu, ideolojik çürümenin bir yansımasıdır. Ama tasfiyecilik aynı zamanda her bakımdan çürümedir…
                                   II
Tasfiyeci “postMarksist” zihniyet ve yönelimlere ve bürokratik kastlaşmaya dayanan önderlik anlayışlarına başlıca yanıtlar üç kitabımızda da* verilmiştir, hem de kapsamlı tarzda. Sosyalizmin sorunları, SSCB’de ve sosyalist kampta kapitalizmin restorasyonu, ASHC’nin yıkılışı, UKH’nın zaafları, “küreselleşme”nin tahlili ve çıkarılacak sonuçlar, dünya devrimi perspektifi, “elveda proletarya” vb. diyenlere gerekli yanıtlar teoriye, tarihsel deneyime, somut gerçekliğin analizine dayanarak verilmiştir. Bu çalışmalarımız hem eleştirel, hem özeleştirel nitelik taşımakta hem de gerekli derslerin çıkarılmasını; geleceğe dönük teorik-ideolojik açılım ve zenginleşme çabasıyla ortaya konulmuştur. Bu çalışmalarda bir dizi “izm”li akımın ve aydının eleştirisine de başlı başına önem verilmiştir. Ortaya konulan emek ve üretim ciddi yetersizlikler, çeşitli hatalar, eksiklikler taşıyabilir. Bu da doğaldır. Önsel olarak bunu reddetmeden sorunları ele almaya devam edeceğiz. Keza bloğumuzda da (Hasan Ozan Makaleler) konu ve sorunlar bağlamında bir dizi makaleye yer verilmiştir**. Kuşkusuz ki, söz konusu çalışmaların kolektif akılla derinleştirilmesi, geliştirilmesi gerekmektedir. Ve bu “kolektif akıl” iç ve uluslararası alanda komünistlerin kolektif aklı olarak kavranmalı ve işlevselleştirilmelidir. Bloğumuzda konular bağlamında bir dizi makale yayınlamaya devam edeceğiz. Ki bu yazı kısaca bazı gerçekleri dile getirmekle, bazı uyarılar yapmakla sınırlanmıştır.
“SSCB’de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler” başlıklı kitabımızda da ifade edildiği gibi;
“Biz bu kitabımızda, bir bütünlük içerisinde sosyalizmin tarihsel deneyimini incelemeye, dersler çıkarmaya, tasfiyeci revizyonist akımların ana tezlerini eleştirmeye çalıştık. Bir dizi revizyonist tasfiyeci teori, analiz ve tezin Marksist-Leninist hareket üzerindeki etkisi de sır değildir. Ancak vurgulamak gerekir ki, Marksizm-Leninizm’den sapmayla belirlenen söz konusu etkiler, ne yenidir ne de herhangi bir yenilik gücüne sahiptir. Aksine, daha öncesi bir yana, özellikle de son 60-70 yıldan bu yana süregelen tasfiyeci revizyonizmin teori ve tezlerinin, “dogmatizme”, “muhafazakarlığa”, “teorik-ideolojik tutuculuğa karşı mücadele”, “yaratıcı Marksizm” vs. adına, herhangi bilimsel devrimci karaktere sahip olmaksızın propaganda ve ajitasyonundan ibaret görüşlerdir. Dolayısıyla kitabımızda, başlıca eleştiri ve değerlendirmelerimizi, söz konusu tasfiyeci revizyonist, sosyal liberal, sosyal reformcu düşüncelerin öteden beri sözcülüğünü yapagelen ya da söz konusu akımların düşüncelerini temsil eden ya da bir biçimde yansıtan isimler üzerinden yaptık. Taklitçileri yerine, aslını incelemek, eleştirmek daha sağlıklı bir yöntem olsa gerek.
“Tarihten ders çıkarma ve teoriyi yenileme adına Brensteın’e, Kautsky’e, II. Enternasyonal oportünizmi’ne, Troçkizm’e, Buharinciliğe, Titoculuğa, Kruşçevciliğe, Brejnevciliğe, Avrupa Komünizmine, orta yolcu oportünizme, Maocu revizyonizme geri dönmek gerekmiyor.
“Tarihten ders çıkarmak, teori ve pratiği zenginleştirmek adına neo-liberal, post-modern, post-Marksist burjuva, küçük burjuva tasfiyeci akıntıya boyun eğmek de gerekmiyor.
“Tarihin cangılında yolunu kaybetmiş ve denek taşında yenik düşmüş, bilimsel ve devrimci karaktere sahip olmadığı açığa çıkmış ya da düpedüz gerici karaktere sahip olduğu ayan-beyan ortada olan teorilere, ideolojilere, pratiklere tutunarak tarihten ders çıkarılamaz.
“Uluslararası Komünist Hareket’in teorik çalışmanın, ideolojik mücadele ve donanımın hakkını vermeyen tarihi zaaflarını, keza bu zafiyetin bir yansıması olan dogmatik zaafları da sömüren, böylece “tarihten ders çıkarma” adına, “ideolojik-teorik yenilenme” adına, yukarıda andığımız akımlar ve teoriler çerçevesinde şekillenen açılımlar, eleştiriler, değerlendirmeler vs. ortaya çıktığı her yerde tasfiyeci bir sapma var demektir. Parlak lafların arkasına, keskin komünist söylemin bayrağı altına, çok yenilikçi görünen değerlendirmelerin ardına gizlenen ve özellikle de tarihi yeterince bilmeyen ve donanımı yetersiz kesimler ve devrimciler üzerinde etki yaratabilecek tasfiyeci söylemlere ve içeriğine karşı etkin bir mücadele geliştirmek ihmal edilemez, yaşamsal, tarihsel bir yükümlülüktür. Fakat bilinmelidir ki bu durum, iç ve uluslararası komünist hareketin günahlarının kefaretidir… Doğa boşluk tanımaz. Teori, teorik çalışma, ideolojik donanım ve ideolojik mücadele alanları da öyle! Tıpkı politik mücadelede olduğu gibi…
“Oportünizm ve tasfiyecilik hangi kılığa bürünürse bürünsün oportünizm ve tasfiyeciliktir ve ortaya çıktığı her yerde komünist militanı ve devrimciyi ideolojik olarak silahsızlandırma işlevini oynamıştır ve oynamaktadır. “Pirincin içindeki siyah taşlardan korkma beyaz olanlardan kork!” (Japon atasözü) Komünist ve devrimci militanın bu gerçeği, asla unutmaması gerekir.
“Son bir nokta: İnsanın, sınıfın, devrimin, sosyalizmin düşmandan beter dostları olacağına, binlerce düşmanı olsun daha iyidir.”

*1- Emperyalist Küreselleşme Ve Dünya Devrimi Değişen Ne?
(2011, Akademi Kuram,  Akademi Yayın, Ceylan Yayınevi)
2- SSCB’de Kapitalizmin Restorasyonu, Sosyalizmin Sorunları, Tarihi Dersler
(2011, Akademi Kuram, Akademi Yayın, Ceylan Yayınevi)
3- Kesintisiz Devrim Ve İktidar Sorunu
(2014, Sınırsız Yayıncılık)

** Bloğumuzda; 2012 yılı itibari ile 18, 2013 yılında 20, 2014 yılında 21, 2015 yılında 18, 2016 yılı itibari ile elinizdeki makaleyle birlikte 2 makale yayınlanmıştır.
Makalelerin önemli bir kesimi sosyalizmin sorunlarıyla, “küreselleşme”nin tahliliyle, dünya devrimi perspektifleriyle ilgilidir.
Kitaplarımız hakkında okuyucuya bir ön fikir vermesi için sitede üç kitabın da “İçindekiler” bölümleri ve “Önsöz”leri de yayınlanmıştır.